Petrol aramak son derece zor, zahmetli ve masraflı bir iştir. Yatırımların karşılanmama riski çok yüksektir. Petrol arama çok disiplinli bir çalışmayı gerektirir. Ancak arama ve saha geliştirme aşamasında en fazla görev jeolog ve jeofizikçilere düşmektedir. Bugün petrol şirketlerinde en çok tercih edilen kişiler yarı jeofizikçi-yarı jeolog olan kişilerdir.
Jeolojik çalışmalar jeoloji harita alımı, stratigrafi kesitlerinin ölçülmesi, yapısal ve tektonik araştırmalar, fasiyes araştırmaları, porozite ve permeabilite tayini, organik jeokimya, yeraltı haritalarının yapılması gibi saha ve laboratuar araştırmalarını içerir.
Magnetik, gravite ve sismik gibi jeofizik araştırmalar ise arama, sondaj ve saha geliştirme esnasında kullanılırlar.
PETROL ARAMADA JEOFİZİK YÖNTEMLER
Petrol aramacılığında kullanılan çok sayıda jeofizik yöntem olmakla
birlikte bunlardan üç tanesi son derece önemlidir:
1-MAGNETİK 2-GRAVİTE 3-SİSMİK
MAGNETİK YÖNTEM
Kayalar içerisindeki mineraller yerin mıknatıslanma kuvvetine bağlı
olarak manyetik özellikler kazanırlar.
Manyetik metodun amacı kayaların mıknatıslanma özelliklerindeki
farklılıklara dayanarak farklı kayaların belirlenmesidir.
Petrol aramalarında magnetik araştırmalarla belirli bir sahadaki
magnetik alanın şiddeti ölçülür.
Bir bölgede magnetik alan şiddetindeki farklılıklar yerin magnetik
alanındaki değişimler ile o bölgede bulunan kayaların hacim ve magnetik
süseptibilite (geçirgenlik) lerinin bir sonucudur.
Bölgedeki yer magnetik alanı belli ise oradaki kayaların magnetik şiddeti doğrudan ölçülebilir.
Magnetik araştırmalar karadan, gemiden veya uçakla yapılabilir. Magnetik
alan şiddeti magnetometre ile ölçülür.
Magnetik araştırmalar petrol aramalarının ilk aşamalarında gerçekleştirilir.
Havza temelinin topoğrafyasını belirlemede
Fayları belirlemede
Magmatik veya metamorfik kayaların çökel kayalardan ayrılmasında
Volkanik kayaları, dayk ve enjeksiyonları, lav akıntılarını belirlemede
kullanılır.
Dünyanın magnetik alanı zaman içerisinde değişiklikler gösterir.
Bu değişimler anlık, günlük veya yüzlerce yıllık olabilir. Güneşten kaynaklanan
manyetik fırtınalar sonucu gelişen günlük değişimler önemlidir ve magnetik
prospeksiyonlarda bu değişimler düzeltilerek etkileri giderilmelidir.
Bu düzeltmeler sonucunda o bölgedeki magnetik fırtınalardan doğan
anomaliler giderilerek jeolojik nedeni olan anomaliler bulunmaya çalışılır.
Ölçülen magnetik alan şiddeti bileşeni değerlerine göre gerekli
düzeltmeler yapıldıktan sonra bu değerler bir harita üzerine konarak münhanili
bir harita yapılır. Magnetik alanın yatay ve çoğunlukla da düşey bileşeni
ölçülür.
Petrol aramaları ile ilgili magnetik çalışmalarda elde edilen anomaliler
genellikle arama yapılan havzanın temel kayalarını oluşturan ferromagnezyen
mineraller açısından zengin magmatik veya metamorfik kayalardan ileri gelir.
Çünkü çökel kayaların magnetik süseptibiliteleri ve süseptibilite
farkları genellikle küçüktür. Bu nedenle çökel kayalar magnetik anomali
haritalarında bariz bir anomali vermezler.
GRAVİTE YÖNTEMİ
Dünyamız tam ve homojen bir küre olsaydı yeryüzündeki her kütleye
eşit bir çekim uygulanacaktı. Ancak dünyanın şekli ve yapısındaki farklılıklar
nedeniyle farklı bölgelerde farklı ivme değerleri ölçülmektedir. Gravite
metodunun amacı bu farklı ivme değerlerinin belirlenmesi ve buna neden
olan unsurların belirlenmesidir.
İvme değerlerindeki farklılığın başlıca nedenleri şunlardır:
Dünyanın dönmesi
Bulunulan enlem
Yükseklik
Topoğrafya
Jeolojik özellikler
Gravite metodunda gravimetreler yardımı ile araştırılan bölgede yerçekimi
ivmesindeki değişimler ölçülür. İvme birimi gal (Galieo) dır. 1 miligal
1/1000 gal’dir.
Gravimetre ölçümleri iki nokta arasında deniz seviyesine göre iki
nokta arasındaki fark elde edilecek şekilde yapılır. Daha sonra diğer faktörlerin
bu değişime etkileri ortadan kaldırılarak gravite anomalisine neden olan
jeolojik faktörler yorumlanmaya çalışılır.
Eğer bir kaya kütlesinin yoğunluğu çevreye nazaran büyükse pozitif,
küçükse negatif anomalilere neden olur.
Gravite haritaları çökel havzalarının genel mimarisini anlamada
kullanılırlar. Düşük yoğunluklu çökellerle dolu olan çökel havzaları negatif
anomalilerle belirgindir. Yüksek yoğunluklu temel kayalarının oluşturduğu
yükselimler, sırtlar vb. ise pozitif anomalilerle belirgindir.
Gravite metodu ile bilhassa çevreye nazaran düşük yoğunluklu tuz
domları ve yüksek yoğunluklu resifler iyi belirlenebilir.
SİSMİK YÖNTEM
Sismik metod doğal ya da suni olarak yaratılan titreşimlerin (deprem
dalgası) kayalar içerisinden geçerken uğradıkları değişimlerin incelenmesi
esasına dayanır.
Deprem dalgaları esas itibariyle ikiye ayrılır:
1- Cisim Dalgaları
P dalgaları
S dalgaları
2-Yüzey Dalgaları
Rayleigh dalgaları
Love dalgaları
CİSİM DALGALARI : P DALGALARI
Hızları en fazla olan ve kayıt merkezine ilk gelen dalgalardır.
Titreşim hareketleri yayılma doğrultusundadır. Bu nedenle boyuna
dalgalar olarak da bilinirler.
İçinden geçtikleri cisimlerin zerrelerini birbirine yaklaştırır
ve uzaklaştırılar. Bu nedenle kompresyon veya dilatasyon dalgaları adı
ile de anılırlar.
Sıvı ve gaz gibi rijid olmayan maddeler içerisinden de geçerler.
Sismik araştırmalar genellikle P dalgaları yardımı ile yapılır
CİSİM DALGALARI : S DALGALARI
Kayıt merkezine ikinci olarak gelen dalgalardır.
Hızları P dalgalarına göre daha düşüktür.
Titreşim hareketleri yayılma doğrultusuna dik düzlem üzerinde aşağıya
ve yukarıya doğrudur. Bu nedenle enine dalgalar adıyla da bilinirler.
Sıvı ve gaz gibi rijid olmayan birimler içerisinden geçmezler.
YÜZEY DALGALARI
Cisim dalgalarına göre hızları az, periyodları büyük ve boyları
daha uzun dalgalardır.
Kayıt merkezine en son gelen dalgalardır.
Yeryüzünde veya yeryüzüne yakın yayılırlar.
Rayleigh dalgaları yerin serbest yüzeyinin oluşturduğu dalgalar,
Love dalgaları ise elastik dalga hızları farklı tabakaların bulunduğu ortamlarda
oluşan yüzey dalgalarıdır.
Sismik prospeksiyonun esası yeryüzünde veya yeryüzüne yakın yerlerde
sismik bir titreşim yaratarak bu hareket sonucunda oluşacak dalgaların
yeraltındaki tabakalardan geçip yansıma ve kırılmasından sonra geri dönen
dalgaların geliş zamanlarını ve amplitüdlerini ölçmeye dayanır.
Sismik prospeksiyonda refraksiyon (kırılma)dan çok refleksiyon (yansıma)
dalgaları incelenir.
Eğer kayaların akustik hızları biliniyorsa refleksiyona neden olan
arakesit düzlemlerinin derinlikleri hesaplanabilir:
SİSMİK VERİLERİN TOPLANMASI
Sismik prospeksiyonda ya yeryüzünde patlayıcı kullanılarak ya da
bir ağırlık düşürülmek suretiyle sismik dalga oluşturulur.
Bu dalgaların yeraltından yansıyıp yeryüzüne dönüş zamanı belirli
şekilde düzenlenmiş jeofonlar aracılığıyla alınarak kayıt merkezine
gönderilir ve burada kaydedilir.
Atış noktası ile jeofonlar arasındaki uzaklık yeraltında inilmek
istenen derinliğe bağlı olarak değişir.
Deniz sismiğinde bu iş için düzenlenmiş özel gemiler kullanılır.
SİSMİK VERİLERİN İŞLENMESİ ve YORUMU
Jeofonlar ve bunlara bağlı kayıt cihazları tarafından kaydedilen
sismik veriler bilgisayar programları yardımıyla işlenerek çeşitli yan
etkilerden arındırılır, kalitesi artırılır ve kesitler halinde çizilirler.
Elde edilen kesitler mevcut yüzey ve kuyu jeolojisi verilerinin
de yardımı ile jeolog ve jeofizikçiler tarafından yorumlanır.
UZAKTAN ALGILAMA
Petrol aramada bilhassa başlangıç aşamasında kullanılan ve son derece
ucuz ve verimli bir yöntem olan uzaktan algılama birkaç metre yüksekten
üst atmosfer yüksekliğine kadar yapılabilir. Petrol aramacılığında görsel,
radar ve multispektral yöntemler kullanılmaktadır.
Belli hatlar boyunca ve belli bir yükseklikten uçan özel donanımlı bir uçakla çalışma alanının hava fotoğrafları çekilir. Bunlar üç boyutlu bir görüntü oluşturacak şekilde aşmalı olarak çekildikleri için stereoskoplarla incelenir ve yorumlanarak çalışılan bölgenin jeoloji haritası oluşturulur.
Uçak veya bir uydudan yeryüzüne mikrodalga radyasyonları gönderilip bunların yansımalarının resmedilmesi esasına dayanır. Bu yöntemde bulut, sis vb. gibi atmosfer olayları resim kalitesine etki etmez, gece ve gündüz kullanılabilir. Radar görüntülerinin sıhhat ve detayı çekimi yapan uçağın altına yerleştirilen antenin özelliklerine bağlı olarak değişmektedir.
SONDAJ AŞAMASI
Eski dönemlerde petrol sızıntılardan elde edilir, sığ petrol için
maden ocakları gibi ocaklar açılırdı.
19. Yüzyılın sonuna kadar kablolu sondaj aletleri kullanıldı. Bunlar
darbeli sondajların bir türüdür ve kablo ucuna bağlanan bir delici ucun
belli bir ivme ile kuyuya düşürülmesi esasına dayanırdı.
Günümüzde petrol arama ve işletmede rotary sondaj sistemleri kullanılmaktadır.
Bunlar kara ve kıyı ötesi petrol alanları için farklı sistemler halinde
dizayn edilmişlerdir.
ROTARY SONDAJ
Bir borunun ucuna takılan bir matkabın boru ile birlikte çevirilmesi
esasına dayanır.
Boru içerisinden kuyuya sondaj çamuru denilen özel bir sıvı verilerek,
kırıntıların yüzeye getirilmesi, matkabın soğutulması ve kuyu basıncının
kontrol edilmesi sağlanır.
Kuyu büyük matkapla delinmeye başlanır, belli bir derinliğe gelinince
muhafaza borusu indirilerek bununla kuyu cidarı arası çimentolanır. Daha
küçük bir matkapla kuyu delinmeye devam edilir.
Rezervuardan zaman zaman karot alınır, bu iş için karotiyerler kullanılır.
FORMASYON DEĞERLENDİRME
Sondajlardan edinilen bilgiler bir sahanın araştırılması ve geliştirilmesi
açısından son derece önemlidir.
Kuyulardan gelen kırıntılar sürekli olarak incelenir ve gerekli
yerlerden karot alınır. Karot alımı son derece pahalı olduğu için mecbur
olunmadıkça bu yola gidilmez.
Kesilen formasyonların değerlendirilmesi sondaj esnasında sürekli
olarak ölçülen kuyu logları yardımı ile yapılır.
Petrol sondajları esnasında alınan başlıca loglar elektrik, radyoaktivite
ve sonik loglardır.
Bu loglarla formasyonun litolojisi, porozitesi, permeabilitesi,
basıncı, sıcaklığı, bulundurduğu akışkanın cinsi vb. özellikleri belirlenir.
KUYU JEOFİZİĞİ
Kuyularda log alımı kuyu muhafaza işleminden önce yapılır.
Silindir biçimli sonda cihazları kablo ile kuyu içerisine sarkıtılır
ve istenen derinliklerde gerekli ölçümler kaydedilir.
Log alımı ve yorumu özel bir ihtisas dalıdır ve bunun için log analizcileri
yetişmiştir.
ELEKTRİK LOGLARI: SP LOGU
SP (Spontaneous Potential, doğal potansiyel) logu en eski loglardan
biridir. Kuyu içerisinde sonda yukarıya doğru çekilirken sonda içerisindeki
elektrod ile yeryüzüne yerleştirilmiş elektrod arasındaki doğal elektrik
akımı kaydedilir.
Kuyu içerisini doldurmuş olan sondaj çamuru geçirgen madde görevi
yapar. SP ye neden olan akım sondaj çamuru ile formasyon suyu arasındaki
tuzluluk farkına dayanır. Na+ ve Cl- iyonları daha konsantre sıvıdan daha
seyreltik sıvıya doğru akar ve böylece bir elektrik akımına neden olur.
Formasyonun permeabilitesi ile ilgili olan bu elektrik potansiyeli milivolt
cinsinden ölçülür.
SP ölçümü esnasında kayıt aleti şeyl çizgisi denilen bir baz çizgisinden
sağa veya sola doğru hareket ederek bir eğri çizer. Şeyl çizgisinden sola
olan sapmalar negatif (normal) sapma, sağa doğru olanlar ise pozitif (ters)
sapmalardır.
Normal sapma formasyonun gözenekli kumtaşı veya kireçtaşı olduğunu,
ters sapma ise formasyon suyunun sondaj çamurundan daha tatlı olduğunu
gösterir.
Eğer sapma yoksa veya zayıfsa bu da formasyonun geçirimsiz olduğunu
ya da formasyon suyu ile sondaj çamurunun aynı tuzlulukta olduğunu işaret
eder.
Sapmanın büyüklüğü formasyonun permeabilitesi ve formasyon suyu
ile sondaj çamuru arasındaki tuzluluk farkı ile doğru orantılıdır.
SP eğrisinin şekil ve büyüklüğünü etkileyen başlıca faktörler şunlardır:
Tabaka kalınlığı
Alt ve üstteki tabakanın rezistivitesi
Kuyu çapı
Çamurun geçirgen tabakaya nüfuz derinliği
Geçirgen tabakalar içerisindeki ince tabakalar ve kil miktarı
ELEKTRİK LOGLARI: REZİSTİVİTE LOGU
Formasyonların elektrik akımına karşı göstermiş oldukları görünür
direnci (rezistivite) ölçme esasına dayanan bir logdur. Rezistiviteyi
etkileyen faktörler şunlardır:
Formasyon rezistivitesi
Rezistivitesi ölçülen birimlerin alt ve üstündeki birimlerin rezistivitesi
Formasyon kalınlığı
Çamurun rezistivitesi
Kuyu çapı
Çamur istila zonunun rezistivitesi
Formasyonların elektrik rezistivitesini ölçmek için 3 ana yol vardır:
NORMAL LOG:
Bu yöntemde kuyu dibine sarkıtılan sonda ile yüzey elektrodları
arasında bir elektrik potansiyeli ve bir akım oluşturulur. Sonda üzerinde
genellikle bir çift elektrod vardır. Sonda yukarıya çekilirken bunlar formasyon
rezistivitesindeki değişimleri kaydeder.
Akımın verildiği elektrod ile kayıt yapan elektrod arasındaki mesafe
16 inç (kısa normal), 64 inç (uzun normal) ya da 8 ft 8 inç (uzun lateral)
seçilebilir. Bu mesafe verilen akımın kuyudan formasyon içerisine ne kadar
nüfuz ettiği ile ilişkilidir.
LATEROLOG:
Bu sistemde formasyon içerisine yatay olarak akım verilir. Böylece
yanal olarak birimlerin içerisine daha fazla nüfuz sağlanarak daha doğru
rezistivite değerleri ölçülür. Akım elektrodunun üzerinde ve altında iki
tane koruyucu elektrod vardır. Bunlar akım elektrodundan verilen akımın
yukarı veya aşağıya geçmesine engel olur ve yanal hareketi sağlarlar. Sonda
hareket ettirildikçe rezistivite değerleri okunur.
İNDÜKSİYON LOGU:
Bu sistem tatlı su çamurlarında veya petrollü çamur sisteminde kullanılır.
Sonda üzerinde yüksek frekanslı alternatif (değişken) akım veren bir verici
ve bir alıcı vardır. Alternatif akım manyetik bir alan oluşturur, bu da
formasyon içerisinde halka şeklinde Fourcault akımlarına neden olur. Oluşan
bu akım formasyonun rezistivitesine göre değişim gösterir ve alıcı tarafından
kaydedilir. Bu yöntemde formasyon ile sonda arasında bir iletkene yani
çamura ihtiyaç yoktur.
REZİSTİVİTE LOGU YORUMU:
Katı kayalar, içerisinde tatlı su, petrol veya gaz bulunduran poroz
kayalarda olduğu gibi yüksek elektrik rezistivitesine sahiptir.
Şeyl ve tuzlu su içeren gözenekli kayalar ise çok düşük rezistiviteye
sahiptir.
SONDAJ ÇAMURUNUN REZİSTİVİTEYE ETKİSİ: Sondaj çamurunun görevlerinden
biri geçirgen formasyonlardan kuyu içerisine akışkan girmesine engel olmaktır.
Kuyu içerisindeki çamur kuyu çeperlerine yapışarak çamur pastası (mud cake)
denilen bir sıva oluşturur. Çamur formasyon içerisine de girerek formasyon
içerisindeki orijinal sıvı veya gazı öteler. Bu nedenle çamurun nüfuz ettiği
zonun rezistivitesi ile çamurun ulaşamadığı yerin rezistivitesi farklıdır.
Bazen de bu ikisi arasında bir geçiş zonu oluşur. Çamur tarafından istila
edilen zonun rezistivitesi Rxo ile gösterilir ve bu mikrorezistivite logu
ile ölçülür.
Rezistivite ve SP logu birlikte alındığında petrollü zonların tespit
edilmesi daha kolay olur.
RADYOAKTİVİTE LOGLARI: GAMMA-RAY LOG
Kayaların radyoaktiviteleri arasındaki farklardan yararlanarak hazırlanan
bir logdur.
Gamma logları kayalardaki radyoaktif maddelerin bozunması sonucu
açığa çıkan gamma ışınlarını API derecesi cinsinden ölçer.
Kayalardaki en yaygın radyoaktif element potasyumdur. Bu mineral
en bol olarak illitler içerisinde, daha az miktarda da feldspat, mika ve
glokoni içerisinde bulunur. Zirkon, monazit ve çeşitli fosfat mineralleri
de radyoaktiviteye sahiptir.
Organik maddeler bünyelerinde uranyum ve toryum biriktirirler. Bu
nedenle petrol anakayaları, petrollü şeyller, sapropeller ve algli kömürler
radyoaktiftir.
Gamma logu kuyu çapından etkilenen bir log olduğu için kuyu çapını
ölçen kaliper logu ile birlikte kullanılır.
Gamma logu muhafaza borusu döşenmiş kuyularda da kullanılabilir.
Gamma logunun kullanıldığı alanlar
Litolojik ayırım
Rezervuarların şeyl veya kil oranlarının belirlenmesi
Kuyu korelasyonu
NÖTRON LOGU:
Bu log alımı esnasında formasyon radyoaktif bir kaynak tarafından
nötron bombardımanına tutulur. Bu bombardıman sonucunda içerisindeki hidrojen
miktarına bağlı olarak kayadan gama ışınları çıkar ve bunlar sonda üzerindeki
bir alıcı vasıtası ile kaydedilir.
Hidrojen, formasyon içerisindeki minerallerde bulunmamasına karşılık
bütün formasyon sıvılarında (petrol, gaz, su) mevcuttur. Bu nedenle nötron
bombardınmanına kayanın vereceği tepki doğrudan kayanın gözenekliliği ile
ilgilidir.
Nötron logu da kuyu çapından etkilendiği için kaliper logu ile birlikte
değerlendirilir.
Nötron logu kireçtaşı (LPU) veya kumtaşı porozite birimi (SPU) olarak
ölçülür.
YOĞUNLUK LOGU:
Gamma ışınlarının formasyon içerisine gönderilip geri dönen miktarın
ölçülmesi esasına dayanan bir radyoaktivite logudur. Gamma-gamma aleti
yardımı ile ölçülür.
Gamma ışınlarının geri dönme miktarı formasyon içerisindeki atomların
elektron yoğunluğu ile, bu da formasyonun asıl yoğunluğu ile ilgilidir.
Formasyon içerisinde gaz bulunması yoğunluğu düşürür, yüksek porozite
değeri verir.
SONİK veya AKUSTİK LOG:
Formasyonun akustik hızının ölçülmesi esasına dayanan bir logdur.
Sismik dalga hızını derinlerde tayine yarar. Kuyu içerisine sarkıtılan
aletin bir ucundan bir ses dalgası gönderilerek diğer ucundan dönüş zamanı
ölçülür. Bu zaman kayanın gözenek miktarı ile denetlenir. Mikrosaniye/foot
cinsinden ölçülen sesin transit zamanından bir formül yardımı ile kayanın
porozitesi hesaplanır.
Sonik log muhafazasız kuyularda kullanılabilir.
POROZİTE LOGLARI KOMBİNASYONU: Formasyonun porozitesini belirlemeyi
amaçlayan elektrik, radyoaktivite ve akustik loglar formasyon porozitesinin
yanısıra litoloji, kil ve gaz içeriğinden etkilenirler. Bu nedenle tek
başlarına kullanılmaktan çok birarada kullanıldıklarında daha doğru sonuçlar
verirler.
Örneğin gaz zonlarında nötron logu çok düşük porozite değerleri
verirken yoğunluk logu çok yüksek porozite değeri vermektedir. Bu farklı
porozite değerleri birlikte değerlendirilerek bir avantaja dönüştürülebilir.
DİPMETRE (EĞİM) LOGU:
Kuyu içerisine sarkıtılan Dipmetre sondası denilen bir aletle kuyuda
kesilen birimlerin eğimleri ölçülür. Bu alet ease itibariyle bir çok kollu
bir rezistivite logudur ve içerisinde aletin yönünü tayin eden bir pusula
mevcuttur.