İ.Ü.Siyasal Bilgiler Fakültesi Dergisi

No: 23-24 (Ekim 2000-Mart 2001)

KAYITDIŞI EKONOMİ VE VERGİLEME

Prof.Dr.İzzettin  ÖNDER*

l. Giriş, Kavram ve Tasnif

1960'lardan itibaren başta Batılı gelişmiş ekonomiler olmak üzere, hemen tüm dünyada "kayıtdışı ekonomi" kavramı, çok  çeşitli adlar altında ve çok değişik yapılar içinde gündemin üst sıralarına yerleşmiş bulunmaktadır. Kayıtdışı ekonomi farklı ekonomilerde farklı biçimlerde ortaya çıkmakta ve bu niteliklerine göre de farklı adlarla anılmaktadır. Ancak, kayıtdışı ekonomi, dokusu  itibariyle içiçe geçmiş bir  yapı sergilediği için, bazen farklı yapılanmaları açıkça yansıtan, bazen de, anlam olarak iç içe geçmiş çeşitli kavramlarla adlandırılırlar.

Kayıtdışı ekonomi (Unregistered economy) için,  gizli ekonomi (hidden economy), elaltı ekonomisi (clandestine economy), paralel economy (parallel economy) ya da görünmez ekonomi (invisible economy) gibi çok çeşitli kavramlar kullanılmaktadır.

Kayıtdışı ekonomi üçlü bir tasnife tabi tutulmaktadır.(1) Bu tasnif, beyandışı ekonomik faaliyetler, enformel ekonomik faaliyetler ve yasadışı ekonomik faaliyetlerden oluşmaktadır.

Beyandışı ekonomik faaliyetler, bir ülkede "milli gelir" (2) olarak tanımlanan kavram ile fiilen beyan edilen gelir arasındaki alanı kapsar. Bu alan, dar anlamda, yasal ekonomik faaliyetler alanında yürütülen, fakat vergi idaresine beyan edilmeyen gelir kalemlerinden oluşmaktadır. İdareye bildirilmeyen gelirler ya da gerçek değerlerinin altında beyan edilen gelirler, dar anlamdaki kayıtdışı ekonomik faaliyetleri oluşturur.

Yasadışı ekonomik faaliyetler de, çoğu ülke mali mevzuatı açısından vergi kapsamına alınmaktadır. Böylece, yasadışı  olmakla beraber, idareye bildirilmemiş  olan bu tür ekonomik faaliyetler de, kayıtdışı alana dahil olurlar.

Kayıtdışı ekonomik  faaliyetlerin ikinci grubunu oluşturan enformel faaliyetler, formel olarak kayda geçmeyen ve formel ekonomik üretim ve değişim süreçlerine sahne olmayan faaliyetlerdir. Bu alanda, piyasa ortamı kullanılmaz ve para mübadelesi hakim değildir. Enformel ekonomik faaliyetler alanında yoğun olarak sermaye kullanılmaz ve genelde prekapitalist dokular hakimdir. Öztüketim, seyyar satıcılık vb. gibi faaliyetler kadar, yasadışı  diğer bazı faaliyetler de enformel ekonomik faaliyetler alanı içinde yer alır.

Genelde  enformel  ekonomi  (informal  economy)  olarak adlandırılan bu kesim faaliyetleri, zaman zaman sosyal ekonomi (social economy), hanehalkı ekonomisi (household economy), yerel ekonomi (local economy) ya da ikinci ekonomi (second economy) gibi kavramlarla da adlandırılmaktadır.

Kayıtdışı ekonominin üçüncü grubunu oluşturan ve milli gelir hesaplarına yansımayan  ve yasak faaliyetleri kapsayan bölümü ise yeraltı ekonomisi (underground economy) veya yasadışı ekonomi (illegal economy) olarak adlandırılmaktadır.

Yasadışı  ekonomik faaliyetler, adından da anlaşıldığı gibi, yasaların engellediği ve bu nedenle de milli gelir hesaplarına dahil olmayan faaliyetleri kapsamaktadır.

Yasadışı ekonomik faaliyetlerin vergi açısından ağırlıklı bölümünü gelir yaratıcı faaliyetler oluşturmaktadır. Uyuşturucu ve silah kaçakçılığı gibi, milli gelir hesaplarına alınmadığı halde, formel olarak gelir yaratan yasadışı faaliyetler ilk grubu oluşturur ve reel olduklarından dolayı da vergi açısından önemlidir.

İkinci grup yasadışı ekonomik faaliyetler, hırsızlık ve rüşvet gibi, gelir yaratıcı olmayan, fakat transfer niteliğindeki faaliyetlerden oluşur. Bu grup faaliyetler  vergileme açısından fazla önemli değildir.

Kayıtdışı ekonomi iki açıdan büyük bir öneme sahiptir. Bir defa, toplam ekonominin bir bölümü resmi kayıtlara girmediği sürece, ekonominin gerçek boyutunu ve ekonomik büyüklüklerin göreli ağırlığını saptamak olası değildir. Örneğin, kayıtdışı ekonominin gerçek boyutu bilinmeden işsizlik oranı, kamu kesiminin büyüklüğü gibi oranların doğru olarak saptanması olası değildir. Buna bağlı olarak, ekonomik sorunlara doğru  tanı koymak ve geliştirilen politikaların uygulanışında da etkinliğin sağlanması olası değildir.

Kayıtdışı ekonominin varlığı mali açıdan da önemlidir. Zira, kayıtdışı kesim, aynı zamanda vergi-dışıdır da. Başka bir ifade ile, kayıtdışı ekonominin varlığı, kamu kesimi açısından, aynı boyutta olmamakla beraber, vergi kaybı anlamına da gelmektedir.

Kayıtdışı ekonominin aynı anda vergi-dışı olma özelliği, ekonomik dengeler açısından ikili bir yapıyı gündeme getirir. İkili yapının varlığının ekonomik ve mali dengeler açısından önemli bir sakınca oluşturması, sadece böyle bir yapının  varoluş  dönemlerinde ortaya çıkan yanlış kaynak dağılımına bağlı bulunmamaktadır. Fakat böyle bir yapılanma ve bu yapılanmanın oluşturduğu statik denge durumu, enformel ekonomi ile mücadeleyi de güçleştirmektedir. Zira, kayıtdışı ekonomi ile mücadele, kurulu ekonomik dengeleri bozacağından dolayı, sadece bozulan çıkarlar nedeni ile güçlükle karşılaşmaz, fakat aynı zamanda, yeniden oluşacak kaynak dağılımı açısından da dikkatle izlenmesi gereken bir politikayı gerektirir.

2.Kayıtdışı Ekonominin Oluşum Nedenleri

Kayıtdışı ekonominin nedenleri, ele alınan ekonomilere göre farklı  şekilde tanımlanıp sınıflandırılabilir. Böyle bir tanımlama ve sınıflama  gelişmiş ve gelişmekte  olan ekonomilerde büyük farklılık göstermektedir. Kayıtdışı ekonomiyi gelişmiş ekonomiler bağlamında ele alan yazarlar genelde iki önemli neden ileri sürmekteler.(3) Bunlardan birincisi vergisel faktörler, ikincisi ise kamunun vergi-dışı müdahale ve yasaklamalarıdır.

Vergisel  faktörler  de  kendi  içinde,  vergi  oranlarındaki değişmeler,vergi  kaçağının yakalanma  olasılığı ve vergi cezalarının şiddeti olarak, üç ana gruba ayrılmaktadır.

Yükümlülerin vergi ve benzeri  yükümlülüklerden kurtularak, üretim maliyetinde avantaj sağlamak ya da kullanılabilir net gelirlerini yükseltmek amacı peşinde olabilecekleri çok büyük bir olasılıktır. Ancak, vergi yükünden kurtulmaya çalışan yükümlünün davranışı, vergide olduğu gibi, iki ayrı yöndeki etkinin net sonucu olarak ortaya çıkar. Birinci etkiye gelir etkisi  adı verilir ve  bu etki altında mutlak gelir kaybına uğramak istemeyen yükümlü risk alma eğiliminden uzak durur ve bu davranışın sonucunda kayıtdışı ekonomiye kaymaz. İkinci etki ise, vergi vermek ve  kaçırmak arasında yükümlüyü ikinci alana iter ve yükümlü risk alarak kayıtdışı alanda faaliyetini sürdürmeye başlar.

Söz konusu gelir ve ikame etkilerinin bileşkesi biçiminde ortaya çıkan net etkinin gücü,  vergi oranları, yakalanma oranı ve cezanın şiddetine bağlı olarak belirir. Vergi yükünün yüksek olması, açıktır ki, vergi dışına çıkmanın getirisini yükselteceğinden dolayı, kayıtdışı alanı genişletir. Buna karşın, bireyin yakalanma olasılığının artması ve cezanın yüksekliği yükümlüleri risk almadan uzaklaştırır.

Vergi oranlarının vergi kaçırmadaki etkisinin bertaraf edilmesinde vergi idaresinin rolü açıktır. Vergi idaresi  yükümlüleri  ne derece yakından izleyebilirse, vergi dışına çıkma eğilimi de o derece azalır. Vergi idaresinin yükümlüleri vergi sonrası olduğu kadar vergi öncesi aşamada da izlemesi çok önemlidir. Bilgisayar destekli yaygın ve yatay denetimli devamlı izleme   ağının varlığı, salt vergi sonrası yapılan detaylı incelemelerden daha da önemlidir.

Vergi cezalarının yüksekliği de, açıktır ki, vergi dışına çıkışlar üzerinde negatif etkisi olan bir faktördür. Vergi cezalarının yüksekliği özellikle yakalanma olasılığının düşük olduğu koşullarda önemli olmaktadır.

Vergi karşısında gelişen reaksiyoner davranışlar ve bunun sonucu olarak gerçekleşen vergi dışına çıkış ile ilgili ilk standart teorik yaklaşım Allingham ve Sandmo (1972) tarafından, belirsizlik koşulu altında gelişen karar süreçleri ortamında geliştirilmiştir. Buna göre, vergi kaçırma davranışı, vergi oranları kadar verginin uygulanışına da bağlıdır. Ancak sonraki çalışmalar, bu genel görüşü doğrulamakla beraber, marjinal oranların vergi dışına çıkmada  fazlaca belirleyici rolü olmadığını ortaya koymuştur.(4)   Bu  çalışmada,  vergi  kaçırmaya yönelik davranışsal kalıpların salt parasal faktörlere dayandırılamayacağı, bunun yanında, çok çeşitli bireysel ve  sosyal   faktörlerin de önemli olduğu ileri sürülmüştür.

Vergi kaçırma konusunda yapılmış olan başka araştırmalarda da vergi kaçırma dürtüsünün salt vergi yükü ile açıklanamayacağı, bunun yanında çok sayıda bireysel  ve sosyal faktörlerin bulunduğu ileri sürülmüştür.(5) Bu faktörler arasında yükümlünün cinsiyeti ve medeni durumu da yer almaktadır. Söz konusu çalışmalarda kadınlara göre erkeklerin, evlilere göre bekarların daha çok vergi dışına çıkma eğilimi taşıdığı ortaya koyulmuştur.

Vergi beyannameleri ya da beyannamelerin veriliş biçimi dahi vergi kaçakçılığında  rol oynayabilmektedir. A.B.D.'de  sermaye kazançları vergisi  oranının düşük olmasına rağmen, düşük beyanda bulunmanın kolay olması nedeni ile, bu alanda çoğunlukla düşük beyanda bulunulduğu belirtilmektedir.(6)

Kayıtdışı ekonominin oluşumunda, özellikle gelişmekte olan ekonomilerde ekonominin genel verimsizliği ve yaygın işsizlik önemli etkenlerdir. Üretim sürecinde varolan genel verimsizlik düzeyi, yükümlüyü, karı arttırmaya yönelik olarak, maliyet unsurlarından tasarrufa yöneltir. Bu yöneliş, vergi dairesine düşük gelir göstermek ya da beyanname vermemek şeklinde ortaya çıkabilir.

Kalkınmakta olan ekonomilerde varolan ikili yapılanma, formel kesime de avantaj sağlar. Enformel kesimden girdi sağlayan formel kesim, avantajı nedeni ile girdi maliyetinde indirimli fiyat elde eder. Böylece, formel kesime girdi sağlayan enformel kesim, vergi dışına çıkarak sağladığı vergi avantajı ile formel kesime ucuz girdi sağlarken, aynı anda formel kesimde kar marjını yükselterek, bu kesimde oluşan birikime de katkıda bulunmuş olur.

Vergi dışına çıkışın vergi benzeri bir başka nedeni ise, emek üzerindeki sosyal güvenlik ve benzeri yükümlülüklerdir. Emek ücretini düşük göstererek ya da gizleyerek, söz konusu yükümlülüklerden kurtulunabilinir. Vergi denetimi etkinliğine bağlı olarak, üretimde verimsizliği  telafi  edebilmek ve  emek  maliyetinden  tasarruf sağlayabilmek için geniş bir enformel sektör yaratılır ve, ilginç olarak, söz konusu enformel sektör formel sektör tarafından da destek görür.

Kayıtdışı ekonominin oluşmasına neden olan diğer bir faktör de, devletin ekonomiye yasaklayıcı ve/veya düzenleyici müdahaleleri sonucunda, bu tür müdahalelerden kaçınmaya çalışanların kayıtdışı alana  kaymalarıdır. Devletin ekonomiye yasaklayıcı veya düzenleyici müdahalesi sonucunda oluşan kayıtdışı sektör daha çok yasadışı ekonomi alanının genişletilmesine katkıda bulunur.

Devletin ekonomiye  müdahalesi çeşitli piyasalarda veya sektörlerde yasadışı olmayan kayıtdışı faaliyetlerin oluşmasına neden olabilir. Devletin çalışma saatlerine, bazı sektörlerde fiyatlara ya da çalışma koşullarına müdahalesi enformel sektörün oluşumuna neden olabilir. Mal piyasalarında oluşan karaborsa, emek piyasalarındaki denetimsiz istihdam ya da para piyasalarında görülen tefecilik, hep kamu müdahalesi sonucunda oluşan enformel sektörlerin örneklerini oluşturmaktadır.

Bu tür işlemler ve ekonomik faaliyetler milli gelir hesaplarına giriyor olabilir, fakat bunlar vergi dışı faaliyetlerdir.

3 - Kayıtdışı Ekonominin Genel Etkileri

Kayıtdışı ekonomi, farklı ekonomilerde farklı boyutlarda ortaya çıkmış bir olgu olarak, genelde olumsuz olarak algılanmakla beraber, bazı yazarlarca bunların olumlu sonuçları olduğu da belirtilmiştir. Burada önce kayıtdışı ekonominin olumlu olduğu düşünülen etkilerinden söz edilip, daha sonra genelde çok konuşulan olumsuz etkileri açıklanacaktır.

Kayıtdışı ekonominin olumlu etkileri arasında, ekonomik hayata ve birey refahına yaptığı katkılar ileri sürülür. Kayıtdışı ekonominin, aynı anda vergi dışı ekonomi anlamına da geldiğinden dolayı, bu uygulamanın yaygın olduğu sektörde fon birikimine ve bu yolla da istihdama katkı yaptığı ileri sürülür. Kayıtiçi olduğu durumda vergi olarak devlete aktarılacak olan fonlar, kayıtdışılık durumunda işletmelerde yatırım olarak kullanılabilir.  Böylece,  işletmelerin özsermaye kalemi yükselir. Daha bol kaynağa kavuşan firmalar faaliyet alanlarını ve istihdamı yükselttikçe hem kendileri yararlanır, hem de dışsallık etkisi ile çevresel yarar sağlar ve ekonomiyi canlandırabilir. Fonların kamu kesimi yerine özel kesimde kullanımı, ekonomiyi daha yüksek bir verimlilik düzeyine taşıyorsa, o durumda kayıtdışılığın ekonomiye yarar sağladığı da ileri sürülebilmektedir.(7)

Kayıtdışı ekonominin her durumda kayıtiçi ekonomiye rakip olmayacağı savı da kayıtdışı ekonomi lehine ileri sürülmektedir. Buna göre, kayıtdışı ekonomi alanındaki faaliyetler, kayıtiçi faaliyetler dışlanmadan sürdürebileceği için, kayıtiçi faaliyetlerin kamu kesimine aktardığı fiskal ve parafiskal gelirlerde fazla bir azalma olmadan, ekonomide ilave istihdam sağlanmış ve gelir yaratılmış olabilir. (8)

Bu sav geçerli görülmez. Zira, kayıtdışı faaliyetler aynı zamanda vergi dışı olarak da sürdürüldüğünden dolayı, aynı alanda faaliyet gösteren kayıtdışı ve kayıtiçi faaliyetler arasında net getiri farkı oluşacaktır. Söz konusu net getiri farkını törpülemeye yönelik piyasa mekanizması şu tür bir ayarlama gerçekleştirecektir. Kayıt içi faaliyetler de zamanla kayıtdışına kayacak ve kayıtiçi alanda sürdürülen faaliyetlerde verimlilik düşüşü gerçekleşecektir. Açıktır ki, böyle bir sonuç ekonomi açısından tasvip edilebilir değildir. Sonuç olarak, kayıtdışılık kayıtdışı alanların genişletilmesi yolunu açarken, ekonominin genel verimlilik düzeyi optimalden düşük olarak gerçekleşmiş olacaktır. 

Benzer biçimde, kayıtdışı faaliyetlerin bireysel harcanabilir gelirleri yükselterek, ekonomide canlılık yaratacağını savlamak da, genel işleyiş kuralları çerçevesinde fazla geçerli görülemez. Böylesi bir sav, vergilerin ekonomiye geri döndürülmeden, steril olarak tutulduğu ve kayıtiçi alanlardaki göreceli yüksek vergilerin ekonomik faaliyetleri geriletmediği  gibi,  fazla  gerçekçi   olmayan   varsayıma dayandırılmaktadır.

Bu yaklaşım iki açıdan eleştirilebilir. Zira, bir defa kamu sektörüne aktarılan fonların kullanımı, sektör ölçütünde değil, fakat genel olarak verimlilik düzeyleri dikkate alınarak değerlendirilmelidir. Bir bütün olarak kamu kesimi ele alınmadan yapılan mikro karşılaştırmalar geçerli olamaz. İkinci olarak da, ekonomide bir kesim üzerinde vergi yükü varken öbür kesim kayıtdışılığını sürdürüyorsa, bizatihi bu yapı verimsizlik göstergesi olarak kabul edilmelidir. Şöyle ki, vergi veren sektör  vergiye  rağmen,  kayıtdışı  sektörün  yanında  varlığını sürdürebiliyor ise, bu sektör kayıtdışı çalışan sektöre göre daha verimli demektir. Bu durumda, kayıtiçi sektörden enformel sektöre kaynak aktarımı ekonomideki genel verimliliği düşürürken, formel sektörün verimliliğini arttırabileceği halde, vergi vermeme marjını kullanan kayıtdışı sektör ise, verimsizlik üzerinde faaliyetini sürdürmeye devam eder. Kaynakların daha düşük verimli alanlarda istihdamı ise, genel düzeyde verimsizliği ifade eder ve bunun sonucunda da ekonominin genel verimlilik düzeyi geriler ve fiili gelir artışı potansiyel gelir yaratma kapasitesinin altında kalmış olur. Başka bir ifade ile, kayıtdışılık yolu ile önü açılan sektörler genel verimliğin altında kaynak kullanma eğilimi içine girmiş olur.

Kayıtdışı ekonominin olumlu görülen etkileri, bu düzenin böylesi kuralsız çalışması halinde yaratılan gelirlerle ölçülemez. Oldukça küçük oranlarda gerçekleştirilen mutlak zenginleşme yanında, başka ülkelere göre geri düzeyde kalmak, olumlu değil, olumsuz olarak görülmelidir.

Kayıtdışı ekonominin enformel sektörde istihdam yaratarak işsizlik sorununun çözümüne katkı yaptığı ve böylece hem gelir dağılımını iyileştirdiği hem de bireysel düzeyde ekonomik refahı arttırdığı ileri sürülmektedir. Bunlara ilaveten, kayıtdışı ekonominin resesyon ve kriz dönemlerinde de konjonktür dalgalarının hafifletilmesinde önemli rolü olduğu ileri sürülmüştür. (9)

Kayıtdışı ekonominin sayılan ve oldukça kuşkulu olan bu faydaları yanında, onlardan çok öte ciddi zararları söz konusudur. Bu zararlar, istatistiksel verileri saptırmasından, ekonomi politikalarını çarpıtmasına dek açılan geniş bir tayfın içinde yer alır. İstatistiksel verilerin saptırılması sonucunda GSMH'dan başlayarak, bir dizi veri eksi ya da yanlış olarak hesaplara  yansıtılmış olur. Bunun sonucunda, örneğin ülkedeki kamu kesiminin hacmi ve vergi yükü gerçek boyutlarından yüksek çıkar, dış ticaret ve döviz hareketleri tam olarak izlenemez ve bunların doğal sonucunda da anlamlı ve isabetli para ve maliye politikaları geliştirilemez.

Kayıtdışı alanda çalışan işletmeler ölçek itibariyle genellikle küçük oldukları gibi, kayıtdışı alanda kalabilmek için de küçük kalmaya devam ederler. Bu eğilim, işletmelerin optimal boyuta ulaşmalarını engellediği gibi, ekonomide hem verimlilik kaybına neden olur, hem de ekonominin kayıt altına alınmasını güçleştirir. (10)

4.Kayıtdışı Ekonomi ve Vergi Kaybı

Kayıtdışı ekonominin  yarattığı vergi kaybı, kuşkusuz, kayıtdışı faaliyetlerin ölçülmesinin  ötesinde bir ölçüm ve tahmin çabasını gerektirmektedir. Açıktır ki, böyle bir çaba bir dizi varsayım üzerine oturmaktadır.

Kayıtdışı ekonominin yarattığı  vergi kaybı, teorik olarak, tüm ekonominin kayıt altına alınmış olduğu hipotetik durumdaki potansiyel vergi geliri ile, fiili olarak toplanan vergi geliri arasındaki fark olarak görülüp, öylece hesaplama yöntemleri geliştirilmeye çalışılmıştır.(11) Söz konusu yöntemler, kayıtdışı faaliyetlerin neden olduğu göreli faktör getirisi farklılıklarına ve bu farklılıklar nedeni ile oluşan arz ve talep değişikliklerine dayanarak oluşturulan modeller üzerinden  vergi hesaplama mantığına dayandırılmaktadır.

Peacock-Shaw tarafından geliştirilmiş olan bu yöntemde,Keynes gelir belirleme  sistemi kullanılarak, vergi kaçağının bulunduğu ekonomideki gelir düzeyinin, kaçağının bulunmadığı ekonomidekinden daha yüksek  olacağı noktasından hareket edilmiştir. Kaçakçılığın bulunduğu ekonomide kaçak gelir  bireylerin kullanılabilir gelirini yükselteceğinden dolayı, çarpan katsayısına  bağlı olarak,  milli gelir düzeyi de yükselir. Milli gelir düzeyinin yükselmesi, fiili vergi oranına bağlı olarak gelir üzerinden ödenen vergi gelirinde de bir artışa neden olur. Kayıtdışı gelirin marjinal tüketim eğilimi arttıkça, sağlanan vergi geliri de yükselir.

Peacock-Shaw yaklaşımı, mukayeseli statik bir analiz yöntemi çerçevesinde, vergi dışı tutulan gelire uygulanan marjinal tüketim eğilimine bağlı olarak, nihai durumda sağlanan vergi gelirinin, ilk durumdaki vergi ziyanını telafi edebileceği savını ileri sürmektedir.

Peacock-Shaw yaklaşımı dolaysız vergiyi, yani gelir vergisini ele almıştır. Oysa, vergi kaçağının bireylerin kullanılabilir gelirini yükselttiği ve buna bağlı olarak da ekonomide gelir artışı yaşandığı koşulda, dolaylı vergi gelirlerinin  de değişeceği açıktır. Milli gelir artışına bağlı olarak dolaylı vergiye tabi işlemler de artmış olacağından dolayı, dolaylı vergi gelirleri de artacaktır. Burada da, marjinal tüketim eğilimine bağlı olarak, dolaylı vergi gelirlerinde görülen artış farklı olacaktır. Marjinal tüketim eğilimi "bir"  değerine yaklaştıkça, dolaylı vergi   gelirleri,  dolaysız  vergi  ziyanını  da  aşacak  biçimde yükselebilecektir.

Milli gelir modeli çerçevesinde yapılmaya çalışılan vergi ziyanı tahmin yönteminin bir başka yaklaşımında da vergi kaçağı nedeni ile vergiden sonraki ücret düzeyinin değişmesi ile emeğe olan talep ve buna  bağlı olarak da milli  gelir artışı dikkate alınmaktadır. Vergi kaçağı   gerçekleştirildiğinde, ücret üzerindeki verginin yansıma paylarına bağlı olarak, kullanılabilir ücret düzeyi yükselirken, aynı anda ücretin işverene maliyeti de düşecektir. Kullanılabilir ücretin yükselmesi emek arzını arttırırken, aynı anda  işverene olan ücret maliyetinin düşmesi de emek talebini yükseltir. Böylece, emek istihdamının yükselmesi sonucunda milli gelir artar ve fiili vergi oranı değişmeden, vergi geliri artabilir.

Vergi faktörünün emeğin  fiyatını hem istihdam eden hem istihdam edilen lehine değiştirmesi, salt emek faktörü açısından olumlu olarak görülebilir ve emek fiyatında görülen bu göreli değişim emek istihdamını ve milli geliri arttırabilir. Ancak, böyle bir analizin dayandığı varsayım, emek arz ve talep elastikliklerinin yüksek olduğudur.

Emek arz ve talep elastikleri yüksek olsa dahi, emek fiyatın vergi nedeni ile görülen göreli fiyat değişimini olumlu karşılamak her koşulda olası olmayabilir. Zira, faktör fiyatlarındaki değişme fakı bileşimini görece ucuz olan faktör lehine değiştirir. Enformel sektör genellikle emek-yoğun olduğundan, söz konusu faktör fiyat değişi emek lehine sermaye aleyhine yaşanır. Faktör talep elastikliklerine bağlı olarak, vergi kaçağı nedeni ile emek-yoğun alanlara yönelmek ekonominin genel verimlilik düzeyini düşürür. Böylece, bir anlamda aşırı emek istihdamı sermayeyi dışlayabilir. Faktör istihdamında sermaye aleyhinde ve emek lehinde bir değişim genel verimlilik düzey: gerilettiği derecede ekonomide gerçekleştirilen fiili üretim düzeyi potansiyel üretim düzeyinin altında kalmış olur.

Vergi kaçağının yaygın olduğu durumlarda ekonomide nakit gereksiniminin artacağı varsayımı altında, vergi kaçağına bağlı olarak, ekonomide para talebinin de artacağı ileri sürülmektedir. Ekonomide işlem saiki ile para talebinin artması faz haddinin yükselmesine yol açar. Faiz haddinin yükselmesi yatırımlar üzerinde caydırıcı etki yaparak milli geliri geriletirken, cari işlemlerin artması da, milli geliri arttırıcı etki yapar. Milli gelir düzeyi ile ilgili net etki ise, bu iki farklı yöndeki gelişmenin net sonucu ile oluşur.

Kayıtdışı sektörün oluşumu ile ortaya çıkan sonucu tahlile ve açıklamaya yönelik modellerde, vergi kaçağının olmadığı durumda devletin sağladığı vergi gelirlerinin kamu harcamaları yolu ile milli geliri etkileme yönü ihmal edilmiştir. Çarpan etkisi ve bu etkinin milli gelir üzerindeki etkisi açısından, kamu harcamaları ile özel harcamalar bir arada ele alındığında, denk bütçe varsayımı altında dahi, ekonomi üzerinde genişletici etki söz konusudur.

Kamu kesiminin özel kesim faaliyetlerinin verimliliğini arttırma rolü de ihmal edilmemelidir. Bu kabul ile, kayıtdışı kesimin büyümesinin ekonomide genel verimliliği gerileteceği de savlanabilir.

Bu durumda, kayıtdışı kesimin neden olduğu vergi kaybının tartışılabilmesi için, kayıtdışılığın hem özel kesim içinde göreli fiyatları etkilemesi, hem de kamu ve özel kesimler arasındaki kaynak dağılımının etkilerinin ve sonuçlarının kapsamlı bir biçimde irdelenmesi ve öylece bir model geliştirilmesi kaçınılmazdır.

Kayıtdışı ekonominin ekonomide ne kadarlık bir vergi kaybına neden olduğu konusu tartışılırken, iki önemli aşama önümüzde ciddi bir engel oluşturmaktadır. Bunlardan biri bizzat kayıtdışı ekonominin tahmin ve ölçümünde karşılaşılan güçlüklerdir. Çeşitli yöntemler kullanılarak ülkemiz ekonomisi için girişilmiş olan çeşitli tahmin çalışmalarının sonuçları birbirinden izahı mümkün olmayan bir boyutta farklı çıkmaktadır. Farklılık boyutu hakkında bir fikir verebilmek için, yapılmış olan kimi çalışmalarda,Türkiye'de kayıtdışı ekonominin gayrisafi milli hasılaya oranı ile ilgili,  %1,5 ile (12), %35 değeri (13) arasında çok sayıda bulgunun saptandığını hatırlamak yeterlidir.

Bunun da ötesinde çoğu çalışmada, aynı temel yıl ve aynı yöntemin kullanılmış olmasına karşın, birbirini izleyen yıllarda çok büyük dalgalanmaların görülmesi de bu konudaki tereddütleri ortaya koymaktadır.(14)

Kayıtdışı ekonominin boyutları, yeraltı ekonomisini de kapsayacak biçimde genişletildiğinde, bu alanın ölçümündeki aşırı zorluklar ve hatta olanaksızlıklara bağlı olarak,   sonuçların  geçerliliği  daha  da zayıflamaktadır.

Kayıtdışı ekonominin neden olduğu vergi kaybının hesabında ikinci kademe güçlük ise, kayıtdışı ekonominin boyutları ile vergi kaybı boyutunun simetrik bir ilişki içinde bulunmamasıdır. Başka bir ifade ile, kayıtdışı ekonominin kayıt içine alındığı varsayımında, vergi gelirlerinin aynı oranda artacağı kabulü doğru değildir. Zira, kayıtdışı alan büyüdükçe, kayıtiçinin taşıdığı vergi yükü de artmaktadır. Bunun bir nedeni, kayıtdışı alanın, yansıma oranlarına bağlı olarak, kayıtiçi alandaki katma değeri ve dolayısıyle bunun üzerindeki vergi miktarını yükseltiyor olmasıdır. Bu etki kayıtdışı alanın, kayıtiçi alandan toplanan vergiye yaptığı taban genişletme etkisidir. Vergi açısından söz konusu pozitif  etki,  vergi  oranları  yükseltilmeden  daha  fazla  vergi toplanmasına neden olmaktadır.

Kayıtdışı alanın kayıtiçi alandaki vergi gelirlerini yükseltici ikinci neden ise,  siyasal  karar  süreci  sonunda  vergi  oranlarının yükseltilmesidir. Belirli gelir sağlamaya yönelik olarak,vergi matrahı daraldığında vergi oranlarının   yükseltilmesi  de, siyasal olanaklar  çerçevesinde söz konusu olmaktadır.

Bir arada ele alındığında, kayıtdışı alanların büyümesi, toplam vergi  tabanını  daralttığı  halde,  kayıtiçi  alanın  vergi  tabanını genişletmektedir. Dolayısıyle, kayıtdışı alanların temizlenmesi, dolaysız vergiler açısından ekonominin toplam vergi tabanını genişletirken, aynı anda, önceki kayıtiçi alanın vergi tabanını daraltır. Vergi oranlarının değiştirilmediği koşulda, sağlanacak ek dolaysız vergi geliri, vergi alanındaki net artışa bağlı olacaktır. Açıktır ki, söz konusu vergi taban kaymaları esnasında oluşacak sektörlerarası verimlilik farkları da önemli bir öğedir.

Yukarıda ileri sürülen noktalar içir rezervasyon yaparak, kayıtdışı alanların neden olduğu vergi kaybı için genelde doğrudan tahmin yöntemi uygulanmaktadır. Bunlardan birincisinde, potansiyel vergi hasılatı ile fiili vergi hasılatı arasındaki fark bulunmakta, ikincisinde ise, vergi otoritesinin denetlemeleri sonucunda elde edilen bulgularla tahmin yapılmaya çalışılmaktadır.

Milli gelir serilerinden ve vergi istatistiklerinden yararlanarak yapılan tahmin yöntemini kullanan Yılmaz, 1990 yılı için, vergi istisna ve muafiyetlerinin de dikkate alındığı koşulda, vergi kaybının gayrisafi milli hasılaya oranının % 1,3, istisna ve muafiyetlerin dikkate alınmadığı koşulda ise %30,5 olduğunu saptamıştır.(15)

Yılmaz'ın çalışması 1996 yılına taşındığında şu sonuçlar alınır: İstisna ve muafiyetlerin de dikkate alındığı koşulda vergi kaybının gayrisafi milli hasılaya oranı %,7, istisna ve muafiyetlerin dikkate alınmadığı koşulda ise %21 dir.

Bu sonuçlar, Türkiye'de kayıtdışı alan kadar önemli olan başka bir faktörün de kayıtiçi fakat vergi dışı alan olduğunu ortaya koymaktadır.

Bulguların Özeti

-Kayıtdışı alan, tanımlanması oldukça muğlak, içiçe geçmiş çeşitli faaliyetlerden oluşmaktadır. Çok çeşitli ölçüm yöntemleri hem kendi içinde hem de birbirleri ile karşılaştırıldığında, bu amaca yönelik yöntemlerin henüz tam olarak geliştirilmemiş olduğu anlaşılmaktadır.

-Kayıtdışılık için ileri ülkelerde vergi ve diğer kamu müdahaleleri ileri sürülmekle beraber, kalkınmakta olan ekonomilerde düşük verimlilik ve işsizlik gibi yapısal nedenler de ön safa çıkmaktadır. Bu niteliği ile, kalkınmakta olan ekonomilerde kayıtdışılık kronik ve yapısal bir karakter göstermektedir.

-Vergi ve kayıtdışılık birbirini besleyen ve güçlendiren süreçlerdir. Vergi, sistemi kayıtdışına iterken, kayıtdışı kesimlerin genişlemesi de vergilerin ağırlaşmasına yol açmaktadır.

-Kayıtdışı alanların gayrisafi milli hasılaya oranı ile vergi kaybının toplam vergi gelirlerine  oranı arasında simetrik bir ilişki yoktur. Kayıtdışı alanların küçültülmesi, toplam vergi tabanını büyütürken, aynı anda kayıtiçi alana ait vergi tabanını daraltabilir.

-Kayıtdışı alan ile kayıtiçi alan arasında, vergi faktörünü telafi edecek düzeyde göreli verimlilik ve fiyat farkı oluşur. Kayıtdışı alanların genişlemesi, ekonomide genel verimliliğin düşmesine neden olabilir.

-Kayıtdışı alanların oluşmasının vergi ile ilgili nedenleri arasında, kesimler arasında vergi yükü dağılımı, vergi adaleti ve yükümlülerin kamu harcamaları ile ilgili düşünceleri de önemli rol oynar.  Bunların arasında, vergi istisna   ve  muafiyetlerinin  varlığı,  bunlardan yararlanamayan faaliyet alanlarının kayıtdışına yönelmesine neden olur. Başka bir ifade ile, kayıtiçi olduğu halde vergi-dışı alanların ve faaliyetlerin bulunması, kayıtdışılık için önemli bir neden oluşturur.

-Kayıtdışı alanların genişlemesi fiili vergi tabanını daralttığından dolayı, gerekli vergi gelirlerine ulaşabilmek için vergi oranlarının yükseltilmesi zaruri olur. Bu süreç, kayıtdışılık ile birlikte yüksek vergi oranlarının ve sonuçta da, daha büyük kayıtdışı alanların oluşmasına neden olur.

-Kayıtdışı alanların tümü ile vergi dışı olduğu kabulü doğru değildir. Sadece dolaylı vergiler değil, fakat dolaysız vergiler alanında da kayıtdışı faaliyetler, piyasa içi yansıma süreçleri ile yük almaktadır.

DİPNOTLAR

1. Feige (1989), p.3.

2. Feige (1989), p. 19, Ekin (1995).

3. Tanzi (1980) p. 70.  Allingham - Sandmo (1972) pp. 323-338.

4. Juan - Lasharas - Mayo (1994), p. 100.

5. Crane - Nouzad (1994), pp. 114-115.

6. Yılmaz (1996), p 20, (Graetz, M.J.,- Wilde, J.’den)

7. Aydemir (1995), p. 95.

8. Özsoylu (1996), pp. 54-55.

9. Aydemir (1995), pp. 94-100.

10. Kırbaş (1995), pp. 24-27.

11. Peacock - Shaw (1982). Ricketts (1984). Von Zameck (1989). Chang - Chang (1988).

12. Temel - Şimşek , Yazıcı (1994).

13. Altuğ (1994).

14. Bu konudaki diğer çalışmalar hakkında daha fazla bilgi için Bkz., Kasnakoğlu  (1993) ve Yılmaz (1996).

15. Yılmaz (1996), p. 261.

KAYNAKLAR:

- Allingham, Michael G. and Sandmo, Agnar: "Income Tax Evasion: A Theoretical Analysis" . Journal of Public Economics, Nov., 1972.

- Altuğ, Osman : Kayıtdışı Ekonomi, Cem Ofset, Istanbul, 1994.

- Aydemir, Şinasi: Türkiye'de Kayıtdışı Ekonomi, Maliye Hesap Uzmanları Derneği, Istanbul, 1995,

- Chang, Lai Ching and Chang, We Ya: "Tax Evasion and Tax Collections: An Aggregate Demand-Aggregate Supply Analysis", Public Finance, vol. 43, 1988/ l, pp. 138-145.

- Crane, Steven E. and Nouzad, Farrokh: " An Empirical Analysis of Factor That Distinguishes Those Who Evade Their Tax Return From Those Who Choose To File A Return" , Public Finance and Irregular Activities, (W.W. Pommerehne, ed.),IIPF,49, Berlin, 1994.

- Ekin, Nusret: Kayıtdışı Ekonomi, Enformel İstihdam , İstanbul Ticaret Odası, İstanbul, 1995.

- Feige, Edgar L. : "The Meaning and Measurement of the Underground Economy", The Underground Economies: Tax Evasion and Information Distortion, Edgar L. Feige (ed.), Cambridge University Press, Cambridge, 1989.

- Juan, Ana de- Lasheras. Miguel A.- Mayo, Rafeala: "Voluntary Tax Compliant Behavior of Spanish Income Tax Papers", Public Finance and Irregular Activities, W.W. Pommerehne (ed.), IIPF, 49, Berlin, 1994.

- Kasnakoğlu, Zehra: "Monetary Approach to the Measurement of Unrecorded Economy", METU Studies in Development, 20 12, 1993, pp. 87-111.

- Kırbaş, Sadık: Kayıtdısı Ekonomi, Nedenleri, Boyutları ve Çözüm Yolları, TESAV, Istanbul,l995.

- Özsoylu, Ahmet Fazıl: Türkiye'de Kayıtdışı Ekonomi, Bağlam Yayınları, Istanbul, 1996.

- Peacock, Alan and Shaw, G.K.: "Tax Evasion and Tax Revenue Loss”, Public Finance, vol. 37, 1982/ 2, pp. 269-278.

- Ricketts, Martin: "On the Simple Macroeconomics of Tax Evasion:An Elaboration of the Peacock Shaw Approach" , Public Finance, vol. 39, 1984/ 3, pp. 420~24.

- Tanzi, Vito: "Underground Economy and Tax Evasion in the United States: Estimates and Implications", Quarterly;Review, Banca Nazionale del Lavoro,December, 1980.

- Temel, Adil - Şimşek, Ayşegül - Yazıcı, Kuddusi:  Kayıtdışı Ekonomi Tarımı, Tesbit Yöntemleri ve Türk Ekonomisindeki Büyüklüğü, State Planning Organization, Ankara, 1994.

- Yılmaz, Gülay Akgül: Yeraltı Ekonomisi ve Vergi Kaybı (basılmamış doktora tezi), Istanbul, 1992.

- Von Zameck, Walburga: "Tax Evasion and Tax Revenue Loss, Another Elaboration of the Peacock-Shaw Approach", Public Finance, vol. 44, 1989/ 2, pp. 308-315.



* İstanbul Üniversitesi, İktisat Fakültesi, Maliye Bölümü Öğretim Üyesi.