İ.Ü.Siyasal Bilgiler Fakültesi Dergisi

No: 23-24 (Ekim 2000-Mart 2001)

HUKUKSAL YAPI VE İKTİSADİ BAŞARI : TCMB ÖRNEĞİ

Yard.Doç.Dr.Bülent GÜNSOY*

1.       GİRİŞ

İktisat politikalarının başarısı üzerinde pozitif etki yapabilecek faktörlerin arasında piyasaların kurumsallaşması belirgin bir yer tutar. Kurumsallaşmasını tamamlayamamış ve yasal çerçevesi yeterli ölçüde genişletilmemiş piyasalar kendilerinden beklenen  fonksiyonları yerine getirememektedir. Yasalar ve yasaların uygulanmasını gözetecek kurumlar olmadan, bir piyasaya gerçek anlamda bir piyasa gözüyle bakmak güçtür.

Bu çalışma, sağlıklı bir piyasa yapısı oluşturmanın hukuksal boyutunu ve bu boyutun ekonomi politikalarıyla ilişkisini irdeler. Hukuksal değişimin fiyat istikrarıyla etkileşimini ortaya koymak için merkez bankaları örnek olarak ele alınmıştır. 1980'lerde artan  sayıda ülkede enflasyon oranlarını düşürmek için uygulanmış olan merkez bankalarının yeniden yapılandırılması süreci incelenmiş, bu sürecin etkileri gözlenmiş ve Türkiye'nin durumu saptanmaya çalışılmıştır. Ampirik gözlemlere dayanılarak yapılan değerlendirmeler Türk Ekonomisi için göz önüne alınabilecek çıkarımları içermektedir.

2. HUKUKSAL YAPININ EKONOMİ POLİTİKALARINDAKİ ÖNEMİ

Ekonomilerin ve ekonomik sistemlerin üzerine kurulduğu oyunun kuralları bağlamında ekonomilerin üzerlerine bina edildiği hukuk sisteminin özellikleri ve her iki sistemin birbiriyle etkileşimi önemli sonuçları içinde barındırmaktadır. [1] Bu nedenle, hukuksal, sosyal, ekonomik, politik düzenin kuramsal oluşumuna sistematik/ bütünleşmiş yaklaşımlarda bulunulmaktadır. Bu bağlamda "ekonomik düzen" ifadesi kullanılarak ekonomik sürece ilişkin düzenlemeler ele alınmakta ve incelenmektedir. Ekonomik düzenleri, temel olarak resmi/hukuki çerçeveyi ifade eder ve toplumdan topluma değişen resmi olmayan geleneklerin bir kısmını da içerir. Bu ve benzer argümanların iktisat literatüründe Freiburg Okulu kurucuları ve takipçilerince daha çok ele alındığı bilinmektedir. Freiburg Okulu kurucularını bu konuda motive eden faktör, hukuk ve ekonomideki kuramsal fikirlere, ekonominin genel çerçevesini oluşturacak yasal yolları anlama ve şekillendirmeye ilişkin problemlere ilgi duymalarıdır. [2]

Freiburg Okulu kurucuları, etkin bir ekonomik politikanın hukuksal-kurumsal çerçevesi belirlenirken bu çerçeve içerisinde çeşitli elementlerinin uyum sağlayabileceği karmaşık yollara dikkat edilmesi gerektiğini dikkatle ifade etmektedirler. Bunun için, iflas hukuku, borçlar hukuku, eşya hukuku, aile hukuku, iş hukuku, idare hukuku ve hukukun diğer dallarının  ve bunlar arasındaki ilişkilerin öneminin kavranması zorunludur. [3] Aslında, alternatif kurumsal-hukuksal düzenlemelerin işleyiş olanaklarını sistematik bir biçimde inceleyen ve bir toplumun ekonomik yapısının bina edildiği  hukuksal altyapı ile o toplumun patent yasası, vergi yasaları, iş yasası, şirketler yasası, ticaret hukuku gibi çeşitli öğeleri arasındaki karmaşık bağlantıları içeren model, "ekonomik düzen teorisi" adı altında isimlendirilebilir. Ekonomik düzen teorisi, insanların arzu ettikleri bir düzenin (Eucken'in deyimiyle Ordo'nun) direkt olarak algılanmasını inceler. Ekonomik düzen (ordnung / order) belirli ekonomileri karakterize eden ekonomik sürece ilişkin düzenlemeleri anlatır. [4] Freiburg Okulu takipçileri,  piyasa ekonomisinin nasıl daha iyi çalışacağı konusu ile ne tür hukuksal / kuramsal çerçevenin piyasa ekonomisinin daha iyi işlemesine katkı sağlayabileceği konusu arasındaki akademik ayırımda hareket noktası bulmaktadır.

Piyasa ekonomisi ancak ve ancak belirli bir yasal çerçevenin ve bu çerçeveye uyulup uyulmadığını gözeten bir devletin varolması halinde kendisinden beklenen fonksiyonları yerine getirebilecektir. Doğu Avrupa ve eski S.S.C.B. ülkelerinin piyasa ekonomisine geçiş süreci üzerine yapılmış olan çalışmalar [5] piyasa ekonomisinin yasal çerçevesinin kurulması ve bununla ilgili problemleri genellikle ihmal etmektedir. [6]

Piyasa ekonomisine geçişte yasal çerçevenin yeterli şekilde tesis edilmediği zaman piyasa ekonomisinden beklenen refah yaratma, zenginliği arttırma  fonksiyonunun aksayacağı söylenebilir. Yasal çerçevenin yetersizliği sebebiyle taahhütlerini yerine getirmemeleri halinde yaptırımla karşılaşmayacaklarını düşünen bireyler,  bu taahhütlerini yerine getirmeme veya eksik olarak yerine getirme yoluna gideceklerdir.

Yasal çerçeve yeterli olmadığı takdirde, piyasadaki aktörler geleceğe ait plân yapmakta da zorlanırlar. Böyle bir istikrar ortamından yoksun kalan yatırımcılar, sahip oldukları sermayeyi rant arama [7] için kullanacaklardır. Dolayısıyla bu şekilde kendisinden beklenen fonksiyonları yerine getiremeyen bir sisteme piyasa bile demek güçleşecektir. [8]

Piyasanın daha iyi işlemesini sağlayan düzenleyici çerçeveyi oluşturmak, ekonomik düzenin istikrarlı ve akılcı davranan ekonomik karar birimlerinin ekonomik sistemin temel öznesi olduğu varsayımlarıyla, gerçekleştirilecek politik, kurumsal ve hukuksal düzenlemelere bağlıdır. Ancak bu yeni düzenlemelerin asıl referans noktası, politika otoritelerinin, reel ekonomi üzerindeki güçleri yanında, iktidar alanının gereğinden geniş olmasının ve bu alanı genişletme çabasının fiyat istikrarını bozacağıdır.

Politik gücü elinde bulunduranların, sınırsız demokratik kurumsal yapı içerisinde, kendi özel çıkarları peşinde koşan politikacı ve bürokratlar ve sınırlandırılmamış demokratik kurumların sağladığı yetkiyi kullanarak ekonomik kaynakları tahrif etme eğiliminin nasıl önlenebileceği önemli bir sorun olarak karşımıza çıkmaktadır. Politik sektörün istikrarsız doğasıyla ekonomiye istikrarsızlık enjekte etme ve toplumsal refah düzeyini düşürmesinin önüne geçilmesinde demokratik politik iktidarın sınırlandırılması uygun bir çerçeve sağlar. Bunun yolu ise hukukun (kuralların) üstünlüğü ilkesinin ekonomik hareketlere hakimiyetinin sağlanmasıdır.

Günümüzde, ekonomik karar alma sürecinin en önemli ajanları arasında yer alan merkez bankalarının politik güç ile ilişkilerinin yasal yönden düzenlenmesi, merkez bankasına politik otoritenin baskılarına karşı çıkabilme yeteneği verdiği için oldukça önemlidir. Politik güç, merkez bankasının yasal statüsünden önemli ölçüde etkilenmekte ve yasal statü merkez bankasının politik gücün ekonomi açısından negatif kullanımını engelleyen bir "silah" olarak görülmektedir. [9]

3. MERKEZ BANKALARININ BAĞIMSIZLIĞI KAVRAMI

Siyasal iktidarlar, tarihin her döneminde ekonomik değişkenlerin daha büyük bir bölümünü yönlendirmek ve  böylelikle güçlerini arttırmak istemişlerdir. Değişim, dolaşım ve kaynak transferinin bir aracı olan para ise, hükümetlerin özel imtiyaz sağlamak istediği değişkenlerin başında gelmiştir. Dolayısıyla paranın tarihsel misyonu göz önünde tutulduğunda bu süreçten ilk etkilenen kurum Merkez Bankası olmuştur.

Merkez bankalarının ekonominin gerçekleri uyarınca hareket ederek siyasetin önceliklerini geri planda tutabilmesi olgusu ile birlikte "Merkez Bankasının Bağımsızlığı" kavramı literatüre girmiştir. Bugün, gelişmiş ve gelişmekte olan çok sayıda ülkede Merkez Bankası'nın ekonomik örgütlenme içindeki konumu ve bu bağlamda bağımsızlığı sorgulanmakta, merkez bankalarına daha fazla bağımsızlık sağlamak üzere köklü yasal reformlara gidildiği görülmektedir.

Merkez bankası bağımsızlığı üzerine yapılan incelemelerde bu bağımsızlığın genelde siyasi iktidardan bağımsızlık olarak algılandığı gözlenmektedir. Merkez bankaları, para ve kredi hacmini belirleyen kararları ile farklı çıkarlara hizmet edebildiği ve piyasaların çalışmasının etkileyebildiği için siyasi iktidarın dolaşımındaki para miktarını kendi çıkarları doğrultusunda arttırıcı yöndeki baskıları ile karşı karşıyadır. Bu bağlamda, merkez bankasının bağımsızlığı kavramı, "kendisine verilen hedefler doğrultusunda gerektiğinde siyasi otoritenin nüfus ve iradesine karşı kendi  politikasını uygulayabilme ve bu yönde gerekli değişiklikleri yapabilme esnekliğine ve inisiyatifine sahip olmayı" ifade eder. [10] Merkez bankasının bağımsızlığını sağlamanın temel amacı para basma olgusunu siyasi bir tercih olmaktan çıkarıp, ekonomik konjonktürün, ekonomik istikrar hedefi gözetilerek yönlendirilmesine imkân veren teknik bir zorunluluk haline getirmektir.

Merkez bankasının politik baskılardan izole edilmesi ve aynı zamanda para politikasının belirlenmesinde kurumsal güçlerin olumsuz etkilerinden arındırılarak uygulamada tamamıyla serbest bırakılması gereği, konuyla ilgili olarak günümüzdeki tartışmaların altında yatan temel yaklaşımdır. Ancak bu durum, merkez bankasının, siyasi otorite ile karşılıklı görüş alışverişinin olamayacağı  anlamına gelmez. Nitekim birçok gelişmiş ülke merkez bankası para politikasının hazırlanmasında hükümete danışmanlık yapmaktadır. [11]

4.  MERKEZ  BANKASI BAĞIMSIZLIĞI VE EKONOMİK POLİTİKA

Bağımsız merkez bankalarının gerekliliğini destekleyen ekonomik düşünce, oldukça uzun süren bir deneysel sürecin sonucunda gelişmiştir. [12] Özellikle Alman Merkez Bankası  Bundesbank ile Yeni Zelanda Merkez Bankası'nın başarılı politikaları, dünyadaki uygulamalar üzerinde bağımsızlık yönünde büyük etki yaratmıştır. Bu başarılı örnekler, merkez bankasının bağımsızlığı arttıkça,enflasyon oranının düşeceği yönündeki görüşü destekleyen çalışmalar için önemli deneyimler olmuştur [13] Öte  yandan, özellikle gelişmekte olan ülkelerde, siyasal iktidarlar merkez bankalarını kendilerince uygun gördükleri kalkınma stratejilerini uygulamak için sınırsızca kullanmışlardır.

Merkez bankalarının bağımsızlığı ile makro  ekonomik performans arasındaki ilişki üzerine yapılmış çalışmaların öncülerinden biri olan Bade ve Parkin'in  çalışması [14] Bretton-Woods dönemi sonrası Almanya ve İsviçre'deki enflasyon ile merkez bankası bağımsızlığı ilişkisini araştırmaktadır. Bu konuda yapılmış çalışmaların en genişi ve bu konuda yapılmış birçok çalışmaya temel oluşturan incelemeyi Cukierman, Webb ve Neyapti 1992 yılında tamamlamıştır. [15] Önceki çalışmalara göre örneklemenin daha geniş olması (21 sanayileşmiş, 51 gelişmiş,  toplam 72 ülke), inceleme döneminin 1950'lere kadar geri gitmesi ve bilgi yelpazesinin gelişmişliği ile ön plana çıkan çalışmada merkez bankası bağımsızlığı ile makro ekonomik performans ilişkisi irdelenmiştir.

Yapılan teorik ve ampirik çalışmalar, daha fazla bağımsız merkez bankalarının daha düşük enflasyon düzeyleri ile ilişkili olduğu yönünde sonuçlara ulaşmaktadır. [16] Merkez bankasının bağımsız olduğu ülkelerde hükümete oranla daha sıkı para politikalarını tercih eden merkez bankaları, merkez bankasının bağımlı olduğu ülkelere oranla enflasyonu daha düşük düzeylere indirebilirler. [17] Bu durum, özellikle parasal hedeflere ilişkin olarak kamuoyuna taahhütte bulunan merkez bankaları için daha belirgindir. Yirmi ülke üzerine yapılan bir araştırmanın bulguları, merkez bankalarının taahhütte bulunduğu ülkelerde enflasyon oranının daha düşük gerçekleştiğini ortaya çıkarmaktadır. [18]

Gelişmiş ülkeler için merkez bankası bağımsızlığı ile enflasyon arasındaki ilişkiyi yansıtan bir başka çalışma, bu ilişkinin genellikle pozitif olduğunu ancak bu ilişkiye aykırı  düşen ülke örneklerinin de bulunduğunu gözlemlemektedir. [19] Örneğin, Almanya  ve İsviçre'de 1980'li yıllar boyunca ortalama enflasyon sırasıyla yüzde 4'ün ve yüzde 3,5'in altında kalırken, bu ülkelere göre nisbeten daha az bağımsız olan ABD'de yüzde 5'in biraz altında gerçekleşmiştir. Merkez bankaları daha az bağımsız olan İngiltere ve İtalya'da ise aynı sırayla yüzde 7 ve yüzde 11 olarak belirlenmiştir. Öte yandan, Belçika, Fas, Norveç gibi merkez bankaları düşük bağımsızlığa sahip ülkelerde düşük enflasyon, Nikaragua, Peru, Arjantin gibi merkez bankaları yüksek bağımsızlığa sahip ülkelerde yüksek enflasyon ile karşılaşabilmekteyiz. Bu durum, ileride de değinileceği üzere, farklı değişkenlerin de göz önünde bulundurulması gerektiğinin işareti sayılabilir. [20]

5. MERKEZ BANKASI BAĞIMSIZLIĞININ KRİTERLERİ VE YASAL BAĞIMSIZLIK

Çeşitli ülkelerdeki merkez bankası kanunlarının içerik, detay ve nitelik açısından farklılık göstermesi yanısıra, MB fonksiyonlarının zaman içerisinde çeşitlenmesi ve her ülkenin kendine özgü ekonomik koşullarının varlığı merkez bankası bağımsızlığına ilişkin genel bir "bağımsızlık endeksi"  oluşumunu zorlaştırmaktadır. Dolayısıyla bağımsızlık kavramının net olarak belirlenmiş bir çerçevesinden söz etmek oldukça güçtür.

Merkez bankasının bağımsızlığının ölçümünde yararlanılan temel kriterler aşağıda sıralanmaktadır:

·         Yasal Bağımsızlık

·         Başkanların Değişme Sıklığı

·         Başkanların Kişisel Özellikleri

·         Merkez Bankasının Amaçları

·         Merkez Bankası Faaliyetlerine Toplumsal Destek,

·         İçinde Bulunulan Ekonomik Ortam.

Bu kriterler içinde yasal bağımsızlık kriteri önemli  bir yere sahiptir. Ayrıntılarına girildiğinde, yasal bağımsızlığın, yasa yapıcıların ve siyasi gücün merkez bankasına ne şekilde ve hangi ölçüde bağımsızlık vermeyi istemiş olduğunun bir göstergesi olduğu görülebilir.

Merkez bankalarının yasalarındaki belirgin bağımsızlık faktörlerini başlıca dört grupta inceleyebiliriz. [21] İlk grupta merkez bankası başkanlarının atama veya işten el çektirmesinde yetkili olan makam, görevde kalış süresi ve belirlenme süreci ile merkez bankası başkanının siyasi karar mercii ve mekanizmalarında görev alma durumu dikkate alınır. İkinci grupta para politikasının belirlenmesinde etkin olan karar biriminin kim olduğu, hükümet ile çelişilen durumlarda kimin son kararı verdiği ve devlet bütçesinin  hazırlanmasında merkez bankasının katılım boyutu yer almaktadır. Üçüncü grup, merkez bankalarının kuruluş belgelerindeki ve uygulamada yapabileceklerinin sınırını çizen amaçları bulunmaktadır. Dördüncü ve son grupta ise merkez bankasının siyasi otoriteye kaynak aktarma yetkisinin varlığı ve boyutları ile bunların belirlenme sürecindeki ayrıntılar dikkate alınmaktadır.

Merkez bankasının yasal bağımsızlık durumunun belirlenmesinde kanunların, siyasi otorite ile merkez bankası ilişkilerinin sınırları hakkında tam bir belirlilik sağlayacak kadar açık olamaması, konuyla ilgili verilerin problemleri de içerebileceğini gösterir. Öte yandan, kanunların ortaya net sınırlar koyması durumunda dahi uygulamanın farklı olması halinde belirsizlik boyutunda bir artış görülecektir. Üstelik, merkez bankası fonksiyonları zaman içinde çeşitlenmekte ve her ülke kendine özgü ekonomik koşullara sahip olmaktadır. Bu nedenle, merkez bankası bağımsızlığı yasal açıdan olduğu kadar fiili açıdan da ele alınmalıdır. Çünkü fiili bağımsızlık yasal bağımsızlığı da kapsamaktadır. Merkez bankası başkanının ve üst düzey yöneticilerinin kişilikleri, gelenekler, içinde bulunulan toplunun özellikleri gibi politik, sosyolojik ve ekonomik unsurlar da bağımsızlık kavramının içinde değerlendirilmelidir. Bu nedenle sadece yasal bağımsızlık fiili bağımsızlığı sağlamanın garantisi değildir. Yasal bağımsızlığın etkinlik derecesi yasada yer alan kuralların uygulanabilirliğine bağlıdır. [22]

6. YASAL BAĞIMSIZLIK VE FİYAT İSTİKRARI: ULUSLARARASI

    GÖZLEMLER

Cukierman, Webb ve Neyaptı'nın, para politikasının oluşumunda ve yürütülmesinde fiyat istikrarının önemsenme derecesine göre (kısaca "muhafazakârlık) geniş kapsamlı olarak bir kriter listesi hazırlayarak merkez bankası yönetmeliklerini bu kriterlere göre değerlendirdiği daha önce belirtilmişti. Dört grupta toplanan bu kriterlerin kendi içinde toplam 16 alt kategoriye ayrılması sonucunda ortaya çıkan kriterler listesine göre yapılan ve uluslararası boyutları olan bir değerlendirme, aşağıdaki Tablo 1'de yer almaktadır.

Tablo 1: Hukuksal Açıdan Merkez Bankası Bağımsızlığı: Uluslararası Bir Karşılaştırma

Ülke

Kanunun YürürlükTarihi

Hukuksal Bağımsızlık Endeksi

1997 Enflasyonu
Türkiye 1970 0.46  
Türkiye 1991 0.50 85.7
Almanya 1950 öncesi 0.69 1.0
Ermenistan 1996 0.74 13.9
Belarus 1992 0.73 63.9
Çek Cumhuriyeti 1991 0.69 8.5
Estonya 1993 0.78 10.6
Gürcistan 1995 0.74  
Macaristan 1991 0.67 18.3
Kırgızistan 1992 0.52 25.5
Litvanya 1996 0.78 8.9
Moldova 1995 0.73 11.0
Moğolistan 1996 0.55 44.6
Slovakya 1992 0.62 6.1
Slovenya 1991 0.60 9.1
       
26 geçiş ülkesi

ortalaması

 

1991–96

 

0.47

 

71.3

1990'larda geçiş ülkelerindeki

ikinci kanun ortalaması

1995–96 0.58 12.4                                                         

KAYNAK: BERUMENT ve NEYAPTI, s. 4.

Tablo 1'de, ekonomik sistemlerini piyasa ekonomisi yönünde değiştirmeye çalışan bazı geçiş ülkeleri ile birlikte Türkiye ve Almanya merkez bankalarının hukuksal bağımsızlık endeksleri görülmektedir. Tablodan anlaşılacağı gibi, Ermenistan, Belarus, Estonya, Gürcistan, Litvanya, Moldova, geçiş ülkeleri arasında merkez bankalarını Bundesbank'tan bile daha fazla bağımsızlık kazanacak şekilde yeniden yapılandırmıştır. Geçiş ülkelerinin 12'sinin hukuksal bağımsızlık endeksi Türkiye'den daha fazladır. Türkiye'nin 1970 ve 1991'deki hukuksal bağımsızlık endeksi sırasıyla 0.46 ve 0.50'dir ve TCMB'nin hukuksal bağımsızlığında önemli bir artış gözlenmemektedir.

Geçiş ülkeleri olarak anılan ülkelerin üçte ikisi, ekonomik sistemlerini dönüştürmeye giriştikleri 1990'lı yılların başında % 100'lerin üzerinde bir enflasyonla karşı karşıya bulunmaktaydı. Bu ülkelerin 1997'de sahip oldukları enflasyon düzeyleri % 15'in altındadır. Aralarında Slovakya, Çek Cumhuriyeti, Litvanya ve Slovenya'nın yer aldığı dört ülke ise enflasyonlarını % 10'un altına indirmeyi başarmışlardır. 1990'larda, yeniledikleri merkez bankası kanunlarını bir defa daha yenileyerek merkez bankalarını hukuksal açıdan daha da bağımsız kalan Ermenistan, Azerbaycan, Kazakistan, Litvanya, Moldova ve Moğolistan'ın bu çabaları 1997 enflasyonlarının ortalama % 12.4 düzeyine inmesini sağlamıştır.

7. TCMB KANUNLARININ YASAL BAĞIMSIZLIK ENDEKS

    DEĞERLERİ: 1970–1991

1980'lerden itibaren TCMB'nin daha fazla bağımsızlık kazanması için bir dizi önlem alınmıştır. Piyasa araçlarının para politikasını yönlendirmedeki ağırlığının artması, TCMB'nın siyasi otoriteye sağladığı kısa vadeli avansların sınırlanması ve 1997'de sıfırlanması, TCMB'nın istihdam politikasındaki değişiklikler gibi önemli gelişmeler yaşanmıştır. [23]

Aşağıdaki Tablo 2'de yer alan bağımsızlık endeksi verileri,Berument ve Neyaptı (2000) tarafından elde edilmiştir.Yazarlar TCMB’nin hukuksal altyapısında 1970 ve 1991 yıllarında meydana gelen değişikliklere göre bağımsızlık endeks değerlerini  oluşturmuş,bunu yaparken Cukierman.Webb ve Neyaptı(1992) tarafından oluşturulan kriterleri kullanmışlardır.

Tablo 2: TCMB Yasal Bağımsızlığı (1970–1991)

Kriterler                                                                          1970                    1991

1. Banka Yöneticisinin:

                         a. Görev Süresi                                    0.5                       0.5

                         b. Atayan Kurum                                0.75                     0.25

                         c. İşten Alma                                        0.83                     0.83

                         d. MB Başkanı Hükümette

                             Görev Alabilir mi?                           0                          1

2. Para Politikasının Oluşumu:

                         a. Para Pol. Kim Oluşturur                  0.33                     0.67

                         b. Anlaşmazlık Durumunda

                             Son Sözü Kim Söyler                      0.8                       0.8

                         c. Bütçe Oluşumunda MB Rolü        0                          0

3. Hedefler:     0.6                                                          0.4

4. Hükümete Borç Vermede Kısıtlamalar

                         a. Avanslar                                           0.33                     0.67

                         b. Tahvil Borçlanması                         0.67                     0.67

                         c. Borçlanma Şartları                           0.33                     0.33

                         d. Bankadan Borç Alabilecek Kurumlar                       0.33     0

                         e. Kredi Limitleri                                  0                          0

                         f. Kredi Vadesi                                     0.67                     0.67

                         g. Kredi Faizleri                                    0.25                     0.25

                         h. MB'nın Piyasada Hükümet

                             Tahvili Alım/Satım Serbestisi        0                          0

ENDEKS                                                                        0.46                     0.50

Dar Kapsamlı Endeks                                                  0.57                     0.67

Kaynak: BERUMENT ve NEYAPTI, s. 9–10

Yukarıdaki değişiklikler sonucunda TCMB bağımsızlık endeksi 0.46 düzeyinden 1991'de 0.50'ye yükselmiş ve daha fazla bağımsız hale gelmiştir. Ancak bu durumun anlamlı olup olmadığı üzerine yapılan bir çalışmada, oluşan farklılığın anlamlı bir düzeyde olmadığı ve merkez bankası konusundaki değişikliğin bağımsızlık endeksini istatistiki olarak anlamlı düzeyde etkilemediği kararına varılmaktadır. [24] Sadece merkez bankasının ana hedefini, politika oluşturma yöntemini ve anlaşmazlıkların çözümünü değerlendiren daha dar kapsamlı/alternatif  bir endeks önerisine [25] göre yapılan değerlendirmede de TCMB'nin bağımsızlık endeksi 1970/1980'lerde 0.57'den 1990'larda 0.67'ye yükselmiştir. Oysa 1990'lı yıllarda merkez bankası kanunlarını iki kez revize ederek daha fazla bağımsız kılmaya çalışan geçiş ülkeleri için aynı dar kapsamlı endeks ortalama 0.91'e ulaşmaktadır. TCMB'nin 1970 ve 1991 kanunları için yapılan test istatistiği de aynı şekilde anlamlı bir sonuç vermemiştir. [26]

Yukarıda ele alınan gelişmeler göstermektedir ki, merkez bankası bağımsızlığı açısından pozitif uygulama örneği oluşturan ülkeler fiyat istikrarı açısından önemli gelişmeler kaydetmiştir. Aynı şeyi Türkiye açısından söylemek oldukça güçtür, çünkü TCMB'nın hukuksal altyapısı bağımsızlık kazandırıcı yönde bir değişime uğramış olsa bile bu kayda değer ölçüde değildir. Dolayısıyla daha yüksek düzeyde bağımsızlık öngören merkez bankası kanunlarını benimseyen geçiş ülkelerinde fiyat istikrarı olumlu etkilenirken Türkiye'de kronik yüksek enflasyon devam etmiş ve son 15 yılda ortalama yüzde 60'lar seviyesinde bir trend izlemiştir.

SONUÇ

Ekonomik politikaların  başarılı sonuçlar vermesi için sağlıklı ekonomik düzenlerin üzerine yapılandırılmaları gerekmektedir. Herhangi bir makroiktisat teorisinin politika öngörü ve önerilerinin uygun olmayan bir hukuksal/kurumsal yapı içerisinde başarılı olma şansı oldukça düşüktür. Uygulanacak politikaların verimli olabilmesi için hukuksal platformda işlevsellikleri sürdürebilecekleri düzenlemelerin de yapılabilmesi gerekir. Birbirinin aynı karar alma yapıları, farklı nitelikte hukuksal düzenlemelerin yer aldığı sistemlerde farklı sonuçlar verebilir. Bu nedenle, hukuksal açıdan desteklenmemiş ekonomik politikalar istikrarsızlığın da temel kaynağıdır.

Türkiye'de enflasyonu düşürmek için uygulanan politikaların sistem yaklaşımı ile ele alınması gerekir. 1980'lerden bu yana, bütün dünyada enflasyon ile merkez bankası bağımsızlığı arasında ters yönlü ilişkiyi gösteren teorik ve ampirik çalışmalara paralel olarak merkez bankalarına daha fazla bağımsızlık verme yönünde bir eğilim görülmektedir. Oysa Türkiye'de, kronik enflasyon sorununun çözümü için uğraşılırken merkez bankasının hukuksal yapısında belirgin bir değişiklik gözlenmektedir. Ekonomik sistemlerini değiştirmeye çalışan geçiş ülkeleri, merkez bankası yasalarında gerekli yapıları kurmuş ve fiyat istikrarı sağlamada başarılı örnekler vermiştir. Halbuki Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası kanunu en son 1970'de belirgin bir değişikliğe uğramıştır. Bu nedenle para politikası oluşumunun hukuksal yönünün öncelikli olarak tamamlanması, bunun yanısıra diğer destekleyici kurumsal düzenlemelerin yapılması bağımsız bir merkez bankası oluşumu için kaçınılmaz olmaktadır.

KAYNAKLAR

ALESINA, Alberto                       :     "Central Bank Independence and Macroeconomic

SUMMERS, Lawrance H.                  Performance : Some Comparative Evidence", Journal of Money, Credit, and Banking, Vol. 25, No. 2, May, 1993.

ALPTÜRK, Nevzat                       :     Merkez Bankacılığı, Ankara, 1982.

BADE, R; PARKIN, M                 :     "Central Bank Laws and Monetary Policy", Department of Economics, Discussion Paper, University of Western Ontorio, 1987.

BERUMENT, Hakan                     :     "Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası Ne Kadar

NEYAPTI, Bilin                                   Bağımsız?", Yayımlanmamış Çalışma, 2000.

BÖHM, F; EUCKEN, W               :     The Ordo Manifesto of 1936, A. Peacock and H.

GROSSMANN-                                   Willgerodt (eds.), Germany's Social Market Economy:

DOERTH, H.                                        Origins and Evolution, London: Macmillan, 1989.

BUCHANAN, J.M.                       :     Liberty, Market and the State, Hertfordshire: Wheatshe of Harvester, 1986.

CASTELLO, M                              :     "Central Bank Independence", DEVELOPMENT, Vol:

SWİNBURNE, M.                               29, No: 1, March 1992.

CUKIERMAN, A.                         :     "Measuring the Independence of Central Banks and Its

WEBB, Steven B.                                Effect on Policy Outcomes",  The World Bank Economic

NEYAPTI, Bilin                                   Review, Vol: 6, No: 3, September, 1992.

CUKİERMAN, A.                         :     "Central Bank Indeendence and Monetary Control", The Economic Journal, Vol. 104, No: 427, November, 1994.

</