“Tedavi Ettiğim Her Kişinin Hayat Kalitesini Korumaya Çalışıyorum”

İÜ İstanbul Tıp Fakültesi’nde 8 yıl önce lösemi tedavisi gören Yusuf Kayaer hastalığı yendi ve bir doktor adayı oldu. Yusuf Kayaer’in doktoru olan İÜ Onkoloji Enstitüsü Öğretim Üyesi Prof. Dr. Bülent Zülfikar bugün kendisinin dersine giriyor.



Prof. Dr. Bülent Zülfikar, Yusuf Kayaer’in hastalığına değinerek, “Bundan 8 sene önce, kendisine ‘T hücreli akut lenfoblastik lösemi’ (ALL) tanısı koyduğum Yusuf Kayaer, 2013 yılında tedavisini tamamladı. Kendisi tedavilerini alırken dahi sürekli okuyan ve sürekli çalışan bir evladımızdı. Nitekim iyi bir puanla ortaokuldan liseye geçti. Düzenli yaptığım kontrollerinden birine üniversite seçme sınavında iyi puan almış olarak geldi ve tıp okumak istediğini söyledi. Kendisini elimden geldiğince, yeteneğine ve arzusuna uygun olacak bir mesleğe yönlendirmeye yardımcı oldum. Şimdi de tıp fakültemizin 2. sınıfında eğitimine devam ediyor” şeklinde konuştu.

Meslek hayatı boyunca tedavi ettiği hastaların hayat kalitesini korumaya çalıştığını ifade eden Prof. Dr. Zülfikar, “Hastanın hastalık bittiğinde, hayata kaldığı yerden ve bütün boyutlarıyla dâhil olması gerekiyor. Meslek hayatım boyunca her zaman tedavi ettiğim her kişinin hayat kalitesini korumaya çalıştım. Başta lösemi olmak üzere tedavisi 2-3 yıl gibi uzun, hatta ömür boyu süren hastalıklarda hastanın hayattan kopmaması için gayret ettim. Bu hastaların hayattan kopmaması için, ilişkilerinin kesilmemesi gerekir. Çevresi ile olan ilişkilerini kesmeden sürdürüp bu ilişkilerden destek almaları gerekir” ifadelerini kullandı. Bu çalışmalarım ile 10 Aralık 2016’da Lösemi hastalığıyla ilgili farkındalık çabalarından ötürü ‘Engelsiz Dünya Ödülü’ne layık görüldüm” dedi.

“Hastalarımızın Yaşamlarına Güzel Dokunuşlar Yaparak Hayata Devam Etmelerini Sağlamaya Çalışıyoruz”

Özellikle kronik hastalığı olanların, mutlaka sorumlu doktoru olması gerektiğini ifade eden Prof. Dr. Zülfikar konuşmasına şu şekilde devam etti: “Çocukluktan başlayıp devam eden bir hastalığa sahip hastanın, yıllar boyunca aynı hekim ile buluşması, kontrole devam etmesi gereklidir. Özellikle kronik hastalıkların tedavisi ve takibi sürecinde, hasta kişinin hayatını, hayat kalitesini değiştirebiliyorsunuz. Ona güzel dokunuşlar yaparak hayata devam etmesini sağlıyorsunuz. Bu görüşümün Yusuf Kayaer vesileyle bir kere daha doğrulanıp kanıtlandığını görmek beni ayrıca mutlu etti. Nitekim ülkemizde şimdi ‘aile hekimliği’ sistemimiz var ve aile hekimi, doğumdan vefata kadar her yaştan, her kişiye bakabiliyor. Bu yetkinin kronik hastaları takip eden özel dal (üst uzmanlık sahibi) doktorlardan alınmasının gerçekçi hiçbir açıklaması bulunmamaktadır”. 

 

Yükseköğretim Kurulu Yasası’na göre öğretim üyelerinin görevlerinin dört ana başlıkta toplandığını söyleyen Prof. Dr. Zülfikar, bu maddeleri araştırma yapmak (1), eğitim-öğretimle ilgilenmek (2), alanına dair hizmet vermek (3), danışma kurullarında yer almak ve yayın yapmak (4) olarak sıraladı. Prof. Dr. Zülfikar, araştırma alanındaki çalışmalarından şu şekilde söz etti: “Araştırmalarımız, 2002 yılında TÜBİTAK’ın Sağlık Bakanlığı ve Türkiye Hemofili Derneği ile ortak başlattığı ilk projeden bugüne devam etti. Nitekim bu yıl içerisinde üniversitemizin TÜBİTAK tarafından projesi kabul edilen birkaç öğretim üyesinden biri de ben oldum. Hemofili B hastalarının ülkemizdeki genetik özelliklerini ve genetik dağılımları belirlemek üzerine gerçekleştirdiğimiz çalışmamızın bu yılın sonuna kadar da tamamlanacağını umuyoruz. Bu çalışmanın yanında, aktif olarak devam eden altı araştırmam ve araştırma bağlantılarının sağlandığı aktifleşmeyi bekleyen üç araştırmam daha var.”

“Ülkemizin En Önemli İhtiyaçlarından Biri Şüphesiz Bilim İnsanıdır”

Bu araştırmalar gerçekleşirken eğitim-öğretim alanında da çalışmaya devam ettiklerini ifade eden Prof. Dr. Zülfikar: “Eğitim - öğretimle ilgili çalışmalarımız birkaç başlıkta toplanıyor dedi” ve şunları ekledi: “Lisans öğrencilerine yönelik çalışmalar (1), bizim uzmanlık öğrencisi dediğimiz, eski adıyla asistanlara yönelik eğitimler (2), yine bizim yan dalımız olan Çocuk Hematolojisi Onkolojisi alanında ilerlemek isteyenlere yönelik çalışmalar (3), bunların yanı sıra hasta ve ailelerine yönelik eğitim-öğrenim programlarımız (4) devam etmektedir. Akademik eğitimler de dâhil olmak üzere, bulunduğum alanda bugüne kadar benden tez almış olan bütün genç arkadaşlarımızın ülkemizin değişik üniversitelerinde akademisyen pozisyonlarında olmaları bizi gerçekten mutlu ediyor. Çünkü ülkemizin en önemli ihtiyaçlarından biri şüphesiz ki bilim insanıdır. Ben bulunduğum her mecrada şunu söylerim: Her aileden en az bir bireyin bilim insanı olarak, öğretim üyesi olarak toplumumuza kazandırılmış olması lazımdır. Yani evlatlarımız arasında, tüccarımız, bürokratımız, sanatçımız olmalı ama muhakkak her ailemizin bir de bilim insanı, akademisyen üyesi olmalı” dedi.

“Türkiye’ye Çok Önemli Değerler Kattığımızı Görüp Mutlu Oluyorum”

Yükseköğretime başladığı 1975 yılından beri İstanbul Üniversiteli olduğunu belirten Prof. Dr. Zülfikar konuşmasına şu şekilde devam etti: “1975 yılında öğrenci olarak girdiğim İstanbul Tıp Fakültesi’nde 1981 yılında tıp doktoru oldum. İstanbul’un en ücra yerlerinde görev yaptım. Şimdi baktığımızda, emeklerimizin boşa gitmediğini, Türkiye’ye ve yaşadığımız dünyaya çok önemli değerler kattığımızı gözlemliyorum. Bunu görünce çok daha mutlu oluyorum” şeklinde konuştu.

“Yayın Yapmak, Akademisyenin Bildiklerini Gelecek Nesillere Bırakmasının En Etkili Yoludur”

Yayın yapmanın bir akademisyen için olmazsa olmaz olduğunu ifade eden Prof. Dr. Zülfikar, “Yayın yapmak, akademisyenin bildiklerini gelecek nesillere bırakmasının en etkili yoludur. Henüz yeni Doçent olduğum 1991-1992 yıllarında Çocuk Vakfı’nın ‘100 Soruda Bebek Sağlığı’ ve ‘100 Soruda Çocuk Sağlığı’ adlarıyla çıkardığı kitaplara hem bölümler yazdım hem de bu kitapların editörlüğünü yaptım. Sonraki yıllarda da bu kitap çalışmalarım devam etti. Kitapların yanı sıra bir de makaleler var. Makaleler, hem ulusal hem de uluslararası dergilerde yayımlanıyor. Son yıllarda yayınladığım makaleler bana 12 Ekim 2017’de Uluslararası bilimsel camiada yüksek etki değere sahip (impact factor) dergilerde çıkardıkları yayınlar ve geliştirmiş olduğu etki alanı başarısından ötürü İstanbul Üniversitesi Rektörü tarafından Yüksek Etki Değerli Bilimsel Çalışma Ödülü kazandırdı. Yine aynı yıl (14 Mayıs 2017 – Lefkoşa) Kuzey Kıbrıs’ta yaşayan çocukluk çağı kanserli çocukların tedavisindeki başarısından ötürü ‘Kanal T Televizyonu ve Magazin Haberciliği Özel Ödülü’ aldım. Temenni ediyorum ki gelecek nesil bilim insanlarımız, akademisyenlerimiz yaptıkları bilimsel çalışmalarla, dergilerdeki yayınlarla tüm dünyaya öncülük etsinler. Ülkemizin bilgi toplumu olmasına ve bilimin yayılmasına katkıda bulunsunlar” ifadelerini kullandı.

İÜ Basın ve Halkla İlişkiler Müdürlüğü


Öne Çıkan Haberler

İstanbul-Üniversitesi-Türkiyat-Araştırmaları-Enstitüsü’nün-Kuruluşunun-95.-Yılı-Kutlandı

İstanbul Üniversitesi Türkiyat Araştırmaları Enstitüsü’nün Kuruluşunun 95. Yılı Kutlandı

İş-Sağlığı-ve-Güvenliği-Günleri-Programı-İstanbul-Üniversitesi’nde-Gerçekleştirildi

İş Sağlığı ve Güvenliği Günleri Programı İstanbul Üniversitesi’nde Gerçekleştirildi

“Dünden-Bugüne-İstanbul-Üniversitesi-İslam-Araştırmaları-Merkezi”-Paneli-Gerçekleştirildi

“Dünden Bugüne İstanbul Üniversitesi İslam Araştırmaları Merkezi” Paneli Gerçekleştirildi

İstanbul-Üniversitesi-ve-Tataristan-Bilimler-Akademisi-Arasında-İş-Birliği-Protokolü-İmzalandı

İstanbul Üniversitesi ve Tataristan Bilimler Akademisi Arasında İş Birliği Protokolü İmzalandı

İstanbul-Üniversitesi-Aday-Memur-Yemin-Töreni-Gerçekleştirildi

İstanbul Üniversitesi Aday Memur Yemin Töreni Gerçekleştirildi

İÜ-Mezunu-Yaşar-Göncü’nün-1965-Yılında-Yazdığı-Bitirme-Tezi-Kendisine-Ulaştırıldı

İÜ Mezunu Yaşar Göncü’nün 1965 Yılında Yazdığı Bitirme Tezi Kendisine Ulaştırıldı