İ.Ü.Siyasal Bilgiler Fakültesi
Dergisi
No:
23-24 (Ekim 2000-Mart 2001)
TİCARETİN
KÜRESELLEŞMESİ SÜRECİNDE ULUSLARARASI REKABET SİSTEMİ
İHTİYACI
Arş.Gör.Hasan SABIR*
GİRİŞ
Gümrük Tarifeleri ve Ticaret Genel Anlaşması (GATT)'nın imzalandığı 1947
yılından günümüze, küresel bir ticaret sisteminin kurulması yönünde çok önemli
mesafeler alınmıştır. Küresel ticaret sistemi ise, ülkelerin dış ticaret
engellerini kaldırmalarını ve dünyanın tek bir pazar durumuna getirilmesini
ifade etmektedir ([1]).
GATT çerçevesinde yapılan çok-taraflı ticaret anlaşmaları ile tarife oranları
zaman içinde azaltılmıştır.
Ticaretin küreselleşmesi sürecinde tam bir dönüm noktası olan Uruguay Round'una kadar
olan dönem içinde yedi çok-taraflı ticaret görüşmesi yapılmıştır. Bunlardan
Kennedy Round olarak bilinen altıncı çok-taraflı ticaret görüşmesi 1967 yılında
tamamlanmıştır. Bu anlaşmada gelişmiş ülkelerin tarifelerinde %50 azaltma
yapmaları öngörülmekle beraber, uygulamada tarife oranları ortalama %35 oranında
azaltılabilmiştir ([2]).
1979 Yılında tamamlanan Tokyo Görüşmelerinde ise tarife dışı engeller konusu da
tartışılmış, ayrıca yapılacak tarife indirimleri ayrıntılı formüllere
bağlanmıştır ([3]).
Dünya ticaret hacminin 1990'ların başında 5 trilyon doları aşmasında
([4])
hiç şüphesiz GATT'ın çok büyük bir payı olmasına rağmen, bu sürecin daha etkin
bir şekilde devam edebilmesi için yeni bir kurumsal yapının oluşturulması
gerekli olmuş ve bu amaçla da Uruguay Görüşmelerinde GATT'ın yerine Dünya
Ticaret Örgütü'nün kurulması kararlaştırılmıştır. Uruguay Görüşmeleri sekiz
görüşme içinde en kapsamlısı olup, bu görüşmelerde dünya ticaretinin geleceğine
yön verecek çok önemli kararlar alınmıştır. Bu kararlar içinde hiç şüphesiz en
önemlisi, dünya ticaretinin yeni düzenleyici örgütü olması kararlaştırılan Dünya
Ticaret Örgütü (DTÖ)'nün kurulması olmuştur.
Dünya Ticaret Örgütü; uluslararası ticaret anlaşmalarının yönetiminden
devletlerarası ticari uyuşmazlıkların çözümünü sağlamaya, üye ülkelere ticari
yaptırımlar uygulamaya kadar varan oldukça geniş yetkilerle donatılmış bir
örgüttür ([5]).
Dünya Ticaret Örgütü bu yetkilerini temel görevi olan dünya ticaretini
serbestleştirme hedefine yönelik olarak kullanmaktadır. Ancak, küresel düzeyde
bir rekabet sistemi kurulmadan serbestleşen dünya ticaretinin etkin bir şekilde
işleyebileceği düşünülemez. Karteller, şirket birleşmeleri, hakim durumun kötüye
kullanılması ve uyumlu eylem gibi
uygulamalar önceleri etkisini ağırlıklı olarak ulusal pazarlarda hissettirirken,
küreselleşme ile birlikte dünyanın tek bir pazar olma sürecine girmesiyle tüm
uluslararası ticareti etkiler duruma gelmişlerdir. Ulusal karteller artık
yabancı firmalarla da kartel anlaşmaları yapabilmekte ve uluslararası karteller
ortaya çıkmaktadır. Ulusal rekabet kuruluşlarının, bu tür sınır ötesine taşan
sorunların çözümünde etkisiz olmaları nedeniyle bu tür uygulamaların çözümü için
küresel bir rekabet sistemi kurulması ihtiyacı ortaya çıkmıştır. Bu hedefe
yönelik çalışmalarında DTÖ son zamanlarda ticaretle bağlantılı rekabet
konularını da gündemine almaya başlamıştır. Çünkü, küresel rekabet sistemi,
DTÖ'nün kurmak istediği küresel ticaret sisteminin ana öğelerinden biri olmak
durumundadır. İşte, bu çalışmanın
amacını da DTÖ'nün yeni gündemini oluşturan, küresel düzeyde bir rekabet sistemi
kurulması ihtiyacının ortaya çıkma nedenlerinin irdelenmesi oluşturmaktadır.
Küresel rekabet sistemi öncelikle ulusal veya bölgesel düzeyde uygulanmakta olan
rekabet sistemlerinin küresel düzeyde bir uzantısı olacaktır. Dolayısıyla, genel
olarak bir rekabet sisteminin hangi öğeleri taşıması gerektiğinin açıklanması
yararlı olacaktır. Gerek bu nedenle, gerekse küresel düzeydeki bir rekabet
sistemine örnek olabilmesi açısından AB'nin rekabet sistemi genel olarak
açıklanmaya çalışılacaktır.
I- AVRUPA BİRLİĞİ REKABET
SİSTEMİ
Avrupa Birliği tek pazarının
sorunsuz bir şekilde işleyebilmesi yeknesak rekabet koşullarının sağlanmasına
bağlıdır. Ortak pazardaki herkese yönelik eşit fırsatları korumanın ve rekabetin
özel sektör ya da kamu sektörü tarafından yapılan uygulamalar yüzünden
bozulmasını önlemenin tek yolu, AB
içinde yeknesak rekabet koşullarını sağlamaktır. Birliğin görevlerinden biri de
bu nedenle tek pazar çerçevesindeki, antlaşmalar ile belirlenmiş kurallara
dayalı serbest rekabeti koruyacak bir sistem oluşturmaktır. Bu nedenle, firmalar
arasındaki anlaşmalarla rekabetin sınırlanması veya piyasada baskın bir konuma
sahip olan teşebbüslerin herhangi bir suistimalde bulunmaları yasaktır[6].
Avrupa Birliği (AB) rekabet politikasının çatısını firmaların rekabetçi
olmayan davranışlarını genel olarak tanımlayan Roma Antlaşması'nın 85. ve 86.
maddeleri oluşturmuştur[7]. Bu
tanımlamalar Adalet Divanı'nın geliştirdiği içtihatlarla daha da anlam kazanarak
rekabet politikasının temelini teşkil etmiştir
.
Roma Antlaşması rekabeti sınırlayıcı uygulamalara ilişkin genel kurallar
getirmiştir. Birlik içinde, teşebbüsler arasında yapılan rekabeti bozucu
anlaşmaların (kartel anlaşmaları) veya kararların önlenmesi AB rekabet
politikasının ana amaçlarından biridir. Bunun yanında, herhangi bir anlaşma
yapılmasa bile, piyasaya hakim durumda bulunan teşebbüslerin bu güçlerini kötüye
kullanarak ilgili piyasada rekabeti sınırlandırmasını önlemek de AB rekabet
politikasının amaçları arasında bulunmaktadır.
Hakim durumun kötüye kullanılması ise çeşitli biçimlerde ortaya
çıkabilmektedir. Avrupa Birliği uygulamasında; haksız ticaret, fiyat
farklılaştırması, sözleşmeyle bağlantısız ek yükümlülükler ve üretilen ürünün
veya piyasaya girişin sınırlanması kötüye kullanma biçimleri olarak
gösterilmiştir. Görüldüğü gibi, hakim durumun kötüye kullanılmasıyla ilgili
olarak ortaya çıkan başlıca uygulamalar, fiyatlarla ilgili durumlardır. Yıkıcı
fiyatlama (predatory pricing) ve ayrımcı fiyatlama (discriminatory pricing)[8] önde
gelen örneklerdir. Yıkıcı fiyatlama, piyasada rekabetle karşılaşan bir
teşebbüsün bu rekabeti ortadan kaldırmak için genellikle maliyetin aşağısında
fiyat uygulamasıdır[9].
Böyle bir davranışta bulunan firma, rakipleri düşük fiyatlara dayanamayıp
piyasayı terk ettikten sonra istediği yüksek fiyatları saptayabilecektir. Farklı
müşterilere farklı fiyatları, bu farklılık maliyetlerle ilişkili olmaksızın
uygulamak ise ayrımcı fiyatlama olarak adlandırılmaktadır ve bu uygulama da
hakim durumun kötüye kullanılması olarak kabul edilmektedir[10].
Avrupa Birliği'nde rekabet kurallarının uygulanması ile ilgili organ AB
Komisyon'udur. Komisyon, AB rekabet kurallarını ihlal etmeleri durumunda
kişilere ve şirketlere para cezası verebilmektedir[11].
Firmalar için konulan rekabet kuralları mal ve kıymetlerinin AB üyesi
ülkelere satan AB içi ve AB dışı bütün firmaları ilgilendirmektedir. AB kökenli
olmayan firmaların da AB rekabet kurallarına aykırı bir davranış içinde
bulunmamaları gerekir. Aksi halde cezalandırılabilirler. Rekabet kurallarına aykırı olmanın şartı
ise üye ülkeler arasındaki ticareti olumsuz yönde etkilemiş olmaktır. Yoksa,
şirketler arasında yapılan bir anlaşma veya uyumlu bir davranış üye ülkeler
arasındaki ticareti değil de, örneğin Japonya ile olan ticareti olumsuz
etkiliyorsa AB rekabet kurallarına aykırı bir durum oluşturmaz. Ancak, bu
durumun tersi sözkonusuysa, yani AB dışında kurulmuş olan şirketlerin aralarında
yapmış oldukları bir anlaşma veya uyumlu davranış AB'deki ticareti olumsuz yönde
etkiliyorsa AB rekabet kuralları ihlal edilmiş sayılır. AB rekabet kuralları AB
kökenli şirketlerin AB dışındaki davranışlarına AB üyesi devletler arasındaki
ticareti etkilemedikçe bir sınırlama getirmemektedir. Bu nedenle, AB rekabet
kurallarındaki ana gaye, AB içindeki rekabeti ve tüketici refahını korumaktır[12].
II- DÜNYA TİCARET ÖRGÜTÜ'NÜN REKABETE İLİŞKİN
GÜNDEMİ
Birinci Bölüm'de Avrupa Birliği'ndeki rekabet sistemi genel hatlarıyla
açıklanmaya çalışılmıştır. Dünya Ticaret Örgütü'nün yeni gündemini oluşturan
konular arasına, ulusal rekabet politikalarıyla uluslararası ticaret politikalarının bağdaştırılması ve bu
arada küresel düzeyde bir rekabet sisteminin oluşturulması girmiştir. AB'deki
sistem anlatılırken görüldüğü gibi, rekabet kurallarının uygulandığı üye
ülkelerde zaten kartel anlaşmalarına ve hakim durumun kötüye kullanılması
uygulamalarına karşı yasaklamalar bulunmaktadır. Burada iki temel sorun
bulunmaktadır. İlk sorun, rekabet kanunu bulunmayan ülkelerdeki uygulamalardır.
Bu ülkeler arasında bulunan Hong Kong ve Singapur firmaları özellikle AB ve ABD
pazarlarında rekabet soruşturmalarına uğramaktadırlar. Bu tür sorunları da
gündemine almaya başlayan WTO, tüm üyelerini ulusal rekabet sistemlerini
kurmaları konusunda zorlamaya başlamıştır[13].
İkinci temel sorun ise, küresel düzeyde bir rekabet politikası
uygulanması gereğinin ortaya çıkmasıdır. Uluslararası karteller, şirket
birleşmeleri, hakim gücün kötüye kullanımı ve uyumlu eylem gibi sorunlar bugün
artık tek bir ülkenin sorunu değildir. Ticaretin küreselleşmesi bu sorunları
dünya ekonomisine entegre olan tüm ülkelerin sorunu haline getirmiştir. Rekabeti
bozan bu tür uygulamalarla, örneğin, AB'de Komisyon, rekabet sistemini kurmuş
olan ülkelerde ise rekabet kurulları mücadele etmektedir. Ancak bu tür rekabet
kuruluşlarının küresel düzeydeki
sorunların çözümünde etkisiz olmaları nedeniyle, bu sorunların çözümünde küresel düzeyde de
etkin bir mekanizma oluşturulması gereği ortaya çıkmaktadır. Bu nedenle,
kanımızca, Dünya Ticaret Örgütü yakın bir gelecekte küresel rekabet politikalarının
oluşumunda ve yürütülmesinde de etkin bir konumda olacaktır ve nitekim Singapur
Bakanlar Konferansı sırasında bu yönde görüşler olmuştur.
Ticaret ve rekabet politikaları gündemi, Dünya Ticaret Örgütü'nün 9-13
Aralık 1996 tarihlerinde Singapur'da yapılan ilk Bakanlar Konferansı'nda
tartışılmaya başlanmış ve bu konferansta kabul edilen deklarasyonda,
uluslararası ticarette uygulanacak rekabet politikalarının ve üye devletlerde
uygulanması gereken rekabet politikalarının belirlenmesinin ve
uyumlaştırılmasının önemi vurgulanarak gelecekte de küresel bir rekabet sistemi
oluşturulması yönünde çalışmalara başlanması kararı alınmıştır[14]. Bu
yönde oluşturulan DTÖ Rekabetle İlgili Çalışma Grubu halen faaliyetlerini
sürdürmektedir.
Küresel ticari entegrasyon sürecinin etkin bir şekilde işleyebilmesi için
bu sürece katılan tüm ülkelerdeki piyasaların gerçekten rekabetçi olduğu
konusunda tüm hükümetlerin ikna olması gereklidir. Bunun için de gerek tüm DTÖ
üyelerinde gerekse uluslararası düzeyde geçerli olacak küresel bir rekabet
sisteminin kurulması gereklidir. Ticaret akımlarının serbestleştirilmesinin;
küresel ticaret sistemiyle bütünleşme sürecindeki tüm ülkelerdeki rekabet
kurallarının koordinasyonunu ve küresel düzeyde bir rekabet sisteminin
kurulmasını gerektirdiği artık DTÖ görüşmelerinde de gündeme alınmaya başlanan
bir konudur[15].
Ulusal rekabet kuralları, yukarıda da ifade edildiği gibi, firmaların
kendi aralarında yaptıkları anlaşmalarla rekabeti kısıtlamalarını veya hakim
durumda olan bir firmanın bu gücünü kötüye kullanarak rekabeti bozmasını
önlemeye yönelik kurallardır. Dolayısıyla, ulusal rakabet sistemini, hem kartel
anlaşmaları hem de hakim durumun kötüye kullanılması ile ilgili olarak
hükümetler tarafından konulan kurallar bütünü olarak tanımlamamız
mümkündür. Rekabet kurallarının
temel amacı; piyasaya rekabetçi bir yapı kazandırmak yoluyla kaynakların etkin
kullanımını ve dağılımını sağlamak ve bu yolla ulusal refahı en üst düzeye
çıkarmaktır. Rekabet kanunları,
hakim durumun kötüye kullanılmasını ve kartel anlaşmalarını yasaklamak suretiyle
bu hedefe ulaşmaya çalışmaktadır.
Görüldüğü gibi, rekabet ve serbest ticaret politikaları aslında aynı
ekonomik hedeflere yönelik politikalardır. Serbest ticaret politikalarının da
amacı dış ticaretteki engelleri kaldırmak yoluyla piyasalara rekabetçi bir yapı
kazandırmak, etkin kaynak dağılımına ve kullanımına ulaşmaktır. Gerek serbest
ticaret, gerekse rekabet politikalarının temel amacını oluşturan, piyasaların
rekabetçi bir yapı kazanması ise, sonuçta tüketicilerin refahını arttıracaktır.
Yani, her iki politika da özünde aynı hedefe yöneliktir. Bu yüzden, kanımızca,
Dünya Ticaret Örgütü'nün yeni gündemini, uluslararası düzeyde bir rekabet
sisteminin kurulmasının oluşturması son derece doğaldır. Ticaret-rekabet
ilişkisinde, ticaret ve rekabet kurallarının her ikisinden de beklenen;
ithalatla rekabet eden yerli rakiplerin korunması değil, pazardaki rekabet
ortamının korunmasıdır[16].
SONUÇ
Küreselleşme olgusu her
alanda olduğu gibi ticaret alanında da geçtiğimiz on yıl içinde büyük bir ivme
kazanmış ve tüm dünyayı etkisi altına almıştır. Oluşan bu yeni ekonomik düzende,
ülkelerin ekonomilerini dışa açarak uluslararası ekonomik ilişkilerini
arttırmaları ve dünya ekonomisine entegre olmaları istenmektedir. Ancak dünya
ticaretinin serbestleşmesi beraberinde bazı sorunlar da getirmektedir. Bunlardan
birisi de yazımızda incelediğimiz, uluslararası ticarette de aynı ulusal düzeyde
olduğu gibi bir rekabet sisteminin oluşturulması gereğidir.
Rekabet ve serbest ticaret politikaları özünde aynı hedefe yönelik
politikalardır. Gerek serbest ticaret gerekse rekabet politikaları, iç piyasaya
rekabetçi bir yapı kazandırmak yoluyla optimum kaynak dağılımının ve dolayısıyla
optimum verimliliğin sağlanmasını hedefler. Ulusal düzeyde, piyasalara rekabetçi
bir yapı kazandırmak için rekabet kanunları gerektiği gibi, küreselleşme süreci
ile birlikte uluslararası düzeyde de rekabet düzenlemeleri yapılması gereği
ortaya çıkmıştır. Dolayısıyla, dünyadaki serbest ticaret politikalarının
belirleyici kuruluşu olan Dünya Ticaret Örgütü'nün orta dönemde, bir
uluslararası ticaret kurumu olduğu gibi, aynı zamanda uluslararası bir rekabet
kurumu olma niteliğini kazanması arzulanan ve gerekli bir gelişme
olacaktır.
KAYNAKÇA
AGNEW, John Hardman: Competition Law,
Allen Publishers, England, 1985.
BLIGHT Dave, SHAFTO Tony,
Microeconomics, Hutchinson Education, England 1989.
DEMİR, Ömür: "Dünya Ticaret Örgütü'nün
Yeni Çalışma Konusu: Ticaret ve Rekabet Politikaları Arasındaki İlişki", Dış
Ticaret Dergisi, Sayı:9, Nisan 1998.
EC COMPETITION POLICY
NEWSLETTER: Number 2, Brussel, June
1998.
GRAHAM M. Edward, RICHARDSON J.
David: Competition Policies for the
Global Economy, Instıtute for International Economics, November
1997.
İKTİSADİ KALKINMA VAKFI:
Amsterdam Antlaşması, İKV
Yayın No: 162, Haziran, 2000.
JACQUEMİN, Alexis: "The International
Dimension of European Competition Policy", Journal of Market Studies, March
1993.
JOURNAL OF WORLD
TRADE:
August 1996.
KLAUS, Dieter Borchardt: Avrupa
Bütünleşmesi, Avrupa Komisyonu Türkiye Temsilciliği Yayını,
1995.
KRUGMAN, Paul, OBSTFELD,
Maurice:
International Economics, 1991, s.227.
SABIR, Hasan: "Avrupa Birliği'nde
ve Türkiye'de Rekabet Uygulaması" (Basılmamış yüksek lisans tezi, İstanbul
Üniversitesi, Sosyal Bilimler Enstitüsü, 1997).
SEYİDOĞLU, Halil: Uluslararası
İktisat, İstanbul, 1999.
WTO: Focus Newsletter No:18,
Nisan 1997.
İNTERNET:
www.wto.org, 01.07.2000
www.iie.com,
14.12.1999
* İstanbul Üniversitesi, Siyasal Bilgiler Fakültesi, İktisat Bölümü. hasansbr@istanbul.edu.tr
[1] Seyidoğlu Halil, Uluslararası İktisat, İstanbul,1999, s.201.
[2] Krugman R. Paul, Obstfeld Maurice, International Economics, 1991, s. 227.
[3] a.g.e., s. 227.
[4] WTO, Focus Newsletter No:18, Nisan 1997, s.5.
[5] www.wto.org, 03.07.2000.
[6] Klaus Dieter Borchardt, Avrupa Bütünleşmesi, Avrupa Komisyonu Türkiye Temsilciliği Yayını, 1995, s.44.
[7] 1997 yılında imzalanan Amsterdam Antlaşması'nın 81. ve 82. maddeleri Roma Antlaşması'nın 85. ve 86. maddelerinin yerini almıştır. Bununla beraber, Amsterdam Antlaşması hükümleri 85. ve 86. maddelerin içeriğine herhangi bir değişiklik getirmemiştir; İktisadi Kalkınma Vakfı,Amsterdam Antlaşması, İKV Yayın No: 162, Haziran 2000, s.118.
[8] Blight Dave, Shafto Tony, Microeconomics,Hutchinson Education, England, s.131.
[9] Agnew John Hardman, Competition Law, Allen Publishers, England, 1985, s.88.
[10] a.g.e., s.88.
[11] AB Komisyonu bu yetkilerini kullanırken, rekabet ihtilaflarını öncelikli olarak tüketicilerin refahı perspektifinden değerlendirmektedir. Bununla ilgili olarak AB Komisyonu'nun 16.01.1998 tarihinde verdiği EACEM kararı dikkate değerdir. Avrupa Elektronik İmalatçıları Derneği (EACEM)'nin altı üyesinin, TV'lerde stand-by modundayken elektrik tüketiminin azaltılması için birbirleriyle işbirliği yapmaları, her nekadar 'uyumlu bir davranış' olarak değerlendirilebilirse de, bu davranışın AB'ye sağlayacağı gerek toplamda, gerekse her bir tüketici bazında elektrik tasarrufunu gözönünde bulunduran Komisyon, bu firmalara herhangi bir ceza verilmemesine karar vermiştir; EC Competition Policy Newsletter, Number 2, Brussel, June 1998, s.47.
[12] Jacquemin Alexis, "The International Dimension of European Competition Policy", Journal of Market Studies, March 1993, s.7.
[13] Bkz. Edward M. Graham, J. David Richardson, Competition Policies for the Global Economy,Institute for International Economics, November 1997; www.iie.com, 10.02.2000; DTÖ'nün üye ülkelerin herbirinde gerek rekabet kanunu oluşturulması ve uyumlandırılması, gerekse uluslararası bir rekabet sistemi kurulması doğrultusundaki çalışmaları halen DTÖ Rekabetle İlgili Çalışma Grubu bünyesinde devam etmekte olup, bu konuda henüz üzerinde mutabakata varılan bir antlaşma metni bulunmamaktadır; www.wto.org, 20.07.2000.
[14] Demir Ömür, "Dünya Ticaret Örgütü'nün Yeni Çalışma Konusu; Ticaret ve Rekabet Politikaları Arasındaki İlişki", Dış Ticaret Dergisi, Sayı:9, Nisan 1998, s.1.
[15] Journal of World Trade, August 1996, s.5.
[16] Demir Ömür, a.g.m., s.1.