İ.Ü.Siyasal Bilgiler Fakültesi Dergisi

No: 23-24 (Ekim 2000-Mart 2001)

İKTİSADİ DÜŞÜNCE TARİHİNDE GİRİŞİMCİLİK

KAVRAMI ÜZERİNE NOTLAR

Prof.Dr.A.Dinç ALADA*

                Üretim araçlarının özel mülkiyete konu olduğu kapitalizm ya da iktisadi özgürlük sisteminde mülk sahipleri belli başlı üç işlevi yerine getirmektedirler: a) mali sermayenin  devreye sokulması; b) üretim araçlarının istihdamı ve koordinasyonu, firmanın yönetimi ve işletilmesi; c) yatırımlarla ilgili stratejik kararların alınması. Sermaye piyasaları gibi kurumların varlığı sayesinde mali sermaye sunumu ile  diğer işlevler tamamen birbirinden ayrılabilmiştir. Girdilerin temin edilmesi ve rutin işletme işlevleri ücretli çalışanlara devredilebilirken, yatırım yapma ya da yapmama, yeni bir piyasaya girme gibi nihai kararlar ise hiçbir şekilde üretim araçları mülk sahiplerinden başkasına bırakılmamıştır. Karar verme pozisyonu ile işadamının üstlendiği işleve girişimcilik adı verilmektedir[1].

                Girişimciliğin kapitalist sistem içindeki bu nihai öneme sahip rolü gözönüne alındığında iktisatçının dikkatinin bu nokta üzerinde yoğunlaşması beklenir. Nitekim ilk kez Cantillon, işadamının, emeği üretim sürecinde istihdam etme, mali sermaye tedarik etme işlevleri ile bilinmeyen gelecek karşısındaki karar alma pozisyonunu ayrı değerlendirebilmiştir. Cantillon’a göre tüccar gündelik piyasada çiftçiden “belli bir fiyat üzerinden [mallar] satın alıp belirsiz fiyattan”[2] şehirde satabilir. Tüccarı bu girişime motive eden, faaliyeti karşılığında elde etmeyi umduğu kârıdır. Bu kâr, “tüketim malları fiyatlarının şehirdeki dalgalanmalarının önceden belli olmaması nedeniyle belirsizdir”[3].Geleceğin bugünden tam olarak bilinmeyişi nedeniyle geliri risk içeren aktörü büyük bir titizlikle mercek altına alan Cantillon, girişimciliğin risk alma ya da risk üstlenme vasfını öne çıkarmaktaydı. 18.yüzyılın son çeyreğinden gelen bu yaklaşım, Condillac, Smith, Turgot dışarıda tutulursa çok fazla taraftar bulamamıştır. 19.yüzyılda J.B. Say, sermaye sunumunda bulunan kapitalist ile yönetim, işletmecilik, denetim, karar alma gibi girişimcilik-idarecilik işlevlerini birbirinden ayırmakla[4] kalmıyor, girişimciliğin kazancı olan kârın, “üretimin iyi ya da kötü şanslarının peşinen kabul edilerek”[5] ortaya çıktığını ileri sürüyordu. 1.cildi 1826, 2.cildi ise 1850 yılında yayınlanan von Thünen’in Der Isolierte Staat adlı eseri de girişimciliğin vasıflarını öne çıkarması bakımından bir köşe taşı olarak değerlendirilebilir. Thünen’e göre girişimcinin kazancı, (a) yatırılmış sermayenin bugünkü faizi;(b) işletmecilik ücreti; ve (c) kayıpların hesabedilebilir riskleri karşılığı olarak sigorta priminin, firmanın gayri safi kazancından çıkartılması ile elde edilir. Thünen’in “bakiye” getiri olarak tanımladığı girişimci kazancı, önceden hesabedilemeyen, dolayısıyla öngörülemeyen bir gelir kategorisidir[6].

                Thünen’i 20nci yüzyılda F.H.Knight, Risk, Uncertainty and Profit (1921) ile izleyecektir[7]. Yine 20.yüzyıl başında, 1912 yılında yayınlanan The Theory of Economic Development adlı eseri ile Schumpeter, girişimcilik kavramının iktisat teorisine katılmasına önemli katkılarda bulunmuştur.

18.yüzyıldan günümüze, karar verici rolü ile girişimciliği öne çıkaran Cantillon-Say-von Thünen- Knight- Schumpeter düşünsel evrim çizgisi, hakim iktisat konusundaki neoklasik iktisat içinde yaygın bir kabul görmemiştir. Neoklasik iktisadın, girişimciliği, üretim fonksiyonu içinde bir girdiye, üretim-faktörüne indirgemesi, piyasada aktörlerin tam bilgiye sahip olduklarını kabul etmesi, büyük ölçüde Ricardo ve takipçilerinin benimsedikleri yöntemin bir uzantısı olarak değerlendirilebilir. Nitekim Ricardo, yeni bir makineyi piyasaya getiren ilk kapitalistin ekstra bir getiri sağlayacağını ve bunun da yeni bir iktisadi gelişme süreci yaratacağını vurgulamış[8], ancak yenilik yaratma yeteneğinin bir kapitalisti diğerinden ayıran temel özellik olduğu düşüncesini ise hiç işlememiştir[9].  Bireylerin tamamen rasyonel davrandıkları, üstelik avantajlı olabilecekleri alanları tercih ederken tam bilgiye sahip olduklarının kabul edilmesi Ricardo’ya analitik soyutlama kolaylığı getirirken, bilgiye tam olarak sahip olmadığı için sürekli olarak araştıran, keşif yapan, zaman ve mekan sınırlarını bilerek davranışlarını buna göre ayarlayabilen bir tipolojiyi de sisteminden dışladı. Geriye sadece sermayesini kendi istediğine göre daha avantajlı olduğunu bildiği alanlara kaydıran[10], bu alanlara yapacağı yatırım neticesinde elde edeceği kazancın ya da kârın büyüklüğünü önceden bilen bir tipoloji kalmaktaydı[11]. Bu özelliklerin tüm kapitalistler için geçerli olduğu durumda, Ricardo kâr oranının tüm piyasalarda eşitlenme eğilimine yöneleceğini söylemekteydi[12]. Ricardo’nun iktisadi analizinden yararlanan düşünürlerin başında gelen Marx’ın Kapital’i dikkatle tetkik edildiğinde, girişimcilik, keşif, şüphe, yanılma, firma disiplini ve riskten kaçınma gibi kavramlara dair herhangi bir muhakemeye rastlanmaz. Marx’ın, von Thünen’in Der Isolierte Staat adlı eserini incelemiş olmasına rağmen, girişimcilik konusu hakkında sessiz kalışı nasıl açıklanacaktır?

                Ricardo, malların fiyatlarının temeli olduğunu düşündüğü emek değer teorisini kendi içinde tutarlı olarak ele alabilmek için kârın önceden bilinmeyeceği ön kabulünü yapmamak veya yatırım sürecinin içerdiği risk ve endişelerden uzak durmak için, bir zaman noktasından diğerine geçiş esnasında anahtar kavram olan insanların zihinleri içindeki beklenti psikolojisini elemiştir. Şöyle ki, şayet 1 işçi 1 yılda 100 kg buğday üretirse ve 100 m kumaş üretmek için de 1 işçinin 2 yıl çalışması gerekiyorsa, mübadele oranı ½ olmayabilir. Çünkü, 2 yıl bekleyecek olan girişimci, buğday girişimcisine göre 2 misli değil daha fazla kazanç elde etmek isteyebilir. İlk yıl yatırdığı sermayesine göre bir kâr beklese, 2nci yılın sonuna kadar satışların ne olacağını önceden bilmesi mümkün değildir. Demek ki gerçek hayatta nisbi fiyatlar sadece emek katsayılarına bakılarak tahmin edilemez. Ancak, ve ancak t1=t2 olduğu kabul edildiğinde yani bir zaman diliminden diğerine değişmenin olmadığı varsayımı emek katsayılarını nisbi fiyatlara eşitler[13]. Ancak böylesi bir kabulün iktisadi hayatta herhangi bir anlamı olacağını düşünülemez. Zira, girişimciliğin ilk vasıflarından  biri, bilinmeyen gelecek karşısında riskten korunmak, belirsizliklere cevap aramak, kısaca değişme ile mücadele ederek kârlılığı sürdürmektir.

                Emek değer teorisini benimseyen Ricardo’nun takipçilerinin, özellikle Marx’ın da aynı sorunla karşılaştığı ileri sürülebilir. Her ne kadar Marx değerlerin fiyatlara dönüşümü sorununu gündeme getirmiş, parasal dünya ile değerler dünyasının ayrılması ve bu geçişin sağlanması gerektiğini düşünmüş olsa da, dönüşüm sorununu salt mantıksal muhakeme ile çözmeye girişmesi, ne kullandığı tipolojilerin davranış kalıplarını zenginleştirilmesine yardımcı olmuş, ne de analiz çerçevesine yanlışlanabilir bir içerik katabilmiştir. Kapitalist kavramı, sınıfsal özelliğinin vurgusunu taşıyarak gerek Ricardo’da gerekse de Marx’da tartışılan boşluğu doldurmuştur. Ancak, kapitalist kavramı, emeği istihdam etme, sermaye biriktirme dışında başka herhangi bir işlevi kavramsallaştıramamaktadır.

                Jevons ise Theory of Political Economy’de geleceğe ve zamana iki ayrı cepheden yaklaşmıştı. İlk önce, faydanın sadece bugüne has olmadığını, bireyleri fayda ve kar maksimizasyonuna götüren, önemli özelliklerden birinin de onların ‘beklenen faydaları’ olduğunu öne sürmüştü. Emek-değer teorisinin, geleceğin belirsizliğini ve bilgisizliği gözardı ettiğini düşünerek, “herhangi bir eşyanın gelecekteki değeri üzerinde, kullanılan emeğin herhangi bir tesiri yoktur, kullanılmış ve yok olup gitmiştir... ticarette geçmiş geçmiştir ve bizler sürekli olarak her an yeni bir noktadan hareket eder, gelecekteki faydayı ve malların değerini [zihnimizde] tartarız...”[14] diye yazıyordu. Ancak, ikinci planda, bireylerin gelecekten bekledikleri faydaların, alternatif tercihlerin önceden bilindiği varsayımı üzerine kurulu fayda maksimizasyonu ilkesi ile mantıksal olarak tutarlı bir çerçevede ele alınması zorunluluğu, Jevons’ı, geleceğin ihtimal derecelerinin objektif olarak bilindiği varsayımına yöneltti.

                Jevons’ın Principles of Science’da tam bilgi varsayımını ve tesadüf faktörünü reddederek, bilinç ve tecrübenin “içinde bulunulan düşünme anı ile bir sonraki arasındaki kopmadan ortaya çıktığı”[15]nı ileri sürmesi, bilime farklı bir açıdan bakışın ilk nüvelerini gösteriyordu. Ancak, Theory of Political Economy’de iktisadı tekil bir zaman noktasına bilinçli olarak hapseden ve hedonistik bir çerçeveyi ısrarla izlemeye devam eden Jevons, girişimcilik faaliyetine iktisadi analizinde yer ayırmamıştır. Gerçekten de girişimciliğin vasıfları arasında önemli yeri olan belirsizlik ve risk ortamında bireyin geleceğe dönük karar alma endişesi, kararların sonunda yanılma ve belirsizlik karşısında cevap kanalları arama işlevi, Jevons’ın Theory of Political Economy’deki öncülleri ile üretilemezdi.

                L.Walras, W.S.Jevons’a 13 Temmuz 1878’de yazdığı mektupta, Theory of Political Economy’i değerlendirirken, iktisatta girişimcinin rolü konusunda büyük bir boşluk olduğunu, bu konunun eserde gereğince yer almadığına işaret etmekteydi. Walras, girişimcinin asli rolünün üretken değerleri talep ve arz etmek olduğunu ifade ederek girişimcinin müdahalesi olmadan ücretlerin, faizlerin ve rantların hiçbiri zaman belirlenemeyeceğini ileri sürüyordu[16]. Jevons ise Walras’a yazdığı cevabi mektupta girişimci hakkında yapılan değerlendirmelere katıldığını ve bu konudaki boşluğun giderilmesi gerektiğini söylüyordu[17]. Ancak Jevons, bu değerlendirmesine rağmen, 72 bölüm olarak düşündüğü Principles of Economics’de tek bir bölümü bile girişimcilik konusuna ayırmamıştır[18]. Ayrıca Jevons’un girişimciyi, risk ve belirsizlik göğüsleyebilen, yenilik ve keşif yapabilen karar verici boyutu ile değil, sermayeyi, beceriyi, emeği ve emeğin idaresini biraraya getiren ve bu vazifesi karşısında kâr getirisi elde eden bir birey olarak tanımladığı bilinmektedir[19].

                Jevons’ı izleyen Edgeworth, girişimciliği risk ve belirsizlikten bağımsız bir faaliyet olarak düşünüyordu[20]. Marshall’ın Principles of Economics’inde risk ve yenilik ayrımının yapılmış olmasına rağmen girişimcilik teorisinin mevcudiyetinden bahsetmek imkansızdır. Dolayısıyla, marjinalizmden neoklasik iktisada geçiş sürecinde Jevons-Walras ve Marshall geleneğinde girişimcilik teorisinin herhangi bir alanı bulunmazken, bu boyut kısmen Menger’den Schumpeter’e özellikle Mangoldt kanalı ile uzanan çizgide işlenmiştir.

                Neoklasik iktisat geleneği içinde girişimcilik, sadece üretim faktörlerini bir araya getirme fonksiyonu ve bireyin, geleceğin risklerine karşı korunma motifi ile sınırlı kalmıştır. Marshallian bir gelenek içinden yetişen ancak neoklasik iktisattan paradigmal bir kopuşun peşinde koşmuş olan J.M.Keynes bile girişimciyi firma ile bütünleştirerek, girişimcinin firma içinde karar alma rolünü üstlendiğini vurgulamamış, makroekonomik bir bakışaçısı ile iktisatçının ilgisini girişimciden toplulaştırılmış iktisadi kavramlara kaydırmıştı[21].

                Schumpeter’in Neoklasik iktisadın içinden, özellikle Walras’ın genel dengesinden hareketle girişimciliğin keşif ve yenilik yapma vasıflarını günışığına çıkarması sanılanın aksine neoklasik çizgi içinde benimsenmedi. Özellikle Schumpeter’in risk göğüsleme vasfının girişimciliği tanımlayacak yeterli bir özellik olmadığını, yenilik yapmayan işadamının girişimci sıfatını alamayacağını dikkatle vurgulaması, neoklasik iktisat içinde taraftar bulamadı. Neoklasik iktisadın, karar alan, beklentiler oluşturan, yanılgıya uğrayan, belirsizliklerle karşılaşan, zorlukları göğüslemeye çalışan insanı, düşünsel çerçevesi içine dahil edememesi, günümüz iktisat düşüncesini bir yol ayrımına getirmektedir. Bir yanda, girişimcilik teorisinin olamayacağı veya üretilemeyeceği düşüncesiyle, farklı toplumlarda, farklı dönemlerde ve değişen koşullarda girişimciliğin gelişmesi ya da gelişememesinin tarihsel, tümevarımsal[22] irdelemesini öne çıkaran akım güçlenmektedir. Öte yandan ise, tarihsel çalışmalara dikkat etmekle birlikte, teorik boşluğu, Cantillon –Say- von Thünen- Knight- Schumpeter düşünsel evrim çizgisini yeniden değerlendirerek doldurmaya çalışan yaklaşımlar da öne çıkmaktadır.



* İstanbul Üniversitesi, Siyasal Bilgiler Fakültesi, İktisat Bölümü Öğretim Üyesi.

[1] Bk., M.Blaug “Entrepreneurship Before and After Schumpeter”, Economic History and the History of Economics, içinde, New York: New York Univ. Press, 1987, s.219.

[2] R.Cantillon, Essai sur la Nature du Commerce en Général, Paris, 1952, s.29.

[3] Ibid.

[4] Bk., R.F.Hébert – A.N.Link, The Entrepreneur: Mainstream Views and Radical Critiques, New York: Praeger, 1982, s.33.

[5] J.B.Say, Traité d’Economie Politique, Paris: Calmann - Lévy, 1972, s.374.

[6] Bk., M.Blaug, op.cit., s.222.

[7] F.H.Knight’da girişimcilik vasfı üzerine bk., R.B.Emmett “The  Economist and the Entrepreneur: Modernist Impulses in Risk, Uncertainty and Profit”, History of Political Economy, 31:1, 1999, s.29-52.

[8] Bk., D.Ricardo, Des Principes de L’Economie Politique et de L’Impôt, Paris: Champs Flammarion, 1977, s.350.

[9] Bk., M.Blaug, op.cit., s.221.

[10] Bk., D.Ricardo, op.cit., s.77-78.

[11] Ricardo’nun J.B.Say ile mektuplaşmalarında da girişimcinin vasıfları ve rolü hakkında tek bir satır bile bulmak mümkün değildir [bk., R.F.Hébert-A.N.Link, op.cit., s.40].

[12] Bk., E. Halévy, The Growth of Philosophical Radicalism, 1952, London, s.326- 327.

[13] Bk., P.V. Mini, Philosophy and Economics: The Origins and Development of Economic Theory, Floride: Univ. of.Florida, 1974, s.92 vd.

[14] W.S.Jevons, The Theory of Political Economy, London: Macmillan, 1879, s.178.

[15] Bk., W.S.Jevons, The Principles of Science: A Treatise on Logic and Scientific Method, (1905),  London: Macmillan, s.4.

[16] Bk., W.S.Jevons, Papers and Correspondence of W.S.Jevons, C.IV, R.D.C. Black (der.), London: Macmillan, 1977a, s.260.

[17] Ibid., s.263.

[18] Bk., R.D.C.Black’ın notu, ibid, s. 263n. Bu arada Jevons, editörlüğünü yaptığı Wealth of Nations’a düştüğü bir şerhde girişimci sıfatının iktisatçının kavram dağarcığından çıkmasının üzücü olduğunu, iktisadın, plan yapan, iş örgütleyen, sanayii harekete geçirecek vasıtalar temin etme vasıflarını içeren bir kavrama ihtiyaç bulunduğunu ifade etmekteydi. “Kapitalist” kavramını yetersiz “teşebbüs sahibi” kavramını ise daha uygun bulduğunu ifade etmekteydi: [bk., W.S.Jevons, Papers and Correspondence of W.S.Jevons, C. VI, R.D.C. Black (der.), London: Macmillan, 1977b, s.67].

[19] Ibid.

[20] Bk., R.F.Hébert-A.N.Link, op.cit., s.55n.

[21] Ibid., s.56-57.

[22] Cf., M.Blaug “The Concept of Entrepreneurship in the History of Economics”, Not Only an Economist, içinde, Cheltenham-Vermont: EE, 1997, s.110.