ReferenceError: Can't find variable: globalThis https://www.googletagmanager.com/gtag/js?id=G-6QTLWY3ZDJ:214 Error: [ng:areq] Argument 'UpToTopController' is not a function, got undefined http://errors.angularjs.org/1.5.3/ng/areq?p0=UpToTopController&p1=not%20a%20function%2C%20got%20undefined assertArg@https://www.istanbul.edu.tr/js/vendor-21e2c57158.min.js:18988:91 assertArgFn@https://www.istanbul.edu.tr/js/vendor-21e2c57158.min.js:18998:12 $controller@https://www.istanbul.edu.tr/js/vendor-21e2c57158.min.js:27147:20 setupControllers@https://www.istanbul.edu.tr/js/vendor-21e2c57158.min.js:26282:45 nodeLinkFn@https://www.istanbul.edu.tr/js/vendor-21e2c57158.min.js:26080:48 compositeLinkFn@https://www.istanbul.edu.tr/js/vendor-21e2c57158.min.js:25477:23 publicLinkFn@https://www.istanbul.edu.tr/js/vendor-21e2c57158.min.js:25357:45 https://www.istanbul.edu.tr/js/disabled-app-5541d1dbcb.min.js:1:29366 processQueue@https://www.istanbul.edu.tr/js/vendor-21e2c57158.min.js:32901:30 https://www.istanbul.edu.tr/js/vendor-21e2c57158.min.js:32917:39 $eval@https://www.istanbul.edu.tr/js/vendor-21e2c57158.min.js:34169:28 $digest@https://www.istanbul.edu.tr/js/vendor-21e2c57158.min.js:33985:36 $apply@https://www.istanbul.edu.tr/js/vendor-21e2c57158.min.js:34277:31 done@https://www.istanbul.edu.tr/js/vendor-21e2c57158.min.js:28598:53 completeRequest@https://www.istanbul.edu.tr/js/vendor-21e2c57158.min.js:28796:15 requestLoaded@https://www.istanbul.edu.tr/js/vendor-21e2c57158.min.js:28737:24 undefined https://www.istanbul.edu.tr/js/vendor-21e2c57158.min.js:30568
İstanbul Üniversitesi Sağlık Bilimleri Enstitüsü bünyesinde açılan yeni programlar 2021-2022 Bahar Yarıyılı’nda eğitim vermeye başlıyor. İlk kez öğrenci almaya başlayacak olan programların bazıları Türkiye’de alanında tek olma özelliği taşıyor. Kanser Hastalarında Destek Tedavi ve Bakım, Nadir Hastalıklar, Çocuklarda Otoenflamatuar Hastalıklar, Çocuklarda Böbrek Nakli Araştırmaları alanlarında eğitim verecek olan bölümlerin yüksek lisans ve doktora programları bulunuyor.
Soldaki sekmelere tıklayarak yeni açılan programlar hakkında yaptığımız haberlere erişebilirsiniz.
Haber: Pelin Şahin, Ceyda Demir, Esen Dolma, Meriç Cintosun, Ece Nur Namlı, Zeynep Yüksel
İÜ Kurumsal İletişim Koordinatörlüğü
Kanser Hastalarında Destek Tedavi ve Bakım Yüksek Lisans ve Doktora Programı
İstanbul Üniversitesi (İÜ) Sağlık Bilimleri Enstitüsü bünyesinde Türkiye’de bir ilk olan "Kanser hastalarında destek tedavi ve bakım" Yüksek Lisans ve Doktora Programları açıldı. İngilizce ve Türkçe dillerinde, yüksek lisans ve doktora eğitim vermeye başlayacak olan programlar, 2021-2022 Eğitim-Öğretim Yılı Bahar Dönemi’nde ilk öğrencilerini kabul edecek. Yeni açılan “Kanser hastalarında destek tedavi ve bakım" programları hakkında sorumlu öğretim üyesi, İÜ Onkoloji Enstitüsü Preventif Onkoloji Anabilim Dalı Başkanı ve Klinik Onkoloji Anabilim Dalı Öğretim Üyesi Prof. Dr. Rejin Kebudi bilgi verdi.
Prof. Dr. Kebudi, programın amacını “Kanser tanısı, erişkin ve çocuklarda görülen kanserler, kansere bağlı bulgu ve belirtiler, tedavi prensipleri ve tedaviye bağlı yan etkileri bilmek; bu yan etkiler gelişmeden ya da geliştiğinde zamanında ve etkin destek tedaviyle palyatif bakımı sağlayabilmek” şeklinde ifade etti. Kanser hastalarında destek tedavi ve bakım Yüksek Lisans ve Doktora Programı öğrencilerinin, hasta ve aileleri ile etkin iletişim sağlayabilmesi gerekliliğine dikkat çekti. Prof. Dr. Kebudi, “Öğrenci, tedaviye yanıt vermeyen hastalarda hayat kalitesini arttıracak etkin palyatif bakım öğelerini uygulamalı ve bu konuda araştırma yapabilmeli” ifadelerini kullandı. Prof. Dr. Kebudi, Kanser hastalarında destek tedavi ve bakım" YL ve Doktora Programı’nda erişkin ve çocuk kanserlerinde tanı, tedavi ve takibin olduğu multidisipliner bir eğitim yapılacağını belirtti. Programın amacının bu konuda nitelikli bilim insanı yetiştirmek olduğunu söyleyen Prof. Dr. Kebudi, bu konunun İstanbul Üniversitesi, Türkiye ve bölge ülkeler için oldukça önemli ve değerli olduğunun altını çizdi.
Her Yıl 18 Milyon Kişi Kanser Tanısı Alıyor
Kanser hastası sayısının dünyada giderek arttığını söyleyen Prof. Dr. Kebudi, günümüzde dünyada yılda yaklaşık 18 milyon kişinin yeni kanser tanısı aldığını, bu sayının 2030’da ise yılda 23 milyona ulaşmasının beklendiğini belirtti. Prof. Dr. Kebudi’ye göre, gelişmiş ülkelerde kanser hastalarında sağkalım sürelerinde artış; kanserde güncel tedavilerdeki gelişmelerin yanında, hastalığa ve yapılan tedavilere bağlı yan etkilerin önlenmesi ve destek tedavilerdeki gelişmelere bağlı. Yeterli ve zamanında destek tedavi yapılamayan merkezlerde, güncel kanser tedavisinin mümkün olmadığını ifade eden Prof. Dr. Kebudi, palyatif bakımı şöyle tanımladı: “Palyatif bakım; kanser gibi kronik hastalıklarda, hastalığa veya tedaviye bağlı ağrı gibi beklenen veya gelişen belirti, bulgu ve yan etkilerin önlenmesi veya tedavi edilmesi, hastanın fiziksel ve psikososyal sorunlarının belirlenmesi ve tedavisiyle hastanın hayat kalitesini artırmayı amaçlar. Palyatif bakım, hastaya tanı konulduğu andan itibaren başlar, küratif (şifa) tedavi ile devam eder. Tedaviye yanıt vermeyen hastalarda da aile ve diğer hasta yakınlarını her aşamada destekleyen bir bakımla devam eder”. Prof. Dr. Kebudi’nin aktardığına göre: Dünya Sağlık Örgütü (DSÖ) kanser ve diğer kronik hastalıklarda palyatif bakımın sağlık sistemlerine entegrasyonunu önermekte. DSÖ, palyatif bakımın ulusal sağlık sistemine dahil edilmesi ve sağlık çalışanlarının (doktor, hemşire ve diğer sağlık çalışanları) eğitiminin gerektiğini vurgulamakta. Bu eğitimde deneyimli öğretim üyelerinin yer aldığı köklü üniversitelere önemli görevler düştüğünü belirten Prof. Dr. Kebudi, onkolojide destek tedavi ve palyatif bakıma gereksinimin gerek Türkiye’de gerekse dünyada çok fazla olduğunu söyledi.
Kanser Hastalarına Destek ve Bakım Konusunda Türkiye’deki İlk Program
Kanser hastalarına destek tedavi ve palyatif bakım konusunda Türkiye’de doktora programı yok; lisans, yüksek lisans ve doktora programları kapsamında haftada 2 ya da 4 saatlik ders olarak sunuluyor. Yeni açılacak YL ve doktora programında yer alan öğretim üyelerinin ülkemizde ve uluslararası alanda deneyimlere sahip olduğunu belirten Prof. Dr. Rejin Kebudi de Lyon, Fransa’da yapılan Uluslararası Pediatrik Onkoloji Derneği (SIOP) kongresinde “Gelişmiş ve Gelişmekte Olan Ülkelerde Palyatif Bakım” konulu bir konferans vermişti. Eğitim vermeye başlayacak olan programlarda; İstanbul Üniversitesi Onkoloji Enstitüsü, Klinik Onkoloji Ana Bilim Dalı, Temel Onkoloji Ana Bilim Dalı, Preventif Onkoloji Ana Bilim Dalı ve İÜ Hemşirelik Fakültesi’nin destek tedavi ve palyatif bakımda deneyimli öğretim üyeleri de görev alacak.
Prof. Dr. Rejin Kebudi Kimdir?
Prof. Dr. Rejin Kebudi, 1958 yılında İzmir’de doğdu. İzmir Amerikan Kız Koleji’ni birincilikle bitirdi ve ardından Ege Üniversitesi Tıp Fakültesi’nden 1982 yılında birincilikle mezun oldu. 1983-85 yılları arasında mecburi hizmet görevini tamamlayan Prof. Dr. Kebudi, İstanbul Üniversitesi'nde 1990’da Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları Uzmanı oldu, İÜ Onkoloji Enstitüsü'nde, 1993 yılında Çocuk Onkolojisi Yan Dal Uzmanı, aynı yılda Doçent, 2000 yılında ise Profesör unvanını aldı. New York Üniversitesi’nde, New York Memorial Sloan Kettering Kanser Merkezi’nde, Los Angeles Kaliforniya Üniversitesi’nde, Los Angeles Çocuk Hastanesi’nde ve Hollanda Nijmegen Üniversitesi’nde eğitimler aldı ve araştırmalar gerçekleştirdi. Aynı zamanda Türk Pediatrik Onkoloji Grubu Derneği (TPOG) kurucu üyeliğini yaptı. 1999-2011 yılları arasında derneğin yönetim kurulunda yer aldı ve 2009-2011 döneminde başkanlığını yürüttü. Prof.Dr. Rejin Kebudi, 2018 yılında Amerikan Klinik Onkoloji Derneği (ASCO) tarafından verilen "Uluslararası Onkolojide Kadın Lider ve Mentor Ödülü" nü (ASCO International Woman Who Conquer Cancer Mentorship Award) kazanmıştır.
Prof. Dr. Rejin Kebudi, 1985 yılından beri İstanbul Üniversitesi’nde görev yapıyor. 2008-2019 yıllarında İÜ Onkoloji Enstitüsü öğretim üyeliği ile İÜ Cerrahpaşa Tıp Fakültesi Çocuk AD, Çocuk Hematoloji-Onkoloji BD’da da görev yaptı. Halen İstanbul Üniversitesi Onkoloji Enstitüsü, Prevantif Onkoloji Anabilim Dalı Başkanı ve Klinik Onkoloji AD, Pediatrik Hematoloji-Onkoloji Öğretim Üyesidir. Yürüttüğü diğer bazı görev ve üyelikler ise şunlardır:
• Uluslararası Pediatrik Onkoloji Derneği’nin (SIOP) Destek Tedavi Çalışma Grubu Başkanlığı ve SIOP üyeliği
• Amerikan Klinik Onkoloji Derneği (American Society of Clinical Oncology) Üyeliği
• Amerikan Çocuk Onkoloji Grubu (Children’s Oncology Group) Üyeliği
• International Replication Repair Deficiency Consortium (IRRDC) Governance Committee Üyeliği (Kanada merkezli)
• Türk Pediatrik Onkoloji Grubu (TPOG) üyeliği
• Türk Pediatrik Hematoloji Derneği (TPHD) Destek Tedavi Çalışma Grubu Başkanlığı
• Türk Hematoloji Derneği (THD) Üyeliği
Prof. Dr. Rejin Kebudi, Orta Doğu Kanser Konsorsiyum (MECC) üyesi olarak, bölgede palyatif bakımın geliştirilmesi çalışmalarında aktif rol oynadı. Aynı zamanda çeşitli bilimsel yayınlarda bilim kurulu üyeliği yapmaktadır. İngilizce, İspanyolca, Almanca ve Fransızca bilen Prof. Dr. Rejin Kebudi’nin, 400’e yakın bilimsel yayını, çeşitli kitap bölümleri ve kitap çevirileri bulunmaktadır.
Nadir Hastalıklar Doktora Programı
Türkiye’de ilk kez İstanbul Üniversitesi Çocuk Sağlığı Enstitüsü’nde Nadir Hastalıklar Doktora Programı kuruldu. 20 Ocak Perşembe günü programa yapılan başvurular değerlendirilecek ve program 2021-2022 Bahar Dönemi’nde ilk öğrencilerini kabul edecek. İÜ İstanbul Tıp Fakültesi Çocuk Sağlığı Enstitüsü ve Sağlık Bilimleri Enstitüsü Nadir Hastalıklar Ana Bilim Dallarının Başkanı ve Nadir Hastalıklar Bilim Kurulu Üyesi Prof. Dr. Gülden Gökçay, Nadir Hastalıklar ve İÜ Nadir Hastalıklar Doktora Programı ile ilgili bilgiler verdi.
Prof. Dr. Gökçay, programın kuruluş sürecine, amaçlarına, programın açılmasına yönelik doğan ihtiyaçlara ve yürütülen çalışmalara değindi. Prof. Dr. Gökçay bu programla, Nadir Hastalıklar alanında çalışmalar yaparak hastalıkların farkındalığını artırmayı, bu hastalıkların tanı ve tedavi süreçlerini hızlandırmayı amaçladıklarını söyledi. Farklı disiplinlerden hocaların programda yer alacaklarını ve bu süreçte kurulan Nadir Hastalıklar Araştırma Laboratuvarı bünyesinde araştırmaların sürdürüleceğini de ekledi.
Türkiye’de 5 Milyon Kişi Nadir Hastalıklardan Etkileniyor
Güncel tanıma göre 2 binde 1’den daha az sayıda görülen hastalıkların nadir hastalık olduğunu ve dünyada yaklaşık 7 bin hastalığın nadir hastalık olarak değerlendirildiğini söyleyen Prof. Dr. Gökçay, “Yaklaşık 7 bin nadir hastalık, dünyada 300 milyon, Türkiye’de ise 5 milyon kişiyi etkiliyor. Bu sayının yüzde 70’ini çocuklar oluşturuyor. Yaklaşık yüzde 80’ini ise genetik, bulaşıcı olmayan hastalıklar oluşturuyor. Ülkemizde etkilenen çocuk sayısı 3 buçuk milyon. Çocuklarda ilk yaşta ölüm nedenlerinin yüzde 35’i, 5 yaştan önce ölümlerin ise yüzde 30’u nadir hastalıklardan kaynaklanıyor. Çoğu genetik kökenli olan bu hastalıklarda akraba evlilikleri, hastalık sıklığını ikiye katlıyor. Nadir hastalıklara gereken önemin verilebilmesi, hastaların hak ettikleri erken tanı, tedavi ve desteğe kavuşabilmeleri için en önemli adımlardan biri şüphesiz farkındalık. Nadir hastalıkların tanısının zor olması ve ilk akla gelen hastalıklar olmaması nedeniyle hastaların doğru teşhise ulaşması 7 yıl alabiliyor ve bu süreçte çok sayıda doktor ziyareti gerekebiliyor” şeklinde konuştu. Nadir Hastalıkların Türkiye’de nüfusun 10 kişiden birini etkileyebildiğini belirten Prof. Dr. Gökçay, bu alanda çalışmaların geliştirilmesi gerektiğini söyledi.
Prof. Dr. Gökçay, programın amaçlarından bahsederken, “Bütün hedef; bu 7 bin hastalığın çok daha hızlı bir şekilde tanı alabilmesi, daha iyi tedavi olanaklarına kavuşabilmesi, bu hastalıkların toplumdaki farkındalığının artırılması. Ayrıca 28 Şubat özel bir gün. Biliyorsunuz şubat ayı 4 yılda bir 29 çeker. Her yıl 28 Şubat, Nadir Hastalıklar Günü olarak kabul edilir. Bu sene de 28 Şubat Nadir Hastalıklar Günü’nde, farkındalığın artırılabilmesi için çeşitli aktiviteler düzenleyeceğiz. Bu alandaki hastaları, sağlık çalışanlarını bilgilendirmek amacıyla toplantılar yapacağız, bu grup hastalıklara dikkat çekeceğiz ve kendimizi tanıtmaya çalışacağız. Hekimlerin bu konularda bilinçlenmesi gerekiyor. Burada karşılanmamış bir gereksinim var. Yalnızca bir hekimin çözemediği vakaların nadir hastalıklar tanı merkezlerinde değerlendirilmesi daha kolay ve hızlı tanıya erişme açısından daha önemli. Bu da bu alanla ilgilenen bütün hekimlerin bir araya gelmesiyle mümkün. Nadir Hastalıklar alanında ekip çalışması önemli bir yer tutuyor, alanda deneyimli ve eğitimli, sanayi ile çalışabilen, veri kayıtlarını önemseyen ve toplumu bu konuda bilgilendirebilen eleman yetişmesi lazım. Biz de doğru alanda doğru yerde yatırım yapılabilecek şekilde gençlerimizi yönlendirmek zorundayız. Bu da bizim görevimiz” dedi. Prof. Dr. Gökçay ayrıca, tanıların zor konulduğunu, bazı nadir hastalıkların tedavi şanslarının olmadığını belirtti ve bu mağduriyetin giderilmesini amaçladıklarını söyledi. Sivil toplum örgütleri, Sağlık Bakanlığı ve İstanbul Büyükşehir Belediyesi (İBB) gibi kurumların programa destek verdiğini ifade eden Prof. Dr. Gökçay, “Sivil toplum örgütleri bize çok destek veriyor. Bugün için toplumda çok sayıda böyle hastalıklar için ailelerin örgütlendiği sivil toplum örgütü var. Bunların bir kısmı şu an için bir araya gelerek Türkiye’de Nadir Hastalıklar Ağı kurdular ve bu grup hastalıkların toplumda farkındalığını oluşturma amacındalar. Mesela İBB, Sağlık Bakanlığı gibi kurumlar bu alandaki çalışmalara destek veriyor. Sağlık Bakanlığı, Otizm ve Nadir Hastalıklar Dairesi kurdu. O daire bu alanda çalışıyor. Bunlar kitlelere ulaşma şansı olan kurumlar, bu gibi kurumlarla iletişim hâlinde olmak önemli. Sanayi ile iletişim içinde olmak önemli çünkü belirli bir hastalık modeli var, orada bir tedavi geliştirme ihtiyacı var. Bunu söyleyecek olan hasta ihtiyacıdır. Diyelim ki 3 tane hastanız var, o alanda yurt dışından belli sistemleri alabilirsiniz ama 3 bin tane hastanız varsa bunu Türkiye’de de geliştirmek lazım. Bunun da veri kayıt çalışmalarından anlaşılması ve bu alanda çalışan kişiler, ekipler tarafından planlı bir şekilde yapılıp çözümlenmesi lazım” diye konuştu.
“İstanbul Üniversitesi Bu Alanda Önemli Bir Yer Sağlıyor”
Nadir Hastalıklar alanında yürütülen akademik-bilimsel çalışmalardan söz eden Prof. Dr. Gökçay, İÜ’nün bu alanda çalışmalarıyla önemli bir yer sağladığını söyledi. Ayrıca Türkiye’de Nadir Hastalıklar Bilim Kurulu’nun kurulduğunu belirten Prof. Dr. Gökçay, “Koşullar iyileştirilebilir ve altyapılar desteklenebilirse araştırmacılarımızın bilgi düzeyleri en az Avrupa’daki çalışan kişiler kadar iyi, hatta daha iyi yapabilecek kapasiteye ve bilgiye sahipler. İÜ bu alanda yapılan çalışmalarla önemli bir yer sağlamış oluyor. Ayrıca Türkiye’de Nadir Hastalıklar Bilim Kurulu kuruldu. Ben de bu kurulun üyesiyim, ilk toplantımızı çevrim içi olarak yaptık. Bu alanda Türkiye’de neler yapılması gerekiyor gibi konular konuşuldu. Aynı zamanda Nadir hastalıklarla ilgili çalışmaları yürütüyoruz. Sağlık Bakanlığı da bizim çalışmalarımıza yönelik her türlü kendi projelerinde veya kendi toplantılarında bilim kurullarında bizleri davet ediyor ve üniversitemiz bu anlamda temsil ediliyor. Türkiye’de yurt dışından bağlantı bulunabilirse projeler alınabiliyor. Avrupa Birliği projeleri gibi büyük projelere ihtiyaç var. Türkiye için çeşitli kuruluşlar bu çalışmalara destek verebilir. Bu alanda çalışmalar için kişilerin ilgisi ve isteği gerekiyor" dedi.
Yapay zekâ gibi güncel teknolojilerin bu alanda kullanılması, hastalıkların sıklığının belirlenmesi, hasta bireylerin tedaviye erişiminin desteklenmesi, tanı desteğinin sağlanması, araştırma çalışmalarına olanak sağlanması gibi girişimlerin bu alandaki sorunların çözümüne katkı sağlayabilecek girişimler olduğunu söyleyen Prof. Dr. Gökçay, verilerin erişilebilir ve şeffaf olmasının önemine değindi. Bu altyapının birbirleriyle farklı ülkeler için haberleşebilir olması gerektiğini söyleyen Prof. Dr. Gökçay, nadir hastalıklar için erken tanı yapılabilecek tüm modellerin ve veri kayıtlarının önemli olduğunu söyledi. Programın kuruluş sürecinden bahseden Prof. Dr. Gökçay, “İlk önce Çocuk Sağlığı Enstitüsü’nde Nadir Hastalıklar Ana Bilim Dalını kurduk. Çünkü bu hastalıkların yüzde 70’i çocuklarda görülüyor. Ayrıca biz de hepsi nadir olan kalıtsal metabolik hastalıklarla ilgileniyoruz. Tıp alanında yan dallar var. Doktora programlarında temel bir eğitim alınır ve öğrenciler alanlarına yönelik yeterlilik sınavlarına girer. Yan dallar kliniğe ve pratiğe hitap ediyorken doktora programlarıysa tam anlamıyla araştırma çalışmalarına yöneliyor. İyi araştırma, doktora çalışmaları sırasında önceden planlanmış ileriye yönelik çalışmalarla yapılandırılmış araştırmadan çıkıyor ve doktora çalışmalarının yurt dışında geliştirilebilmeleri sayesinde oluyor” dedi. Programı açarken yurt dışındaki kurulmuş olan merkezlerin araştırmalarını incelediklerini söyleyen Prof. Dr. Gökçay, “Özellikle doktora programlarının oluşturulmasında, kendi hocalarımızın deneyimlerinden yararlandık ve bu yeterlilik için hangi ders konularını anlatmaları gerektiği konusunda onlardan görüş aldık. Uluslararası dil İngilizce olduğu için program ileriye dönük olarak İngilizce dilinde yapılandırıldı. Bu alandaki çalışmaları rahatlıkla okuyabilen ve yorumlayabilen kişilerin bu departmanda bulunması gerektiğini düşündük” şeklinde konuştu. Genetik Bölümü, Metabolizma Bölümü ve Nöroloji Bölümü hocalarının program sürecine destek olduğunu ve nadir hastalıkların en çok bu alanlarda görüldüğünü belirten Prof. Dr. Gökçay, hem Nöroloji Ana Bilim Dalından, hem Genetik Anabilim Dalından, hem de Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları Ana Bilim Dalından programda görevli, derslerin sürdürülmesini sağlayan ve tez konularını öğrencilerin eğilimlerine göre hazırlayan hocaların olduğunu söyledi. Prof. Dr. Gökçay, program için zengin ve oldukça deneyimli bir eğitmen kadrosunun bulunduğunu vurguladı.
Prof. Dr. Gülden Fatma Gökçay Kimdir?
Prof. Dr. Gülden Fatma Gökçay, 1959 yılında İstanbul’da doğdu. Lise eğitimini 1978 yılında İstanbul Robert Lisesi’nde tamamlayan Prof. Dr. Gökçay, tıp doktorluğu diplomasını 1984 yılında İstanbul Üniversitesi İstanbul Tıp Fakültesi'nden aldı ve 1991 yılında aynı fakültede Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları Ana Bilim Dalı'nda Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları uzmanlık eğitimini tamamladı. 1996 yılında kalıtsal metabolik hastalıkların tanısında moleküler ve enzimatik tanı yöntemlerinde deneyimini artırmak için Almanya, Ludwig Maximilian Üniversitesi (LMU) Çocuk Hastanesi’nde Prof. Yoon Shin’in yanında gözlemci olarak çalıştı.
‘Çocuk Metabolizma Hastalıkları’ yan dal uzmanlığı bulunan Prof. Dr. Gülden Fatma Gökçay, İstanbul Üniversitesi İstanbul Tıp Fakültesi, Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları Ana Bilim Dalı’nda öğretim üyesidir. İstanbul Tıp Fakültesi Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları Ana Bilim Dalı’nda Beslenme ve Metabolizma Bilim Dalı Başkanlığı, İstanbul Üniversitesi Çocuk Sağlığı Enstitüsü Nadir Hastalıklar Ana Bilim Dalı Başkanlığı ve İstanbul Üniversitesi Sağlık Bilimleri Enstitüsü Disiplinlerarası Nadir Hastalıklar Ana Bilim Dalı Başkanlığı görevlerini sürdürmektedir. İstanbul Üniversitesi Çocuk Sağlığı Enstitüsü'nde Enstitü Müdür Yardımcılığı ve Temel Bilimler Ana Bilim Dalı Başkanlığı görevlerini sürdürmüştür. Prof. Dr. Gökçay hâli hazırda, İstanbul Üniversitesi Sağlık Bilimleri Enstitüsü ve İstanbul Tıp Fakültesi Beslenme Doktora ve Yüksek Lisans ve Nadir Hastalıklar Doktora programlarını yürütmektedir. Kalıtsal metabolik hastalıklar, yenidoğanlarda metabolik taramalar, çocukluk dönemlerinde beslenme ve kronik hastalıkların önlenmesinde beslenme konuları başlıca çalışma alanları olup bu konularda ulusal ve uluslararası araştırma projeleri yürütmektedir. TÜSEB Türkiye Halk Sağlığı ve Kronik Hastalıklar Enstitüsü Nadir Hastalıklar Bilim Kurulu üyesidir. Sağlık Bakanlık TUKMOS Çocuk Metabolizma Hastalıkları Komisyonunda 1. ve 2. dönem üyeliği yapmış olup, hâlen 4. Dönem komisyonunda çalışmaları devam etmektedir. Pediatrik Beslenme ve Metabolizma Derneği üyeliği ve 2 dönem yönetim kurulu görevi, Fenilketonürili Çocukları Tarama ve Koruma Derneği üyeliği, Fenilketonürili Çocukları Tarama ve Koruma Derneği İstanbul Şubesi Başkanlığı ve Orphanet Türkiye Ulusal Danışma Kurulu ve Acurare Danışma Kurulu üyelikleri bulunmaktadır. Prof. Gökçay’ın aynı zamanda, kalıtsal metabolik bozukluklar ve beslenme alanında çok sayıda uluslararası, ulusal yayını ve devam eden araştırması bulunmaktadır. 1991 yılından günümüze kadar İstanbul Tıp Fakültesi Çocuk Beslenme ve Metabolizma Ana Bilim Dalı'nda çalışmalarına devam etmektedir.
Çocuklarda Otoenflamatuar Hastalıklar Yüksek Lisans Programı
İstanbul Üniversitesi (İÜ) Sağlık Bilimleri Enstitüsü bünyesinde yeni açılan “Çocuklarda Otoenflamatuar Hastalıklar” lisansüstü programı, 2021-2022 eğitim öğretim yılı bahar yarıyılında ilk öğrencilerini kabul edecek. Programa, Tıp Fakültesi mezunu olup Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları tıpta uzmanlık eğitiminden mezun olanlar başvurabilecek. İÜ Tıp Fakültesi Dahili Tıp Bilimleri Bölümü Çocuk Romatolojisi Bilim Dalı Başkanı Prof. Dr. Nuray Aktay Ayaz, programa ilişkin açıklamalarda bulundu. Prof. Dr. Aktay Ayaz, yüksek lisans programında otoenflamatuar hastalıkların fizyopatolojisi, tedavi yaklaşımları ve takibi için akademik ve bilimsel çalışmalar planlandığını belirtti.
Akraba Evliliğinin Çok Olduğu Yerlerde Otoenflamatuar Hastalıklar Yaygın Görülüyor
“Çocuklarda Otoenflamatuar Hastalıklar” yüksek lisans programında laboratuvar yaklaşımlarını klinikle birleştirmek ve hastalıkların patofizyolojisini aydınlatmak amaçlı çalışmalar üzerinde yoğunlaşılacağını söyleyen Prof. Dr. Aktay Ayaz, otoenflamatuar hastalıkların akraba evliliğinin çok olduğu yerlerde yaygın olarak görüldüğüne değindi. Otoenflamatuar hastalıklar hakkında “Temelinde genetik bozukluklar yatmaktadır. Hasta sayıları görece düşük olduğu için nadir hastalıklar sınıfında sayılmaktadır” şeklinde konuştu. Pediatrik Otoenflamatuar Hastalıkları yüksek lisans mezunu olan Prof. Dr. Aktay Ayaz; “Çocuklarda Otoenflamatuar Hastalıklar” lisansüstü programının açılmasındaki motivasyonun “Çocuk uzmanlarına bireysel ve akademik anlamda katkı sağlayacağı düşüncesi” olduğunu söyledi. Dünyada ve Türkiye’de bu alandaki akademik çalışmalara değinen Prof. Dr. Aktay Ayaz, çalışmaların titizlikle ve hızla devam ettiğini vurguladı: “Her ne kadar nadir hastalık sınıfına girse de tedavilerin yüz güldürücü olabildiğini görmek bu çalışmaların hız kazanmasını sağlamıştır” diye konuştu. Çoğu genetik kökene sahip olan nadir hastalıklara yakalanma sıklığı, akraba evliliklerinde ikiye katlanmaktadır. Uzmanlar, Türkiye’de 5 milyon kişinin nadir hastalıklardan etkilendiğini kaydetmiştir. Prof. Dr. Aktay Ayaz, “Çocuklarda Otoenflamatuar Hastalıklar” yüksek lisans programının hazırlanış sürecinde temel bilimler hocalarının deneyimlerinden faydalandıklarını belirtti. Çocuk Romatolojisi Bilim Dalı Başkanı olarak lisansüstü ders programı içeriğini oluşturduğunu söyledi.
Prof. Dr. Nuray Aktay Ayaz Kimdir?
Prof. Dr. Nuray Aktay Ayaz, 1995 yılında Marmara Üniversitesi Tıp Fakültesi’nden mezun oldu. 1996 yılında Bakırköy Doğum ve Çocuk Hastalıkları Eğitim ve Araştırma Hastanesi’nde Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları bölümünde tıpta uzmanlık eğitimine başlayan Prof. Dr. Aktay Ayaz, 2001 yılında “Gelişimsel Serebral Anomali Olgularının Klinik ve MRG Bulgularıyla Değerlendirilmesi” başlıklı tezi yazdı. Hacettepe Üniversitesi Sağlık Bilimleri Enstitüsü Aile Sağlığı Ana Bilim Dalı’nda 2007 yılında yüksek lisans eğitimine başladı. 2008 yılında lisansüstü eğitimini tamamlayan Prof. Dr. Aktay Ayaz, 2011 yılında tıpta yandal uzmanlık eğitimi çalışmalarını yaptı. 2019 yılına kadar Sağlık Bilimleri Üniversitesi, İstanbul Kanuni Sultan Süleyman Sağlık Uygulama ve Araştırma Merkezi’nde Dahili Tıp Bilimleri Bölümü Etik Kurul Üyesi olarak görev yaptı. Lisans seviyesinde “Kan-Lenfoid II”, “Child Health and Diseases”, “Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları” derslerini; doktora seviyesinde “Engelli ve Kronik Hastalığı Olan Çocukların Toplumda İzlenmesi” adlı dersi verdi. 2020 yılından itibaren İstanbul Üniversitesi Tıp Fakültesi Dahili Tıp Bilimleri Bölümü Staj Koordinatörü olarak görevini sürdürmektedir. Prof. Dr. Nuray Aktay Ayaz, 25 Kasım 2021 tarihinden itibaren İstanbul Tıp Fakültesi Dahili Tıp Bilimleri Bölümü Çocuk Romatolojisi Bilim Dalı Başkanı olarak görevine devam etmektedir.
Çocuklarda Böbrek Nakli Araştırmaları Doktora Programı
İstanbul Üniversitesi (İÜ) Sağlık Bilimleri Enstitüsü bünyesinde 2021-2022 eğitim öğretim yılı güz yarıyılında açılan ‘Çocuklarda Böbrek Nakli Araştırmaları Doktora Programı’ 2021-2022 eğitim öğretim yılı bahar yarıyılında öğrenci alımına başlayacak. Yeni açılan ‘Çocuklarda Böbrek Nakli Araştırmaları Doktora Programı’nın sorumlu öğretim üyesi ve Çocuk Nefroloji Derneği İstanbul Şubesi Yönetim Kurulu üyesi Prof. Dr. Alev Yılmaz programla ilgili açıklamalarda bulundu.
Prof. Dr. Alev Yılmaz: “Son dönem böbrek yetersizliği olan hastalarda hastaların hayatta kalmasını sağlayan tedavi yöntemleri renal replasman uygulamalarıdır. Renal replasman tedavileri arasında hemodiyaliz, periton diyalizi ve böbrek nakli yer almaktadır. Günümüzde bu tedavilerin en ideali böbrek naklidir.Böbrek nakli yapılan çocuklarda diyaliz tedavisi yapılan hastalara göre mortalite ve morbidite oranları daha düşüktür”. Böbrek naklinin önemine dikkat çeken Prof. Dr. Yılmaz, böbrek nakli yönteminin en önemli yöntem olmasına karşın hastalarda gerek nakil sırasında gerek nakil sonrasında birçok sorunla karşılaşıldığının altını çizdi. Nakle hazırlık sürecinde optimal şartların sağlanmasının gerekliliğinden söz eden Prof. Dr. Yılmaz, bu dönemde hastaların son dönem böbrek yetersizliğinden ve böbrek yetersizliğine yol açan hastalığın kendisinden kaynaklanan sorunların düzeltilmesinin, enfeksiyonları önlemek için aşılamanın optimal sağlanmasının, alıcının psikolojik durumunun değerlendirilmesinin ve eşlik eden durumların düzeltilmesinin gerekli olduğuna dikkat çekti. Programın ana amaçlarından birini “Çocukluk çağında yaşam ömrü göz önüne alındığında çocuklarda böbrek naklinde gerek nakil öncesi hazırlık döneminde, gerek nakil cerrahisinde gerekse nakil sonrası takipte graft ömrünün uzatılması, tüm komplikasyonların önlenmesi ana amaçlardandır” sözleriyle ifade eden Prof. Dr. Yılmaz, bu konuların çalışmalara gereksinim duyulan alanlar olduğunu ve aynı zamanda yeni teknolojik ve tedavi yöntemlerinin geliştirilmesine ihtiyaç duyulan alanlar olduğunun altını çizdi.
Böbrek Transplantasyonu Yapılmış Olan Çocuklarda Nakil Böbreğin Ömrü Yaklaşık 10 Yıl
Böbrek transplantasyonu yapılmış olan çocuklarda nakil böbreğin ömrünün yaklaşık 10 yıl olduğunu belirten Prof. Dr. Alev Yılmaz, “Çocuklarda Böbrek Nakli Araştırmaları Doktora Programı, bu süreyi uzatmak için transplantasyon öncesi ve sonrasında uygulanacak yeni yöntemlerin geliştirilmesine zemin hazırlayacak araştırmaların yapılması, hastaların genel sağ kalımının arttırılmasına yardımcı olacak beslenme-aşılama-enfeksiyonların tanı ve tedavisi gibi konularda araştırma yapılmasını sağlayacak ve bu konuda bulunacak tedavi ve yöntemlerin önü açılacaktır” ifadesiyle programın içeriğinden söz etti.
Programın açılmasına yönelik ihtiyacın nasıl doğduğunu açıklayan Prof. Dr. Yılmaz, böbrek nakli yapılan çocuklarda kısa ve uzun vadede komplikasyonların önlenmesi, hastanın ve nakil böbreğin sağkalım süresinin uzatılması için bilimsel yöntemlerle yapılacak çalışmalara ihtiyaç olduğunu belirtti. Prof. Dr. Alev Yılmaz, “Hasta hizmeti, eğitim ve bilimsel çalışmalarda deneyimli ekibimiz ile çalışacak doktora öğrencilerimizin böbrek nakli ile ilgili sorunlara çare bulmak üzere önemli bilimsel çalışmalar yapacağını öngörüyoruz” diyerek programda yürütülecek olan çalışmalardan da söz etti.
Dünyada ve Türkiye’de bu alandaki bilimsel-akademik çalışmaların düzeyiyle ilgili açıklamada bulunan Prof. Dr. Yılmaz, “Ülkemizde ve dünyada bu alanda yapılan çalışmalar genellikle erişkin insanlar ile yapılan çalışmalardır. Çocukların önündeki yaşam süresi erişkinlere göre daha uzundur. Böbrek nakli yapılan çocuklarda hem hasta hem nakil böbreğin sağkalım süresini uzatmak birçok faktöre bağlıdır. Kullanılan ilaçlar, araya giren enfeksiyonlar, üriner sistemde oluşan obstrüksiyonlar gibi birçok etken nakil böbreğin ömrünü etkileyebilir. Bu nedenle nakle hazırlık dönemi, nakil sırasında ve sonrasında meydana gelebilecek komplikasyonların önlenmesi ya da tedavisi ile ilgili çalışmalara ihtiyaç vardır” ifadesiyle bilimsel-akademik çalışmaların yetersiz olduğunu ve bu alanla ilgili çalışmalara ihtiyaç duyulduğunun altını çizdi.
Son olarak böbrek naklinin hazırlık döneminde, nakil sırasında ve sonrasında birçok bilim ve ana bilim dalının görev aldığını ifade eden Prof. Dr. Yılmaz, bu bilim ve anabilim dallarını şöyle sıraladı: Çocuk Nefroloji Bilim Dalı, Çocuk Gastroenteroloji Bilim Dalı, Çocuk Hematoloji Bilim Dalı, Çocuk Enfeksiyon Bilim Dalı, İç Hastalıkları Nefroloji Bilim Dalı, Tıbbi Biyoloji Ana Bilim Dalı, Üroloji Ana Bilim Dalı, Genel Cerrahi Ana Bilim Dalı, Mikrobiyoloji Ana Bilim Dalı. Programın ders programının da bu bilim ve anabilim dallarıyla iletişim kurularak planlandığının altını çizdi.
Prof. Dr. Alev Yılmaz Kimdir?
Prof. Dr. Alev Yılmaz, 1992 yılında Uludağ Üniversitesi Tıp Fakültesi’nden mezun oldu. Yine 1992 yılında İstanbul Üniversitesi Tıp Fakültesi’nde Çocuk Nefrolojisi bilim dalında tıpta yandal uzmanlık eğitimine başladı. 1996 yılında Sağlık Bilimleri Üniversitesi’nde Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları bölümünde tıpta uzmanlık eğitimine başlayan Prof. Dr. Alev Yılmaz, 2000 yılında “Akut Bakteriyel Menenjit Tanısında Gram Boya ve Akridin Oranj Boyasının Karşılaştırılması” başlıklı tezi ve 2006 yılında da “Henoch-Schönlein Purpuralı Hastalarda Paraoksonaz 1 (PON1) Gen Polimorfizminin Klinik Gidişe ve Böbrek Tutulumuna Etkisi” başlıklı tezi yazdı.
2013 yılından itibaren Çocuk Nefroloji Derneği İstanbul Şubesi Yönetim Kurulu Üyesi olan Prof. Dr. Alev Yılmaz aynı zamanda Çocuk Nefroloji Derneği, European Society for Paediatric Nephrology ve International Pediatric Nephrology Association isimli bilimsel kuruluşlarına üyedir. Prof. Dr. Alev Yılmaz, 2018 yılında European Society for Paediatric Nephrology tarafından verilen “Research Grant Awards 2018” ödülünü kazanmıştır. “Vezikoüreteral Reflü Tanısında Ultrasonografinin Öngörü Değeri” ve “Iga Nefropatisi Tanılı Hastalarda Serum Homosistein Düzeyleri” başlıklı projeleri ise Yükseköğretim Kurumları tarafından desteklenen projeleridir.
2018 yılından itibaren İstanbul Üniversitesi Tıp Fakültesi Çocuk Nefrolojisi Bilim Dalı’nda öğretim üyeliği görevini yapmaktadır. İstanbul Üniversitesi Tıp Fakültesi’nde lisans, yüksek lisans ve doktora bölümlerinde ders veren Prof. Dr. Alev Yılmaz’ın 150’ye yakın yayınlanan bilimsel makalesi ve çeşitli kitap bölümleri vardır.
İstanbul Üniversitesi Sağlık Bilimleri Enstitüsü bünyesinde açılan yeni programlar 2021-2022 Bahar Yarıyılı’nda eğitim vermeye başlıyor. İlk kez öğrenci almaya başlayacak olan programların bazıları Türkiye’de alanında tek olma özelliği taşıyor. Kanser Hastalarında Destek Tedavi ve Bakım, Nadir Hastalıklar, Çocuklarda Otoenflamatuar Hastalıklar, Çocuklarda Böbrek Nakli Araştırmaları alanlarında eğitim verecek olan bölümlerin yüksek lisans ve doktora programları bulunuyor.
Soldaki sekmelere tıklayarak yeni açılan programlar hakkında yaptığımız haberlere erişebilirsiniz.
Haber: Pelin Şahin, Ceyda Demir, Esen Dolma, Meriç Cintosun, Ece Nur Namlı, Zeynep Yüksel
İÜ Kurumsal İletişim Koordinatörlüğü
Kanser Hastalarında Destek Tedavi ve Bakım Yüksek Lisans ve Doktora Programı
İstanbul Üniversitesi (İÜ) Sağlık Bilimleri Enstitüsü bünyesinde Türkiye’de bir ilk olan "Kanser hastalarında destek tedavi ve bakım" Yüksek Lisans ve Doktora Programları açıldı. İngilizce ve Türkçe dillerinde, yüksek lisans ve doktora eğitim vermeye başlayacak olan programlar, 2021-2022 Eğitim-Öğretim Yılı Bahar Dönemi’nde ilk öğrencilerini kabul edecek. Yeni açılan “Kanser hastalarında destek tedavi ve bakım" programları hakkında sorumlu öğretim üyesi, İÜ Onkoloji Enstitüsü Preventif Onkoloji Anabilim Dalı Başkanı ve Klinik Onkoloji Anabilim Dalı Öğretim Üyesi Prof. Dr. Rejin Kebudi bilgi verdi.
Prof. Dr. Kebudi, programın amacını “Kanser tanısı, erişkin ve çocuklarda görülen kanserler, kansere bağlı bulgu ve belirtiler, tedavi prensipleri ve tedaviye bağlı yan etkileri bilmek; bu yan etkiler gelişmeden ya da geliştiğinde zamanında ve etkin destek tedaviyle palyatif bakımı sağlayabilmek” şeklinde ifade etti. Kanser hastalarında destek tedavi ve bakım Yüksek Lisans ve Doktora Programı öğrencilerinin, hasta ve aileleri ile etkin iletişim sağlayabilmesi gerekliliğine dikkat çekti. Prof. Dr. Kebudi, “Öğrenci, tedaviye yanıt vermeyen hastalarda hayat kalitesini arttıracak etkin palyatif bakım öğelerini uygulamalı ve bu konuda araştırma yapabilmeli” ifadelerini kullandı. Prof. Dr. Kebudi, Kanser hastalarında destek tedavi ve bakım" YL ve Doktora Programı’nda erişkin ve çocuk kanserlerinde tanı, tedavi ve takibin olduğu multidisipliner bir eğitim yapılacağını belirtti. Programın amacının bu konuda nitelikli bilim insanı yetiştirmek olduğunu söyleyen Prof. Dr. Kebudi, bu konunun İstanbul Üniversitesi, Türkiye ve bölge ülkeler için oldukça önemli ve değerli olduğunun altını çizdi.
Her Yıl 18 Milyon Kişi Kanser Tanısı Alıyor
Kanser hastası sayısının dünyada giderek arttığını söyleyen Prof. Dr. Kebudi, günümüzde dünyada yılda yaklaşık 18 milyon kişinin yeni kanser tanısı aldığını, bu sayının 2030’da ise yılda 23 milyona ulaşmasının beklendiğini belirtti. Prof. Dr. Kebudi’ye göre, gelişmiş ülkelerde kanser hastalarında sağkalım sürelerinde artış; kanserde güncel tedavilerdeki gelişmelerin yanında, hastalığa ve yapılan tedavilere bağlı yan etkilerin önlenmesi ve destek tedavilerdeki gelişmelere bağlı. Yeterli ve zamanında destek tedavi yapılamayan merkezlerde, güncel kanser tedavisinin mümkün olmadığını ifade eden Prof. Dr. Kebudi, palyatif bakımı şöyle tanımladı: “Palyatif bakım; kanser gibi kronik hastalıklarda, hastalığa veya tedaviye bağlı ağrı gibi beklenen veya gelişen belirti, bulgu ve yan etkilerin önlenmesi veya tedavi edilmesi, hastanın fiziksel ve psikososyal sorunlarının belirlenmesi ve tedavisiyle hastanın hayat kalitesini artırmayı amaçlar. Palyatif bakım, hastaya tanı konulduğu andan itibaren başlar, küratif (şifa) tedavi ile devam eder. Tedaviye yanıt vermeyen hastalarda da aile ve diğer hasta yakınlarını her aşamada destekleyen bir bakımla devam eder”. Prof. Dr. Kebudi’nin aktardığına göre: Dünya Sağlık Örgütü (DSÖ) kanser ve diğer kronik hastalıklarda palyatif bakımın sağlık sistemlerine entegrasyonunu önermekte. DSÖ, palyatif bakımın ulusal sağlık sistemine dahil edilmesi ve sağlık çalışanlarının (doktor, hemşire ve diğer sağlık çalışanları) eğitiminin gerektiğini vurgulamakta. Bu eğitimde deneyimli öğretim üyelerinin yer aldığı köklü üniversitelere önemli görevler düştüğünü belirten Prof. Dr. Kebudi, onkolojide destek tedavi ve palyatif bakıma gereksinimin gerek Türkiye’de gerekse dünyada çok fazla olduğunu söyledi.
Kanser Hastalarına Destek ve Bakım Konusunda Türkiye’deki İlk Program
Kanser hastalarına destek tedavi ve palyatif bakım konusunda Türkiye’de doktora programı yok; lisans, yüksek lisans ve doktora programları kapsamında haftada 2 ya da 4 saatlik ders olarak sunuluyor. Yeni açılacak YL ve doktora programında yer alan öğretim üyelerinin ülkemizde ve uluslararası alanda deneyimlere sahip olduğunu belirten Prof. Dr. Rejin Kebudi de Lyon, Fransa’da yapılan Uluslararası Pediatrik Onkoloji Derneği (SIOP) kongresinde “Gelişmiş ve Gelişmekte Olan Ülkelerde Palyatif Bakım” konulu bir konferans vermişti. Eğitim vermeye başlayacak olan programlarda; İstanbul Üniversitesi Onkoloji Enstitüsü, Klinik Onkoloji Ana Bilim Dalı, Temel Onkoloji Ana Bilim Dalı, Preventif Onkoloji Ana Bilim Dalı ve İÜ Hemşirelik Fakültesi’nin destek tedavi ve palyatif bakımda deneyimli öğretim üyeleri de görev alacak.
Prof. Dr. Rejin Kebudi Kimdir?
Prof. Dr. Rejin Kebudi, 1958 yılında İzmir’de doğdu. İzmir Amerikan Kız Koleji’ni birincilikle bitirdi ve ardından Ege Üniversitesi Tıp Fakültesi’nden 1982 yılında birincilikle mezun oldu. 1983-85 yılları arasında mecburi hizmet görevini tamamlayan Prof. Dr. Kebudi, İstanbul Üniversitesi'nde 1990’da Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları Uzmanı oldu, İÜ Onkoloji Enstitüsü'nde, 1993 yılında Çocuk Onkolojisi Yan Dal Uzmanı, aynı yılda Doçent, 2000 yılında ise Profesör unvanını aldı. New York Üniversitesi’nde, New York Memorial Sloan Kettering Kanser Merkezi’nde, Los Angeles Kaliforniya Üniversitesi’nde, Los Angeles Çocuk Hastanesi’nde ve Hollanda Nijmegen Üniversitesi’nde eğitimler aldı ve araştırmalar gerçekleştirdi. Aynı zamanda Türk Pediatrik Onkoloji Grubu Derneği (TPOG) kurucu üyeliğini yaptı. 1999-2011 yılları arasında derneğin yönetim kurulunda yer aldı ve 2009-2011 döneminde başkanlığını yürüttü. Prof.Dr. Rejin Kebudi, 2018 yılında Amerikan Klinik Onkoloji Derneği (ASCO) tarafından verilen "Uluslararası Onkolojide Kadın Lider ve Mentor Ödülü" nü (ASCO International Woman Who Conquer Cancer Mentorship Award) kazanmıştır.
Prof. Dr. Rejin Kebudi, 1985 yılından beri İstanbul Üniversitesi’nde görev yapıyor. 2008-2019 yıllarında İÜ Onkoloji Enstitüsü öğretim üyeliği ile İÜ Cerrahpaşa Tıp Fakültesi Çocuk AD, Çocuk Hematoloji-Onkoloji BD’da da görev yaptı. Halen İstanbul Üniversitesi Onkoloji Enstitüsü, Prevantif Onkoloji Anabilim Dalı Başkanı ve Klinik Onkoloji AD, Pediatrik Hematoloji-Onkoloji Öğretim Üyesidir. Yürüttüğü diğer bazı görev ve üyelikler ise şunlardır:
• Uluslararası Pediatrik Onkoloji Derneği’nin (SIOP) Destek Tedavi Çalışma Grubu Başkanlığı ve SIOP üyeliği
• Amerikan Klinik Onkoloji Derneği (American Society of Clinical Oncology) Üyeliği
• Amerikan Çocuk Onkoloji Grubu (Children’s Oncology Group) Üyeliği
• International Replication Repair Deficiency Consortium (IRRDC) Governance Committee Üyeliği (Kanada merkezli)
• Türk Pediatrik Onkoloji Grubu (TPOG) üyeliği
• Türk Pediatrik Hematoloji Derneği (TPHD) Destek Tedavi Çalışma Grubu Başkanlığı
• Türk Hematoloji Derneği (THD) Üyeliği
Prof. Dr. Rejin Kebudi, Orta Doğu Kanser Konsorsiyum (MECC) üyesi olarak, bölgede palyatif bakımın geliştirilmesi çalışmalarında aktif rol oynadı. Aynı zamanda çeşitli bilimsel yayınlarda bilim kurulu üyeliği yapmaktadır. İngilizce, İspanyolca, Almanca ve Fransızca bilen Prof. Dr. Rejin Kebudi’nin, 400’e yakın bilimsel yayını, çeşitli kitap bölümleri ve kitap çevirileri bulunmaktadır.
Nadir Hastalıklar Doktora Programı
Türkiye’de ilk kez İstanbul Üniversitesi Çocuk Sağlığı Enstitüsü’nde Nadir Hastalıklar Doktora Programı kuruldu. 20 Ocak Perşembe günü programa yapılan başvurular değerlendirilecek ve program 2021-2022 Bahar Dönemi’nde ilk öğrencilerini kabul edecek. İÜ İstanbul Tıp Fakültesi Çocuk Sağlığı Enstitüsü ve Sağlık Bilimleri Enstitüsü Nadir Hastalıklar Ana Bilim Dallarının Başkanı ve Nadir Hastalıklar Bilim Kurulu Üyesi Prof. Dr. Gülden Gökçay, Nadir Hastalıklar ve İÜ Nadir Hastalıklar Doktora Programı ile ilgili bilgiler verdi.
Prof. Dr. Gökçay, programın kuruluş sürecine, amaçlarına, programın açılmasına yönelik doğan ihtiyaçlara ve yürütülen çalışmalara değindi. Prof. Dr. Gökçay bu programla, Nadir Hastalıklar alanında çalışmalar yaparak hastalıkların farkındalığını artırmayı, bu hastalıkların tanı ve tedavi süreçlerini hızlandırmayı amaçladıklarını söyledi. Farklı disiplinlerden hocaların programda yer alacaklarını ve bu süreçte kurulan Nadir Hastalıklar Araştırma Laboratuvarı bünyesinde araştırmaların sürdürüleceğini de ekledi.
Türkiye’de 5 Milyon Kişi Nadir Hastalıklardan Etkileniyor
Güncel tanıma göre 2 binde 1’den daha az sayıda görülen hastalıkların nadir hastalık olduğunu ve dünyada yaklaşık 7 bin hastalığın nadir hastalık olarak değerlendirildiğini söyleyen Prof. Dr. Gökçay, “Yaklaşık 7 bin nadir hastalık, dünyada 300 milyon, Türkiye’de ise 5 milyon kişiyi etkiliyor. Bu sayının yüzde 70’ini çocuklar oluşturuyor. Yaklaşık yüzde 80’ini ise genetik, bulaşıcı olmayan hastalıklar oluşturuyor. Ülkemizde etkilenen çocuk sayısı 3 buçuk milyon. Çocuklarda ilk yaşta ölüm nedenlerinin yüzde 35’i, 5 yaştan önce ölümlerin ise yüzde 30’u nadir hastalıklardan kaynaklanıyor. Çoğu genetik kökenli olan bu hastalıklarda akraba evlilikleri, hastalık sıklığını ikiye katlıyor. Nadir hastalıklara gereken önemin verilebilmesi, hastaların hak ettikleri erken tanı, tedavi ve desteğe kavuşabilmeleri için en önemli adımlardan biri şüphesiz farkındalık. Nadir hastalıkların tanısının zor olması ve ilk akla gelen hastalıklar olmaması nedeniyle hastaların doğru teşhise ulaşması 7 yıl alabiliyor ve bu süreçte çok sayıda doktor ziyareti gerekebiliyor” şeklinde konuştu. Nadir Hastalıkların Türkiye’de nüfusun 10 kişiden birini etkileyebildiğini belirten Prof. Dr. Gökçay, bu alanda çalışmaların geliştirilmesi gerektiğini söyledi.
Prof. Dr. Gökçay, programın amaçlarından bahsederken, “Bütün hedef; bu 7 bin hastalığın çok daha hızlı bir şekilde tanı alabilmesi, daha iyi tedavi olanaklarına kavuşabilmesi, bu hastalıkların toplumdaki farkındalığının artırılması. Ayrıca 28 Şubat özel bir gün. Biliyorsunuz şubat ayı 4 yılda bir 29 çeker. Her yıl 28 Şubat, Nadir Hastalıklar Günü olarak kabul edilir. Bu sene de 28 Şubat Nadir Hastalıklar Günü’nde, farkındalığın artırılabilmesi için çeşitli aktiviteler düzenleyeceğiz. Bu alandaki hastaları, sağlık çalışanlarını bilgilendirmek amacıyla toplantılar yapacağız, bu grup hastalıklara dikkat çekeceğiz ve kendimizi tanıtmaya çalışacağız. Hekimlerin bu konularda bilinçlenmesi gerekiyor. Burada karşılanmamış bir gereksinim var. Yalnızca bir hekimin çözemediği vakaların nadir hastalıklar tanı merkezlerinde değerlendirilmesi daha kolay ve hızlı tanıya erişme açısından daha önemli. Bu da bu alanla ilgilenen bütün hekimlerin bir araya gelmesiyle mümkün. Nadir Hastalıklar alanında ekip çalışması önemli bir yer tutuyor, alanda deneyimli ve eğitimli, sanayi ile çalışabilen, veri kayıtlarını önemseyen ve toplumu bu konuda bilgilendirebilen eleman yetişmesi lazım. Biz de doğru alanda doğru yerde yatırım yapılabilecek şekilde gençlerimizi yönlendirmek zorundayız. Bu da bizim görevimiz” dedi. Prof. Dr. Gökçay ayrıca, tanıların zor konulduğunu, bazı nadir hastalıkların tedavi şanslarının olmadığını belirtti ve bu mağduriyetin giderilmesini amaçladıklarını söyledi. Sivil toplum örgütleri, Sağlık Bakanlığı ve İstanbul Büyükşehir Belediyesi (İBB) gibi kurumların programa destek verdiğini ifade eden Prof. Dr. Gökçay, “Sivil toplum örgütleri bize çok destek veriyor. Bugün için toplumda çok sayıda böyle hastalıklar için ailelerin örgütlendiği sivil toplum örgütü var. Bunların bir kısmı şu an için bir araya gelerek Türkiye’de Nadir Hastalıklar Ağı kurdular ve bu grup hastalıkların toplumda farkındalığını oluşturma amacındalar. Mesela İBB, Sağlık Bakanlığı gibi kurumlar bu alandaki çalışmalara destek veriyor. Sağlık Bakanlığı, Otizm ve Nadir Hastalıklar Dairesi kurdu. O daire bu alanda çalışıyor. Bunlar kitlelere ulaşma şansı olan kurumlar, bu gibi kurumlarla iletişim hâlinde olmak önemli. Sanayi ile iletişim içinde olmak önemli çünkü belirli bir hastalık modeli var, orada bir tedavi geliştirme ihtiyacı var. Bunu söyleyecek olan hasta ihtiyacıdır. Diyelim ki 3 tane hastanız var, o alanda yurt dışından belli sistemleri alabilirsiniz ama 3 bin tane hastanız varsa bunu Türkiye’de de geliştirmek lazım. Bunun da veri kayıt çalışmalarından anlaşılması ve bu alanda çalışan kişiler, ekipler tarafından planlı bir şekilde yapılıp çözümlenmesi lazım” diye konuştu.
“İstanbul Üniversitesi Bu Alanda Önemli Bir Yer Sağlıyor”
Nadir Hastalıklar alanında yürütülen akademik-bilimsel çalışmalardan söz eden Prof. Dr. Gökçay, İÜ’nün bu alanda çalışmalarıyla önemli bir yer sağladığını söyledi. Ayrıca Türkiye’de Nadir Hastalıklar Bilim Kurulu’nun kurulduğunu belirten Prof. Dr. Gökçay, “Koşullar iyileştirilebilir ve altyapılar desteklenebilirse araştırmacılarımızın bilgi düzeyleri en az Avrupa’daki çalışan kişiler kadar iyi, hatta daha iyi yapabilecek kapasiteye ve bilgiye sahipler. İÜ bu alanda yapılan çalışmalarla önemli bir yer sağlamış oluyor. Ayrıca Türkiye’de Nadir Hastalıklar Bilim Kurulu kuruldu. Ben de bu kurulun üyesiyim, ilk toplantımızı çevrim içi olarak yaptık. Bu alanda Türkiye’de neler yapılması gerekiyor gibi konular konuşuldu. Aynı zamanda Nadir hastalıklarla ilgili çalışmaları yürütüyoruz. Sağlık Bakanlığı da bizim çalışmalarımıza yönelik her türlü kendi projelerinde veya kendi toplantılarında bilim kurullarında bizleri davet ediyor ve üniversitemiz bu anlamda temsil ediliyor. Türkiye’de yurt dışından bağlantı bulunabilirse projeler alınabiliyor. Avrupa Birliği projeleri gibi büyük projelere ihtiyaç var. Türkiye için çeşitli kuruluşlar bu çalışmalara destek verebilir. Bu alanda çalışmalar için kişilerin ilgisi ve isteği gerekiyor" dedi.
Yapay zekâ gibi güncel teknolojilerin bu alanda kullanılması, hastalıkların sıklığının belirlenmesi, hasta bireylerin tedaviye erişiminin desteklenmesi, tanı desteğinin sağlanması, araştırma çalışmalarına olanak sağlanması gibi girişimlerin bu alandaki sorunların çözümüne katkı sağlayabilecek girişimler olduğunu söyleyen Prof. Dr. Gökçay, verilerin erişilebilir ve şeffaf olmasının önemine değindi. Bu altyapının birbirleriyle farklı ülkeler için haberleşebilir olması gerektiğini söyleyen Prof. Dr. Gökçay, nadir hastalıklar için erken tanı yapılabilecek tüm modellerin ve veri kayıtlarının önemli olduğunu söyledi. Programın kuruluş sürecinden bahseden Prof. Dr. Gökçay, “İlk önce Çocuk Sağlığı Enstitüsü’nde Nadir Hastalıklar Ana Bilim Dalını kurduk. Çünkü bu hastalıkların yüzde 70’i çocuklarda görülüyor. Ayrıca biz de hepsi nadir olan kalıtsal metabolik hastalıklarla ilgileniyoruz. Tıp alanında yan dallar var. Doktora programlarında temel bir eğitim alınır ve öğrenciler alanlarına yönelik yeterlilik sınavlarına girer. Yan dallar kliniğe ve pratiğe hitap ediyorken doktora programlarıysa tam anlamıyla araştırma çalışmalarına yöneliyor. İyi araştırma, doktora çalışmaları sırasında önceden planlanmış ileriye yönelik çalışmalarla yapılandırılmış araştırmadan çıkıyor ve doktora çalışmalarının yurt dışında geliştirilebilmeleri sayesinde oluyor” dedi. Programı açarken yurt dışındaki kurulmuş olan merkezlerin araştırmalarını incelediklerini söyleyen Prof. Dr. Gökçay, “Özellikle doktora programlarının oluşturulmasında, kendi hocalarımızın deneyimlerinden yararlandık ve bu yeterlilik için hangi ders konularını anlatmaları gerektiği konusunda onlardan görüş aldık. Uluslararası dil İngilizce olduğu için program ileriye dönük olarak İngilizce dilinde yapılandırıldı. Bu alandaki çalışmaları rahatlıkla okuyabilen ve yorumlayabilen kişilerin bu departmanda bulunması gerektiğini düşündük” şeklinde konuştu. Genetik Bölümü, Metabolizma Bölümü ve Nöroloji Bölümü hocalarının program sürecine destek olduğunu ve nadir hastalıkların en çok bu alanlarda görüldüğünü belirten Prof. Dr. Gökçay, hem Nöroloji Ana Bilim Dalından, hem Genetik Anabilim Dalından, hem de Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları Ana Bilim Dalından programda görevli, derslerin sürdürülmesini sağlayan ve tez konularını öğrencilerin eğilimlerine göre hazırlayan hocaların olduğunu söyledi. Prof. Dr. Gökçay, program için zengin ve oldukça deneyimli bir eğitmen kadrosunun bulunduğunu vurguladı.
Prof. Dr. Gülden Fatma Gökçay Kimdir?
Prof. Dr. Gülden Fatma Gökçay, 1959 yılında İstanbul’da doğdu. Lise eğitimini 1978 yılında İstanbul Robert Lisesi’nde tamamlayan Prof. Dr. Gökçay, tıp doktorluğu diplomasını 1984 yılında İstanbul Üniversitesi İstanbul Tıp Fakültesi'nden aldı ve 1991 yılında aynı fakültede Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları Ana Bilim Dalı'nda Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları uzmanlık eğitimini tamamladı. 1996 yılında kalıtsal metabolik hastalıkların tanısında moleküler ve enzimatik tanı yöntemlerinde deneyimini artırmak için Almanya, Ludwig Maximilian Üniversitesi (LMU) Çocuk Hastanesi’nde Prof. Yoon Shin’in yanında gözlemci olarak çalıştı.
‘Çocuk Metabolizma Hastalıkları’ yan dal uzmanlığı bulunan Prof. Dr. Gülden Fatma Gökçay, İstanbul Üniversitesi İstanbul Tıp Fakültesi, Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları Ana Bilim Dalı’nda öğretim üyesidir. İstanbul Tıp Fakültesi Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları Ana Bilim Dalı’nda Beslenme ve Metabolizma Bilim Dalı Başkanlığı, İstanbul Üniversitesi Çocuk Sağlığı Enstitüsü Nadir Hastalıklar Ana Bilim Dalı Başkanlığı ve İstanbul Üniversitesi Sağlık Bilimleri Enstitüsü Disiplinlerarası Nadir Hastalıklar Ana Bilim Dalı Başkanlığı görevlerini sürdürmektedir. İstanbul Üniversitesi Çocuk Sağlığı Enstitüsü'nde Enstitü Müdür Yardımcılığı ve Temel Bilimler Ana Bilim Dalı Başkanlığı görevlerini sürdürmüştür. Prof. Dr. Gökçay hâli hazırda, İstanbul Üniversitesi Sağlık Bilimleri Enstitüsü ve İstanbul Tıp Fakültesi Beslenme Doktora ve Yüksek Lisans ve Nadir Hastalıklar Doktora programlarını yürütmektedir. Kalıtsal metabolik hastalıklar, yenidoğanlarda metabolik taramalar, çocukluk dönemlerinde beslenme ve kronik hastalıkların önlenmesinde beslenme konuları başlıca çalışma alanları olup bu konularda ulusal ve uluslararası araştırma projeleri yürütmektedir. TÜSEB Türkiye Halk Sağlığı ve Kronik Hastalıklar Enstitüsü Nadir Hastalıklar Bilim Kurulu üyesidir. Sağlık Bakanlık TUKMOS Çocuk Metabolizma Hastalıkları Komisyonunda 1. ve 2. dönem üyeliği yapmış olup, hâlen 4. Dönem komisyonunda çalışmaları devam etmektedir. Pediatrik Beslenme ve Metabolizma Derneği üyeliği ve 2 dönem yönetim kurulu görevi, Fenilketonürili Çocukları Tarama ve Koruma Derneği üyeliği, Fenilketonürili Çocukları Tarama ve Koruma Derneği İstanbul Şubesi Başkanlığı ve Orphanet Türkiye Ulusal Danışma Kurulu ve Acurare Danışma Kurulu üyelikleri bulunmaktadır. Prof. Gökçay’ın aynı zamanda, kalıtsal metabolik bozukluklar ve beslenme alanında çok sayıda uluslararası, ulusal yayını ve devam eden araştırması bulunmaktadır. 1991 yılından günümüze kadar İstanbul Tıp Fakültesi Çocuk Beslenme ve Metabolizma Ana Bilim Dalı'nda çalışmalarına devam etmektedir.
Çocuklarda Otoenflamatuar Hastalıklar Yüksek Lisans Programı
İstanbul Üniversitesi (İÜ) Sağlık Bilimleri Enstitüsü bünyesinde yeni açılan “Çocuklarda Otoenflamatuar Hastalıklar” lisansüstü programı, 2021-2022 eğitim öğretim yılı bahar yarıyılında ilk öğrencilerini kabul edecek. Programa, Tıp Fakültesi mezunu olup Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları tıpta uzmanlık eğitiminden mezun olanlar başvurabilecek. İÜ Tıp Fakültesi Dahili Tıp Bilimleri Bölümü Çocuk Romatolojisi Bilim Dalı Başkanı Prof. Dr. Nuray Aktay Ayaz, programa ilişkin açıklamalarda bulundu. Prof. Dr. Aktay Ayaz, yüksek lisans programında otoenflamatuar hastalıkların fizyopatolojisi, tedavi yaklaşımları ve takibi için akademik ve bilimsel çalışmalar planlandığını belirtti.
Akraba Evliliğinin Çok Olduğu Yerlerde Otoenflamatuar Hastalıklar Yaygın Görülüyor
“Çocuklarda Otoenflamatuar Hastalıklar” yüksek lisans programında laboratuvar yaklaşımlarını klinikle birleştirmek ve hastalıkların patofizyolojisini aydınlatmak amaçlı çalışmalar üzerinde yoğunlaşılacağını söyleyen Prof. Dr. Aktay Ayaz, otoenflamatuar hastalıkların akraba evliliğinin çok olduğu yerlerde yaygın olarak görüldüğüne değindi. Otoenflamatuar hastalıklar hakkında “Temelinde genetik bozukluklar yatmaktadır. Hasta sayıları görece düşük olduğu için nadir hastalıklar sınıfında sayılmaktadır” şeklinde konuştu. Pediatrik Otoenflamatuar Hastalıkları yüksek lisans mezunu olan Prof. Dr. Aktay Ayaz; “Çocuklarda Otoenflamatuar Hastalıklar” lisansüstü programının açılmasındaki motivasyonun “Çocuk uzmanlarına bireysel ve akademik anlamda katkı sağlayacağı düşüncesi” olduğunu söyledi. Dünyada ve Türkiye’de bu alandaki akademik çalışmalara değinen Prof. Dr. Aktay Ayaz, çalışmaların titizlikle ve hızla devam ettiğini vurguladı: “Her ne kadar nadir hastalık sınıfına girse de tedavilerin yüz güldürücü olabildiğini görmek bu çalışmaların hız kazanmasını sağlamıştır” diye konuştu. Çoğu genetik kökene sahip olan nadir hastalıklara yakalanma sıklığı, akraba evliliklerinde ikiye katlanmaktadır. Uzmanlar, Türkiye’de 5 milyon kişinin nadir hastalıklardan etkilendiğini kaydetmiştir. Prof. Dr. Aktay Ayaz, “Çocuklarda Otoenflamatuar Hastalıklar” yüksek lisans programının hazırlanış sürecinde temel bilimler hocalarının deneyimlerinden faydalandıklarını belirtti. Çocuk Romatolojisi Bilim Dalı Başkanı olarak lisansüstü ders programı içeriğini oluşturduğunu söyledi.
Prof. Dr. Nuray Aktay Ayaz Kimdir?
Prof. Dr. Nuray Aktay Ayaz, 1995 yılında Marmara Üniversitesi Tıp Fakültesi’nden mezun oldu. 1996 yılında Bakırköy Doğum ve Çocuk Hastalıkları Eğitim ve Araştırma Hastanesi’nde Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları bölümünde tıpta uzmanlık eğitimine başlayan Prof. Dr. Aktay Ayaz, 2001 yılında “Gelişimsel Serebral Anomali Olgularının Klinik ve MRG Bulgularıyla Değerlendirilmesi” başlıklı tezi yazdı. Hacettepe Üniversitesi Sağlık Bilimleri Enstitüsü Aile Sağlığı Ana Bilim Dalı’nda 2007 yılında yüksek lisans eğitimine başladı. 2008 yılında lisansüstü eğitimini tamamlayan Prof. Dr. Aktay Ayaz, 2011 yılında tıpta yandal uzmanlık eğitimi çalışmalarını yaptı. 2019 yılına kadar Sağlık Bilimleri Üniversitesi, İstanbul Kanuni Sultan Süleyman Sağlık Uygulama ve Araştırma Merkezi’nde Dahili Tıp Bilimleri Bölümü Etik Kurul Üyesi olarak görev yaptı. Lisans seviyesinde “Kan-Lenfoid II”, “Child Health and Diseases”, “Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları” derslerini; doktora seviyesinde “Engelli ve Kronik Hastalığı Olan Çocukların Toplumda İzlenmesi” adlı dersi verdi. 2020 yılından itibaren İstanbul Üniversitesi Tıp Fakültesi Dahili Tıp Bilimleri Bölümü Staj Koordinatörü olarak görevini sürdürmektedir. Prof. Dr. Nuray Aktay Ayaz, 25 Kasım 2021 tarihinden itibaren İstanbul Tıp Fakültesi Dahili Tıp Bilimleri Bölümü Çocuk Romatolojisi Bilim Dalı Başkanı olarak görevine devam etmektedir.
Çocuklarda Böbrek Nakli Araştırmaları Doktora Programı
İstanbul Üniversitesi (İÜ) Sağlık Bilimleri Enstitüsü bünyesinde 2021-2022 eğitim öğretim yılı güz yarıyılında açılan ‘Çocuklarda Böbrek Nakli Araştırmaları Doktora Programı’ 2021-2022 eğitim öğretim yılı bahar yarıyılında öğrenci alımına başlayacak. Yeni açılan ‘Çocuklarda Böbrek Nakli Araştırmaları Doktora Programı’nın sorumlu öğretim üyesi ve Çocuk Nefroloji Derneği İstanbul Şubesi Yönetim Kurulu üyesi Prof. Dr. Alev Yılmaz programla ilgili açıklamalarda bulundu.
Prof. Dr. Alev Yılmaz: “Son dönem böbrek yetersizliği olan hastalarda hastaların hayatta kalmasını sağlayan tedavi yöntemleri renal replasman uygulamalarıdır. Renal replasman tedavileri arasında hemodiyaliz, periton diyalizi ve böbrek nakli yer almaktadır. Günümüzde bu tedavilerin en ideali böbrek naklidir.Böbrek nakli yapılan çocuklarda diyaliz tedavisi yapılan hastalara göre mortalite ve morbidite oranları daha düşüktür”. Böbrek naklinin önemine dikkat çeken Prof. Dr. Yılmaz, böbrek nakli yönteminin en önemli yöntem olmasına karşın hastalarda gerek nakil sırasında gerek nakil sonrasında birçok sorunla karşılaşıldığının altını çizdi. Nakle hazırlık sürecinde optimal şartların sağlanmasının gerekliliğinden söz eden Prof. Dr. Yılmaz, bu dönemde hastaların son dönem böbrek yetersizliğinden ve böbrek yetersizliğine yol açan hastalığın kendisinden kaynaklanan sorunların düzeltilmesinin, enfeksiyonları önlemek için aşılamanın optimal sağlanmasının, alıcının psikolojik durumunun değerlendirilmesinin ve eşlik eden durumların düzeltilmesinin gerekli olduğuna dikkat çekti. Programın ana amaçlarından birini “Çocukluk çağında yaşam ömrü göz önüne alındığında çocuklarda böbrek naklinde gerek nakil öncesi hazırlık döneminde, gerek nakil cerrahisinde gerekse nakil sonrası takipte graft ömrünün uzatılması, tüm komplikasyonların önlenmesi ana amaçlardandır” sözleriyle ifade eden Prof. Dr. Yılmaz, bu konuların çalışmalara gereksinim duyulan alanlar olduğunu ve aynı zamanda yeni teknolojik ve tedavi yöntemlerinin geliştirilmesine ihtiyaç duyulan alanlar olduğunun altını çizdi.
Böbrek Transplantasyonu Yapılmış Olan Çocuklarda Nakil Böbreğin Ömrü Yaklaşık 10 Yıl
Böbrek transplantasyonu yapılmış olan çocuklarda nakil böbreğin ömrünün yaklaşık 10 yıl olduğunu belirten Prof. Dr. Alev Yılmaz, “Çocuklarda Böbrek Nakli Araştırmaları Doktora Programı, bu süreyi uzatmak için transplantasyon öncesi ve sonrasında uygulanacak yeni yöntemlerin geliştirilmesine zemin hazırlayacak araştırmaların yapılması, hastaların genel sağ kalımının arttırılmasına yardımcı olacak beslenme-aşılama-enfeksiyonların tanı ve tedavisi gibi konularda araştırma yapılmasını sağlayacak ve bu konuda bulunacak tedavi ve yöntemlerin önü açılacaktır” ifadesiyle programın içeriğinden söz etti.
Programın açılmasına yönelik ihtiyacın nasıl doğduğunu açıklayan Prof. Dr. Yılmaz, böbrek nakli yapılan çocuklarda kısa ve uzun vadede komplikasyonların önlenmesi, hastanın ve nakil böbreğin sağkalım süresinin uzatılması için bilimsel yöntemlerle yapılacak çalışmalara ihtiyaç olduğunu belirtti. Prof. Dr. Alev Yılmaz, “Hasta hizmeti, eğitim ve bilimsel çalışmalarda deneyimli ekibimiz ile çalışacak doktora öğrencilerimizin böbrek nakli ile ilgili sorunlara çare bulmak üzere önemli bilimsel çalışmalar yapacağını öngörüyoruz” diyerek programda yürütülecek olan çalışmalardan da söz etti.
Dünyada ve Türkiye’de bu alandaki bilimsel-akademik çalışmaların düzeyiyle ilgili açıklamada bulunan Prof. Dr. Yılmaz, “Ülkemizde ve dünyada bu alanda yapılan çalışmalar genellikle erişkin insanlar ile yapılan çalışmalardır. Çocukların önündeki yaşam süresi erişkinlere göre daha uzundur. Böbrek nakli yapılan çocuklarda hem hasta hem nakil böbreğin sağkalım süresini uzatmak birçok faktöre bağlıdır. Kullanılan ilaçlar, araya giren enfeksiyonlar, üriner sistemde oluşan obstrüksiyonlar gibi birçok etken nakil böbreğin ömrünü etkileyebilir. Bu nedenle nakle hazırlık dönemi, nakil sırasında ve sonrasında meydana gelebilecek komplikasyonların önlenmesi ya da tedavisi ile ilgili çalışmalara ihtiyaç vardır” ifadesiyle bilimsel-akademik çalışmaların yetersiz olduğunu ve bu alanla ilgili çalışmalara ihtiyaç duyulduğunun altını çizdi.
Son olarak böbrek naklinin hazırlık döneminde, nakil sırasında ve sonrasında birçok bilim ve ana bilim dalının görev aldığını ifade eden Prof. Dr. Yılmaz, bu bilim ve anabilim dallarını şöyle sıraladı: Çocuk Nefroloji Bilim Dalı, Çocuk Gastroenteroloji Bilim Dalı, Çocuk Hematoloji Bilim Dalı, Çocuk Enfeksiyon Bilim Dalı, İç Hastalıkları Nefroloji Bilim Dalı, Tıbbi Biyoloji Ana Bilim Dalı, Üroloji Ana Bilim Dalı, Genel Cerrahi Ana Bilim Dalı, Mikrobiyoloji Ana Bilim Dalı. Programın ders programının da bu bilim ve anabilim dallarıyla iletişim kurularak planlandığının altını çizdi.
Prof. Dr. Alev Yılmaz Kimdir?
Prof. Dr. Alev Yılmaz, 1992 yılında Uludağ Üniversitesi Tıp Fakültesi’nden mezun oldu. Yine 1992 yılında İstanbul Üniversitesi Tıp Fakültesi’nde Çocuk Nefrolojisi bilim dalında tıpta yandal uzmanlık eğitimine başladı. 1996 yılında Sağlık Bilimleri Üniversitesi’nde Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları bölümünde tıpta uzmanlık eğitimine başlayan Prof. Dr. Alev Yılmaz, 2000 yılında “Akut Bakteriyel Menenjit Tanısında Gram Boya ve Akridin Oranj Boyasının Karşılaştırılması” başlıklı tezi ve 2006 yılında da “Henoch-Schönlein Purpuralı Hastalarda Paraoksonaz 1 (PON1) Gen Polimorfizminin Klinik Gidişe ve Böbrek Tutulumuna Etkisi” başlıklı tezi yazdı.
2013 yılından itibaren Çocuk Nefroloji Derneği İstanbul Şubesi Yönetim Kurulu Üyesi olan Prof. Dr. Alev Yılmaz aynı zamanda Çocuk Nefroloji Derneği, European Society for Paediatric Nephrology ve International Pediatric Nephrology Association isimli bilimsel kuruluşlarına üyedir. Prof. Dr. Alev Yılmaz, 2018 yılında European Society for Paediatric Nephrology tarafından verilen “Research Grant Awards 2018” ödülünü kazanmıştır. “Vezikoüreteral Reflü Tanısında Ultrasonografinin Öngörü Değeri” ve “Iga Nefropatisi Tanılı Hastalarda Serum Homosistein Düzeyleri” başlıklı projeleri ise Yükseköğretim Kurumları tarafından desteklenen projeleridir.
2018 yılından itibaren İstanbul Üniversitesi Tıp Fakültesi Çocuk Nefrolojisi Bilim Dalı’nda öğretim üyeliği görevini yapmaktadır. İstanbul Üniversitesi Tıp Fakültesi’nde lisans, yüksek lisans ve doktora bölümlerinde ders veren Prof. Dr. Alev Yılmaz’ın 150’ye yakın yayınlanan bilimsel makalesi ve çeşitli kitap bölümleri vardır.