Üniversitemiz


Kuruluş

  • 1453 

Akademik

  • Fakülte: 23
  • Enstitü: 17
  • Yüksekokul: 2
  • Meslek Yüksekokulu: 7
  • Bölüm: 2
Diploma Program Sayıları
  • Ön Lisans : 62
  • Lisans : 155
  • Ön Lisans ve Lisans Toplam: 217
  • Yüksek Lisans :403
  • Doktora:283
  • Y.Lisans ve Doktora Toplam: 686
  • Genel Toplam: 903

Personel Sayıları

  • Öğretim Elemanı: 5.784
  • İdari Personel: 12.337

Öğrenciler Öğrenim Düzeyine Göre

  • Ön Lisans: 53.696
  • Lisans: 169.982
  • Yüksek Lisans: 22.053
  • Doktora: 8.193

Açık ve Uzaktan Öğretimde: 141.325

Toplam: 253.924 Öğrenci


Dünyanın En İyi 500 Üniversitesi (ARWU)

  • Sıralama: 385

Nobel Ödülü

Ödül Sayısı: 2

  • Nobel Edebiyat Ödülü (Orhan Pamuk)
  • Nobel Kimya Ödülü (Prof. Dr. Aziz Sancar)

 Slogan

  • “Tarihten Geleceğe Bilim Köprüsü”

Kampüs

  • Kampüs Sayısı: 14

Kütüphane Kolleksiyonu

  • Kitap Sayısı: 1,5 Milyon (Yaklaşık)

Rektör

  • Prof. Dr. Mahmut AK

 

 Logo ve Simge

 

 


 



“Yeni Çağda” Öncüydük,

“Bilgi Çağı”nda da Öncü Olacağız…

 

1453’te Fatih Sultan Mehmet’in İstanbul’u fethetmesiyle başlayan “Yeni Çağ”ın bir diğer önemli olayı da, İstanbul Üniversitesi’nin geleceğe uzanan temellerinin atılmasıdır. İstanbul Üniversitesi, Avrupa’da kurulan ilk 10 üniversiteden biri olma özelliğini de gururla taşımaktadır. Geçen yüzyıllar boyunca İstanbul Üniversitesi, çağının ilerisinde pek çok değişim yaşamıştır; değişmeyen tek olgu ise, bilimsel alandaki öncülüğüdür.

 

Cumhuriyet İlkelerinin ve Değerlerinin Koruyucusuyuz

 

Gücünü gençlerden alan İstanbul Üniversitesi, varoldukça Cumhuriyet ilkelerini ve değerlerini temsil edecektir. İstanbul Üniversitesi, halkın verdiği misyonla, Atatürk ilke ve devrimlerinin her dönemde ve her koşulda yılmaz koruyucusu olacaktır. Cumhuriyetin değerlerini yıkmak isteyenler, bütün öğretim kadrosu, idari personeli, mezunu ve öğrencisiyle İstanbul Üniversitesi’ni karşısında bulacaktır.

 

Deneyimli Dev Bir Öğretim Kadrosuyla Eğitim Veriyoruz

 

İstanbul Üniversitesi’nde, şu anda 5000 öğretim üyesi ve öğretim elemanı, öğrencilerimizin en nitelikli biçimde yetişmesi için büyük bir özveriyle çalışmaktadır. Yaşadığımız bilgi çağında, özel sektörün gereksinimi olan en önemli olgu, yetişmiş beyin gücüdür. İstanbul Üniversitesi ve sektör işbirliği çerçevesinde gerçekleştirilen çalışmalar, öğrencilere derslerle aktarılmaktadır. Böylece öğrencilerimiz kuramsal bilginin yanı sıra uygulama aşamasını da öğretim üyelerimizden doğrudan görmektedir.

 

Öğrencilerimiz karşılaştıkları sorunları öğretim üyelerimizle rahatlıkla çözebilmektedir. İstanbul Üniversitesi’nin en önemli özelliklerinden bir tanesi de, öğretim üyeleri ve öğrencilerin arasında kurulan sıcak iletişim sayesinde karşılıklı bilgi ve deneyimlerin paylaşılmasıdır.

 

Eğitimimizle ve Bilimsel Çalışmalarımızla Ulusal ve Uluslararası Alanda Tanınıyoruz

 

Değerli öğretim üyelerimizin gerçekleştirdiği bilimsel araştırmalar, kendi alanlarında yeni ufuklar açmakta, gelecekteki çalışmalara zemin oluşturmaktadır. İstanbul Üniversitesi, ülkemizde yeni kurulan üniversiteler ve kardeş Türk Cumhuriyetleri’nin üniversiteleri ile kültürel ve bilimsel çalışma programları geliştirmekte de öncü bir üniversitedir. Öğretim üyelerimizin uluslararası bilimsel çalışmaları ile Türk bilim hayatı en iyi şekilde tanınmaktadır. Öğretim üyelerinin ülke sorunları ile ilgili çalışmaları, Türkiye’nin geleceğini yönlendirmede başvuru kaynağı olarak gösterilmektedir. Fakültelerimizin uyguladığı programlar, dünyadaki diğer üniversitelerce kabul edilmektedir. Öğrencilerimiz bilimsel çalışmalarını Avrupa ve/veya Amerika’da herhangi bir üniversitede sürdürmek istediklerinde İstanbul Üniversitesi diploması öğrencilerimize ayrıcalık tanınmasını sağlamaktadır. ABD ve Avrupa’nın çeşitli üniversiteleri ile ikili bilimsel sözleşmeler yapılmakta, çeşitli kurumlarla ortak çalışmalar ve öğrenci değişimleri gerçekleştirilmektedir.

 

 

Türk Kültürünün Canlı Örneğiyiz

 

İstanbul Üniversitesi’nde, Edirne’den Hakkari’ye, Ardahan’dan Aydın’a kadar ülkemizin her yöresinden gelen yaklaşık 55,000 öğrenci lisansüstü, lisans ve ön lisans eğitimi görmektedir. Öğrencilerimiz kültürlerini, geleneklerini üniversitemize taşımakta; farklı düşünce ve kültürler, özgürlükçü bir ortamda paylaşılmaktadır. İstanbul Üniversitesi’nde öğrenci olmak, farklı kültürleri tanımak açısından da büyük bir şanstır.

 

Mezunlarımıza Başarıyı Yakalayacak Tüm Olanakları Sunuyoruz

 

İş yaşamı, rekabetin yoğun olduğu çetin bir ortamdır. İstanbul Üniversitesi’nin amacı, öğrencilerin gerçek potansiyelini ortaya çıkartarak, karşılaştıkları sorunların üstesinden gelen ve yapıcı çözüm önerileri üreten bireyler yetiştirmektir. Bu anlayış çerçevesinde geliştirilen programlarda yetiştirilen öğrencilerimiz şu anda Türkiye’nin önemli yerlerinde ve karar alma mekanizmalarında başarılı görevler sürdürmektedir. Gelenekçi yaklaşımını evrensel bakış açısıyla birleştiren mezunlarımız, Türkiye’nin geleceğinde de söz sahibidir. Sağlık, Sosyal ve Fen Bilimleri alanlarında ulusal ve uluslararası sayısız başarılı çalışmanın arkasında yer alan mezunlarımız, üniversitemizin gururudur.

 

Üniversitede okumak yaşantınızda karşılaşacağınız en önemli dönüm noktalarından bir tanesidir. Bu nedenle seçeceğiniz üniversitenin geleceğinizi bire bir etkileyeceğini unutmayın! İstanbul Üniversitesi, verdiği çağdaş, yenilikçi, Atatürkçü düşünce ve saygılı eğitimi ve sosyal-kültürel etkinlikleriyle, öğrencisi olmaktan gurur duyacağınız Türkiye’nin sayılı Yükseköğretim kurumlarındandır.

 

“GELECEĞİNİZ İÇİN EN DOĞRU KARARI VERİN”

“GELİN SİZ DE İSTANBUL ÜNİVERSİTELİ OLMANIN AYRICALIĞINI BİZLERLE YAŞAYIN”

 

Bilimsel Araştırma Olanakları

 

Üniversitelerin kuruluş amacı, bilimsel araştırma yapmak, ülkesini bilimsel çalışmalarla temsil etmek ve geleceğe taşımaktır. İstanbul Üniversitesi de, bu anlayış çerçevesinde öğrencilerine derslerinde ve bilimsel araştırmalarında yardımcı olacak tüm olanaklarını ortaya koymaktadır. Özellikle kaynak taraması için üniversitemizde çok zengin bir kütüphane bulunmaktadır. Zengin arşiviyle geçmişle bugünü, doğu ile batıyı birleştiren üniversitemiz kütüphanesi, aynı zamanda Türkiye Cumhuriyeti’nin de ilk kütüphanesidir. Kütüphanemiz sadece öğrencilerimize değil, halka ve yurtdışından gelen yabancı araştırmacılara da açıktır.

 

Kütüphanemiz küreselleşen dünya kültürünün önemli bir parçasıdır. Varolan her bilim dalı, kültür, her dil ve yazının seçkin örneklerini kütüphanemizde bulmak olasıdır. Kendi geçmişine ve geleceğine sahip çıkarken, başka kültürün eserlerini yok etmemeye özen gösteren ulusal ve uluslararası düzeyde çağdaş bir kütüphanedir.

 

Kütüphanemiz; üniversitemize bağlı tüm fakülte, yüksekokul, enstitü ve araştırma merkezine yerli ve yabancı kitap, dergi, CD-ROM ve benzeri yayınları satın alma işlemini de üstlenmiştir. Kütüphanemizin 820 kişilik çalışma alanı vardır. Öğrencilerimiz, derslerinin dışındaki zamanlarını kütüphanemizde araştırmalarını yaparak geçirebilmektedir.

 

Ayrıca Beyazıt Kampüsü’müzde yer alan Nadir Eserler ve Müze Kütüphanesi’nde Türkiye’de yayımlanan yazma ve eski harfli Türkçe basma eser katalogları da yurtiçindeki ve yurtdışındaki araştırmalar için vazgeçilmez bir kültür hazinesidir.

 

1994 yılından itibaren kütüphane bilgisayar teknolojisine geçmiş, tüm yayınlar bilgisayara kaydedilmiştir. Öğrencilerimiz istediği yayınlara, tarama yaparak ulaşabilmekte, araştırmalarını çok kısa bir süreçte tamamlayabilmektedir.

 

Sağlık Hizmetleri

 

İstanbul Üniversitesi öğrencileri, sağlık hizmetleri konusunda da diğer üniversite öğrencilerine göre ayrıcalıklı durumdadır. Mediko-Sosyal Birimi’miz tüm öğrencilerimize 1961 yılından itibaren eşit, çağdaş ve nitelikli bir sağlık hizmeti sunmaktadır. Öğrencilerimizin ileri tetkikleri ya da hastane tedavisi, ameliyatları gerektiğinde üniversitemizin ülke çapındaki hastanelerinden olan İstanbul Tıp ve Cerrahpaşa Tıp Fakülteleri hastanelerinde sağlık ekiplerimiz başarılı sağlık hizmeti vermeğe çalışmaktadır.

 

Öğrenci Kültür Merkezi (ÖKM)

İstanbul Üniversiteli olmak sadece derslerdeki başarıya bağlı değildir. Gerçek bir İstanbul Üniversiteli; sosyal, toplumuna duyarlı, kültür ve sanat etkinliklerini yakından izleyen ve bunu yaşam biçimine dönüştürmüş bir bireydir. Bu nedenle, çağdaş ve nitelikli bir eğitimin yanında öğrencilerimizi sosyal ve kültürel açıdan da desteklemek amacıyla öğrencilerimize çok geniş olanaklar sunmaktayız. Gençlerimizin öğretim üyesi ve sanatçılarla kaynaşmasına; düşüncelerin sevgi, dayanışma, kardeşlik duyguları çerçevesinde tartışılıp, bilgilerin derinleşerek kullanılmasına, duygu ve düşünce alışverişinin yapılmasına özen göstermekteyiz.

 

Fakülte bünyelerinde kurulan yaklaşık 100’ün üzerinde öğrenci kulüplerinde öğrencilerimiz çalışmalarını sürdürebilecekleri gibi; ÖKM’de de, ilgi duydukları alanlarda kulüplere katılabilmektedir.

 

Rektörlüğümüzün tüm olanaklarla desteklediği ÖKM, diğer üniversitelerde benzeri görülmemiş bir öğrenci kurumudur. Merkezimizde bütün yıl düzenlenen etkinliklerin sergilendiği sinema ve sergi salonları vardır. Ayrıca güncel yayınları içeren zengin kitaplığımız da öğrencilerimize hizmet vermektedir.

 

ÖKM’de görev alanlar ulusal ve uluslararası alanda her türlü şenlik, bilimsel toplantı ve benzeri etkinliklerde gururla ve büyük bir başarıyla İstanbul Üniversitesi’ni temsil etmektedir. Böylece hem kendi ufuklarını ve vizyonlarını geliştirmekte, hem de Üniversitemizin tanıtımına katkıda bulunmaktadır. İstanbul Üniversitesi, öğrencilerimizin bu katılımlarıyla uluslararası alanda sesini sadece bilimsel anlamda değil, kültürel anlamda da duyurma şansını elde etmektedir.

 

Ayrıca her yıl İstanbul Üniversitesi’nin öğrenim yılı başında, kulüplerimizin katılımıyla düzenlenen “Öğrenci Şenliği” ve kapsamlı bir programda hazırlanan “İstanbul Üniversitesi Kültür Günleri,” ÖKM’nin artık gelenekselleşen çalışmaları arasındadır.

 

ÖKM bünyesinde, şu anda 13 kulüp vardır. Sinema, Tiyatro, Resim, Klasik Türk Sanat Musikisi, Fotoğraf, Ebru, Müzik gibi sanatsal kulüplerimizin yanında, Felsefe, Edebiyat, Halkbilim, Dil, Bilgisayar, Diplomasi ve Sosyal Araştırmalar gibi daha toplumsal ve bilimsel kulüplerimiz çalışmalarını yoğun bir biçimde sürdürmektedir.

 

Barınma

 

İstanbul dışından gelen öğrencilerimizin karşılaştığı en büyük sorunlardan bir tanesi barınmadır. Özellikle üniversitenin ilk yılında öğrenci ve ailesi için, İstanbul gibi metropol ve çok kalabalık bir şehir, maddi ve manevi pek çok sorunu beraberinde getirmektedir. Eğitimin sağlıklı koşullarda sürdürülmesinin, ancak öğrencilerimizin kendilerini evlerindeki gibi rahat hissedebileceği koşulların sağlanmasıyla mümkün olacağı inancındayız. Bu inanç ile hareket eden üniversitemiz, 1998 yılının ağustos ayında Avcılar Yurdu’nu devir alarak, öğrencilerimize sıcak bir ortam sunmak için tüm olanaklarını kullanmaktadır.

 

Avcılar Yurdumuz, 1500 kişinin yararlandığı oldukça büyük bir yurttur. Ayrıca, yine Avcılar Kampüsü içinde, Çağdaş Yaşamı Destekleme Derneği’nin bağışlarıyla yaptırılan Mehmet Can Afacan Yurdu da, 1999 yılında öğrencilerin hizmetine girmiştir. Yurtlarımızda 24 saat sağlık hizmeti verilmekte, olası bir soruna karşı 24 saat bir ambulans görev yapmaktadır.

 

Yurdun Avcılar Kültür Merkezi’ne olan yakınlığından ötürü, buradaki tüm kültür ve sanat etkinliklerinden de öğrencilerimiz yararlanmaktadır.

 

İstanbul Üniversitesi yönetimi, öğrencilerinin sosyal gelişimlerini her zaman ön planda tuttuğundan öğrencilere, “Öğrenciler, bizim çocuklarımızdır.” projesi kapsamında çeşitli etkinlikler geliştirmektedir. Öğrencilerle yurt yetkililerinin ortaklaşa düzenlediği bu etkinlikler arasında, konferanslar, slayt gösterileri, çarşamba sohbetleri yer almaktadır. Ayrıca, ileri dönemlerde İstanbul gezileri düzenlenerek öğrencilerin okudukları ve yaşadıkları kenti, tarihi açıdan tanımalarının sağlanması planlanmaktadır.

 

Bunların dışında Üniversitemize bağlı çeşitli kampüslerimizde yurtlarımız mevcuttur

 

Burs Olanakları

 

İstanbul Üniversitesi, başarılı öğrencilerinin yanında olan, onların başarılarının devamı için maddi olanaklarını zorlayan bir yüksek öğretim kurumudur.

 

İstanbul Üniversitesi Rektörlüğü, herhangi bir kamu kuruluşunda burs almayan öğrencilerimize rektörlük bursu vermektedir. Bünyemizde çok fazla sayıda burslu öğrenci vardır. Üniversitemize bağlı vakıflarda öğrencilerimize burs sağlanmaktadır.

 

Üniversitemizi tercih ettiğiniz ve kazandığınız takdirde ilgili memur arkadaşlarımızdan size uygun burslar hakkında ayrıntılı bilgi alabilirsiniz.

 

Spor Etkinlikleri

 

Ulu Önder Atatürk’ün dediği gibi, “Sağlam kafa sağlam vücutta bulunur” anlayışıyla 1953 yılından beri öğrencilerimiz ve öğretim üyelerimizle, Spor Birliği Kulübü çeşitli çalışmalarda bulunmaktadır. Spor Birliği Kulübü, İstanbul Üniversitesi’nin fakültelerarası ve üniversiteler arası her türlü sportif etkinliklerini düzenlemekte ve yönetmektedir.

 

İ.Ü. Spor Birliği Kulübü bünyesinde yer alan takımlar arasında; bayan-erkek basketbol takımlarımızın, genç bayan basketbol takımı olarak 2002 ve 2003 yılı Türkiye şampiyonluğu bulunmaktadır. Erkek basketbol takımımız 1. ligde mücadele etmektedir. Futbol takımımızın “Üniversiteler Spor Oyunlarında” ikinciliği; bayan voleybol takımımızın Türkiye dördüncülüğü vardır. Karate ve eskrim dalında Türkiye üçüncülüğümüz, okçulukta ve kürekte Türkiye ikinciliğimiz bulunmaktadır. Ayrıca, İ.Ü. Spor Birliği Kulübü’nün bünyesinde şu spor dallarında da sporcularımız faaliyet göstermektedir: Tenis, judo, boks, satranç, güreş, tekvando, yüzme, masa tenisi, hentbol ve atletizm.

 

Spor Kulübü’ne bağlı olarak, Avcılar, Cerrahpaşa, Çapa ve Beyazıt Kapalı Spor Salonları , 6 halı saha, 6 basketbol sahası, voleybol ve futbol sahaları ile 3 tenis kortu vardır.



1453’TEN GÜNÜMÜZE

İSTANBUL ÜNİVERSİTESİ

1453 İSTANBUL

1453’te dünya tarihinde yeni bir çağ başlamıştır. Bu tarihi dönemecin mekanı İstanbul’dur. İstanbul, kuzeyden güneye inen deniz yolunun ve doğudan batıya doğru giden karayolunun kesiştiği noktada yer almaktadır. Bu coğrafyaya doğal bir iç liman olan Haliç de eklenince ortaya tarih boyunca önemini kaybetmeyen bir şehir çıkmıştır.

Böylesine önemli bir coğrafyada yer alan İstanbul’u alan Fatih Sultan Mehmed, şehrin gelişmesi için hemen harekete geçer. Molla Gürani ve Molla Hüsrev gibi döneminin önde gelen hocalarından ders alarak kendini yetiştiren Fatih Sultan Mehmed, İstanbul’u yalnız devlet merkezi değil, aynı zamanda bilim ve kültür merkezi de yapmak ister.  

Dini bilimlerin yanı sıra fen bilimlerine de önem veren Fatih Sultan Mehmed’in davetiyle, Semerkad’dan Venedik’e, dünyanın farklı yerlerindeki sanat ve bilim adamları İstanbul’a gelmeye başlar. Süheyl Ünver, “Fatih Sultan Mehmed medreselerine müsbet ilimleri sokmakla büyük bir hamlenin başlangıcını yapmıştır” demektedir.

MEDRESE DÖNEMİ

Süheyl Ünver, İstanbul Üniversitesi’nin ilk olarak Zeyrek ve Ayasofya medreselerinde kurulduğunu ve 18 yıl boyunca bu mekanlarda eğitim verdiğini anlatmaktadır.

Prof. Dr. Fehameddin Başar: İstanbul Üniversitesi’nin kuruluşunu, 1453 yılında İstanbul’u fethine kadar götürmek mümkün. Çünkü Fatih Sultan Mehmet İstanbul’u fethettikten sonra bu şehri, bir ilim merkezi, bir kültür merkezi haline dönüştürmeyi de planlamıştı ve Osmanlı şehirlerindeki ilim adamlarını, müderrisleri İstanbul’a davet etmişti ve fetihten sonraki ilk Cuma günü, 1 Haziran 1453’te Ayasofya’da kılınan ilk Cuma namazında hocalarına, hocalara, hocaları saydığı âlimlere, müderrislere derhal eğitimin başlamasını emretmişti ve bunun üzerine fetihten hemen sonraki günlerde Ayasofya camiye dönüştürülünce, Ayasofya’nın kenarındaki keşiş odaları medreseye dönüştürülerek burada eğitim başlamıştı. Dolayısıyla İstanbul’da ilk yüksek öğretim, üniversitemizin de temelini oluşturan eğitim, Ayasofya’da ve hemen onun sonrasında da Zeyrek’te bulunan Pantokrator Kilisesi medreseye dönüştürülerek, bu iki medresede yüksek öğretim başlamıştı. İşte bu iki medrese eğitimi üniversitemizin temelini oluşturan medreselerdir.

Prof. Dr. Mahmut Ak: Ayasofya’da ilk cuma namazının kılınmasıyla itibaren hemen orada bir eğitim odası oluşturularak eğitime başlanmıştır. Zeyrek’teki eğitim kurumları yeni medrese grubunun yapılmasına kadar bu görevi üstlenmiştir. Nitekim Fatih Medreseleri’nin yapılmasıyla birlikte de aslında üniversitemizin temsil ettiği, Cumhuriyetimizin eğitim kurumlarına kadar uzanacak bir serüvende bu şekilde başlamış olmaktadır.

 Fatih Sultan Mehmet, fethin hemen ertesinde Zeyrek Mehmet Efendi’yi Pantokrator Manastırı’nda kurulan medreseye müderris tayin eder. Sonraki yıllarda bu medrese Zeyrek Medresesi, medresenin bulunduğu semt de Zeyrek olarak anılmaya başlanır. Fatih, zaman zaman Zeyrek Medresesi’ne giderek bizzat dersleri ve tartışmaları dinler.

Bina, Fatih Külliyesinin yapımına kadar medrese olarak kullanılır. Bina bugün Zeyrek Camii olarak hizmet vermeye devam ediyor.

Prof. Dr. Ali Arslan: Osmanlı Devleti’nde örgün öğretim sistemi mevcuttu, örgün öğretim dediğimiz de ilkokul üzerinde, yani bugünkü 9 yaştan başlayıp üniversiteyi içerisine alacak bir medrese sistemi Osmanlı’da mevcuttu. Bu sistem dolayısıyla Osmanlı Devleti daha İstanbul’un Fethi’den önce belli bir örgün öğretim sistemine Batı tipinde olmamak şartıyla kendi özelliklerini taşıyan yapısı mevcuttu. Bir kademe anlayışı vardı Osmanlı medrese sisteminde. İstanbul’un fethinden sonra bu sistem İstanbul’a taşındı. İstanbul’a taşınır taşınmaz yani İstanbul’un fethinden itibaren ilk faaliyetler Zeyrek’te ve bu da camilerde olmak üzere de, o zamanki Bizans’ın en kutsal mekanı olan Ayasofya’nın camiye çevrilmesi gerçekleştirildi, camiye çevrilmesiyle beraber de Osmanlı eğitim sisteminde pratik yapılan bir yer olan cami, aynı zamanda bu eğitim sisteminin bir parçası haline dönüştürüldü. Bundan dolayı burada bir eğitim faaliyetleri ilk günlerden itibaren başlatıldı.

Fetihin hemen ardından, medrese olarak kullanılan diğer bina mimarlık tarihinin en önemli yapılarından biri kabul edilen Ayasofya olur. Fatih Sultan Mehmet, hocası olan Molla Hüsrev’i de Ayasofya Medresesi’nin müderrisliğine atar. Ayasofya’daki boş odaları medreseye dönüştüren Fatih, asıl medreseyi ise Ayasofya’nın kuzey tarafına inşa ettirir. Bina, Fatih Külliyesi yapılıncaya kadar kullanılır.

Fetih sonrasında İstanbul’a çağrılan bilim adamları, Zeyrek ve Ayasofya medreselerinden birinde görev alır.  Bu kişilerin arasında Semerkand Gözlemevi’nin başında olan Ali Kuşçu  ve dönemin önemli isimlerinden Ali Tusi de vardır. Ali Kuşçu Ayasofya Medresesi’ne,  Ali Tusi de Zeyrek Medresesi’ne atanır.  

Prof. Dr. Ali Arslan: Osmanlı Dönemi medreseleri, özellikle Fatih’e kadar, daha bir nevi kuruluş aşamasında olduğu için dışarıdan devamlı öğretim üyesi transfer etmek zorunda. Kurulduğu alan Bizans coğrafyasında bulunduğu için ve beylikler de Anadolu’da hala aktif olduğu için öğretim üyesi Türkistan’dan, bugünkü İran coğrafyasından ve Arap coğrafyasından buraya transfer ediliyordu. Bir de Anadolu’da daha önceki Selçuk döneminde olanlar doğal olarak bunun bir mirasçısıydı ve bu alınıyordu. Osmanlı herhangi bir şekilde ihtiyaç duyduğunda öğretim üyesi yetiştirmek için iki yol tercih ediyordu. Bunlardan bir tanesi daha iyi bir konumda olan Semerkant Buhara Medreselerine veya Mısır’a buradan eleman gönderiyorlardı ve şahıs kendi isteğiyle gidiyordu, oradaki yüksek medreselerden yani üniversite seviyesindeki medreselerden mezun olarak geri geliyordu. Fatih Sultan Mehmet Ali Kuşçu’yu davet etmiştir. Ve onun alanı dini değil, esasında matematik alanında son derece uzman bir şahıstır. Bundan dolayı gelip İstanbul’daki yüksek medresede yani üniversitenin muadili olan medresede görev yapmıştır.

Gün geçtikçe gelişen İstanbul’a, bir süre sonra eski binalar yetmez olur.  Bunun üzerine Fatih, İstanbul’un ihtiyaçlarını karşılayacak bir külliye yapılmasını emreder. 1463’te, İstanbul’un ünlü yedi tepesinden birinde, bugün Fatih Külliyesi olarak bilinen bilim ve eğitim kurumunu yaptırmaya başlar.

Prof. Dr. Mahmut Ak: Fatih deyince hemen akla hiç şüphesiz İstanbul’un da panoramik unsuru olan Fatih Medreseleri (gelir.) Bu medreseler Fatih yaptırdığı için Fatih Medreseleri, özel bir alanda olduğu için Sahn adıyla anılıyor, Sahn Medreseleri, 8 tane olduğu için Sahn-ı Seman Medreseleri veya Medarisi Semaniye adıyla da anılıyor.

1470 yılında, Zeyrek ve Ayasofya medreseleri hocalarıyla birlikte Fatih Külliyesi’ne nakledilir. Külliyede; cami, sekiz medrese, Tetimme olarak adlandırılan hazırlık medreseleri, kütüphane, saat ayarlamasının yapıldığı muvakkithane, İstanbul’daki Türk dönemine ait ilk hastane olan darüşşifa, dönemin misafirhanesi olan tabhane, hamam, külliyenin görevlilerine-misafirlere ve öğrencilere yemek çıkaran aşhane ile dükkanlar bulunmaktadır. Binanın altında ayrıca bir de kervansaray vardır.

Prof. Dr. Feza Günergun: Bu 8 medresenin etrafında kütüphane var, şifahane var yani bir hastane,(tıp fakültesi gibi bile düşünülebiliyor) hamamı var, aşhanesi var ve diğer yapıları var. Bütün bu yapılarıyla birlikte bir üniversite kampusu, bir üniversite kompleksi şeklinde gelişmiş Fatih Medreseleri. Yani 15. yüzyıl Osmanlı İmparatorluğu’nun veya Osmanlı İstanbulunun üniversite kampusu olarak düşünebiliriz.

 Dr. Ekrem Hakkı Ayverdi, medreselerde bin öğrencinin okuduğunu, yemek yediğini ve ikamet ettiğini, ihtiyaçları için de bir yevmiye aldığını belirtmektedir.

Prof. Dr. Semavi Eyice:  Fatih kendi camiini yaptırdığında, bunun iki tarafına medreseler yaptırmaktan başka, (Karadeniz ve Akdeniz derler onlara, Marmara’ya bakan tarafta da var, Haliç tarafına bakan tarafta da var. Birine Karadeniz Medreseleri birine Akdeniz Medreseleri denir) daha aşağı seviyede, ince bir şerit halinde daha ufak medreseler de yapılmıştır.

Sahn-ı Seman medreselerinde İlahiyat, Hukuk, Edebiyat, Matematik ve Astronomi derslerinin okutulduğu belirtilmektedir. Medrese çevresinde kurulan 70 koğuşuyla devrinin en büyük hastanesi olan Darüşşifada ise tıp eğitimi verilir.

Prof. Dr. Ali Arslan: Bu medrese sisteminde, isterseniz Buhara’da, isterseniz İstanbul’da, isterseniz Endülüs’te olsun, bütün o andaki müspet ilimleri de dahil fen, fizik, kimya, matematik, mantık gibi tefsir, hadis de dahil olmak üzere, bütün bilimlerin tamamı okutuldu. Bundan dolayı da buradaki medreselerde İstanbul’da açılan yüksek öğretimli medreselerinde de bütün bilimler okutulurdu. Dini eğitimler var bunun içerisinde ama hedef dini eğitim vermek değil, normal bir üniversite eğitimi vermek için kurulan bir yüksek öğretim Fatih döneminde açılmıştır.

 Fatih Darüşşifası’nda 19. yy.’a kadar yaklaşık 350 yıl boyunca hasta bakımı ve tıp eğitimi yapılır. Burada yapılan tıp eğitimi, İstanbul Üniversitesi’nin Çapa yerleşkesinde hizmet vermekte olan İstanbul Tıp Fakültesi’nin ilk çekirdeği olarak kabul edilir.

Prof. Dr. Nuran Yıldırım: Fatih Külliyesi’nin içinde bulunan Darüşşifa hem bir hastane hem de burada usta çırak yöntemiyle hekim yetişiyor, yani doktor yetişiyor. Tabii bu da bize şöyle bir bütünlük getiriyor İstanbul Üniversitesi tarihi açısından baktığımız zaman konuya; Sahn-ı Seman’da diğer alanlarda yapılan yüksek eğitim, Darüşşifa’da yapılan tıp eğitimiyle bütünlenmiş oluyor yani bugünkü üniversite mahiyetinde tıp fakültemizi biz Fatih Darüşşifası’na kadar dayandırıyoruz bu nedenle. İstanbul’da tıp eğitiminin ilk defa orada başladığını kabul ediyoruz. Darüşşifalarda eğitim yapıldığını biliyoruz çünkü burada okutulan kitapları biliyoruz. O dönemin Gali’nin kitapları, Hipokrat’ın klasikleşmiş bütün Avrupa üniversitelerinde tıp okullarında okutulan kitapları, ünlü İslam hekimleri İbn-i Sina gibi, Razi gibi, İbn-i Hübel gibi ünlü İslam hekimlerinin kitapları okutuluyor burada teorik olarak.

Fatih Külliyesi’nde bir de imaret var. Bu imarette yemek yiyenlerin listesine sahibiz. Bu bir belge olarak önümüzde duruyor. Bu imarette yemek yiyenler listesinde iki tıp şakirdi var yani iki tıp öğrencisi var. Oradan yemek yiyorlar. Bu iki tıp öğrencisi aynı zamanda Darüşşifa’da da yatılı olarak kalıyor.

İlk kez Fatih Darüşşifası’da, çalışanların ahlaki niteliklerinin ne olması gerektiği de vakıfnamelere bir şart olarak eklenir.

Fatih Medreseleri’nin baş müderrisi Molla Hüsrev’dir. Kurulan medreselerin tüzüğü ve ders dağılımının Ali Kuşcu, Molla Hüsrev ve Mahmut Paşa tarafından hazırlandığı, Fâtih Sultan Mehmed’in de bunu kanunlaştırdığı ifade edilmektedir.

Fâtih devrinin matematik bilimlerdeki en önemli kişisi, medreselerde matematik öğretiminin kurucusu olan Ali Kuşçu’dur. Ali Kuşçu’nun önemli eserleri arsında astronomi ve matematik alanında yazmış olduğu iki eser de vardır. Bunlardan birisi, Otlukbeli Savaşı sırasında bitirilip zaferden sonra Fatih’e sunulduğu için Fethiye adı verilen astronomi kitabıdır. Ali Kuşçu’nun önemli eserlerinden bir diğeri Muhammediye adlı hesap kitabıdır. 17. yüzyıla kadar Osmanlı medreselerinde en çok okutulan hesap kitabı olan bu eser, aritmetik ve arazi ölçümü olmak üzere başlıca iki bölümden oluşur.

Fatih Medreselerinin kuruluşundan yaklaşık bir asır sonra, Kanuni Sultan Süleyman, Süleymaniye Külliyesi’ni kurar.  Külliye, Osmanlı mimarisinin zirvesi olarak kabul edilen Mimar Sinan tarafından inşa edilir. Süleymaniye Külliyesi’nde yer alan medreselerle Osmanlılarda öğretim en yüksek düzeyine ulaşır.

Verilen derslerin konuları, öğretim üyelerinin durumları, öğrencilere tanınan haklar ve yetişme tarzlarına bakıldığında Fatih Sultan Mehmed’in kurduğu medrese sisteminin Kanuni Sultan Süleyman devri ve sonrasında devam ettiği görülmektedir. Bu sistemin devamlılığı, Osmanlı döneminde yüksek öğretimin bazı devirlerde aksamasına rağmen, bir bütünlük ve devamlılık içinde olduğunu göstermektedir.

Medrese döneminde tıp ve fen bilimleri alanında eğitim alanlar, başta ordu olmak üzere çeşitli kurumlarda veya medresede çalışabilmekteydi. Medresede eğitimini tamamlayanlar, staj ve nöbet dönemini geçirmek için Kazasker Defterine kayıt edilirdi. Stajını yaptıktan sonra sırası geldiğinde en alt derecedeki medreselerden birine tayin edilirdi. Eğer medresede boş olan yere birden fazla müracaat varsa sınav yapılır ve sınavı kazanan kişi müderris olurdu. Yüksek eğitimini bitirenlere icazetname verilirdi. İcazetnamelerde eğitimini tamamlayan kişinin hal tercümeleri, hocaların adları, okudukları dersler, bibliyografya ve öğrenim yöntemleri ile ilgili bilgiler veriliyordu.

Medreseler 18.y.y.’a kadar Osmanlı’nın başlıca yükseköğretim kurumları olarak faaliyet gösterir. Ancak Süleymaniye medreselerinin kuruluşundan II. Meşrutiyete kadar geçen zaman diliminde yani, l557’den 1908’e kadar geçen yaklaşık üçyüz elli yıl boyunca medreseler duraklama, gerileme ve çökme dönemlerini geçirir. Medreseler sayısal olarak artsa da, nitelik olarak bir düşüş yaşanır.

 18. y.y. sonlarına gelindiğinde devletin hala yüksek öğrenimdeki kötü gidişi durdurmak için tedbir almaya çalıştığı görülür. Ferman ve Hatt-ı Hümayun yayımlayarak yeni tedbirlerin uygulanmasını isteyen padişahların gayretlerine rağmen istenen sonuçlar bir türlü alınamaz. Bu nedenle ihtiyaç duyulan elemanların yetişmesi için artık medreseleri düzeltmek yerine yeni okulların açılması yolu tercih edilir. Savaşlarda alınan yenilgilerin etkisiyle bu okullar, ordunun ihtiyacını karşılamak üzere açılır.

Prof. Dr. Nuran Yıldırım: 14 Mart 1827 günü eğitime başlayan Tıphane-i Amire… Burası da tabi 2. Mahmut’un ordu reformuyla biraz bağlantılı. Biliyorsunuz yeniçeriliği lağvediyor ve onun yerine yeni bir ordu kuruyor; Asakir-i Mansure-i Muhammediye… Bu ordunun da hekim ihtiyacını karşılamak üzere bir tıp okulu açılmasını emrediyor. O doğrultuda Mustafa Behçet Efendinin de hekimbaşılığı zamanında, onun da girişimiyle bu okul açılıyor. Ayrıca tabii o dönem ordularda cerraha da çok büyük ihtiyaç var. Cerrahlar daha kısa bir eğitimle daha çabuk yetişebiliyorlar.

 

DARÜLFÜNUN DÖNEMİ

Medreseden modern üniversiteye geçişte önemli bir rol oynayan Darülfünun, Türk yüksek öğretim hayatında çok önemli bir yere sahiptir.

18.yy.da kurulmaya başlanan Avrupai tarzdaki yüksek okulların temel özelliği, acil mesleki ihtiyaçların karşılanmasını ön planda tutmasıdır. Tanzimat Fermanı’nın ilanı sonrasında kurulan Muvakkat Maarif Meclisi’nin çalışmalarıyla, sadece meslek elemanı yetiştirme amacının dışına çıkılarak, yaşadığı devri anlayıp yorum getirebilen insanlar yetiştirmek de amaçlanır. Gelenekçi Osmanlı eğitim ve bilim anlayışına sahip olanlar ile Avrupa’da tahsil görmüş olan, Batı tarzı yenilik taraftarı üyeler birlikte yeni bir eğitim reformu ortaya koymaya çalışır. 21 Temmuz 1846’da yayımlanan resmi bildiride, kurulacak olan Darülfûnun ile ilgili şu ifadeler de yer alır;

 -İstanbul’un uygun bir yerinde Darülfünun binası inşa edilecektir.

-Darülfünun’da her nevi ilim ve fen öğretilip-öğrenilecektir. Burada “ikmal-i kemalat-ı insaniye” için bütün ilim ve fenler okutulacaktır.

-Osmanlı Bürokrasisinde vazife almak “emelinde” olanlar ilim ve fenleri Darülfünun’da tahsil edeceklerdir.

Prof. Dr. Ali Arslan: Batı tipinde bir üniversitenin kurulması düşünüldü. Bunun adı önce yoktu, sadece üçüncü kademe olarak anılıyordu. 1 sene sonra 1846 yılında bunun adı Darülfünun yani, bir nevi fen ve teknoloji evi olarak adlandırıldı ve böylece bizim yakın tarihimize ve literatürümüze üniversite karşılığı Darülfünun kelimesi girmiş oldu.

Darülfünun: Fenler Evi

Darülfünun’un, içinde odalar, dershaneler, kütüphane, müze ve laboratuarların olduğu büyük bir binada hizmet vermesi planlanır. Ayasofya’nın yakınında yapılacak binanın inşası için 1846’da İtalyan mimar Fossatti ile anlaşılır.

1863 yılında binanın resmi açılışının zaman alacağı düşünülerek, o zamana kadar bazı derslerin halka açık konferans şeklinde yapılmasına karar verilir. İnşaat devam ederken bazı odalar dershane şekline sokularak konferanslara başlanır.

Darülfünun’da ilk ders 1863 yılında Kimyager Derviş Paşa tarafından verilir. Ders birkaç hafta önceden Mecmua-i Fünun’da yayımlanan haber ve yorumlarla halka duyurulur. Derviş Paşa, ilk derste fizik ve kimyanın amacı, havanın özellikleri ve elektrik’in de yer aldığı konuları halkın anlayabileceği şekilde anlatır.

Prof. Dr. Feza Günergun: İlk ders çok kalabalık olmuş. 300 kişi kadar katılmış. Devlet ricalinden, memurlardan katılanlar var. Burada Derviş Paşa fizik ve kimyanın önemini anlatmış, elektrikle ilgili deneyler yapmış. Tabi bu deneyler halkın çok ilgisini çekmiştir. Çünkü İstanbul halkı ilk defa elektrik deneylerine şahit olmaktadır. Elektriğin iletkenliğini bir insana kıvılcım vererek, öbür elinden de tekrar kıvılcım yaratarak göstermiştir ve o kadar ilgi çekmiştir ki 2. ve 3. konferanslar 400-500 kişiyle birlikte yapılmıştır.

 

İnşaatı 1865’te tamamlanan Darülfünun binası ise Maliye Nezareti’ne verilir. Son olarak Adalet Sarayı olarak kullanılan bu bina, 3 Aralık 1933’te tamamen yanmıştır.

Darülfünun binası olarak inşa edilen binanın Maliye Nezareti’ne verilmesi üzerine Darülfünun geçici olarak Çemberlitaş’taki Nuri Paşa Konağı’na taşınır ve konferanslara 19 Nisan 1865’te yeniden başlanır. Ancak bina, Avrupa’dan getirilen tüm ders araçları ve kitaplarıyla birlikte, çıkan bir yangında yok olur. Böylece ilk Darülfünun, düzenli derslere bile başlanamadan kapanır.

 

Darülfünun-i Osmani

Darülfünun için yapılan yeni bina, 1869 yılında tamamlanır. Darülfünun-i Osmani adıyla üç yıl boyunca eğitim verilen Çemberlitaş’taki bina, bugün Basın Müzesi olarak kullanılıyor.

1869 yılında Maarif-i Umumiye Nizamnamesi de yürürlüğe girmiştir. Osmanlı eğitim hayatında önemli bir dönemin başlangıcı olan nizamname, Fransız eğitim sisteminden yararlanılarak hazırlanmıştır. Nizamname ile Darülfünun’un yönetim yapısı ve ders programları da tespit edilmiştir. Nizamnameye göre Felsefe ve Edebiyat, Fen ve Matematik ile Hukuk şubelerinden oluşacak olan Darülfünun’da eğitim 3 yıl sürecektir.

Prof. Dr. Ali Arslan: Burada İlahiyat Fakültesi yok çünkü İstanbul’daki yüksek üniversitenin İlahiyat Fakültesi olarak medresenin yüksek kısmı kabul ediliyor. Bu kabulle İstanbul Üniversitesi’yle medrese arasında ilişkinin beyinlerde mevcut olduğunu görüyoruz. Diğer kurumlar Edebiyat Fakültesi, Fen Fakültesi, Hukuk Fakültesi açılıyor. Çünkü zaten batı tipi üniversite anlayışında bildiğimiz gibi bir kurumun üniversite sayılması için dört fakülte olması gerekir. Bunlardan mutlaka Fen Fakültesi, Edebiyat Fakültesi, Hukuk Fakültesi ve İlahiyat Fakültesi’nin olması gerekir. İşte burada ilk kuruluşta üç fakültenin batı tipinde kurulurken ilahiyat kurulmuyor. İlahiyat zaten mevcut olduğu için ilahiyata ihtiyaç gösterilmiyor.

Darülfünun-i Osmani’nin hazırlıkları tamamlandığında, gazetelere ilanlar verilir. Bu ilanlara 1000’den fazla kişi müracaat eder. Yapılan sınavlarla bu kişilerden 450’si seçilerek eğitime başlanır. 1870 yılında açılan Darülfünun-i Osmani, 1873 yılına kadar kesintisiz olarak eğitim yapar. Ancak öğrenci ve öğretim kadrosunun yetersizliği, maddi imkansızlıklar ve planlamanın iyi yapılamaması nedeniyle kapanır.

Darülfünun-ı Sultani

 

İmparatorluğun Avrupa tarzında bir üniversiteye ihtiyacı olduğuna inanan Osmanlı Devlet Adamları, bu amaçlarından vazgeçmez. İlk iki teşebbüsün ardından halkın tepkisine yol açmamak için daha temkinli davranırlar ve üçüncü Darülfünun’u kurmak için adımlarını daha sessiz bir şekilde atarlar. Bu kez Darülfünun, bugün Galatasaray Lisesi olarak adlandırılan Galatasaray Sultanisi’nin içinde kurulur.

Galatasaray Sultanisi, 1873’de Gülhane’ye taşınmış olduğu için, Darülfünun-ı Sultani de burada kurulur. İçinde Mülkiye Mühendis Mektebi ve Hukuk Mektebinin olduğu Darülfünun-ı Sultani’ye daha sonra Edebiyat Mektebi de eklenir. 1874 yılında eğitime başlayan Hukuk Mektebi, Osmanlı’da modern hukuk eğitiminin yapıldığı ilk yüksek mekteptir. Hukuk Mektebi, sonraki yıllarda İstanbul Üniversitesi’nin Hukuk Fakültesi’ne dönüşmüş, Türkiye’de kurulacak diğer hukuk fakültelerine de kaynaklık etmiştir. Derslerin Türkçe ve Fransızca yapıldığı Darülfünun-ı Sultani, 3 dönem mezun verdikten sonra 1881 yılında da kapanır.

Darülfünun-ı Şahane

Darülfünun-ı Sultani’nin kapatılmasına rağmen, Osmanlı yöneticilerinin yeni bir Darülfünun açılması gerektiğine inandıkları ve bu yönde çalıştıkları görülmektedir. Gösterilen gayretlerin ardından 2. Abdülhamid’in tahta geçişinin 25. Yıldönümünde yani 1 Eylül 1900 tarihinde Darülfünun-ı Şahane açılır. Darülfünun, Fen, Edebiyat ve İlahiyat olmak üzere üç şubeli olarak kurulur. İlk defa bu müessese ile beraber kesintisiz üniversite öğrenimine başlanmış ve Türkiye’de kök salmıştır.

Prof. Dr. Feza Günergun: 1900 Darülfünunu  Darülfünun-ı Şahane olarak bilinir. O uzun süreli olmuş. İstanbul Üniversitesi’nin reforme edilmesine kadar, 1933’e kadar 33 sene yaşamıştır ve İstanbul Üniversitesi’ne alt yapıyı sağlamıştır.

2.Meşrutiyet döneminin ilk yıllarında Darülfunun-ı Osmani olarak anılmaya başlanan kurumun adı, özellikle 1913 yılından itibaren İstanbul Darülfünunu’na dönüştürülür.

Darülfunun bu yıllarda Vezneciler’deki Zeynep Hanım Konağı’na nakledilir. Bugün İstanbul Üniversitenin Edebiyat Fakültesi ile Fen Fakültesi’nin bulunduğu yerde yer alan bina, 1942 yılında çıkan bir yangında kullanılamaz hale gelinceye kadar üniversite öğrencilerine ve hocalarına hizmet verir.

Daha önce kurulmuş olan Tıp Mektebi ve Hukuk Mektebi Darülfünun çatısı altına alınıp, bunlara Edebiyat, Fen ve İlahiyat şubeleri de ilave edilerek bir nevi 5 fakülteli bir üniversite kurulmaya çalışılır. Darülfünun’a bir de Filoloji bölümü ilave edilerek burada İngilizce, Fransızca, Almanca, Rusça, Arapça, Farsça ve Türkçe öğretilmesi kararlaştırılır. Eczacılık ve Dişçilik Mektepleri, birer yüksekokul olarak Tıp Fakültesi’ne bağlanarak Tıbbiye’nin Kadırga’daki binasında faaliyet gösterir. Tıp Fakültesi ise Haydarpaşa’da eğitim vermeye devam eder.

Bu yıllarda yaşanan en büyük gelişmelerden birisi de kız öğrencilerin de Darülfünun çatısı altında yüksek öğretim görmeye başlaması olur. 1914 yılında kız öğrencilere verilen dersler Zeynep Hanım Konağı içinde ‘İnas Darülfünunu’ adı altında resmen başlar. İnas Darülfünunu, ilk mezunlarını 1917 yılında verir. Toplam 18 kız talebe mezun olur. 1919’da Darülfünun’da yeni düzenlemeler yapılırken Darülfünun ders programının aynı öğretim üyeleriyle İnas Darülfünunu’nda da uygulanmasına karar verilir. Bu arada kız öğrenciler erkeklerin sınıfına devam etmeye başlar ve fiilen İnas Darülfünunu ortadan kaldırılır. Darülfünun Divanı, 16 Eylül 1921’de aldığı bir kararla bu fiili durumu resmen kabul eder.

Özerk Darülfünun’un kurulması yönünde ilk ciddi çalışmaların bu yıllarda Edebiyat Fakültesi öğretim üyeleri tarafından ortaya konulduğu görülmektedir. Özellikle Ziya Gökalp ve İsmail Hakkı Baltacıoğlu, bilimin ancak bilim adamlarına hür bir ortam sağlanarak ortaya çıkacağını savunur.

Prof. Dr. Ali Arslan: Özerk üniversitenin gelişebilmesi için özellikle Edebiyat Fakültesi üzerinde ciddi bir çalışma yapılır. 1918 yılında bu çalışmalar nihayete erdirilirken İstanbul’da bir işgal gerçekleşir. Bu işgal İstanbulunda ise üniversitelerin ilk defa ilmi özerkliği gerçekleştirilir. 1919 tarihinde gerçekleştirilen Darülfünun Nizamnamesi ile ilk defa üniversitenin özerk olduğu nizamiye geçirilmiştir.

1918’de Birinci Dünya Savaşı’nın sona ermesinin ardından İstanbul önlerinde bekleyen İtilaf devletleri İstanbul’u işgal eder. Şehrin işgaline tepki gösteren ilk kurum Darülfünun’dur. Bu zor günlerde, hem Darülfünun öğrencileri hem de hocalar ve üst düzey idareciler ile kurtuluş mücadelesi veren Ankara Hükümeti arasında yakınlaşma meydana gelir.

Büyük zaferin kazanılmasının hemen arkasından, 19 Eylül 1922’de, Müderris Yahya Kemal Bey’in teklifi üzerine Edebiyat Fakültesi, Milli Mücadelenin önderi Mustafa Kemal Paşa’ya fahri müderrislik unvanı verilmesi kararlaştırır.

Prof. Dr. Ali Arslan: Fikir bakımından direnmeyen bir ülkenin, cismani olarak direnmesi mümkün olamazdı. Bundan dolayı İstanbul Üniversitesi’nin böyle bir işlevi var. Milli Mücadele’nin beyni olarak görev yapan bir kurumdur. İzmir işgal olduğu zaman hemen buradan protesto edilmiştir. Sevr Antlaşması imzalandığı zaman Sevr’e karşı bir protesto mitingi düzenlenmiştir. Daha da önemlisi Atatürk’e, Mustafa Kemal Paşa’ya işgal altında olan İstanbul Üniversitesi Fahri müderrislik unvanı vermiştir. Mustafa Kemal Atatürk de 1922 yılında kendisine verilen bu müderrislik unvanını kabul etmiştir. Mustafa Kemal Atatürk, İstanbul Üniversitesi’nin o zamanki adıyla İstanbul Darülfununu’nun öğretim üyesi olmuştur. Buna göre Mustafa Kemal Atatürk bir yerde öğretim üyesi olarak alınacaksa o İstanbul Üniversitesi’nin öğretim üyesidir.

Prof. Dr. Fehameddin Başar: Darülfûnun Osmanlı Devletinin en yüksek eğitim kurumları oldu medreselerden sonra ve burada ülkemizin bütün bilim adamları, müderrisleri hocalık yaparken, ülkemizi daha sonra modern bir cumhuriyete dönüştürecek olan temel kadrolar da buradan yetiştiler. Bu sadece, hukuk, edebiyat, tıp alanında değil, her alanda, siyasette de, ülkemize yön verecek siyasetçiler de Darülfûnun’da eğitim aldılar, hocalık yaptılar ve 1923’te genç Türkiye Cumhuriyeti kurulunca Mustafa Kemal Atatürk bu Cumhuriyeti kalkındırmak için Darülfûnun’da yetişen bu ilim adamlarını yanına aldı, onlarla birlikte hareket etti. Genç, modern Türkiye Cumhuriyeti’nin beyin takımı bu kadrolardan oluştu. İşte bunlar arasında Darülfûnun’da görev yapan Ziya Gökalp, Fuat Köprülü, Yahya Kemal, Ahmet Hamdi Tanpınar gibi şairleri, düşünürleri, edipleri görüyoruz. İsimlerini burada daha sayamayacağımız pek çok âlim Darülfûnun’da hoca idi ve Türkiye’nin geleceğine yön veriyorlardı ve verecek olan öğrencileri yetiştiriyorlardı.

Kurtuluş Savaşı’nın zaferle sonuçlandırılmasının ardından, Darülfünun ile ilgili daha önemli adımlar atılır. O günlerde Darülfünun’un en önemli sorunlarından biri yeterli bir binaya sahip olmamasıdır. Tıp Fakültesi hariç bütün Darülfünun o günlerde Zeynep Hanım Konağı’nda faaliyet göstermektedir. Ankara’nın başkent ilan edilmesinin ardından bakanlıklar başkente taşınır. Bu nedenle boş kalan Beyazıt’taki Harbiye Nezareti binası resmi yazıyla 1923 yılında Darülfünun’a devredilir.

Zeynep Hanım Konağı, Fen Fakültesi ve Yüksek Muallim Mektebi’ne; Eski Jandarma Komutanlığı binası, Eczacı ve Dişçi Mektepleri’ne; Medresetü’l-Kuzat binası, Darülfünun Kütüphanesi’ne tahsis edilir. Tüm bu düzenlemelerle Beyazıt’ta bir Darülfünun Mahallesi meydana getirmek amaçlanır. Bugün Vezneciler’de, Fen Fakültesi’nin önünden geçen cadde hala Darülfünun Caddesi adını taşımaktadır.

Aynı dönemde ayrıca daha zengin bir kütüphane yaratmak için Yıldız Sarayı’nda bulunan 7129 yazma ve 31319 basma kitap ile Hakkı Paşa’nın 3998 adet kitabı Darülfünun’a getirilir. Ayrıca Rıza Paşa, Halis Efendi ve Sahib Mollazade İbrahim Bey’in kitapları Darülfünun için satın alınır. Tüm bu eserlerle kütüphane aynı zamanda müze kimliğine de kavuşur. Bugün İstanbul Üniversitesi, Başta Merkez Kütüphane ve Nadir Eserler Kütüphanesi olmak üzere, tüm fakülte ve birimlerinde oluşturulmuş kütüphanelerdeki kitaplarla Türkiye’nin en büyük kitap koleksiyonlarından birine sahip durumda.

Cumhuriyetin İlk Yılları

Cumhuriyet ilan edildikten sonra, 1933 yılındaki Üniversite Reformu’na kadar geçen süre içinde yurt çapında bütün eğitim kurumları ile ilgili önemli çalışmalar yapılır. Bu dönemde Darülfünun ile ilgili de birçok gelişme olur. 1924 yılında Darülfünun’a katma bütçe ile idare edilme hakkı ve tüzel kişilik verilir.

Prof. Dr. Ali Arslan: 1924 yılında, Cumhuriyetimizin kurulmasından sonra ise bu yapı aynen devralacaktır. Bir de buna mali ve idari özerklik de verilerek tam bir özerk üniversite kurulması sağlanacaktır. Bu açıdan 1924 üniversite düzenlemesi, Cumhuriyetin özerk olarak İstanbul Üniversitesini kurduğu bir tarihtir. Bu da bizim yakın tarihimiz açısından önemli bir dönüşüm noktasıdır ki bu özerklik son derece önemli bir anlayışla artık üniversitenin her türlü konuda karar verme yetkisine sahip bir kurum olmasını sağlayacaktır.

3 Mart 1924 tarihli Tevhid-i Tedrisat Kanunu uyarınca yüksek din mütehassısı yetiştirmek üzere Darülfünun’da bir İlahiyat Fakültesi açılması kararlaştırılır. Medreselerin kapatılması üzerine Süleymaniye Medresesi’nde lisans düzeyinde öğretim gören talebeler İlahiyat Fakültesi’ne nakledilir. 1924 yılında İlahiyat Fakültesi’nin kurulmasıyla Darülfünun’daki fakülte sayısı beşe çıkar.

1933 ÜNİVERSİTE REFORMU

Atatürk’ün önderliğinde Cumhuriyet’in 10. yılında üniversite reformu yapılır. Değişiklikler, hükümet tarafından Türkiye’ye davet edilen Cenevre Üniversitesi öğretim üyesi Albert Malche’ın hazırladığı rapor göz önünde tutularak gerçekleştirilir.

Prof. Dr. Ali Arslan: Şunu unutmamak gerekiyor; Atatürk’ün 1924-1930 arsında ilköğretim- ortaöğretim üzerinde reform çalışmaları yaptığı bir dönemdir. 1930’dan itibaren ise daha çok yüksek öğretim ile ilgili çalışmaların yapıldığı bir dönem olarak ayırabiliriz eğitim alanında. 1929’dan itibaren Darülfünun tartışılmaya başlıyor. Darülfünun’da tartışılan konu şu; Darülfünun yeterli değildir, Darülfünun’un yenilenmesi gerekir diye bir görüş ortaya çıkar. Darülfünunun kendisi dahil olmak üzere, Darülfünun yetersizdir, Darülfünun’un reform edilmesi, yenilenmesi gerekir diye ortak bir kanaat var.

Türkiye Büyük Millet Meclisi tarafından alınan kararla, 31 Temmuz 1933’te kapatılan Darülfünun’un yerine 1 Ağustos 1933’te İstanbul Üniversitesi kurulur. İstanbul Üniversitesi, Kasım ayında Türkiye’nin “ilk ve tek üniversitesi” olarak eğitim vermeye başlar.

Üniversite reformunun ardından Darülfünun’un öğretim üyelerinden bazılarının görevine son verilirken bazıları da İstanbul Üniversitesi’nin eğitim kadrosunda yer almaya devam eder.

İstanbul Üniversitesi’nin ilk rektörü Ord. Prof. Dr. Neşet Ömer İrdelp olur. İlk Tıp Fakültesi Dekanı Ord. Prof. Dr. Tevfik Sağlam, ilk Fen Fakültesi Dekanı Ord. Prof. Dr. Kerim Erim, ilk Hukuk Fakültesi Dekanı Ord. Prof. Dr. Tahir Taner, İlk Edebiyat Fakültesi Dekanı Ord. Prof. Dr. Fuat Köprülü olur.

Prof. Dr. Feza Günergun: 1933 yılına gelindiğinde İstanbul Üniversitesi’ni istenilen düzeye çıkarmak için taze bir kana ihtiyaç vardı. Bu 2 yoldan sağlandı. Birincisi dönemin şartları müsaitti; Almanya’yı terk etmek zorunda kalan bilim adamları Türkiye’ye davet edildi. Ama bundan önce 1929’lardan itibaren Cumhuriyet Hükümeti, açacağı üniversiteye eleman yetiştirmek için Avrupa’ya çok sayıda Türk gencini gönderdi. Yurtdışında, Almanya’da ve genellikle Fransa’da eğitim gören bu Türk gençleri, 1933’te reform yapıldığında geri çağrıldılar. Yabancı hocalarla birlikte modern eğitimi başlattılar.

Cumhuriyet Döneminde Avrupa’ya eğitim amacıyla gönderilen ilk grup, 1925 yılında yola çıkmıştı. Gerçekleştirilen Maarif Vekâleti Avrupa Sınavı’nda başarı gösteren 22 genç Almanya, Fransa ve Belçika’da eğitime gönderilir.  1928’de Avrupa’ya eğitim amacıyla ikinci bir grup daha gönderilmişti.

Prof. Dr. Nuran Yıldırım: (Almanya’yı ter eden bilim adamları)Erich Frank gibi, Hugo Braun gibi Mikrobiyoloji’de, Friedrich Dessauer gibi Radyoloji’de, dünya çapında buluşları olan insanlardı. Tabii onlar için üniversitede yeni bir yapılanmaya gidildi. Araç-gereç, donanımlar… İstanbul Tıp Fakültesi üçüncü bir yükseliş dönemine başladı.

Prof. Dr. Semavi Eyice: Almanya’dan dehşetli bir profesör göçü oldu ve biz onların hepsini kabul ettik. Bunların içinde en üst seviyeden bazı dallarda profesörler vardı.

Türkiye’nin o yıllarda vatanlarını terk etmek zorunda kalan bilim insanlarını aileleriyle birlikte kabul etmesi, üstelik kendi mesleklerini de yapabilecek şekilde bir çalışma ortamı sağlaması, gelen öğretim üyeleri üzerinde derin bir şükran duygusu yaratır.

 

Üniversite Reformu ile birlikte Almanya’dan gelen bilim adamları ile birlikte Hulusi Behçet, Akil Muhtar Özden, Mazhar Osman gibi Türk tıbbının ünlü hocaları da, İstanbul Tıp Fakültesi’nin ulusal ve uluslar arası alanda parlak bir kurum haline gelmesini sağlar.

Üniversite Reformu ile Haydarpaşa’daki Tıp Fakültesi de Avrupa yakasına taşınır. Bugün İstanbul Üniversitesi, Türkiye’nin iki Tıp Fakültesi’ne sahip tek üniversitesi. Günümüzde Çapa ve Cerrahpaşa’da verilen tıp hizmetleri daha önce birkaç farklı mekanda gerçekleştirilmişti.

Prof. Dr. Nuran Yıldırım: 1933’teki en önemli değişiklerden biri de fakültenin Haydarpaşa’dan taşınması oldu. Cerrahpaşa o zaman bir belediye hastanesiydi. Ama Cerrahpaşa’ya yerleşmesi, bazı kliniklerin, orada ikinci bir fakültenin de doğmasına yardımcı olmuş oldu. Bugün artık gerek İstanbul Tıp Fakültesi gerek Cerrahpaşa Tıp Fakültesi hem eğitim hem uygulama hem yapılan güç ameliyatlar bakımından önde gelen tıp fakültelerimiz arasında ülkemizde. İstanbul Üniversitesi başka tıp fakültelerinin kurulmasına da katkıda bulunmuştur. Bunlardan birisi Edirne Trakya Üniversitesi’nin Tıp Fakültesidir. Bir diğeri Bursa Uludağ Üniversitesi’nin Tıp Fakültesidir.

Türkiye Cumhuriyeti’nin kuruluş yıllarında, İstanbul Üniversitesi öğretim üyeleri sadece İstanbul’da değil yurdun dört bir yanında hizmet verir. Arkeoloji alanında yapılan çalışmalar, bunun en önemli parçalarından birini oluşturur.

 

Tarihten Geleceğe Bilim Köprüsü

Yüksek Öğretim Kurumu tarafından hazırlanan raporlara göre İstanbul Üniversitesi Türkiye’de en çok bilimsel yayın yapan üniversite konumunda. Shangai’daki Jiao Tong Üniversitesi tarafından hazırlanan “Dünyanın En İyi 500 Üniversitesi” listesinin içinde de yer alan İstanbul Üniversitesi, Sosyal, Fen ve Sağlık Bilimleri alanlarında öncü çalışmalara imza atan akademisyenleri bünyesinde barındırıyor.

Bugün İstanbul Üniversitesi bünyesinde 20 fakülte yer alıyor;  İstanbul Tıp Fakültesi, Hukuk Fakültesi, Edebiyat Fakültesi, Fen Fakültesi, İktisat Fakültesi, Orman Fakültesi, Eczacılık Fakültesi, Dişhekimliği Fakültesi, Cerrahpaşa Tıp Fakültesi, Mühendislik Fakültesi, İşletme Fakültesi, Veteriner Fakültesi, Siyasal Bilgiler Fakültesi, İletişim Fakültesi, Su Ürünleri Fakültesi, İlahiyat Fakültesi ve  Hasan Ali Yücel Eğitim Fakültesi’ne son olarak 2010 yılında kurulan Sağlık Bilimleri Fakültesi, Açık ve Uzaktan Eğitim Fakültesi ile Hemşirelik Fakültesi de eklendi.

Fakülteler dışında 3 bölüm, 8 yüksekokul, 16 enstitü, 61 uygulama ve araştırma merkezi ile devlet konservatuarı da bulunuyor. İstanbul Üniversitesi’nde yaklaşık 5 bin akademik, 12 bin idari personel, 85 bin öğrenciye hizmet veriyor.  Beyazıt Merkez, Laleli-Vezneciler, Vefa, Horhor, Avcılar, Çapa, Cerrahpaşa, Şişli, Kadıköy, Bahçeköy, Bakırköy ve Büyükçekmece olmak üzere 12 farklı yerleşkede faaliyetlerine devam eden İstanbul Üniversitesi’nin sembolü ise Beyazıt’taki tarihi yerleşkedir.

İstanbul Üniversitesi Beyazıt’taki ana yerleşkesi daha önce Harbiye Nezareti olarak kullanılmaktaydı. 12 Eylül 1923 tarihinde bu bina İstanbul Üniversitesine verilmiştir.

Ana yerleşkenin en ünlü bölümü ise 1971-84 yılları arasında kağıt 500 Türk Lirası üzerine resmi de basılan ana kapı. Kapının inşasına ise 1864 yılında başlanır. Beyazıt Meydanı’nda 1869 yılında başlayan genişletme çalışmalarında, yeni Seraskerlik Kapısı ve kapının her iki tarafında yer alan köşkler, meydana egemen ana öge olarak kullanılır.

Bu anıtsal kapı, Türkiye’de sadece İstanbul Üniversitesi’nin değil, aynı zamanda “üniversite kavramının” da sembolü. Üniversiteye girmek demek, hayallerde biraz da bu kapıdan içeri girmek demektir aslında.

Ana yerleşke içindeki tarihi bir diğer mimari yapı da İstanbul Üniversitesi Beyazıt Yangın Kulesi’dir. Aslında bugün var olan kuleden önce, farklı dönemlerde iki kule daha inşa edilmişti. İstanbul’daki yangınları hızla tespit etmek ve müdahalede bulunmak için yapılan kulelerin ilki 1749 yılında, ikincisi ise 1826 yılında ahşap olarak yapılmıştı. Bugün gördüğümüz üçüncü kule, Sultan 2. Mahmut’un emriyle yaptırılır. Yukarıdan aşağıya doğru sancak katı, sepet katı, işaret katı ve nöbet katı olmak üzere toplam 4 kattan oluşur. Kulenin Beyazıt meydanına bakan bölümünde Sultan 2. Mahmud tuğralı kitabe bulunur.

İstanbul silüetinin en önemli ögelerinden biri olan Beyazıt Yangın Kulesi, İstanbul’un birçok yerinden de görülüyor. Bu sebeple, Yangın Kulesi bir dönem hava durumunun habercisi olarak da kullanılır. İstanbullulara sarı ışık sis, kırmızı ışık kar, yeşil ışık yağmur, mavi ışıksa havanın açık olacağını gösteriyor.

Geçmişi 1453’e dayanan, Türkiye’nin en köklü markalarından İstanbul Üniversitesi’nin tarihi, aynı zamanda Türkiye’deki bilimsel eğitimin ve gelişimin tarihidir.

Kaynakça: Yolcu, Ergün; 1453’den Günümüze İstanbul Üniversitesi, Boyut Matbaası, 2011.

 

İSTANBUL ÜNİVERSİTESİ
TARİHTEN GELECEĞE BİLİM KÖPRÜSÜ



MİSYON-VİZYON



İstanbul Üniversitesi
MİSYON, VİZYON VE TEMEL DEĞERLERİ

 

** İSTANBUL ÜNİVERSİTESİ’NİN MİSYONU
Doğu ile Batıyı, geçmişle geleceği buluşturan İstanbul Üniversitesi; ülkemize ve insanlığa yararlı bilgi üreten ve yetkin bireyler yetiştiren öncü üniversitedir.

 

** İSTANBUL ÜNİVERSİTESİ’NİN VİZYONU
İstanbul Üniversitesi, dünyanın önde gelen üniversitelerinden biri olacaktır.

 

** İSTANBUL ÜNİVERSİTESİ’NİN TEMEL DEĞERLERİ
Atatürk ilkelerini ve Cumhuriyet kazanımlarını korumak ve yüceltmek
Katılımcılık
Çevre ve insana saygı
Etik değerlere mutlak uyum




İstanbul Üniversitesi Yerleşkeleri

Beyazıt-Merkez-Vezneciler-Vefa-Süleymaniye, Laleli, Horhor, Avcılar, Çapa, Cerrahpaşa, Şişli,Kadıköy, Bahçeköy, Bakırköy ve Büyükçekmece olmak üzere 12 farklı yerleşkede faaliyetlerine devam eden İstanbul Üniversitesi’nin sembolü Beyazıt’taki tarihi yerleşkedir.

Beyazıt-Merkez Yerleşke

Beyazıt-Merkez yerleşkede Hukuk Fakültesi, İktisat Fakültesi, Siyasal Bilgiler Fakültesi, Eczacılık Fakültesi, İletişim Fakültesi, Hasan Ali Yücel Eğitim Fakültesi ve Açık ve Uzaktan Eğitim Fakültesi yer almaktadır.

İstanbul’un tarihi yarımadasında, hem şehrin koşturmacasının tam ortasında hem de büyük birbahçenin içerisinde yer alan yerleşke; içindeki tarihi ve estetik değer taşıyan mimari yapılarla da büyük bir öneme sahiptir.

İstanbul Üniversitesi Beyazıt’taki ana yerleşkesi daha önce Harbiye Nezareti olarak kullanılmaktaydı. 12 Eylül 1923 tarihinde bu bina İstanbul Üniversitesine verilmiştir.

Üç katlı olarakinşa edilen ANA bina, birden çok üslubun bir arada kullanıldığı eklektik bir üslupta yapılmıştır. Mermer sütunlar, taş işlemeciliği ve özellikle MaviSalon’un duvar ve tavanlarındaki süslemeler, binanın dikkat çekici özelliklerindendir. Bugün büyük bir kısmı İstanbul Üniversitesi’nin idari yönetim merkezi olarak kullanılan bina, aynı zamanda gerçekleştirilen bilimsel toplantı, sergi ve konserlerle üniversitenin en önemli kültür ve sanat merkezikonumunda.

Ana yerleşkenin en ünlü bölümü ise1971-84 yılları arasında kağıt 500 Türk Lirası üzerine resmi de basılan anakapı.

Bugünkü kapının olduğu yerde dahaönceleri bugünkünden çok farklı başka bir kapı bulunuyordu. 1827 yılında yapılan bu ilk kapı, bugün halen kullanılan Bab-ı Ali’nin Soğukçeşme-Alay Köşkütarafında bulunun muazzam kapısı ile benzerlik gösterir. Bâb-ı Âli Kapısı Osmanlıda devletin gücünü temsil ederken, Serasker Kapısı ise askeri gücütemsil eder.

Bugünkü kapının inşasına ise1864 yılında başlanır. Beyazıt Meydanı’nda 1869 yılında başlayan genişletme çalışmalarında, yeni Seraskerlik Kapısı ve kapının her iki tarafında yer alanköşkler, meydana egemen ana öge olarak kullanılır.

Bu anıtsal kapı, Türkiye’de sadece İstanbulÜniversitesi’nin değil, aynı zamanda “üniversite kavramının” da sembolü.Üniversiteye girmek demek, hayallerde biraz da bu kapıdan içeri girmek demektiraslında.

Anayerleşke içindeki tarihi bir diğer mimari yapı da İstanbul Üniversitesi Beyazıt Yangın Kulesi’dir. Aslında bugün var olan kuleden önce, farklı dönemlerde ikikule daha inşa edilmişti. İstanbul’daki yangınları hızla tespit etmek vemüdahalede bulunmak için yapılan kulelerin ilki 1749 yılında, ikincisi ise 1826yılında ahşap olarak yapılmıştı. Bugün gördüğümüz üçüncü kule, Sultan 2.Mahmut’un emriyle yaptırılır. Yukarıdan aşağıya doğru sancak katı, sepet katı,işaret katı ve nöbet katı olmak üzere toplam 4 kattan oluşur. Kulenin Beyazıt meydanına bakan bölümünde Sultan 2. Mahmud tuğralı kitabe bulunur.

İstanbul silüetinin en önemli ögelerinden biri olan Beyazıt Yangın Kulesi, İstanbul’un birçok yerinden de görülüyor. Bu sebeple, Yangın Kulesi bir dönem hava durumunun habercisi olarak da kullanılır. İstanbullulara sarı ışık sis, kırmızıışık kar, yeşil ışık yağmur, mavi ışıksa havanın açık olacağını gösteriyor.

Yerleşkenin simgelerinden biri de, İstanbul Üniversitesi tarihinde önemli bir yere sahipolan Atatürk’ün ana yerleşkenin bahçesine gençler tarafından konulmuşheykelidir. Atatürk ve Gençlik Anıtı’nın hikâyesi öğrencilerin dayanışmasının en güzel örneklerinden birini de ortaya koyuyor.







İSTANBUL ÜNİVERSİTESİ REKTÖRLÜK

İSTANBUL UNIVERSITY RECTORATE
İstanbul Üniversitesi, Beyazıt Yerleşkesi

34452 Beyazıt, İstanbul – Türkiye
Tel: 0 212 440 00 00
Faks: 0 212 440 00 10
iubilgi@istanbul.edu.tr

www.istanbul.edu.tr

 

Basın ve Halkla İlişkiler Müdürlüğü
Press and Public Relations Department

İstanbul Üniversitesi, Beyazıt Yerleşkesi
34452 Beyazıt, İstanbul – Türkiye
Tel: 0 212 440 00 00/10054
Faks: 0 212 440 00 58-59
iubasin@istanbul.edu.tr

unibasin.istanbul.edu.tr/

 

Uluslararası Akademik İlişkiler Kurulu
International Academic Relations Committee

İstanbul Üniversitesi, Beyazıt Yerleşkesi,
34119 Beyazıt, İstanbul – Türkiye
0212 440 00 51 / 10242
intacrel@istanbul.edu.tr

uaik.istanbul.edu.tr/


Kalite Koordinatörlüğü
Quality Coordination Office
İstanbul Üniversitesi, Beyazıt Yerleşkesi
34452 Beyazıt, İstanbul – Türkiye
Tel : 0 212 440 00 00 / 10767
Faks : 0212 440 02 84
iukalite@istanbul.edu.tr
http://kalite.istanbul.edu.tr



FAKÜLTELER / FACULTIES

 

İstanbul Tıp Fakültesi
Istanbul Faculty of Medicine

Çapa Yerleşkesi
Turgut Özal Cad. 34390 Çapa – İstanbul
0212 631 13 49
itf-dekanlik@istanbul.edu.tr
http://istanbultip.istanbul.edu.tr/

 

Hukuk Fakültesi 
Faculty of Law
Beyazıt Yerleşkesi
34452 Beyazıt – İstanbul
0212 440 01 05
hukuk_dekan@istanbul.edu.tr

hukuk.istanbul.edu.tr/

 

Edebiyat Fakültesi Faculty of Letters
Beyazıt Yerleşkesi
Ordu Cad. No: 196,
34459 Beyazıt – İstanbul
0212 455 57 00/15643
edebiyat_dekan@istanbul.edu.tr

edebiyat.istanbul.edu.tr/

 

Fen Fakültesi
Faculty of Sciences
Beyazıt Yerleşkesi
34134 Vezneciler – İstanbul
0212 522 08 06
0212 455 57 00/15200-15201
fen_dekan@istanbul.edu.tr

fen.istanbul.edu.tr/

 

İktisat Fakültesi / Faculty of Economics
Beyazıt Yerleşkesi
34452, Beyazıt – İstanbul
0212 440 01 50–440 01 51
440 00 00/11400
iktisat_dekan@istanbul.edu.tr

iktisat.istanbul.edu.tr/

 

Orman Fakültesi Faculty of Forestry
Bahçeköy Yerleşkesi
34473 Bahçeköy-Sarıyer – İstanbul
0212 338 24 00
orman_dekan@istanbul.edu.tr

orman.istanbul.edu.tr/

 

Eczacılık Fakültesi
Faculty of Pharmaceutical Sciences

Beyazıt Yerleşkesi 34116 Beyazıt – İstanbul
0212 440 02 50
0212 440 00 00 / 13400
ecza_dekan@istanbul.edu.tr

eczacilik.istanbul.edu.tr/

 

Diş Hekimliği Fakültesi
Faculty of Dentistry

İstanbul Tıp Fakültesi
34390 Çapa – İstanbul
0212 414 25 65
dishek_dekan@istanbul.edu.tr

dishekimligi.istanbul.edu.tr/

 

Cerrahpaşa Tıp Fakültesi
Cerrahpasa Faculty of Medicine

Cerrahpaşa Yerleşkesi
34098 Cerrahpaşa – İstanbul
0212 632 00 22/27
ctf_dekan@istanbul.edu.tr

cerrahpasa.istanbul.edu.tr

 

Mühendislik Fakültesi
Faculty of Engineering

Avcılar Yerleşkesi
34850 Avcılar – İstanbul
0212 473 70 01/02
muhendislik_dekan@istanbul.edu.tr

muhendislik.istanbul.edu.tr

 

İşletme Fakültesi
Faculty of Business Management

Avcılar Yerleşkesi
34850 Avcılar – İstanbul
0212 590 47 47
473 70 70/18247–18250
isletme@istanbul.edu.tr

isletme.istanbul.edu.tr/

 

Veteriner Fakültesi
Faculty of Veterinary Medicine

Avcılar Yerleşkesi
34850 Avcılar – İstanbul
0212 473 72 01
ivf_dekan@istanbul.edu.tr

veteriner.istanbul.edu.tr/

 

Siyasal Bilgiler Fakültesi
Faculty of Political Sciences

Beyazıt Yerleşkesi
34116 Beyazıt – İstanbul
0212 440 02 01
sbf_dekan@istanbul.edu.tr

siyasal.istanbul.edu.tr

 

İletişim Fakültesi
Faculty of Communications

Beyazıt Yerleşkesi
Kaptanı Derya İbrahim Paşa Sokak
34116 Beyazıt – İstanbul
0212 440 03 02
440 00 00/12603
iletisim_dekan@istanbul.edu.tr

iletisim.istanbul.edu.tr/

 

Su Ürünleri Fakültesi
Faculty of Fisheries

Beyazıt Yerleşkesi
Ordu Cad. No: 200,
34470 Laleli – İstanbul
0212 514 03 88
suurunleri_dekan@hotmail.com

suurunleri.istanbul.edu.tr/

 

İlahiyat Fakültesi 
Faculty of Divinity
Beyazıt Yerleşkesi
Baba Hasan Âlemi Mah. Kavalalı Sok.
A-Blok 34260 Fatih – İstanbul
0212 532 60 64 / 0212 532 60 20
ilahiyat_dekan@istanbul.edu.tr

ilahiyat.istanbul.edu.tr/

 

Hasan Ali Yücel Eğitim Fakültesi 
Hasan Ali Yucel Teacher Training Faculty

Beyazıt Yerleşkesi, Besim Ömer Paşa Cad.
34452 Beyazıt – İstanbul
0212 440 03 36
hay_dekan@istanbul.edu.tr

hayef.istanbul.edu.tr/

 

Açık ve Uzaktan Eğitim Fakültesi
Open and Distance Education Faculty
Beyazıt Yerleşkesi, Besim Ömer Paşa Cad.
34452 Beyazıt – İstanbul
0212 440 00 00 (13111)
auzef@istanbul.edu.tr
auzef.istanbul.edu.tr

 

Sağlık Bilimleri Fakültesi 
Faculty of Medical Science

Bakırköy Yerleşkesi
Demirkapı Cad. Karabal Sok.
Bakırköy Ruh ve Sinir Hastalıkları
Hastanesi Bahçesi İçi
34740 Bakırköy – İstanbul
0212 660 11 25/27613
sabif@istabul.edu.tr
sabif.istanbul.edu.tr

 

Hemşirelik Fakültesi
Faculty of  Nursing

Şişli Yerleşkesi
Abide-i Hürriyet Cad. Şişli – İstanbul
0 212 440 00 00 / 27010
fnhyo@istanbul.edu.tr
florencenightingale.istanbul.edu.tr/

 

ENSTİTÜLER / INSTITUTES

 

Adli Tıp Enstitüsü
Institute of Forensic Sciences

Cerrahpaşa Yerleşkesi
34303 Cerrahpaşa – İstanbul
0212 414 30 00/22803
adlitip@istanbul.edu.tr

adlitip.istanbul.edu.tr/

 

Akciğer Hastalıkları ve Tüberküloz Enstitüsü
Institute of Lung Diseases and Tuberculosis
Tel: 0212- 588 24 42
Fax: 0212-632 12 16
Dahili Hat: 414 30 00/ 22204
Cerrahpaşa Tıp Fak. Göğüs Hast. AD 2.Kat
akciger@istanbul.edu.tr
akciger.istanbul.edu.tr/

 

Atatürk İlkeleri ve İnkılâp Tarihi Enstitüsü
Institute of Ataturk’s Principles and Reforms

Bozdoğan Kemeri Cad. No: 7 Vezneciler – İSTANBUL
Tel: 0212 440 03 66
0212 440 00 00 / 10056
Faks: 0212 440 03 45
0212 440 00 00 / 10464
ata.enst@istanbul.edu.tr
atatturkilkeleri.istanbul.edu.tr/

 

Avrasya Enstitüsü
Institute of Eurasia Archaeology

Beyazıt Yerleşkesi
Kimyager Derviş Paşa Sok. No: 36
Beyazıt, Eminönü / İstanbul
0212 455 57 00
avrasya@istanbul.edu.tr

avrasya.istanbul.edu.tr/

 

Çocuk Sağlığı Enstitüsü
Institute of Child Health

Acil Cerrahi Karşısı Kat 2
Çapa Kampüsü Millet Caddesi
34093 / Çapa-İstanbul
Telefon: 0212 414 20 00 / 31553 – 31238
Fax: 0212 631 39 97
0212 631 09 93/525 25 15
cocuksag_ens@istanbul.edu.tr

cocuksagligi.istanbul.edu.tr/

 

Deneysel Tıp Araştırma Enstitüsü
Institute of Experimental Medicine

Çapa Yerleşkesi
Vakıf Gureba Cad. 34093 Çapa – İstanbul
0212 414 22 29 – 414 22 30
detam@istanbul.edu.tr

deneyseltip.istanbul.edu.tr/

 

Deniz Bilimleri ve İşletmeciliği Enstitüsü
Institute of Maritime Sciences and Management

Beyazıt Yerleşkesi, Mollahüsrev Mah. Müşküle Sok.
No:17 34470 Vefa – İstanbul
Tel: 212 440 0000 / 26000
Fax: 212 526 8433
zyy@istanbul.edu.tr

denizbilimleri.istanbul.edu.tr/

 

Fen Bilimleri Enstitüsü
Institute of Science

Beyazıt Yerleşkesi
Bozdoğan Kemeri Cad. No:6
Vezneciler – İstanbul
0212 440 00 00 – 14080/81
Fax: 0212 440 03 87
webfbe@istanbul.edu.tr
fenbilimleri.istanbul.edu.tr/

 

İşletme İktisadi Enstitüsü
Institute of Business Economy

Avcılar Yerleşkesi, 34840 Avcılar – İstanbul
0212 591 59 64
iie@istanbul.edu.tr

isletmeiktisadi.istanbul.edu.tr

 

Kardiyoloji Enstitüsü
Institute of Cardiology

Muratpaşa Cad. Haseki-İstanbul
0212 459 20 21/29113
kardiyoloji@istanbul.edu.tr

kardiyoloji.istanbul.edu.tr/

 

Muhasebe Enstitüsü
Institute of Accountancy

İstanbul Üniversitesi Avcılar Yerleşkesi
İşletme Fakültesi 34320 Avcılar – İstanbul
0212 473 71 44
muhasebee@istanbul.edu.tr

muhasebe.istanbul.edu.tr/

 

Nörolojik Bilimler Enstitüsü
Neurological Sciences Institute

0212 440 00 00/21747
norobil@istanbul.edu.tr

norolojikbilimler.istanbul.edu.tr/


Onkoloji Enstitüsü 

Institute of Oncology
Çapa Yerleşkesi
34390 Çapa – İstanbul
0212 414 24 34
onkoloji.istanbul.edu.tr/

 

Sağlık Bilimleri Enstitüsü
Institute of Medical Sciences

Cerrahpaşa Yerleşkesi
34303 Cerrahpaşa – İstanbul
Telefon: 0(212) 632 0136,
0(212) 414 30 00 – 22016 / 22017
Faks: +90(212) 414 30 16
saglikbil@istanbul.edu.tr
saglikbilimleri.istanbul.edu.tr/

 

Sosyal Bilimler Enstitüsü
Institute of Social Sciences

Beyazıt Yerleşkesi
Besim Ömer Paşa Cad. Kaptan-ı
Derya Sok. 34452 Beyazıt – İstanbul
0212 440 03 44
sbe@istanbul.edu.tr

sosyalbilimler.istanbul.edu.tr/

 

Türkiyat Araştırmaları Enstitüsü
Institute of Turcology

Beyazıt Yerleşkesi
Horhor Cad. Kavalalı Sok. 5/4
34260 Fatih-İstanbul
0212 631 31 04/26654
turkiyat@istanbul.edu.tr
turkiyat.istanbul.edu.tr

 

YÜKSEKOKULLAR / SCHOOLS

 

Adalet Meslek Yüksekokulu
School of Jurisprudence

Beyazıt Yerleşkesi, 16 Mart Şehitler Cad. No: 6, Vezneciler – İstanbul
0 (212) 440 00 00 Dahili: 14027-14028
Fax :0212 440 03 65
adalet_myo@istanbul.edu.tr
adalet.istanbul.edu.tr

 

Beden Eğitimi ve Spor Yüksekokulu
School of Physical Education and Sports

Avcılar Yerleşkesi
34850 Avcılar – İstanbul
0212 473 7070/18750
bedenegitimi_yo@istanbul.edu.tr

bedenegitimi.istanbul.edu.tr/

 

Devlet Konservatuarı
Istanbul University State Conservatory

Kadıköy Yerleşkesi
Rıhtım Cad. 81300 Kadıköy – İstanbul
0216 418 12 30 – 418 76 39
konserweb@istanbul.edu.tr

konservatuar.istanbul.edu.tr/

 

Ormancılık Meslek Yüksekokulu
Vocational School of Forestry

Bahçeköy Yerleşkesi
Bahçeköy 34390 Sarıyer – İstanbul
0212 226 11 00/25203
orman_dekan@istanbul.edu.tr

ormancilikmyo.istanbul.edu.tr

 

Sağlık Hizmetleri Meslek Yüksekokulu
Vocational School of Health Services
Cerrahpaşa Yerleşkesi
34303 Cerrahpaşa – İstanbul
0212 414 30 30/22076
saglik_myo@istanbul.edu.tr

saglikhizmetlerimyo.istanbul.edu.tr/

 

Sosyal Bilimler Meslek Yüksekokulu
Vocational School of Social Sciences

Besim Ömer Paşa Cad. Kaptan-ı Derya Sok. 34452 Beyazıt / İstanbul
0212 440 03 52/14340
sbmyo@istanbul.edu.tr

sosyalbilimlermyo.istanbul.edu.tr/

 

Teknik Bilimler Meslek Yüksekokulu
Vocational School of Technical Sciences

Avcılar Yerleşkesi
34850 Avcılar – İstanbul
0212 473 70 80/18500
tbmyo@istanbul.edu.tr

teknikbilimlermyo.istanbul.edu.tr/

 

Ulaştırma ve Lojistik Yüksekokulu
School of Transportation and Logistics

Avcılar Yerleşkesi
İşletme Fakültesi Binası
34850 Avcılar – İstanbul
0 212 473 70 70/19200
ulastirmayo@istanbul.edu.tr

ulastirmalojistik.istanbul.edu.tr/

 

Veteriner Fakültesi Meslek Yüksekokulu
Vocational School of Veterinary Medicine

Avcılar Yerleşkesi, 34851 Avcılar – İstanbul
0212 473 70 70/ 17101-17117
vetmyo@istanbul.edu.tr

veterinermyo.istanbul.edu.tr/

 

BÖLÜMLER / DEPARTMENTS

 

Enformatik Bölümü

Department of Informatics
Beyazıt Yerleşkesi
16 Mart Şehitleri Cad. No: 8
Vezneciler – İstanbul
0212 440 00 00 / 14055
enformatik@istanbul.edu.tr

informatics.istanbul.edu.tr/

 

Güzel Sanatlar Bölümü
Department of Fine Arts

Beyazıt Yerleşkesi
Kuyucu Murat Paşa Medresesi
34459 Vezneciler – İstanbul
0212 440 00 00 / 16838
guzelsan@istanbul.edu.tr

guzelsanatlar.istanbul.edu.tr/

 

Yabancı Diller Bölümü

Department of Foreign Languages
Beyazıt Yerleşkesi, Yabancı Diller Bölümü
Kirazlı Mescit Sok. No: 31
34470 Süleymaniye – İstanbul
0212 440 00 00 / 26114
lang@istanbul.edu.tr

yabancidiller.istanbul.edu.tr/