İ.Ü.Siyasal Bilgiler Fakültesi
Dergisi
No: 23-24 (Ekim
2000-Mart 2001)
KENTSEL YENİLEME UYGULAMALARINDA YEREL YÖNETİMLERİN ROLÜ ÜZERİNE DÜŞÜNCELER VE İSTANBUL ÖRNEĞİ
Arş.Gör.Pelin Pınar
ÖZDEN*
Giriş
Kentlerimiz,
bugün aşırı nüfus yığılmaları, ekonomik şartlar, sosyal bilinçsizlik, koşulsuz
ve yanlış yerseçimi tercihleri, arz-talep eğilimleri gibi çeşitli nedenlere
bağlı bir çöküş yaşamaktadır. Dünyada olduğu gibi, ülkemizde de kuvvetle
hissedilen bu çöküş, yalnızca hala kentleşme sancıları çekmekte olan az gelişmiş
ülkelerde değil, 19. yüzyıldan bu yana hızlı dönüşüm süreçleri yaşayan gelişmiş
ülkelerde de görülmektedir. Kentlerin çeşitli faktörler sonucu çöküntüye uğraması, ilgili çevreleri bu
çöküntüyü ortadan kaldıracak çözüm arayışlarına yöneltmiştir. Kentsel yenileme
kavramı, işte bu arayışların bir sonucu, bir çözüm yolu olarak ortaya
atılmıştır.
Bu noktada,
kentsel çöküntünün nedenlerini de kısaca irdelemekte yarar görülmektedir. Ancak
bu nedenleri geçmişe dayanarak açıklamak gerekecektir. Daha önce sözedildiği
gibi, kentsel çöküntünün ortaya çıkma nedenleri, gelişmiş Avrupa ülkelerinde ve
Amerika’da sanayileşmenin getirdiği hızlı değişim ve dönüşümlerle
ilişkilendirilebilir. Bu ülkelerde kentsel çöküntüye yol açan çok önemli bir
diğer faktör ise, II. Dünya Savaşı olmuştur. Bombalanarak yıkılan şehirlerin
yeniden inşası beraberinde kentsel korumayı da içine alan yeni kavramsal
tartışmaları getirmiştir. Az gelişmiş ya da Türkiye gibi gelişmekte olan
ülkelerde ise kentsel çöküntünün nedenleri genellikle farklıdır. Bu ülkelerde
yaşanan çöküntü, yine sanayileşmenin etkisiyle, kademesiz, denetimsiz,
kontrolsüz ve sınırsızca büyümeye çalışan kentlerin maruz kaldığı bir tür
çöküntüdür. Ülkemiz kentleri de tamamen bu şekilde büyümeye çalışmakta ve hatta
metropolitenleşme süreçlerini de tıpkı kontrolsüz kentleşme süreçleri gibi
yaşamaktadırlar. Tek fark, metropolitenleşme süreçleri sonucunda yaşanan kentsel
ve sosyal sorunların, kentleşme süreçlerinde yaşananlardan çok daha karmaşık
olmasıdır. Burada dikkat edilmesi gereken nokta şudur: Sanayileşme, gelişmiş
ülkelerde de, az gelişmiş ya da gelişmekte olan ülkelerde de kentsel dönüşümlere
yol açtığı halde, çevre kalitesi, gelişmiş toplumlarda genellikle yüksek kalmıştır. İkisi arasındaki
farkın temelinde az gelişmiş ve gelişmekte olan ülkelerde varolan dengesiz ve
ucuz sanayileşme ve kentleşme yatmaktadır[1].
Sanayileşmenin
getirdiği sosyo-ekonomik dönüşüm,
hızlı, kontrolsüz kentleşme süreci ve modernleşme çabaları ile birlikte,
yirminci yüzyıl, son derece ciddi kentsel sorunlara sahne olmuştur. Özellikle
II. Dünya Savaşı sonrasında bombalanarak zarar gören, yakılıp yıkılan kentlerin
yeniden canlandırılması, rehabilitasyonu gibi konularda odaklanan ilgili
çevreler, kentlerin çöküntü alanlarının yenilenerek kentlere kazandırılması
amacıyla çeşitli arayışlar içine girmişlerdir. Bu amaçla 1950’lerden başlayarak,
Avrupa ülkelerinde çeşitli toplantılar yapılmış; kampanyalar açılmış;
böylelikle kentsel yenilemenin
ilkeleri saptanmaya çalışılmıştır. Bu çabalara, 1956 yılında Leo Grabler
tarafından, Batı Avrupa’nın bombalanmış şehirlerinin yeniden inşası konusunda
hazırlanan araştırmalarını, aynı yıl Almanya’da şehir planlamanın tarihçesi ve
yeniden inşa konusunda gerçekleştirilen konferansı, 1980 yıllarında Avrupa
çapında yeniden yapılanma konulu bilimsel araştırmaları, 1987 tarihli Bellagio
Konferansı’nı örnek göstermek[2] ve Avrupa
Konseyi’nin 1981 yılında başlattığı ‘’Urban Renewal’’ adlı kampanyayı[3] anımsamak yerinde
olacaktır. Avrupa ülkelerinle eş zamanlarda, Amerika’da da benzer çabalara
rastlamak mümkündür. Sürdürülebilir
kentler yaratmak, hem konut alanlarını, hem de toplumları geliştirebilmek ve
bunları ekonomik gelişmeye paralel olarak ileriye götürmek bu çabalar arasında
yeralmaktadır.
Kentlerin,
fiziksel, ekonomik ve aynı zamanda sosyal açılardan bozulması ile sonuçlanan bu
süreci önlemede yerel yönetimler ne yazık ki yeterince etkili olamamakta; başta
eski kent merkezleri olmak üzere kentin çeşitli bölgeleri, bu süreçten son
derece olumsuz yönde etkilenmektedir. Tarihi kent çekirdekleri, bir zamanlar
belli bir amaçla inşa edilip sonradan terkedilmiş sanayi ve depolama alanları,
doklar, el değiştirmiş, sakinleri değişmiş özgün nitelikli mahalleler ve benzeri
alanlar, yukarıda sayılan nedenlerden biri ya da birkaçına bağlı olarak
köhnemeye bırakılmakta; kentsel alan içinde kaybolup gitmektedir.
Bu çalışmada
İstanbul metropolünün, terkedilip köhnemeye bırakıldığı ya da kötü koşullarda
kullanıldığı için kentsel yenilemeye muhtaç olan, kurtarılmayı bekleyen kentsel
alan parçalarından örnekler verilerek, yerel yönetimlere bu konuda bir politika
geliştirmeleri için yardımcı olmaya çalışılacaktır. Ancak konuyu daha iyi
kavrayabilmek amacıyla öncelikle kentsel yenileme kavramı üzerinde kısaca
durulacaktır.
1.
Kentsel Yenileme
Kavramı
Genel bir
çerçeve içinde, kentsel yenileme, farklı nedenlerden ötürü zaman süreci içinde
eskimiş, köhnemiş, yıpranmış ya da kimi durumlarda terkedilmiş, vazgeçilmiş
kentsel dokunun, günün sosyo-ekonomik ve fiziksel koşulları gözönünde tutularak
değiştirilmesi, dönüştürülmesi, ıslah edilmesi ve yeniden canlandırılarak kente
kazandırılması olarak ifade edilebilir.
Kentin çöküntü alanları olarak kabul edilen kentsel alan parçalarının
canlandırılıp hayata döndürülmesi sonucu yeniden kente kazandırılması, kentsel
yenileme sayesinde mümkün olabilmektedir. Kentsel yenileme, bunu, terkedilmiş,
köhnemiş, eskimiş kentsel alan parçalarına sosyo-kültürel, ekonomik ve fiziksel
açılardan yeni bir kimlik ve karakter yüklemek suretiyle başarmaktadır.
Kentsel yenileme
eylemlerinin türlerini kısaca şöyle sıralamak mümkündür:
a-Yeniden Canlanma -
Canlandırma ( Revival - Revitalization):
Sosyo-kültürel,
ekonomik ya da fiziksel açılardan bir çöküntü süreci yaşamakta olan kentsel alan
parçalarının, çöküntüye neden olan faktörlerin ortadan kaldırılması ya da
değiştirilmesi sonucu, o alanın tekrar hayata döndürülmesi,
canlandırılmasıdır.
b-Yenileme - Yenilenme (
Renewal - Renovation ):
Kentsel alanın
yenilenmesini konu alan bu eylem türü, içinde, yıkıp yeniden yapma anlamını da
barındırmaktadır.
c-Yeniden Oluşum (
Regeneration):
Tümüyle
yokolmuş, bozulmuş, köhnemiş, dolayısıyla çöküntü bölgesi haline gelmiş
alanlarda yeni bir dokunun yaratılması ya da mevcutun iyileştirilmesi ile bu
alanların kente kazandırılması anlamlarını içerir.
d-Soylulaştırma (
Gentrification):
Sosyo-kültürel
açıdan bozulmuş, çöküntüye uğramış, dolayısıyla fiziksel çevresi de bozulmuş
alanlarda, özellikle de tarihi kent parçalarında sosyal yapının ıslah edilmesi
şeklinde açıklanabilir.
e-Eski Haline Getirme (
Rehabilitation):
Deformasyonun
başladığı, ancak özgün niteliğini henüz kaybetmemiş olan eski kent parçalarının
eski haline kavuşturulması olarak tanımlanabilir.
Kentsel yenileme
düşüncesinin, 19. yüzyılın bitip, 20. yüzyılın başladığı ve sosyo-kültürel,
ekonomik ve fiziksel açılardan büyük dönüşümlerin başgösterdiği dönemlerde
ortaya çıktığını söylemek mümkündür. Aşırı nüfus hareketleri, yoğunlaşmaları ve
yığılmaları ile birlikte, başta kent merkezleri olmak üzere tüm kentsel alanda
bir dönüşüm başlamış, kent merkezlerinde yaşayan nüfusun yerini yeni sosyal
tabakalar almıştır. Buna işlevsel anlamda dönüşümlerin de eklenmesi ile
birlikte, kentsel çöküntü kendini göstermiştir. Tarihi kent merkezlerinin boşalması
sonucu, bu alanda mevcut olan konut fonksiyonu, yerini ticaret birimlerine,
küçük imalathanelere ya da depolara bırakmış, burada yaşayan nüfus da merkezleri
terketmiş,yeni fonksiyonların getirdiği yeni bir sosyal tabaka merkeze
yerleşmiştir. Bu işlevsel dönüşüm, kent merkezlerini son derece olumsuz yönde
etkilemiş, kent merkezleri, hem sosyo-kültürel, hem de fiziksel açılardan özgün
niteliklerini kaybetmişlerdir. Özellikle de II. Dünya Savaşı’ndan büyük hasarla
çıkan ve tarihi zenginlikleri dolayısıyla büyük önem taşıyan kentlerde yaşanan
kentsel çöküntü, ilgili çevreleri konuyla yakından ilgilenmeye ve çözüm
arayışlarına itmiştir[4].
Böylelikle,
kentin sorunlu alanları olarak görülen
alanların yenilenmesi ve bu suretle kente kazandırılması zorunluluğu
ortaya çıkmış; hükümetlerin bu konuda geliştirdikleri politikalar ve çeşitli
tarihlerde gerçekleştirilen toplantılar, hazırlanan raporlarla kentler
yenilenmeye, yeniden canlanmaya başlamışlardır.
1.2.Avrupa ve
Amerika’da Kentsel Yenileme Olgusuna Yaklaşım
Avrupa ülkeleri
ve Amerika’da kentsel yenileme yukarıda sayılan nedenlerle 1950’ lerde önem kazanmış ve zaman
içinde hak ettiği yeri bulmuştur. 1970 yılları kentsel yenileme ile ilgili
arayışların, çalışmaların sürdürüldüğü yıllar olarak ifade edilebilir. 1980’
lerden bu yana ise, kentsel yenileme ilkesel bazda yerleşmiş, özümsenmiş ve bu
yönde uygulamalarla kendini ispat etmiştir. Yasalarda yerini bulan kentsel
yenilemenin örgütsel-kurumsal formülleri de oluşturulmuş, böylelikle uygulamada
sorunlar yaşanması olasılığının önü kesilmiştir.
Avrupa
Konseyi konuyla ilgili çalışmalar
yapmış; 1981 tarihinde bir kampanya başlatmış; adı ‘’Urban Renewal’’ olan
Kampanya’nın adı, daha sonra, bu kavramın yıkıp yeniden yapma gibi bir içerik
taşımasından ötürü, ‘’Urban Renaissance’’ olarak değiştirilmiştir[5]. Kentlerde yaşam
koşullarının geliştirilmesi, kentlerin şimdiki ve gelecekteki rollerinin
tanımlanması ve ne olacağının tartışılması, kentsel yaşamın geliştirilmesi için
mevcut yasaların uygulanması ve yeni yasal dayanaklar elde edilmesi, kentsel
sorunlarla ilgili idari ve teknik yöntemlerin geliştirilmesi gibi temel ilkeleri olan kampanya, pek çok
Avrupa kentinin yenilenmesine katkıda bulunmuştur.
1980
ortalarında, tüm Avrupa’da yeniden yapılanma üzerine bilimsel çalışmalar
başlatılmış; 1987 tarihinde gerçekleştirilen Bellagio Konferansı, savaş sonrası
kentlerinde yeniden yapılanmayı konu alan pek çok farklı disiplini biraraya
getirmiştir.
1990 tarihinde
Avrupa Topluluğu Komisyonu tarafından hazırlanan ve kentsel çevreyi ele alan
‘’Green Paper’’ın katkısı ile, Batı Avrupa hükümetleri kentsel planlamaya
ilişkin kendi hedeflerini ortaya koymuşlardır. Bu hedefler arasında kentsel
alanın yeniden canlandırılması, ilk sıralarda yeralmaktadır. 1990 ‘da yayınlanan
bu rapor, 1993 tarihinde Çevre Departmanı’nca yeniden düzenlenmiş; ‘’Kent
Merkezleri ve Yeniden Gelişim’’ başlığıyla yayınlanmıştır. Bu raporun
oluşumunda, Hükümetin kentsel alanda yaşam koşullarını ve canlılığını sürdürme
ve arttırma çabalarının büyük payı olduğu bilinmektedir. Sözkonusu raporu,
1994’te ‘’Canlı ve Yaşanılır Kent Merkezleri: Mücadele Toplantısı’’ adlı
toplantı ve bu toplantıya ilişkin rapor izlemiştir[6]. Aynı yıl
imzalanan Aalburg Sözleşmesi ile, sürdürülebilir kentler oluşturmak üzere
ölçütler belirlenmiş; yerel yönetimlere bu amacı gerçekleştimede üstlenmeleri
gereken roller tanımlanmıştır[7]. Bu sözleşme
bağlamında oluşturulan ‘’Avrupa Sürdürülebilir Şehirler-Yerleşmelr Kampanyası’’
ile, tüm yerel yönetimler bu kampanyaya katılmaya davet edilmiş ve sözleşmeyi
benimseyip imzalamaları öngörülmüştür. Bu gelişmeler ve çabalar sonucunda
kentsel yenilemeye ilişkin kriterler, ilkeler belirlenmeye çalışılmış;
hükümetlerin ve yerel yönetimlerin bu konudaki sorumluluklarına dikkat
çekilerek, önemli görevler üstlenmelerinin gerekliliği vurgulanmıştır.
Amerika da uzun
yıllardır kentsel alanların yenilenmesi, canlandırılması ve geliştirilmesi
amacıyla çeşitli çalışmalar yapmaktadır. Eyaletler bazında hazırlanan gelişim ve
yenileme planları ile kentsel alanların canlandırılması sağlanmaya çalışılmakta,
bu konuda politikalar ve stratejiler geliştirilmektedir. Bu çabalar, 1997
tarihli ‘’Amerikan Toplumunu Yenileme Yasası’’nda da yerini almıştır[8]. Bu yasa ile,
Amerikan İskan ve Kentsel Kalkınma
Departmanı (HUD) ‘nın mülkiyetinde bulunan boş ve niteliksiz yapıların,
bulundukları alanda yetkili olan yerel yönetimlere devredilmesi olanağı
tanınmıştır. Yerel yönetimler bu
yapıları altı ay içinde, kar amacı gütmeyen toplum geliştirme birimlerine
satarlar. Bu birimler, sözkonusu yapıları düşük gelirli ailelerin satın
alabilmeleri amacıyla elverişli hale getirir, yeniler, restore eder ve satışa
sunarlar.
Yine Amerika’da
hazırlanan bir yasa değişikliği tasarısına göre[9] yerel yönetimlere,
kentsel yenileme konusunda oldukça önemli yükümlülükler verilmektedir. Tasarı,
yerel yönetimlerin her yıl 30 Eylül’e kadar bir yıllık finansal rapor
hazırlamasını, bu rapora ek olarak aşağıda belirtilen bilgileri de temin
etmesini öngörmektedir:
a-
Kentsel yenileme alanı
içinde yeralan her bir projenin verileri ve tanımlamaları
b- Kentsel yenileme
alanının asıl amacının tanımlanması
c-
Kentsel yenileme
alanının başlangıç ve son durum tarihlerinin, bu tarihler itibariyle borç
durumlarının belirtilmesi
d- Kentsel yenileme
alanı kararlaştırıldığında yapılan tesbitler
e-
Kentsel yenileme
alanının yıllık genel değerlendirmesi
f-
Kentsel yenileme
alanında artan değerlerin miktarlarının saptanması
g- Arttırılan
fonların kullanımına ilişkin tanımlamalar
h- Kentsel yenileme
alanında yapılması gereken işlerin sınıflandırılması
i-
Her bir kentsel yenileme
alanındaki tamamlanmış olan projelerin belirlenmesi
j-
Kentsel yenileme
projelerinin finansal açıdan türü ve kategorisinin
saptanması
k-
Her bir kentsel yenileme
projesi için, bir sonraki mali yıla ait ya da özel fonlardan gelen kaynakların
miktarlarının ortaya konması
Avrupa ülkeleri
ve Amerika’nın uzun yıllardan beri sürdürmekte olduğu kentsel yenileme çabaları,
aynı zamanda kentsel koruma ilkeleri ile de ilişkilendirilmekte, bütüncül koruma
ilkesinin ışığında gerçekleştirilen kentsel yenileme eylemleri, bir yandan
kentsel kültür mirasını yakın çevresiyle birlikte koruyup yaşatırken, diğer
yandan kentlerin çöküntü bölgelerini ıslah edip, bu alanları, öngördüğü yeni
fonksiyonlarla renklendirmeye, canlandırmaya ve kente kazandırmaya yardımcı
olmaktadır.
1.3. Ülkemizde
Kentsel Yenileme
Ülkemizde
kentsel yenileme süreci, Avrupa ülkeleri ve Amerika’ya göre oldukça gerilerde
seyretmektedir. Kentsel koruma bilincinin geç de olsa yerleşmeye başladığı
ülkemizde, kentsel yenileme kavramı henüz yeni yeni telaffuz edilmeye
başlanmaktadır. Adı geçen ülkeler, kentsel yenileme olgusunu çoktan özümsemiş,
ilkelerini ortaya koymuş; yasal, kurumsal ve örgütsel bazda formüle ederek
uygulamaya geçmişlerdir. Türkiye’de ise kentsel yenilemenin yasal ya da
örgütsel-kurumsal bazda yeralması gereken konum henüz belirlenmemiş; hatta
bilimsel bir zeminde yeterince tartışılmamıştır. Kentsel yenileme kavramı, son
yıllarda ilgili bilimsel çevrelerin söylemlerinde yerini almaya başlamışsa da,
henüz son derece cılız olan bu çabaların geliştirilmesi için uzun bir zamana
ihtiyaç olduğu açıkça görülmektedir.
Oysa ki hızla
gelişen, değişen, yoğunluğu giderek artan ve üstelik kültür mirası açısından da
son derece zengin olan büyük kentlerimizde, mevcut potansiyeli değerlendirerek,
eskimeye başlayan kentsel alan parçalarını kentlerimize kazandırmak, onlara yeni
fonksiyonlar yükleyerek canlanmalarını, gelişmelerini ve ıslahlarını sağlamak,
sosyo-kültürel ve ekonomik açılardan kentlerimiz için büyük bir kazanç anlamına
gelecektir. Bu nedenle, kentsel yenilemeye hakettiği önemi vermek, bu amaç
doğrultusunda öncelikle kentsel yenilemenin ilkelerini tartışıp saptamak ve
ardından konunun yasal ve kurumsal çerçevesini ortaya koymak yerinde olacaktır.
Kentsel yenilemede yetki sorunsalının
netleştirilmesi, uygulamaya geçmede en önemli adımlardan biri olacaktır.
1.3.1.Yerel
Yönetimlerin Kentsel Yenilemede Üstlenmesi Gereken Roller
Görüldüğü üzere,
kentsel yenileme, kentlerin yeniden, yeni bir anlayışla ele alınıp fiziksel
çevre kalitesini yükseltmede önemli bir araçtır. Kentsel yenilemenin
sürdürülebilir kentlerin oluşumundaki önemi açık olmakla birlikte, bu projeleri
oluşturmada, yasalarımızdaki boşluk nedeniyle nasıl bir örgüt şeması kurulması
gerektiği henüz net değildir. Bir görüşe göre[10], kentsel yenileme
projelerinin oluşumunda :
1-
O yerin sakinlerinden
oluşan bir komite
2-
Şehir plancılar,
mimarlar, ekonomistler, sosyologlar, ekologlar ve hukukçulardan oluşan bir
komite ( Teknik danışman niteliğinde)
3-
Planların uygulanması ve
kontrolü konusunda sorumlulukları olan yerel yönetim
temsilcileri
4-
Merkezi yönetim
temsilcileri
5-
Dernekler, vakıflar,
birlikler ve özel şahıslar gibi konuyla ilgili olanlar hep birlikte yer
almalıdır.
Görüşte konunun
finansal şeması üzerinde de durularak, banka kredi sistemleri, merkezi-yerel
yönetim fonları, dernek, vakıf bütçeleri ve özel bütçelerle finansal sorunlara
çözümler önerilmektedir.
Gerçekten de,
kentsel yenileme projelerinin gerçekleştirilmesi, uzmanından idareye, özel
şahıslardan o yerin halkına dek uzanan bir katılım grubu ile
gerçekleştirilmelidir. Ancak, projenin sorumlusu, yürütücüsü kim olacaktır? Kanaatimizce,
kentsel yenileme projeleri yerel yönetimler eliyle gerçekleştirilmelidir. Ancak
mevcut kanunlarla yerel yönetimlere verilen yükümlülüklerin, bu amacı
gerçekleştirmede hiç de yeterli olmadığı açıktır. Yerel yönetimlere yasa ile
verilmesi gereken yükümlülükleri aşağıdaki gibi sıralamak
mümkündür:
1-
Yerel yönetimler,
kentlerin sağlıklı ve dengeli gelişimini sağlamak amacı ile, kentlerin çöküntü
bölgelerinde kentsel yenileme projeleri hazırlamakla
yükümlüdürler.
2-
Bu görevi
gerçekleştirmek üzere, kendi bünyelerinde
‘’kentsel yenileme büroları’’ kurarlar. Mimarlar, şehir plancılar, peyzaj
mimarları, inşaat ve çevre mühendisleri, sosyologlar, hukukçular ve ekonomistler
bu bürolarda istihdam edilirler.
3-
Kentsel yenileme
projelerini gerçekleştirmek üzere, yerel yönetimler bir kentsel yenileme
programı oluştururlar.
4-
Yerel yönetimler,
kentsel yenileme uygulamalarını gerçekleştirirken, gerek karar alma sürecinde,
gerekse uygulama safhalarında, kentsel kültür mirasını korumak ve gözetmek
üzere, KTVKK ile işbirliği ve eşgüdüm içinde çalışırlar.
5-
Kentsel yenileme
uygulaması yapan yerel yönetimler, ilgili meslek odaları ile de işbirliği
yaparak, görüşleri doğrultusunda hareket ederler. Bu amaçla, ilgili meslek
odalarının temsilcilerinden oluşan bir ‘’Danışma Kurulu’’, yerel yönetimlerin
karar alma ve uygulama sürecinde yer alacaktır.
6-
Yenileme projelerine
ilişkin kararları alma sürecine, o yerin sakinlerinden oluşan bir komite de
dahil olacaktır.
7-
Kentsel yenileme
projelerinin uygulama aşamasında ortaya çıkacak finansal sorunları çözümlemek
üzere, bir ‘’Kentsel Yenileme Araştırmalar - Uygulamalar Fonu’’ oluşturulur.
Araştırma ve proje maliyetleri bu fondan karşılanır. Yenileme alanlarında artan
değerler karşılığında mülk sahiplerinden alınacak vergiler yine bu fona
aktarılarak fonun devamlılığı sağlanır. Şema 1 ve Şema 2’de kentsel yenileme projelerinin
oluşturulmasında öngörülen örgüt yapısı ve finansal olanaklar
görülmektedir:
![]() |
![]() |
Şema 2. Kentsel Yenileme Uygulamalarında Kullanılabilecek Finansal Olanaklar
1.3.2. Kentsel
Yenileme ve İstanbul Örneği
İstanbul
metropolü, kentsel yenileme uygulamasına en çok gereksinme duyulan
yerleşimlerden biridir. Ülke ölçeğinden gelen çok bileşenli sosyo-ekonomik
sorunların fizik-mekana yansıması, sağlıksız kentleşmeyi ortaya çıkarmaktadır[11]. Kentsel çöküntü
de bu sağlıksız kentleşmenin doğal sonuçlarından biridir. Özellikle ‘’Tarihi
Yarımada’’ gibi kültür mirası açısından zengin, ancak çeşitli nedenlerle boş ve
bakımsız bırakılarak köhnemeye terkedilmiş, yanlış ve zararlı kullanımlara
açılarak tahrip edilip bozulmuş, içinde sonradan yaşamaya başlamış yeni sosyal
tabaka nedeniyle değiştirilmiş yapı gruplarından oluşan eski kent parçaları,
etraflarındaki kalitesiz çevre özellikleriyle birlikte kentsel yenilemenin
zorunlu olduğu alanlardır. Dahası, yeni ulaşım düzeninin başrolünü oynayan
metronun suriçine enjeksiyonu, beraberinde yeni kavramsal tartışmaları
getirecektir. Bu noktada kentsel koruma ilkeleri, kamu yararı, gelişen kent gibi
kavramların yeniden gözden geçirilmesine ihtiyaç duyulmaktadır. Sözü edilen
alanlarda yenilemenin, kentsel koruma ile paralellik içinde ve koruma
ilkelerinin ışığında gerçekleştirilmesi bir zorunluluktur. Bu, bir yandan
alandaki kültür mirası korunurken, diğer yandan diğer yapıların ve yapı
çevrelerinin de fiziksel kalitelerinin yükseltilmesi, bu alanda yaşayan nüfusun
sosyal açıdan ıslahı[12], alanın şartları
ve özelliklerine uygun olarak alana yeni ekonomik işlevler yüklenmesi gibi
eylemleri içermektedir.
Haliç ve
İstanbul Boğazı gibi topoğrafik şartlar sonucu ortaya çıkan ve İstanbul’un
karakteristik yapısını oluşturan üç önemli yerleşim alanı, İstanbul, Galata ve
Üsküdar iken[13] ve bu üç öğe
İstanbul’un yerleşim düzeninde çevre mekanlarıyla birlikte ‘’doğal, kültürel ve
beşerileşmiş peyzajını’’, bir diğer deyimle ‘’bütünleşen sitler bölgesini’’
oluştururken[14], kentin bu
niteliklerini bugün artık
algılamaya olanak yoktur. Oysa ki İstanbul, suriçindeki özgün yapısı,
surdışındaki serbest gelişimi, Boğaziçi’nin, Anadolu yakasının sunduğu binbir
renk ve desen ile algılanabilir olmalı ve eski dokusu, yeni gelişimi ve bunların
birbiriyle tam anlamı ile bütünleşmesi sonucu yaşanılası bir dünya kenti olarak
kendini kabul ettirebilmelidir. Metro[15], tüp geçiş ya da
küreselleşmenin bir sonucu olarak kente enjekte edilen plazalar, büyük alışveriş
birimleri, vs. nin getireceği yeni kentsel dönüşümler ve bunun sonuçları son
derece hassas bir şekilde hesaplanmalıdır[16].
Kentsel yenileme, bir stratejiler bütünü dahilinde gerçekleştirilebilecek bir süreçtir. Bu stratejileri oluşturup uygulamada yerel yönetimlere önemli görevler düşmektedir. Yerel yönetimler, bu görevlerini, alanın sosyo-kültürel, ekonomik ve fizik-mekansal niteliklerine göre, farklı kurum ve kuruluşlarla paylaşarak, bir iş bölümü yaparak gerçekleştirmelidirler. İstanbul’da bu görev ve yetki paylaşımını, kentin farklı parçaları için sınıflandırmak mümkündür. Bu sınıflandırmada, İstanbul'un coğrafi olarak birbirine yakın ve kentsel sorunları itibariyle benzer niteliklere sahip ilçeleri gruplandırılmıştır.
|
Bölge
|
Kentsel
yenilemeyi gerektiren sorunlar |
Uygulanacak
kentsel yenileme türü |
Yetki paylaşımı
|
|
Tarihi
Yarımada |
1-
Ticaret, depolama, k. İmalat
kullanımlarının
yolaçtığı fiziksel bozulma (Örn:Eminönü ) 2- Boş,
terkedilmiş yapıların bakımsız kalıp köhnemesi, bu potansiyelin
değerlendirilmemesi 3- Tarihi
yapıların korunamayıp tahrip olması, özgün niteliklerinin sosyal yapının
değişmesi nedeniyle kullanıma bağlı olarak bozulması (Örn:
Kumkapı, Fener, Balat, Zeyrek, Süleymaniye, Samatya,
Yedikule) 4- Dar
ve yetersiz yolların yoğun hizmet sektörüne yanıt verememesi ve tek
alternatif gibi görünen metro projesinin getireceği
sorunlar 5- Sıkışık
yapı düzeni ve kalitesiz fiziksel çevre 6- Özgün
sokak dokularının tahrip edilmesi, kültür mirasının gözardı edilerek,
çevreye saygısızca yapılanılması (Örn: Eyüp) |
*Yenileme *Rehabilitasyon *Yeniden
oluşum *Soylulaştırma |
1-Yerel
yönetimler (İBŞB,
Eminönü, Fatih, Eyüp Belediyeleri) 2- KTVKK 3-
İlgili meslek odaları |
|
Boğaziçi
Bölgesi |
|
*Rehabilitasyon *Yeniden
Oluşum *Yeniden
Canlandırma |
1-Boğaziçi
İmar Müdürlüğü 2-Yerel
Yönetimler (İBŞB,
Beşiktaş, Sarıyer, Üsküdar,
Beykoz Belediyeleri) 3-KTVKK 4-İlgili
meslek odaları |
| Bölge |
Kentsel
Yenilemeyi Gerektiren Sorunlar |
Uygulanacak
Yenileme Türleri |
Yetki
Paylaşımı |
| Beyoğlu
Bölgesi |
1- Kültür
mirasının yoğun olduğu alanların ve sokak dokularının bakımsız, boş,
terkedilmiş bir şekilde köhnemeye bırakılması; bozulup tahrip edilmesi
(Örn: Galata) 2- Bölgenin
geceleri barlar, gece kulüpleri, müzikholler bölgesi haline gelmesi ile
sosyal yapısının değişmesi, işsiz, bekar, altgelir grubundan insanların
yerleşmesine olarak tanıması nedeniyle yapıların birer slum benzeri
sefalet yuvasına dönüşmesi
(Örn: Tarlabaşı, Sıraselviler) 3- Bölgede
genişletilmeye elverişli olmayan dar yolların araç trafiğine açık olması,
belli bir ulaşım planlaması yapılmaması, donatı alanlarıınn, özellikle
yeşil alanın azlığı ( Örn:
Perşembe Pazarı) 4- Bazı
merkezlerde ekonomik kimliğinin yeniden tanımlanması ve yeniden
yapılandırılması
(Örn:
Kasımpaşa) |
*Rehabilitasyon*Soylulaştırma *Yenileme *Yeniden
Oluşum |
1- Yerel Yönetimler (
Örn: İBŞB, Beyoğlu Belediyesi) 2- KTVKK 3- İlgili
meslek odaları |
| Zeytinburnu
Bölgesi |
1- Gecekondulaşma
ve kaçak yapılaşmanın neden olduğu
kalitesiz fiziksel çevre 2- Yetersiz ulaşım ağı ve
donatılar 3- İmalathane
ve diğer sanayi tesislerinin çevreyi etkilemesi |
*Yenileme *Yeniden
Oluşum *Rehabilitasyon |
1-Yerel
Yönetimler (İBŞB,
Z.burnu Belediyesi) 2-KTVKK 3-İlgili
meslek odaları |
| Bölge |
Kentsel
Yenilemeyi Gerektiren Sorunlar |
Uygulanacak
Yenileme Türleri |
Yetki
Paylaşımı |
| Avcılar
Bölgesi |
1- Kaçak,
plansız, denetimsiz yapılaşmadan kaynaklanan kalitesiz fiziksel çevrenin
ıslahı gerekliliği 2- Deprem
sonrası yıkılan binalardan geriye kalan boş ya da kısmen boş alanların
geleceği 3- Bu
alanların mikro bölgeleme yöntemiyle yeniden ele alınıp düzenlenmesi
zorunluluğu |
*Yenileme *Yeniden
oluşum *Yeniden
canlandırma *Rehabilitasyon |
1-Yerel
Yönetimler (İBŞB,
Avcılar, K.Çekmece, Belediyeleri) 2-İlgili
meslek odaları |
| Gaziosmanpaşa
Bölgesi |
1-Konut
fonksiyonunun sanayi fonksiyonundan tümüyle ayrılması 2-Mevcut
sanayinin ıslahı ve modern sanayi siteleri oluşturma
gereği 3-Ulaşım
ve altyapı kapasitelerinin arttırılması ihtiyacı 4-Donatı
alanlarının eksikliği |
*Yenileme *Yeniden
oluşum |
1-Yerel
yönetimler (İBŞB, Esenler, G.osmanpaşa, Bağcılar, Bayrampaşa, Güngören
Belediyeleri) 2-İlgili
meslek odaları |
| Bakırköy
Bölgesi |
1- Kaçak yapılaşma sonucu ortaya
çıkan çarpık
yapılaşmanın ıslahı sorunu 2-
Yapılanmamış ya da deprem sonucu
yıkılan binalardan boş
kalan parsellerde yeni yapılanma koşullarının
tanımlanması 3- Ulaşım
politikalarının gözden geçirilmesi 4- Ticaret
yoğun alanlar için yeni çarşı tasarımları
geliştirilmesi |
*Rehabilitasyon *Yeniden
oluşum *Yenileme |
1-Yerel
Yönetimler
(İBŞB,
Bakırköy, Bahçelievler Belediyeleri)
2-İlgili
meslek odaları |
| Bölge |
Kentsel
Yenilemeyi Gerektiren Sorunlar |
Uygulanacak
Yenileme Türleri |