İ.Ü.Siyasal Bilgiler Fakültesi Dergisi

No: 23-24 (Ekim 2000-Mart 2001)

BİRİNCİ TÜRKİYE BÜYÜK MİLLET MECLİSİ’NDE II. GRUP’UN “MİLLETVEKİLİ SEÇİM YASASI”NIN DEĞİŞTİRİLMESİNE İLİŞKİN ÖNERGESİ VE MUSTAFA KEMAL PAŞA’NIN YURTTAŞLIK HAKLARI

Dr. Osman DEMİRBAŞ*

1.GİRİŞ

                Türk siyasal hayatının çok kritik bir döneminde önemli bir görev üstlenen ve üstlendiği bu görevi başarıyla yerine getiren Birinci  Türkiye Büyük Millet Meclisi, üyelerinin tamamının Müdafaa-i Hukuk hareketinden gelmesine karşın, homojen bir yapıya sahip değildir. Ancak sözkonusu bu yapı, Milli Mücadelenin hedefinde herhangi bir sapmaya yol açmamaktadır. Çünkü önce Müdafaa-i Hukuk Cemiyetlerinin ve daha sonra da Meclis’in birinci varlık nedeni Milli Mücadeleyi başarıya ulaştırmaktır. İlk Meclis’in üyeleri, sözkonusu hedefe varabilmek için özellikle siyasal fikirlerini ve daha önceki siyasal aidiyetlerini önemli ölçüde bir yana bırakarak her türlü ayrılığa karşı set çekmek istemişlerdir. Bu amaçla yapacakları yeminde bile, daha önce de Sivas Kongresi’nde olduğu gibi particiliğin reddedilmesi ifadesine yer verilmesi yönünde önergeler vermişlerdir.[1] Buna rağmen Meclis içinde grupların oluşmasına engel olunamamıştır.

                Mustafa Kemal Paşa, ilk gruplaşmaların, 1920 yılının ortalarında başladığını ve bu grupların amacının Meclis görüşmelerinde düzeni sağlamak ve oyların dağılmasını önlemek olduğunu, ancak tersine bir sonuç verdiğini belirtmektedir.[2] Bu nedenle güçlü bir grup kurmak suretiyle Meclis’ten istediğini elde etmeyi hedefleyen Mustafa Kemal Paşa, 10 Mayıs 1921 tarihinde daha sonra kısaca Birinci Grup olarak anılacak olan, Anadolu ve Rumeli Müdafaa-i Hukuk Grubu’nu kurmuştur.

                Grubun kurulmasına ilk tepki, çok sonraları kurulacak olan İkinci Grup’un  lideri konumundaki Erzurum mebusu Hüseyin Avni Bey’den gelmiştir. Hüseyin Avni Bey, kurulan grubun programının esas maddesinde Meclis’in tümünün birlik olduğunu, oysa şimdi bir grubun bunu sahiplenmesiyle, bu gruba dahil olmayanların sözkonusu amaca muhalif bir duruma düşürüldüğünü belirtmiştir.[3] Hüseyin Avni Bey’in daha Birinci Grup’un kuruluşunun hemen ertesinde başlattığı muhalefet, 1922 yılının Temmuz’unda İkinci Grup’un kurulmasına neden olmuştur. Aradaki bir yılı aşkın sürede de İkinci Grup mensupları örgütsüz bir şekilde muhalefetlerini sürdürmüşlerdir.[4]

II. İKİNCİ GRUP VE HAKİMİYET-İ MİLLİYE

                Birinci Türkiye Büyük Millet Meclisi’nde Mustafa Kemal Paşa’nın kurduğu Birinci Grup’a karşı muhalefet yapanlar, özellikle hakimiyet-i milliye ilkesini öne çıkarmış ve sık sık bu ilkeye bağlılıklarını dile getirmişlerdir. İkinci Grup, hakimiyet-i milliye ilkesinin tam olarak hayata geçirilmesini istemekte, kişi egemenliğine yol açacağını düşündüğü uygulamalara karşı çıkmaktadır. Ancak kişi egemenliği kurmakla suçlanan, Meclis’in başkanı ve dolayısıyla yürütmenin de başkanı olan Mustafa Kemal Paşa’dır. İkinci Grup’un, güçler birliğini benimseyen Meclis’in en yetkili organ olarak, her konuda Meclis’i egemen kılma çabası, yürütmeyi, dolayısıyla da yürütmenin başkanı sıfatıyla Mustafa Kemal Paşa’yı zaman zaman zor duruma düşürmektedir. Mustafa Kemal Paşa’nın tarafsız kalması yürütmenin içine düştüğü durumdan kurtulmasına yardımcı olamayacağı gibi, aksine daha da güç durumda kalmasına, hatta iş yapamaz hale gelmesine neden olabilecektir. Nitekim Mustafa Kemal Paşa, herhangi bir gruba katılmayıp tarafsız kalmasını isteyen Kazım Karabekir Paşa’ya verdiği cevapta, “İstanbul’daki Millet Meclisi niteliğinde bir meclisin başkanı değilim. Böyle de olsa bir partinin üyesi bulunmak doğaldır. Oysa, Büyük Millet Meclisi’nin yürütme yetkisi de bulunduğundan, bir bakıma, hükümet niteliğindeki bir meclisin başkanı bulunmaktayım”[5] diyerek bu noktanın önemine değinmiştir.

                İkinci Grup, yasama ve yürütme güçlerini Meclis’in kullanması yönünde hareket etmekle birlikte, aslında sözkonusu güçlerin ayrılmasını istemekte, dolayısıyla güçler ayrılığı ilkesini savunmaktadır. Bu düşüncesi zaman zaman basında İkinci Grup’un hakimiyet-i milliye yanlısı olmadığı şeklinde değerlendirilmiştir.[6]

                İkinci Grup’un muhalefeti olağan dönemler için anlaşılır bir muhalefettir. Güçler ayrılığını savunması, meclisin üzerinde herhangi bir gücün oluşmasını engellemek istemesi, ayrıca İttihat ve Terakki döneminin bilinen yöntemlerini çağrıştırabilecek uygulamalar ve sonunda yönetimin bir kaç kişinin eline geçmesi tehlikesi gibi konularda İkinci Grup gerçekten hassas davranmıştır. Ancak sözkonusu dönem aynı zamanda bir mücadele dönemidir ve şu anda milli hakimiyetin tecessüm ettiği meclis, kişi hakimiyeti kuracağından endişe edilen Mustafa Kemal Paşa’nın, kurulması için büyük çaba harcadığı organdır. O halde Mustafa Kemal Paşa’nın milli hakimiyete ve dolayısıyla Meclis’e karşı olması gibi bir durum sözkonusu olmadığı gibi, milli hakimiyet aleyhine olarak kişisel egemenlik peşinde koşması gibi bir durum da sözkonusu değildir. Nitekim Mustafa Kemal Paşa, başkomutanlık yasasının kabulü sırasında TBMM yetkilerinin geçici bile olsa bir kişiye devredilmesine “itiraf etmek lazımdır ki, bu yetki büyük bir yetkidir. Meclis’in yetkisidir ki bana veriyor. Böyle olmakla beraber, üç ay sonra elbette ya yenilersiniz veya yürürlükten kaldırırsınız. Böyle bir yetki vermek doğru değildir. Bunun için üç ay gibi kısa bir zaman ile sınırlayınız” diyerek  karşı çıkmıştır.[7]

 İkinci Grup Meclis’te liberal bir görüntü çizmiştir. Hemen her konuda Meclis’in bilgilendirilmesi, bazı gizli oturumların –örneğin Başkomutanlık Yasasının uzatılması konusunda olduğu gibi- açık yapılmasını istemesi, Meclis’ten yetki alınmadıkça hiç kimsenin kendini yetkili kılmaması ya da kılınmaması gibi bir takım  talepleri, İkinci Grup’un liberal muhalefetinin örnekleri arasındadır. Ancak İkinci Grup’un lideri Hüseyin Avni Bey’in “Meclis isterse padişahı da getirir” sözü, gerçekten de Meclis’in her şeyi yapmaya muktedir olduğuna ilişkin vurucu bir örnek oluşturmakla birlikte,[8] İkinci Grup’un hakimiyet-i milliye anlayışının nereye kadar uzandığını göstermesi bakımından ilgi çekicidir. Dolayısıyla İkinci Grup, basit bir çoğunluk anlayışı içinde Meclis’in alacağı her kararın, milli hakimiyetin bir sonucu imiş gibi kabul edilmesini önermektedir.

                İkinci Grup’un bu tarz muhalefeti aynı zamanda Mustafa Kemal Paşa’nın şahsına karşı da yönelmiş, dolayısıyla sözkonusu grubun muhalefetinin hakimiyet-i milliye prensibi doğrultusunda mı yoksa kişisel bir muhalefet mi olduğu noktasında tartışmalar hiç eksik olmamıştır.

III. İKİNCİ GRUP’UN SEÇİM YASASINDAKİ DEĞİŞİKLİK ÖNERGESİ

                2 Aralık 1922 günü, Erzurum mebusu Süleyman Necati Bey, Mersin mebusu Selahattin Bey ve Canik mebusu Emin Bey’in verdiği “Milletvekili Seçim Yasası”nın değiştirilmesi yönündeki önergeleri, Türkiye Büyük Millet Meclisi’nde sert tartışmalara yol açmıştır. Önerge üzerine söz alan Mustafa Kemal Paşa, sözkonusu değişiklik önergesinin ondördüncü maddesinin doğrudan kendisini hedef aldığını belirtmiştir.[9]

                Değiştirilmesi teklif edilen ondördüncü madde şöyledir: “Millet Meclisi’ne aza intihabolunabilmek için Türkiye’nin bugünkü hudutları dahilindeki mahaller ahalisinden olmak veya mebus intihabolunacağı daire-i intihabiye dahilinde mütemekkin bulunmak meşruttur. Muhacereten gelenlerden Türk ve Kürtler tarihi iskanlarından itibaren beş sene mürur etmiş ise intihabolunabilirler. Diğer bilumum anasırın Türkiye’de doğmuş evlatları bu haktan müstefid olurlar.”[10]

               

                Önergenin veriliş tarihi 25 Kasım 1922’dir. Bu tarih, Mustafa Kemal Paşa’nın yeni bir fırka kurma tasarılarının olduğu döneme rastlamaktadır. Ancak Mustafa Kemal Paşa, henüz bu tasarısını kamuoyuna açıklamamıştır. Yine bu dönem, Meclis’in yenilenme ihtiyacının hissedildiği dönemdir. Dolayısıyla böyle bir zamanda Mustafa Kemal Paşa’nın yurttaşlık haklarını elinden alarak, onun mebus seçilmesini önleyecek bir mahiyet arzeden böyle bir önergenin, Mustafa Kemal Paşa’nın şiddetli tepkisine yol açacağı kesindir.

 

1922 yılının başından beri Milli Mücadelenin başarıya ulaşmasından ve barışın sağlanmasından sonra yeni bir seçimin yapılacağı herkes tarafından bilinmektedir  ve  bu  konuyla  ilgili olarak  Doğu Cephesi Komutanı Kazım Karabekir Paşa, 18/19 Şubat 1922 tarihli telgrafla Mustafa Kemal Paşa’ya görüşlerini

bildirmektedir. Kazım Karabekir Paşa, telgrafında “Barışın sağlanmasından sonraki seçimlerde bir çok değerli kişiler yerine birtakım tutucuların toplanmasına karşı şimdiden alınacak önlemi en önemli bulurum” diyerek, bunun sağlanması için de Büyük Millet Meclisi’nin yanısıra bir de “Uzmanlar Meclisi” kurulmasını önermiştir.[11] Ancak Mustafa Kemal Paşa, 4 Mart 1922’de verdiği cevapta, yetkisini aynı kaynaktan alan iki meclisin varlığının ikilik oluşturabileceğini belirterek Kazım Karabekir’in bu düşüncesine karşı çıkmıştır.

               

 Mustafa Kemal Paşa’ya göre Meclis, Milli Mücadele başarıya ulaşana dek milletten yetki almıştı ve şimdi bu başarı sağlandığına göre Meclis’in kendini yenilemesi zorunluydu.[12] Ancak bu yenileme sırasında Kazım Karabekir’in de işaret ettiği tutucuların ve Mustafa Kemal Paşa’ya muhalif olabilecek isimlerin Meclis’e girmesini önleme gereği vardı. Oysa İkinci Grup’un seçim yasasındaki değişiklik önergesinin ondördüncü maddesinin kabulü, ilk başta Mustafa Kemal Paşa’nın seçilmesini önleyebilecek mahiyet taşıyordu. Bu nedenle Mustafa Kemal Paşa’nın sözkonusu maddeye karşı tepkisi çok sert olmuştur.

 “Milletvekili Seçim Yasası”nda değişiklik önergesi Meclis gündemine geldiğinde, sözkonusu önergenin amacının doğrudan kendi şahsına yönelik olduğunu ileri süren Mustafa Kemal Paşa söz almış ve değişiklik önergesini okuduktan sonra şöyle devam etmiştir: “Maalesef mahalli tevellüdüm bugünkü hudutlar haricinde kalmış bulunuyor. Saniyen herhangi bir dairei intihabiyenin beş sene mütemekkini dahi değilim. Mahalli tevellüdüm bugünkü hududu millimizin haricinde kalmıştır. Fakat bu böyle ise bunda benim katiyen bir kasıt ve kabahatim yoktur. Bunun sebebi, bütün memleketimizi, milletimizi mahv ve muzmahil etmek isteyen düşmanların harekatında muvaffak olmaktan kısmen menedilememiş olmasıdır. Eğer düşmanlar tamamen maksatlarına muvaffak olmuş olsalardı; Allah muhafaza etsin, buraya vazıülimza olan efendilerin dahi memleketleri hudut haricinde kalabilirdi.”[13]

Beş yıl bir yerde ikamet edememesinin nedeni olarak, çeşitli cephelerde yurt savunması ile görevli olmasını gösteren Mustafa Kemal Paşa, bu hizmetlerinden dolayı milletinin ve tüm İslam aleminin saygınlığını kazandığını, oysa şimdi Meclis’te iki üç kişi de olsa bazılarının, tıpkı düşmanlarının istediği gibi, milletine ve ülkesine hizmetten yoksun bırakmak için vatandaşlık hakkını elinden almaya çalıştıklarını belirterek, bu kişilerle, seçim bölgelerindeki halkın düşüncelerinin aynı olup olmadığını sormuş ve sözlerini şöyle tamamlamıştır: “…Beni vatandaşlık hukukundan ıskat etmek selahiyeti bu efendilere nereden verilmiştir? Bu kürsüden resmen Heyeti Aliyenize bu efendilerin daireleri intihabiyeleri halkına ve bütün millete soruyorum ve cevap istiyorum.”[14]

Mustafa Kemal Paşa’nın bu şiddetli tepkisi üzerine söz alan Erzurum mebusu Hüseyin Avni Bey, bu önergeden Mustafa Kemal Paşa’nın, vatandaşlık hakkını engelleyen bir anlam çıkarmasına şaşırdığını belirterek, “Türkiye milleti Paşa Hazretlerini kendilerinin timsali yaptıktan sonra, Paşa’nın vatanı her yer ve herkesin kalbidir. Fakat Paşa Hazretleri de bu kalplere hürmet etmelidir ki; rica ederim, Türkiye’de artık Arnavut mebus, Arap mebus bulunmayacaktır” demiştir.[15] Mustafa Kemal Paşa’nın sözkonusu maddenin açık olduğunu ve yoruma gerek olmadığını belirtmesine karşılık Hüseyin Avni Bey, Mustafa Kemal Paşa’nın bunun içersine dahil olmadığını ifade etmiş, ancak, “eğer Mustafa Kemal Paşa’yı Meclis feda ederse o da feda edilsin” diyerek bir önceki sözünü kendisi geçersiz kılmıştır. Dolayısıyla yasa teklifinin, Mustafa Kemal Paşa’nın da belirttiği gibi, kendisine ayrıcalık sağlayacak bir hükmü bulunmadığını Hüseyin Avni Bey de itiraf etmektedir. O halde Mustafa Kemal Paşa’nın bunun içersine girmediği şeklindeki sözün samimiyetinden kuşkulanılması kadar doğal bir şey yoktur. Ayrıca, Mustafa Kemal Paşa’nın şimdiye kadarki istikametinden sapma meydana gelirse, onu Meclis’ten atmayı kendisine görev addeden Hüseyin Avni Bey’in, riyakar olmadığını, insanların hata yapabileceğini ileri sürerek böyle bir olasılığı düşünmesi, en hafifinden Mustafa Kemal Paşa’yı şimdiye değin tanıyamamış ve hedeflerini anlayamamış olması olarak değerlendirilebilir.

Hüseyin Avni Bey’den sonra söz alan önerge sahiplerinden Erzurum mebusu Süleyman Necati Bey, önergenin amacını açıklayan bir konuşma yapmış ve Osmanlı İmparatorluğu’nda bir bütün halinde Türk milletinden sözedilemeyeceğini, bu yasa teklifi ile yabancıların elinde mahvolan Türklüğün kurtarılabileceğini ileri sürmüştür. Konuşmasında Mustafa Kemal Paşa’yı en önce takdir edenlerden biri olarak, onu düşünerek bu önergeyi hazırlamadıklarını dile getirmiş ve Mustafa Kemal Paşa’nın kendi nazarında çok arkadaşından ziyade mevkii olduğunu ifade etmiştir.[16] Ancak Süleyman Necati Bey, bundan kısa bir süre önce Başkomutanlık Yasası’nın uzatılması tartışmalarında “daha Mustafa Kemal Paşa meydanda yokken Hüseyin Avni vardı”[17] demek suretiyle nazarında kimin ne kadar mevkii olduğunu daha o zamandan belirtmişti.

Önerge sahiplerinden Canik mebusu Emin Bey de söz alarak, teklifi hazırlarken Mustafa Kemal Paşa’yı hatırlarına dahi getirmediklerini, sözkonusu maddeden de böyle bir anlam çıkarılamayacağını belirterek, “eğer biz muhalefette bulunduğumuzdan dolayı böyle bir şey hatıra geliyorsa ki, rica ederim, biz şimdiye kadar bu memleketin saadetini muhil hiçbir muhalefet göstermedik zannındayım” demiştir.[18]

IV. ÖNERGEYE KARŞI KAMUOYUNDA OLUŞAN TEPKİLER

                İkinci Grup’un “Milletvekili Seçim Yasası”nda değişiklik öneren teklifi basına da yansımış, 3 Aralık 1922 tarihli Hakimiyet-i Milliye’de Meclis’teki görüşme ve tartışmalar yer almıştır. İstanbul basını da sözkonusu oturumu 8 Aralık 1922’de ayrıntılı olarak aktarmıştır.

                Mustafa Kemal Paşa, önerge hakkında Meclis’teki konuşmasının sonunda, Meclis’e ve önergeyi veren mebusların seçim bölgelerindeki halka, kendisini yurttaşlık haklarından yoksun bırakma yetkisini, bu kişilerin nereden aldıklarını sormuş ve cevap istemişti.

 Meclis’teki tartışmalar kamuoyuna yansıyınca, Mustafa Kemal Paşa’nın çağrısına uyan bir çok kimse telgraf çekerek tepkilerini dile getirmiş ve kendisinin yanında olduklarını bildirmişlerdir. Mustafa Kemal Paşa, önemli bulduğu bu tepkilerden yalnızca birine, Rize’den çekilen telgrafa, Söylev’de yer vermiştir:[19]

“Üç mebus beyin, İntihap Kanunu hakkındaki takriri malumuna, livamız mensuplarının iştirak etmeyeceği kanaatiyle bir şey yazmaya lüzum görmemiştik. Şimdi mebus Osman Efendi’den aldığımız mektupta, kendisinin o takrirle alakadar ve muhalif gruba mensup olduğunu makamı iftiharla bildirmesi üzerine hususatı âtiyenin arzına mecburiyet hasıl olmuştur:

1-       (Takdirane ve samimi sözlerden sonra) Şahsınız ve muhterem kıymettar rüfekayi mesainiz aleyhinde, livamız namına söz söyleyen ve fikri muhalefet besleyen ve bizce hiçbir şahsiyet ve mevkii olmayan mebusu tel’in ederiz. O, livamızı temsil hakkını da haiz olamaz.

2-       Şu zamanda, vatansızların bile iştirak etmeyeceği fikri muhalefet ve mefsedeti bize tavsiye eden mebus efendinin fikrine iştirak edecek, livamızda bir fert dahi mevcut olmadığını maaşşükran ihtiramatı tazimkaranemize terfiden arz eyleriz efendim.

                                                                                                             İmzalar

                Anadolu’nun çeşitli yerlerinden Mustafa Kemal Paşa’ya çekilen telgraflar, 8 Aralık 1922 tarihli Hakimiyet-i Milliye’de ve 12 Aralık 1922 tarihli İkdam’da yer almıştır. Sivas heyet-i  merkeziyesi adına çekilen telgrafla, yine Sivas’tan Müftü, Ticaret Odası Reisi, Müdafaa-i Hukuk Cemiyeti Reisi ve Belediye Reisi tarafından çekilen telgrafta, sözkonusu önergenin kişisel siyasi ihtiraslardan kaynaklandığı, Mustafa Kemal Paşa’nın seçim bölgesinin tüm milletin kalbi olduğu belirtilmiştir.[20] Elaziz telgrafçıları da, Mustafa Kemal Paşa’nın ülkenin ve milletin kurtarıcısı olduğunu ve onun sayesinde yaşadıklarını ve işlerini yapabildiklerini belirtmişlerdir.[21]

                Aynı gazeteler, Anadolu’dan çekilen telgraflarla aynı sütunda, Japonya’dan Mustafa Kemal Paşa’ya Japon gazeteleri adına gönderilen takdir mektubunu yayınlamak suretiyle, Mustafa Kemal Paşa’nın yurt dışında da çok iyi tanındığını ve Türkiye’nin kurtarıcısı olarak görüldüğünü anlatmak istemişlerdir.

                Gazetelerde, Mustafa Kemal Paşa’ya çekilen telgrafların yayınlanması, önergenin görüşüldüğü 3 Nisan 1923 günlü oturumda söz alan Hüseyin Avni Bey tarafından eleştirilmiştir. Hüseyin Avni Bey’in, sözkonusu telgrafların düzenlenişi ile ilgili şüpheleri olduğunu ima eden konuşması, İkinci Grup’tan Siverek mebusu Mustafa Lütfi Bey ve Erzincan mebusu Hüseyin Bey tarafından “sipariş” ve “ısmarlama” sözleri ile desteklenmiştir.[22]

                İkinci Grup’un Milletvekili Seçimi Yasası’ndaki değişiklik teklifi basında da tartışılmıştır. 13 Aralık 1922 tarihli İkdam’da yer alan “İntihabat Kanunu” adlı başyazıda, seçim yasasının tadil ve ıslahına ihtiyaç olduğu, ancak bu ihtiyacın bir maddenin değiştirilmesi ile giderilemeyeceği, dolayısıyla çok daha köklü değişikliklere gidilmesi gerektiği dile getirilmekte; iki dereceli seçimin kaldırılarak ikinci seçmenlerin ilgası ve mebusların doğrudan seçilmesi ve tüm siyasal düşüncelere temsil hakkının sağlanması gerektiği belirtilmektedir. Böylece seçim yasasının daha demokratik olacağı savunulmakta ve söz Mustafa Kemal Paşa’nın yeni kuracağı partiye getirilerek, bu partinin yukarıda belirtilen ilkeleri gerçekleştirmeye çalışacağı ifade edilmektedir.[23]

                İki dereceli seçimin kaldırılması konusu önergede de olmakla birlikte, önerge sahipleri, toplumun henüz tek dereceli seçim sistemine geçişe hazır olmadığı gerekçesiyle bir süre daha iki dereceli sistemin uygulanmasından yana tavır almışlardır.[24]

                Aynı tarihli Tanin’de yer alan “Bir Kanun Layihası Münasebetiyle” adlı başyazıda da bu konuya değinilmiş ve özet olarak yasaların zamana ve ihtiyaca göre değişebileceği belirtilmiş, ancak “en güzel kanunlar yalnız ihtiyaçları en iyi kavrayabilenler değil, aynı zamanda en müsait fırsat yakalayarak saha-i tatbike çıkabilenler olduğunu meşrutiyetin şu ondört senesi kafi derece ispat edebilmiştir sanırız” diyerek, sözkonusu değişikliğin zamanlamasının da önemine vurgu yapılmıştır. Ayrıca, böylesine önemli bir konuda çıkarılacak yasanın uzun ömürlü olması isteniyorsa, bunun daha önceden bilim çevrelerinde ve basında tartışılması gerektiği dile getirilmiştir.[25]  

               

V. SONUÇ

               

                İkinci Grup, Birinci Türkiye Büyük Millet Meclisi’nde hakimiyet-i milliye fikri doğrultusunda muhalefet yaptığını, saltanata olduğu kadar, kişi egemenliğine de karşı olduğunu ileri sürmüştür. Dolayısıyla İkinci Grup’un muhalefeti bir anlamda Mustafa Kemal Paşa’ya yönelmiş durumdadır. Meclis’te her konuda alınan kararda İkinci Grup’un aynı muhalif tavrı sürdürmesi, Mustafa Kemal Paşa’da bu grubun samimiyeti konusunda kuşkulara neden olmuştur. O yüzden İkinci Grup tarafından Milletvekilliği Seçim Yasası’nda değişiklik önergesi verildiği zaman Mustafa Kemal Paşa, bu önergenin ondördüncü maddesinin doğrudan kendisini hedef aldığını düşünmüştür. Nitekim önerge sahiplerinden Canik mebusu Emin Bey’in muhalefette olduklarından dolayı mı böyle anlaşıdıklarını sorması, İkinci Grup’un muhalefetinin nasıl algılandığının kendileri tarafından da hissedildiğini göstermektedir.

                Gerek önerge sahiplerinin ve gerekse Hüseyin Avni Bey’in, tartışma konusu olan maddenin Mustafa Kemal Paşa’yı hedef almadığını belirtmesine karşın, şimdiye değin yapmış oldukları muhalefet ve Hüseyin Avni Bey’in Mustafa Kemal Paşa için her anlama gelebilecek olan “Meclis isterse Mustafa Kemal Paşa da feda edilsin” şeklindeki sözleri, İkinci Grup’un samimiyeti konusunda haklı kuşkulara yol açmaktadır.

Tartışma yaratan maddenin gerekçesi önergede “Türkiye’nin artık hayat, menfaat, fikir ve emelde müşterek bir millet vatanı olması ve bunu temine çalışmanın en mukaddes vazaifi milliyemizden bulunması dolayısıyla memleketimizi rasgelen kozmopolit tufeylatın istilasına maruz bırakmamak lüzumu katiyetle derpiş edilmiş ve bu ciheti teminen bir maddei mahsusa ilave kılınmıştır” şeklinde ifade edilmiştir.[26] Ayrıca önerge sahipleri Türkiye’de artık Arap mebus, Arnavut mebus görmek istemediklerini, Türkiye sınırları içinde bir vatandaşlık tesis etme zorunluluğundan sözetmişlerdir. Ancak seçim yasasında bu şekilde yapılacak bir değişiklikle yeni bir yurttaşlık hukukunun oluşturulamayacağı açıktır. Bunun için daha kapsamlı değişikliklere ihtiyaç vardır. Bundan başka yeni bir yurttaşlık hukukunun oluşturulması için zamanın ne kadar elverişli olduğu da ayrıca bir tartışma konusudur.

İkinci Grup’un tartışmalara neden olan “Milletvekili Seçim Yasası”ndaki değişiklik önergesi, son ciddi girişimi olarak değerlendirilebilir. Çünkü bundan kısa bir süre sonra Meclis’in yenilenmesi yönündeki karar İkinci Grup’un da katılımıyla çıkmış, yapılan seçimler sonucunda Mustafa Kemal Paşa’ya karşı sert bir muhalefet yürüten İkinci Grup üyelerinden hiç biri İkinci Meclis’te yer almamıştır.



* İstanbul Üniversitesi, Siyasal Bilgiler Fakültesi, Atatürk İlkeleri ve İnkılâp Tarihi Okutmanı.

[1] Tarık Zafer Tunaya, “Türkiye Büyük Millet Meclisi Hükümeti’nin Kuruluşu ve Siyasi Karakteri,” İ.Ü.H.F. Mecmuası, Cilt XXIII, Sayı 3-4, 1958, s. 237.

[2] Mustafa Kemal Atatürk, Söylev(Nutuk), Cilt II, Ankara: TDK yay., 1978, s. 436.

[3] TBMM Zabıt Ceridesi, Cilt 10, Ankara: TBMM Matbaası, 1958, s. 297.

[4] Ahmet Demirel, Birinci Meclis’te Muhalefet, 2.b. İstanbul: İletişim yay., 1995, s. 229.

[5] Söylev, Cilt II, s. 441.

[6] İleri, 23 Nisan 1923. Aktaran: Demirel, s. 557.

[7] Demirel, s. 262.

[8] Demirel, s. 499.

[9] Önergede sözkonusu maddenin onbeşinci madde olduğu görülmektedir. TBMM Zabıt Ceridesi, Cilt 28, s. 324.

[10] Hakimiyet-i Milliye, 3 Aralık 1922.

[11] Söylev, Cilt II, s. 469.

[12] İsmail Arar, Atatürk’ün İzmit Basın Toplantısı (16/17 Ocak 1923). İstanbul:Burçak yay.,1969, s.58.

[13]TBMM Zabıt Ceridesi, Cilt 25, s.159-160.

[14] TBMM Zabıt Ceridesi, Cilt 25, s. 160.

[15] TBMM Zabıt Ceridesi, Cilt 25, s. 160.

[16] TBMM Zabıt Ceridesi, Cilt 25, s. 162.

[17] Demirel, s. 272.

[18]TBMM Zabıt Ceridesi, Cilt 25, s. 163.

[19] Mustafa Kemal Atatürk, Nutuk, Cilt II, 14.b., İstanbul: TDTE yay., 1982, s. 727. 

[20] Hakimiyet-i Milliye, 8 Aralık 1922.

[21] İkdam, 12 Aralık 1922.

[22] TBMM Zabıt Ceridesi, Cilt 28, s. 328.

[23] İkdam, 13 Aralık 1922

[24] TBMM Zabıt Ceridesi, Cilt 28, s. 322.

[25] Tanin, 13 Aralık 1922.

[26] TBMM Zabıt Ceridesi, Cilt 28, s. 322.