| YERKÜRE'DE
VE YERKÜRE DIŞINDA YAŞAM
Güneş sisteminde, Dünya'dan başka bir gezegende teknolojik bir
uygarlık
bulunabilmesi olasılığı hemen hemen sıfırdır. Ancak Güneş sistemi,
tüm evren
demek değildir. O zaman daha ötelere bakmak gerekir.
Açık uzayda, yoğuşmuş enerji alanları ya da canlı toz ve gaz
bulutları şeklinde bir yaşam var olabileceğini düşünebiliriz. Böyle
bir kanıt olmamakla birlikte yaşamın yalnızca yıldızlardan daha düşük
sıcaklıklardaki katı gezegenler de bulunabileceğini kabul etmek zorundayız.
Deneyler sonucu; gökcisimlerinin boyutları küçüldükçe sayılarının
arttığı
görülmüştür. Buradan yola çıkarak tutuşamayacak kadar büyük kütleye
sahip olan yıldızlardan çok fazla olduğunu savlayabilir miyiz? Bunlar
doğal olarak parlamadıklarından saptanamadan kalmıştır. Ama eğer
var ise, Jüpiter'den küçücük astroidlere dek boy boy altyıldız bulunduğunu
düşünmek mantıklıdır. Büyük yıldızların çevresinde, Jüpiter'in ve
Güneş sistemimizdeki diğer dev gezegenlerin olduğu gibi, küçük yıldızlar
bulunduğunu da düşünebiliriz.
Altyıldızlarda yaşam oluşmuş olabilir mi?
Yaşam için vazgeçilmez koşulların birincisi serbest sıvı (tercihan su),
ikincisi de organik bileşiklerdir. Üçüncü bir gereksinme enerjidir.
Çünkü enerji, başlangıçta var olan su, amonyak ve metan gibi küçük
moleküllerden organik bileşikleri oluşturmak için gereklidir.
Bu altyıldızlarda enerji nereden gelebilir?
Bir gök cisminin oluşurken yoğuşması sırasında içsel hareketler
yerçekimsel alanda elde edilen kinetik enerjiyi temsil eder. Çarpışma
ve birleşmelerle hareket durunca, kinetik enerji ısıya dönüşür. Bu
nedenle tüm büyük gök
cisimlerinin merkezleri sıcaktır. (Dünya'nın ~5.0000C)
Kütle büyüdükçe, yerçekimsel alanı şiddetlendikçe, kinetik enerji
de, ısı da, iç sıcaklık da artar (Jüpiter:54.0000C)
Yerimsi bir gök cismi, uzayda ister bağımsız, isterse bir yıldızın çevresinde
dönüyor olsun, Ganymede ya da Callisto gibi bir dünya olmak eğiliminde
olacaktır. İç ısıya sahip olacak ama dış tabakaların koruyucu etkisiyle
fazla ısı kaybına neden olmayacak. Sonuç olarak Yer soğumaktadır
ve bugünkü iç ısısını 4,6 milyar yıldır korumaktadır.
Dünya'dan daha küçük altyıldızlar daha az iç ısıya iye ve büyük olasılıkla
daha çok buzlu olacaklardır. Birbirinden ayrı enerji kaynakları daha
az bulunacak ve iç okyanusları daha küçük olacaktır.
Yıldızdan çok uzakta bulunan soğuk olmasına karşın pek az ya da hiç
uçucu
madde tutamayacak kadar küçük olan bir gökcismi ise kayadan, metalden
ya
da her ikisinin karışımından oluşan asteroid benzeri bir yapıya iye
olacaklardır.
Dünya'dan daha büyük olan ve dolayısıyla daha büyük ve şiddetli
iç ısı kaynaklarına iye olan altyıldızlar Jüpiter benzeri bir bir
gökcismi olacaktır. Böyle bir yıldız kesinlikle büyük oranda uçucu
maddelerden (H ve He) ibaret olacak ve yüksek iç ısı gezegeni tümüyle
sıvı duruma getirecektir ki, bırakın teknolojik uygarlığı,
zeki bir yaşam en çok yunusların türünden bir yaşam olacaktır.
Teknolojik bir uygarlık için hem okyanusları, hem de karaları olan katı
bir
gezegene gereksinim vardır. Böyle bir gezegenin yakınında yaşam için
gerekli
enerjiyi temin edecek bir yıldızın bulunması gerekmektedir.
İnce kenarlı mercek biçimindeki galaksimizin yarıçapı 50.000 IY(*) Güneş
ise merkezden 27.000 IY uzaktaydı (Robert Julius, 1886-1956) 1998
Mart ayında gerçekleştirilen ince hesaplar sonucunda bu uzaklığın
23.000 IY olduğu saptandı.
Galaksinin kütlesi kesinlikle Güneş'in 100 milyar katından fazladır
ve bazı
tahminlere göre 200 milyardır. Orta bir sayı elde etmek için Galaksi
kütlesinin
Güneş'in kütlesinin 160 milyar katı olduğunu söyleyebiliriz.
Galaksinin kütlesi;
1.yıldızlar,
2.aydınlık olmayan gezegensel gökcisimleri,
3.toz ve gaz bulutlarından oluşur.
2 ve 3 no.lu gökcisimlerinin kütleleri çok düşüktür. Galaksideki
yıldızların
kütlesi, toplam kütlenin %94'ünü oluşturduklarını söyleyebiliriz.
(Örneğin:
Güneş'in kütlesi, Güneş sisteminin %99,86'sıdır.) Galaksideki
yıldızların
kütlesini, Güneş kütlesinin 150 milyar katına eşit olduğunu varsayabiliriz.
Güneş ortalama bir yıldızdır (Bkz.Yıldızların Sınıflandırılması)
Ancak gökcisimleri küçüldükçe olası sayıları da artacağından ortalama
yıldız kütlesi, Güneş'in kütlesinin yarısı kadarsa, Galaksimizde
300 milyar yıldız bulunmaktadır. Her gördüğümüz yıldıza karşılık gözle
göremediğimiz 50 milyon yıldız vardır.
Lokal Grup adı verilen "galaktik küme"de (Samanyolu, Andromeda, Macellan
Bulutları) ~1,5 trilyon yıldız bulunabilir. (3 milyon IY'da) 1milyar IY
ötelere kadar bu sayı 1 milyarı bulur. Son incelemelere göre evrenin
yaklaşık 15 milyar yıllık olduğu belirlenmiştir. Bundan dolayı,
gözlemlenebilir evrende 200 milyar galaksi bulunabilir.
Orta boyutta bir galaksi olan Samanyolu'ndan 100 kat daha fazla kütleye
iye
galaksiler bulunduğu gibi, yüzbinde biri kadar olan galaksiler de vardır.
Ortalama bir galakside 1010 yıldız olduğunu varsayabilriz. Demek
ki gözlemlenebilir evren içinde 2x1021 yıldız var demektir. Buna
göre milyarda bir teknolojik uygarlığın var olma olasılığı böyle
bir evrende 2 trilyon farklı uygarlığın var olacağı anlamına gelmektedir.
Daha önce sözünü ettiğimiz sayıyla başlarsak:
I - Galaksimizdeki yıldızların sayısı:
320.000.000.000
Tek başına yıldız, yaşamın varlığını garanti edemez. Bunun için
yıldız yakınında bir gezegen bulunmalıdır. Yıldız tarafından
enerji verilen ve ısıtılan bu gezegende yaşam var olabilir.
Onun için gezegen sistemini dikkate almalıyız. Güneş sistemimizin nasıl
oluştuğunu saptayabilirsek, diğer gezegen sistemlerinin nasıl oluştukları
konusunda bir takım sonuçlar çıkarabiliriz. Nebula hipotezine göre,
her yıldızın bir gezegen sistemi olacaktır.
Açısal momentum, ayrık bir gökcisminin ya da bir sistemin dönme eğiliminin
bir ölçüsüdür. Açısal momentum iki şeye bağlıdır: Maddesel noktanın
bir eksen ya da bir cisim çerçevesinde dönüş hızına ve dönüş merkezine
olan uzaklığına. Bu sabite, açısal momentumun sakınımı yasası denir. Bu
yasaya göre, uzaklık küçüldükçe, dönme hızı artar ya da uzaklık büyüdükçe,
hız küçülür.
Güneş, sistemin açısal momentumunun %2'sine iyedir. Geri kalanı sistemdeki
diğer cisimlerde bulunmaktadır. %60'ı Jüpiter, %25' Satürn'e aittir.Eğer
sistemdeki tüm gökcisimlerinin açısal momentumları Güneş'e eklenirse
açısal
momentumun sakınımı yasasına göre- Güneş, ekseni çevresindeki
dönüşünü
yarım günde tamamlayacaktı!
Salınım yapan her yıldızın gezegenleri olduğunu ileri sürmek ne
derece
doğrudur? Sirius'un salınımı, Güneş'e benzer bir yıldızdan kaynaklanır.
61 Cygni, Barnard, Ross 614 ve Lalande 21185 'te salınımlar gözlendi.
Gezegen sistemlerini tüm yıldızların %93'ünü ağır dönen yıldızlarla
sınırlayacak olursak:
II - Galaksimizdeki gezegen sistemlerinin sayısı: 297.000.000.000
Büyük bir yıldızda ekosfer (yaşam koşullarını sağlayacak uzaklıktaki
kabuk) çok daha uzak olacaktır. Gezegenimiz dev yıldızın çevresinde,
-Isaac ASIMOV'un örneğine göre- 366 milyar Km. uzakta olduğunu
düşünürsek (Pluton'un Güneş'ten uzaklığının 62 katı) yıldız çevresindeki
dolanımı 14.500 yıl olacaktır. Dairesel görünmeyecek kadar olan bu
uzaklıktan bile Güneş'in dünyamıza verdiği kadar ısı ve ışık verecektir.
Güneş'ten sönük görünmesine rağmen morötesi ve x-ışınlarının akışı
yaşam için öldürücü olacaktır. Ayrıca, gezegenin konumu atmosferinin
kalınlığını ayarlayarak çözümlenemeyecek bir sorun.
Bir yıldız, tüm varlığı süresince yaşam için elverişli değildir. Önce,
nükleer
ateşlemelerin merkezinde başlayacağı noktaya dek yoğuşmalıdır, ancak
ondan sonra yayınlamaya başlar. Sonuç olarak, yoğuşma dengeli bir
safhaya ulaşır ve radyasyon, belli bir en üst sınıra vardıktan sonra
orada kalır Buna yıldızın normal hali denir. Gördüğümüz yıldızların
%98'i bu haldedir.Bir yıldız da ancak normal haldeyken yaşama hizmet
edebilir. Güneş, normal hal süresinin henüz yarısını bile tamamlamamıştır.
Güneş'ten 70 kat büyük olan dev bir yıldız korkunç yerçekimine dayanabilmek
için aşırı oranda hidrojen tüketecektir ve normal halde kalabilme süresi
en çok 500.000 yıl sürecektir. Bu süre, insan ömrü için çok uzun
olmakla birlikte yaşamın uygarlık düzeyine çıkabilmesi için bir gezegenin
5 milyar yıllık bir zamana gereksinimi vardır. Dolayısıyla Güneş'in
1,4 katından daha büyük kütleli bir yıldızın yaşamın gelişmesine
hizmet edemeyeceği sonucuna varılabiilir.
Öte yandan Güneş'in 1/16'sı kadar olan cüce bir yıldız, (Jüpiter kütlesinin
65 katı ya da 150.000 Km çapında olacaktır) Dünyamızın, bu yıldızın
merkezinden 300.000 Km. uzakta onun çevresinde döndüğünü varsayarsak,
gezegenimizin bir yılı 1,1 saat kadar olacaktır. Alınan enerji biraz
faklı olacak ancak bu yıldız, Dünya'dan Güneş'in 3.000 katı büyüklükte
görünecektir! Hiç morötesi ışık veremeyecek olan bu cüce yıldız,
pek az görünür ışık verecek ve enerjisinin çoğu kızılötesi ışık durumunda
olacaktır. Güneş'in Dünya üzerindeki etkisinin, Ay'ın Dünya üzerindeki
gelgit etkisinin %46'sı kadardır. Ancak bu cüce yıldızın kütlesinin,
Güneş'in kütlesinin 1/16'sı kadar olmasına karşın, bunun yer üzerindeki
gelgit etkisinin 150.000 katı olacaktır. Bu etkiyle cüce yıldızın
ekosferindeki gezegenimiz sonunda dönüşünü durduracak ve bir yüzü tamamen
yıldıza bakacaktır. Böylece gezegenin her iki yanında sıvı su kalmayacaktır.
Alacakaranlık kuşağında bile, yıldıza bakan yüzeyindeki sıcaklık dolayısıyla
atmosfer kaybolacak, yaşanmaz duruma gelecektir. Sonuç olarak M2 tayf
sınıfından küçük yıldızları (cüce yıldız) devre dışı bırakabiliriz.
O halde F2 (Güneş'in 1,4 katı) ve M2 (Güneş'in 0,33 katı) tayf sınıfları
arasındaki yıldızların yaşam süresi zekanın oluşmasına fırsat verecek
denli yeterlidir. Bu aralık içindeki yıldızlar "Güneşimsi Yıldızlar"dır
ve galaksimizdeki oranı %25 kadardır.
III - Galaksimizdeki Güneşimsi yıldızların çevresinde dönen gezegen
sistemlerinin sayısı: 75.000.000.000*
Güneşimsi ikiz yıldızın birbirine yakın bir şekilde bulunması,
herhangi birinin
çevresinde yerimsi bir gezegenin dolaşması şansını azaltır. Bugün
ise beş hatta
altı yıldızlı sistemler bilinmektedir. Çoklu sistemlerin, yaşamın
gelişmesine bir
katkısı olmayacaktır.
Eğer sistemimizin oluşumu sırasında Jüpiter'in kütlesi 65 kez
daha çok olsaydı
bu kütle kaybı Güneş için pek önemli olmayacak, bugünkü görünümünü
koruyacaktı. Jüpiter de soluk kırmızı, cüce bir yıldız olacaktı
ve böylece Güneş
de ikili bir sistemin parçasını oluşturacaktı.Galaksimizdeki
yukarıda sözünü
ettiğimiz 75 milyar yıldızı gruplandırırsak;
30 milyarı (%40) tek yıldızdır.
25 milyarı (%33) cüce bir yıldızla ikiz
oluşturur.
18 milyarı (%24) benzeriyle ikiz oluşturur.
2 milyarı (%3) dev bir yıldızla ikiz
oluşturur.
Zekanın gelişmesi için gerekli yaşa ulaşmadan önce dev yıldız
üstnova
durumunda patlayacağından bu 2 milyar yıldızı hesaptan çıkarmamız
gerekir.
Eğer bir bulutsu iki yıldız durumunda yoğuşursa, iki yıldızın
kalıntı maddeler
toplamakta tek yıldızdan daha etkin olabileceğini ileri sürebiliriz.
Birinden
kaçacak olan gezegen maddesi, diğeri tarafından tutulacaktır.
Dolayısıyla
sonunda iki yıldız oluşacak ancak hiç gezegen olmayacaktır. Robert
S.
Harrington'un hesaplarına göre; eğer güneşimsi bir yıldız ikiz
bir yıldızın bir
parçasıysa ve eğer aralarındaki uzaklık güneşimsi yıldızın ekosferinin
en az 3,5
katıysa, o zaman yararlı bir ekosferdir. Yani bir gezegen, iki
yıldızın ağırlık
merkezinden, bu iki yıldız arasındaki açıklığın 3,5 katı kadar
uzakta bulunursa,
dengeli bir yörüngeye sahip olacaktır. Tek başına bütün güneşimsi
yıldızların
yararlı ekosfere iye olduğunu varsayabiliriz (Yaklaşık 30 milyar
yıldız).
Benzeriyle ikiz oluşturan güneşimsi yıldızların üçte biri (6
milyar), bir cüce
yıldızla ikiz oluşturan ikizlerin (cüce bir yıldızın gerek yerçekimi,
gerekse
radyasyon açısından bir gezegen sistemini etkilemesi olasılığı
çok düşük
olacağından) bu tür güneşimsi yıldızların üçte ikisi (16 milyar)
yararlı ekosfere
sahiptir diyebiliriz. Buna göre;
IV - Galaksimizdeki yararlı ekosfere iye güneşimsi yıldızların
sayısı: 52.000
Güneşimsi bir yıldız, yararlı bir ekosfere iye olabilir ama yine de
yerimsi bir
gezegenin bu ekosfere dönmesi olanaklı olmayabilir. 15 mlyar yıl önceki
başlangıçta hidrojen ve az miktarda helyum vardı. Gazın hemen hemen
tamamı,
ilk oluşan küçük ve orta boyutlu yıldızların çevresinde toplandığından,
galaktik
merkezdeki yıldızlararası bölgelerde hemen hiç gaz yoktur. Galaksinin
merkezi
bölgelerinin karakteristiği olan bu yıldızlar, II. yıldız topluluğu
olarak
adlandırılırlar. Bu yıldızlar büyük miktarda hidrojenle az oranda helyumdan
oluşmuşlardır. Bu topluluk çevresinde oluşan gezegenler Jüpiter ve
Satürn'e
benzeyecekler ama su, amonyak, ve metan ve diğer maddelerden yoksun
olacaklardır. Bu nedenle II. Yıldız topluluklarında yaşam için uygun
gezegenlerin bulunması söz konusu değildir.
Dev yıldızlar bakımından varsıl ve merkezi bölgeye göre yıldızların
daha geniş bir hacme gelişigüzel dağıldığı galaksi eteklerine I.
Yıldız topluluğu (Galaksi'nin
bizim bölgemizdeki yıldızlar bu tiptedir.) adı verilir. Bu bölgeler,
gaz ve toz
bulutları bakımından varsıldır. Burada oluşan dev yıldızlar, normal
durumlarında
uzun süre kalmamışlardır. Gerçek devasalar birkaç yüz bin yıl, titanlar
birkaç
milyon yıl, küçük devlerse bir milyar yıl ayakta kalmıştır. Oluşumundan
beri
Galaksimizin eteklerinde 500 milyon üstnova patlaması oluşmuş olabilir.
Bu
patlamalar, uzayı karmaşık elementler bakımından oldukça varsıllaştırmış,
yoğunluğu arttırmıştır. Ortaya çıkan kuvvetler, birtakım girdap ve
sıkışmalar
yaratarak yeni bir yıldız ve yıldız grupları oluşumunu başlatmış olabilir.
Eski bir
yıldızın ölümünden sonra ortaya çıkan bu yeni yıldızlar ikinci kuşak
yıldızlar
olarak adlandırılır. 5 milyar yaşında olan Güneşimiz de ikinci kuşak
yıldızlarındandır. Yaşam oluşturabilecek güneşimsi yıldızlara bakarken,
I. yıldız
topluluğunun ikinci kuşaktan olanlarını dikkate alacağız. Galaksi merkezinin
küçük bir kısmı dışındaki geniş dış bölgeler I. yıldız topluluğuna
aittir.
Galaksideki yıldızların %80'i merkezde sıkışmıştır, geri kalan %20'sinin
ancak
yarısı (toplamın %10'u) ikinci kuşak yıldızlardır. Ancak bunların çevresinde
dönen yerimsi gezegenler vardır:
V - Galakside yararlı ekosferi olan II. kuşaktan I. topluluk güneşimsi
yıldızların
sayısı: 5.200.000.000
Gerekli olan, yalnızca yaşam oluşturacak bir yıldızın değil, aynı zamanda
üzerinde yaşam oluşacak bir gezegenin de bulunmasıdır. 5,2 milyar güneşimsi
yıldızın gezegenleri nerededir? Yıldızın sıvı suyun olabileceği ekosferinde
hiçbir
gezegen bulunmayabilir. Küçük gezegenler yıldıza yakın, büyükleri ise
daha
uzakta bulunurlar. NASA'dan Michael Hart'a göre, Güneş'in ekosferi
10 milyon Km. kalınlıkta olabilir ve Dünya'nın bu bölgede bulunması
tam bir rastlantıdır. Bir gezegenin bu ekosfer içinde bulunma olasılığı
kabaca 1,0'dir.
VI - Galakside yararlı ekosfere iye olan ve bu ekosfer içinde
bir gezegeni
bulunan II. kuşaktan I. topluluk güneşimsi yıldızların sayısı:
2.600.000.000
Bir gezegenin, yıldızın ekosferi içinde olması yaşamın var olabileceği
anlamına gelmemelidir. I. topluluk yıldızlarında bile hidrojen ve
helyum dışındaki maddeler miktarca az olup büyük bir dünyanın oluşumunda
kullanılamazlar. Bir gezegen, yaşamı sürdürebilmek için, bir atmosfer
tutmaya yetecek ve bir yerçekimi alan üretecek kadar bir kütleye
iye olmalıdır. Ekosfer dahilinde Yer'in 0,4 katı kadar bir kütle
yeterli olabilecektir. Uygun yıldızları çevreleyen uygun ekosferlerdeki
dünyaların yarısının -sistemimizin tüm evren için geçerli olduğunu düşünürsek-
kütlece yaşanabilir olduğu sonucuna varılabilir. Böyle gezegenlerin gaz,
sıvı ve katı durumunda yüzey sularına iye olma olasılıkları yüksektir,
karakter olarak "yerimsi" olacaklardır.
VII - Galaksimizde yararlı bir ekosfere ve bu ekosfer içinde dönen
"yerimsi" bir gezegene iye II. kuşaktan I. topluluk Güneşimsi yıldızların
sayısı: 1.300.000.000
Bu koşullarda bile dış merkezli bir gezegen yaşam için uygun olmayacaktır.
Yine eğer gezegenin dönme ekseni, yıldız çevresinde dönüş düzlemine
göre
aşırı yatıksa, aşırı koşullar yaşamın var olma şansını azaltacaktır.
Atmosferin
kalınlığı ve geçirgenliği, gezegenin yıldız çevresinde dönüş
hızı da önemli bir
etkendir. Sezgisel olarak her iki yerimsi gezegenden ancak birinin
bütün önemli karakteristikleriyle yerimsi olduğunu varsayabiliriz.
Gündüzler ve geceler makul uzunluktadır, mevsimler aşırılıklara kaymaz,
okyanuslar ne çok geniş ne de çok dardır, yerkabuğu jeolojik olarak
ne çok dengesiz ne de çok atıldır.
VIII - Galaksimizdeki yaşanabilir gezegenlerin sayısı: 650.000.000
Bu demektir ki Galaksimiz'
deki her 492 yıldızdan ancak
biri yaşanabilir bir gezegene
iyedir. Carl Sagan, Galakside
bir milyar kadar yaşanılabilir
gezegen bulunduğunu ileri
sürmüştür.
Yaşanılabilir gezegenler üzerindeki yaşam hakkında genelde akıllıca
bir şeyler
söyleyebilmemiz için, yeryüzünde yaşamın nasıl oluştuğuna ilişkin
akla yakın
bir şeyler söylemiz gerekir.
Kendiliğinden üreme diye bir şeyin var olmadığı ve insanların gözlediği
kadarıyla bütün yaşamın daha önce var olan başka yaşamlardan kaynaklandığı
anlaşılınca, yaşamın yeryüzü üzerinde ya da başka gezegenlerde nasıl
kaynaklandığına karar vermek güçleşti. Moleküllerin rastlantısal
çarpışmaları ve rastlantısal enerji absorbsiyonu sonucu
laboratuvarlarda oluşan değişimlerin, her zaman bildiğimiz yaşam
doğrultusunda olması etkileyicidir. Bu deneyler (Stanley Lloyd Miller
tarafından yaşayan dokuların şaşılacak kadar çeşitli temel molekülleri
"kendiliğinden" üretildi.)
Yaşamın, bir takım kimyasal reaksiyonların sonucu olduğunu gösteriyordu
ve yaşamın yeryüzünün ilk zamanlarında oluşmuş olması kaçınılmazdı.
Aynı
şekilde göktaşı incelemeleri, genelde, laboratuvar çalışmalarını desteklemiş,
her şeye karşın yaşamın doğal, normal, hatta kaçınılmaz bir olgu
olduğunu
göstermiştir. Atomlar, en az şansa iye oldukları zaman bile, bizim
yaşamımız
doğrultusunda bileşikler üretmek üzere bir araya gelme eğilimindedir.
Yıldızlar
arası uzayda otuz kadar çeşitli türden moleküller saptanmıştır. Dış
uzayda bile, oluşumun yönü, yaşam doğrultusunda görünmektedir. Yaşam,
yeryüünün ilk zamanlarında kendiliğinden başladı ve kanıtlara göre,
bu iş kolayca gerçekleşti.
Bu doğrultudaki reaksiyonlar kaçınılmazdı. Öyleyse yaşam, er ya da geç,
üzerinde yaşanılabilir bir başka gezegende de başlayacaktır.
En eski Kambriyum fosilleri 600 milyon yaşındadır ve bu rakam insanı
yaşamın yaklaşık olarak bu zamanlarda başladığı varsayımına yöneltmektedir.
Gezegenimizin 4,6 milyar yaşında olduğunu bildiğimize göre, demek ki Dünya
4 milyar yıl boyunca yaşamsız var olmuştur. Amerikalı botanikçi Elso
Sterreberg Barghoorn 1960'larda çok eski kayalar üzerinde çalışırken
belli belirsiz karbon izleriyle karşılaştı ve araştırma sonucu bunların
mikroskopik canlıların kalıntıları olduğunu gördü. Bu yaşamın bulanık
kanıtları 3,7 milyar yıl öncesine dayanmaktadır. Yaklaşık olarak
dünyamız 1 milyar yaşındayken yaşamın başlamış olabileceği sonucuna
varabiliriz.
Güneş'in normal durumunda kalış süresi 12 milyar yıldır ve bu sayıyı
güneşimsi yıldızlar için ortalama bir değer olarak alabiliriz. Eğer
yaşam Dünya' da bir milyar yıl sonra göründüyse, demek ki tüm yaşam
süresinin (12 milyar yıl) ancak %8'i geçtikten sonra başlamıştır.
O nedenle üzerinde oturulabilir gezegenlerin, yaşam sürelerinin %8'i
geçtikten sonra yaşam sahibi olabileceklerini söyleyebiliriz.
O ve B tayf türü dev yıldızlar yaklaşık bir milyar yıl kadar sonra oluşmuşlardır.
Aksi durumda şimdi, normal durumlarında kalamazlardı. Eğer yıldızlar son
bir milyar yıl içinde oluşmuşlarsa, bu süre içinde oluşum durumundaydılar
ve oluşmaktalar... 1940'larda Hollanda asıllı Amerikalı gökbilimci
Bart Jan Bok galaksi eteklerinde az çok küresel biçimde bazı donuk,
yoğun ve tek başına duran toz bulutlarına dikkatleri çekti. Bu bulutların
yıldızlar ve gezegen sistemleri şeklinde yoğuşmakta olduğunu ileri
sürdü. Sagan galaksimizde her yıl ortalama on yıldız doğduğunu kestirmişti.
Öyleyse belli bir oranda yıldız oluştuğunu varsayarak; üzerinde yaşanabilir
gezegenlerin yüzde x'i henüz yaşamlarının %x'ini harcamamışlardır.
Buna göre, üzerinde yaşanabilir gezegenlerin %8'i ömürlerinin, üzerinde
yaşam oluşması için gerekli olan %8'lik kısmını harcamıştır. Daha
doğrusu bir milyar yıldan daha gençtir. Buna karşılık üzerinde yaşanabilir
gezegenlerin yüzde 92'si, üzerlerinde yaşam gelişmiş olabilecek kadar
yaşlıdır.
IX - Galaksimizde üzerinde yaşam bulunan gezegenlerin sayısı:
600.000.000
Yaşamın yeryüzünde varolduğu
ilk 2 milyar yıl süresince, egemen
türler bakteriler ve mavi-yeşil
deniz yosunları olmuştur. Bu canlıların
kimyasını ve üremesini denetleyen
DNA molekülleri içeren açık seçik
çekirdekleri bile yoktur.
Evrim yavaş da ilerlese 1,5 milyar yıl kadar
önce, yeryüzünde 2 milyar
yıldır yaşam varken ilk çekirdekli hücreler
ortaya çıktı. Bunlar büyük
hücrelerdi, daha yeterli bir kimyaları vardı
ve öncekilere göre daha
büyük oranda fotosentez yapabilme
yeteneğine iyeydi. 700 milyon
yıl önce, yaşamın yeryüzünde 3 milyar
yıldan beri var olduğu sıralarda,
atmosferde %5 oksijen bulunuyordu.
Organik bir bileşiğin oksijenle birleşmesinden açığa çıkan enerji, aynı
miktardaki
maddenin oksijen kullanmadan parçalanmasıyla açığa çıkan enerjinin
yirmi
katıdır. Hücreler gruplaşarak organizmalar oluştu. Böylece çok hücreli
organizmalar gelişti ve bunları desteklemek için sert dokular oluştu.
Bunlar
kolayca fosilleşebiliyordu. Zamanımızdan 600 milyon yıl önce
karmaşık ve ileri düzeyde çokhücreli yaşam serpilmişti. 4 milyar
yıl, yani Yeryüzü'nün tüm ömrünün 1/3'i geçmeden bu tür karmaşık
canlılar ortaya çıkmadı. Eğer bu, yerimsi gezegenlerin bir özelliği ise,
gezegenlerin üçte biri, tek hücreli yaşamadan daha çoğuna iye olamayacak
kadar gençtir. Kalan 2/3'si karmaşık ve çeşitli çokhücreli yaşama iyedir.
X - Galaksimizde çokhücreli yaşama iye gezegenlerin sayısı: 433.000.000
Bizler zeki yaşam aradığımıza göre bu sayı yeterli değildir. Yaklaşık
370 milyon
yıl önce ilk bitkiler karaları istila etti. 4,25 milyar yıl boyunca
ıssız ve ölü kalmış
olan kara, kıyılarından yeşermeye başladı. Onlarca milyon yıl daha
sonra
bitkileri hayvanlar izledi. Böcekler ve örümceklerden sonra sümüklüböcek
ve
kurtlar ortaya çıktı. İlkel sürüngenler (ilk omurgalılar) tümüyle kara
hayvanları
olarak 275 milyon yıl önce oluştu. Bir başka deyişle Yeryüzü, ömrünün
%36'sını yaşamış olduğu zaman varsıl bir yaşam ortaya çıktı. Öyleyse
diyebiliriz ki, üzerinde yaşanabilir gezegenlerin %64'ü varsıl bir
kara yaşamına iyedir.
XI - Galaksimizde varsıl bir kara yaşamına iye olan gezegenlerin
sayısı:
416.000.000
~180 milyon yıl önce ortaya çıkan ilk memeliler, sürüngenlere
göre daha
zekiydi. 75 milyon yıl öncesinde gözleri ve beyinleri gelişen
primatlar, 35 milyon yıl öncesinde iki gruba ayrılarak küçük maymunlar
ve lemurlar ile gelişmiş beyinli iri maymunlar oluştu. Yine yaklaşık
600.000 yıl önce Homo Sapien gelişti ve 5.000 yıl kadar önce insanoğlu
yazıyı buldu. Böylece yazılı tarih başlayarak Dünya'nın bazı bölgelerinde
uygarlık çiçeklendi.
Uygarlık ortaya çıktığında Dünya, 4,6 milyar yaşındaydı ve ömrünün
yaklaşık
%40'ını tamamlamıştı. Üzerinde yaşanabilir gezegenlerin %40'ının
uygarlık
geliştirebilecek kadar yaşlı olmadığı, %60'ının ise yeterince
yaşlı olduğu
anlamına gelir.
XII - Galaksimizde teknolojik uygarlığın gelişmiş olduğu gezegenlerin
sayısı:
390.000.000
Uygarlığımız 5.000 yıl sürmüştür. İyimser bir şekilde Dünya durdukça
bir 7,4
milyar yıllık süre içinde teknoloji düzeyimiz daha da gelişecektir.
Uzay uçuşları
gelişmeden önce uygarlığın ancak 1/1.500.000'i geçmekte ve geri
kalan süre
teknolojik düzeyin daha da gelişmesi içindir. Bir başka deyişle;
Galaksimizdeki
390 milyon uygarlıktan ancak 260'ı bizim kadar ilkel geri kalanları
daha ileri
düzeydedir. Eğer bu 390 milyon uygarlık galaksinin I. topluluk
yıldızlarına
düzgün bir şekilde dağılmışsa, iki komşu uygarlık arasındaki
uzaklık ortalama
40 IY olacaktır.
Uygarlık doğar, teknolojk ilerleme nükleer bomba düzeyine gelinceye
kadar
hızlanır ve bir patlamayla ya da bir ıstırapla sona erer. Kendi durumumuzu
kıstas alarak diyelim ki üzerinde yaşanabilecek 12x109 yıl ömürlü
her gezegende zeki türler 4,6 milyar yıl sonra ortaya çıkar, 600.000
yıl boyunca yavaş yavaş bir uygarlık oluşturur ve bu uygarlık birdenbire
sona erer. Gezegen, üzerinde artık uygarlık oluşamayacak şekilde
tahrip olmuştur. 600.000, 12 milyarın 1/20.000'i olduğundan Galaksimizde
650 milyon yaşanılabilir gezegeni 20.000'e bölersek, bunlardan ancak
32.500'ünün 600.000 yıl periyodunda ve Homo sapiens 'e eşdeğer zekada
bir türü gelişmekte olduğunu buluruz.
İlk uygarlığın doğuşundan sonra uygarlığın Yeryüzü gibi bir gezegende
kalma
süresi, gezegenin yaşama evsahipliği etme süresinin 1/740'i kadarıdır.
Bu
demektir ki her 570 bin yıldızdan ancak bugün biri var olan uygarlığın
üzerinde
parlamaktadır.
|