|
|
 |
 |
"Babil" Farklı diller, benzer duygular... |
|
|
|
| "Paramparça Aşklar-Köpekler"
("Amores Perros") ve "21 Grams"la rüşdünü
ispatlayan Meksikalı yönetmen Alejandro González
Iñárritu, yeni filmi "Babil"de yine 'kader'
fikrinin ağırlık taşıdığı, farklı kıtalarda
geçse de kesişen insan öyküleri anlatıyor.
İncil'deki Babil Kulesi efsanesinden yola çıkan
filmin odağında insanlar arasındaki
iletişimsizlik var. |
|
|
|
|
İncil'de yer alan Babil Kulesi efsanesinin
yol açtığı insan sesleri kakofonisini esin
kaynağı olarak alan "Babil" filminde
gezegenimizin farklı köşelerinde gelişen,
bununla beraber kökenleri açısından birbiriyle
bağlantılı dört farklı öykü anlatılıyor.
Filmdeki olaylar dizisi, avcı tüfeğiyle atılan
tek bir kurşunla başlıyor. Fas'ta atılan o tek
kurşun zincirleme şekilde kişisel ve global
etkileşimlere yol açıyor. Meksikalı Meksikalı
yönetmen Alejandro González Iñárritu bu
filmden önce çektiği "Paramparça
Aşklar-Köpekler" ("Amores Perros") ve
"21 Grams"ta da kader ve karşılıklı
bağımlılık gibi temalara ağırlık vermişti.
"Babil"de de bu temaların ağırlığı
hissedilse de, filmin Iñárritu'nun önceki
filmlerinden farklı pek çok yönü var. Her şeyden
önce "Babil"in hikâyesi, "Paramparça
Aşklar-Köpekler" ve "21 Grams"a
kıyasla çok daha geniş kapsamlı duygusal,
entelektüel ve coğrafik bir habitata yayılmış
durumda...

Babil Kulesi'nden bugüne iletişim cehennemi...
"Babil" filminin odak noktasında, henüz ilk
on yılını tamamlamak üzere olduğumuz, ama
şimdiden önümüze çözmemiz gereken büyük
meseleler getiren 21. yüzyıl'da, belki de insan
aklını meşgul eden en önemli sorun var: İletişim
eksikliği... Film, en yeni ve en gelişmiş
teknolojileri kullandığımız bir dünyada global
düzeyde iletişimimiz giderek kolaylaşırken
insanların hâlâ kendilerini yapayalnız ve
diğerlerinden farklı hissetmesi arasındaki
rahatsız edici çelişkiyi, dingin bir anlatımla
gözler önüne seriyor.
Iñárritu,
filmin isminde de açıkça görüldüğü gibi, filmi
için İncil'de dünyanın yaratılışını anlatan ilk
bölüm olan Tekvin'deki Babil Kulesi efsanesinden
esinlenmiş. Akademisyenlerin, özellikle de dil
teorisyenlerinin üzerine çokça tartışma ürettiği
Babil Kulesi efsanesine göre, bütünleşme ve
kaynaşma yolunda hızla ilerleyen insanoğlu, daha
yüksek konumlara ulaşma özlemiyle dev bir kule
inşa etmeye kalkışır. Bu kule sayesinde evrene
açılıp cennete ulaşmayı hedeflemektedir.
İnsanların kendisine yaklaşmaya başlaması
karşısında Tanrı onların küstahlığı ve kibri
karşısında öfkelenir ve planlarını engellemeye
karar verir. Bunu da Babil kentindeki her insana
farklı bir lisan vererek yapar. Böylece
insanların birbiriyle konuşma yeteneğini derhal
yok etmiş olur. Artık birbiriyle iletişim
kuramayan insanlar kuleyi yapmaktan vazgeçerek
dünyanın çeşitli yerlerine dağılırlar.
Babil Kulesi efsanesi, çok uzun yıllardan beri,
insanoğlunun neden farklı kültürlere ve dillere
bölündüğünü açıklamak için kullanıldı. Ancak
yönetmen González Iñárritu'ya göre bu
öykü, aynı zamanda insanların yapay engeller ve
yanlış algılamalarla nasıl bölündüğünü acı
verici şekilde hatırlatan bir öyküdür. Yönetmen
filmi için bu ismi seçmesinin sebebini şu
sözlerle açıklıyor: "Tutkularıyla,
güzelliğiyle, problemleriyle insanlar arasındaki
iletişim kavramını tek sözcükle tanımlayan bir
isim bulmaya çalıştım. Aslında filmin ismi
senaryonun yazımından sonra belirlendi. Çok
farklı isimler üzerinde düşündüm ama İncil'deki
yaradılış öyküsünü düşününce film için çok iyi
bir metafor olabileceği duygusuna kapıldım.
Hepimizin kendine özgü farklı bir dili olsa da,
dünya üzerindeki her insanın aynı ruhsal
omurgayı paylaştığına inanıyorum."

Iñárritu, prodüksiyonun sınırlarını aşıyor...
Başta da dediğimiz gibi Yönetmenin bu
çalışmasını önceki iki filmi "Paramparça
Aşklar-Köpekler" ve "21 Grams"tan
ayıran önemli farklılıklar var. O filmlerinin
her ikisini de kendisinin yakından tanıdığı,
çekim koşulları ve set ortamını kontrol
edebildiği ülkelerde çeken Alejandro González
Iñárritu, "Babil"de her açıdan farklı
bir tarz geliştirmiş. Daha karmaşık duygusal ve
entelektüel yolculukla derinden ilgilenmekle
kalmayıp diğer kültürleri ve dünyayı algılama
biçimlerini keşfe çıkmış. Bunu yaparken de daha
karmaşık film prodüksiyonu tekniklerini
kullanmış. İdeolojik ve fiziksel anlam taşıyan
çok sayıda kültürel bakış açısının çatışması,
yönetmenin sadece kişisel perspektifini
değiştirmekle kalmayıp, kreatif süreç üzerinde
de dönüşümlere yol açmış. Yönetmenin filmin
yapımıyla ilgili görüşleri şöyle: "Açıkçası
'Babil'in yapımı başlı başına Babil
Kulesi'nin yapımı gibiydi. Bu prodüksiyonun
şimdiye kadar yaptıklarımdan tamamen farklı ve
özgün olduğunu söylemeliyim. Dört farklı kültürü
anlamaya çalışırken aslında dört farklı film
çekmiş olduk. Bunu yaparken o ülkelere dışarıdan
gelmiş bir yabancının bakış açısını kullanmamaya
özen gösterdik. Lojistik açıdan zorlu bir
süreçti ama en zor kısmı entelektüel ve duygusal
zorluklardı. 'Babil' sadece bir dışsal
yolculuk olmakla kalmayıp aynı zamanda içsel
yolculuğa dönüştü. Farklı ülkelerde çalıştığım
film ekiplerindeki herkes ?ki buna ben de
dahilim- belirli bir dönüşüm süreci yaşadı.
Kültürlere ve koşullara uygun olarak her öyküyü
tekrar tekrar yazmak zorunda kaldığım için
filmin kendisi de sürekli bir dönüşüm sürecinden
geçti."

"Nereye gidiyoruz" sorusunun peşinde...
González Iñárritu bir söyleşisinde,
"Babil" fikrinin her şeyden önce kendi
ülkesini terk etmiş ve süregelen bu durumu
kabullenmiş bir yönetmen olmasının sonucu
olduğunu söylüyor. Yönetmen "Babil"in
"Nereden geliyorum?" sorusuna cevap
vermediğini, aksine "Nereye gidiyorum?"
sorusunun cevabını arayan bir film olduğunu
ifade ediyor: "'Babel'i çekmeye
başlarken insanlar arasındaki farklılıkları konu
alan bir film yapma düşüncesinden yola
çıkmıştık. Bizleri ayıran fiziksel sınırları ve
dil engellerini anlatacaktık. Ancak süreç
ilerledikçe bizleri birleştiren sevgi ve acı
gibi kavramlar üzerine bir film yapmakta
olduğumuzun farkına vardım. Bir Japon ile bir
Fas'lıyı mutlu eden şeyler farklı farklı
olabiliyordu ama sonuçta tüm insanların yaşadığı
çaresizlik duygusu aynıydı. Bence 'Babil'in
çekimlerinin en güzel yanı, farklılıkların yanı
sıra ortak duyguların da altını çizen bir öze
sahip olmasıydı." İnsanları birbirinden
ayıran sınırları, kültürleri, çatışma ve
tartışmaları anlatan bir film yapan González
Iñárritu ve ekibi, filmle ilgili çalışmayı
çok farklı yaşam biçimleri, kişilik yapıları ve
lehçelerin bulunduğu set ortamlarında yapmak
zorunda kalmışlar ve kaçınılmaz olarak filmin
ele aldığı sorunlara benzer sorunlar yaşamışlar.
Ama bu durum, filmle, filmin yapım süreci
arasında müthiş bir duygu birlikteliği olmasını
da sağlamış. González Iñárritu bu konuda
şunları söylüyor: "Filmin odak noktasında yer
alan problemlerin benzerini prodüksiyon
sürecinde biz de yaşadık. İletişim hiç de kolay
değildi. Bu film dünyanın farklı bölgelerindeki
yüzlerce insan tarafından yaratıldı. Örneğin
Fas'taki sette insanlar Arapça, Berberice,
Fransızca, İngilizce, İtalyanca ve İspanyolca
konuşuyordu. Hatta aynı kentte yaşadığı halde
farklı dil konuşan aktörlerimiz bile olduğu için
herkesi aynı noktada birleştirme zorluğu
yaşadık."
Yönetmenin ana
hedeflerinden birisi de, filmde portresi çizilen
kentlerde doğup büyümüş karakterlerin öykülerini
anlatırken bir 'yabancı'nın bakış açısını
kullanmaktan özenle kaçınmak oldu. Bunu başarmak
için Iñárritu "gözlemle ve absorbe et"
şeklinde tanımladığı bir süreç izlemiş. Yerel
halkın gündelik alışkanlık ve geleneklerini
dikkatle gözlemlemesinin yanı sıra profesyonel
olmayan yabancı oyuncularla çalışmayı tercih
etmiş. Bu da en ince kültürel detayları bile
kavrayabilmesini sağlamış. Yönetmen, hayatında
ilk kez kamera karşısına geçen amatör aktörlerin
belirli dramatik durumlar karşısında her ülke
için farklı anlamlar taşıyabilecek kendi
tepkilerini geliştirmesine izin vermiş. Amatör
oyuncuların büyük bölümünün daha önce film
kamerası bile görmemiş olduğunu düşününce, bunun
ne kadar hayati bir karar olduğunu anlamak zor
değil.

Bizi birleştiren duygular üzerine bir film
Filmde kullanılan son derece etkileyici öyküleme
araçları, Hollywood yapımı filmlerdeki yabancı
karakterleri çevreleyen duvarların yıkılmasına
da yardımcı olmuş. Yönetmen için "Babil"in
yapımının en kritik noktalarından birisi, her
öyküdeki kültürel çevreyi dürüst şekilde
sergilerken o öykünün odak noktasındaki çarpıcı
ve inkâr edilemez ortak hümanist değerleri
ortaya çıkartmak olmuş. Iñárritu bu
konudaki düşüncesini şu sözlerle ifade ediyor:
"Dünya üzerinde fiziksel sınırlar vardır ama
gerçek sınırlamaların kendi iç dünyamızda,
düşünce bazında olduğuna inanıyorum. Birer insan
olarak bizleri mutlu eden şeylerin toplumsal
yapıya göre değişkenlik gösterdiğini; buna
karşılık bizi çaresiz ve savunmasız bırakan
olayların kültür, ırk, dil, finansal durum
gözetmeksizin hepimiz için aynı olduğunu fark
ettim. Bence insanlığın en büyük trajedisi her
insanın yaşamına ve ölümüne anlam katan sevme ve
sevilme duygusuna ulaşma kapasitesinin
eksikliğidir. Buna uygun olarak 'Babil',
bizleri ayıran duygular üzerine değil,
birleştiren duygular üzerine bir film oldu."
Yönetmen Iñárritu, son olarak, dünyanın
çeşitli ülkelerindeki insanlar arasındaki
iletişimsizliğin ve sınırların aşılmasında
sanatçıların büyük önemi olduğunun altını
çizerek, filmde kullanılan dilde sanatın ve
sanatçının bu işlevinin vurgulandığını öne
sürüyor: "Dünya üzerindeki dillerin farklı
farklı olması yüzünden yanlış fikirlere
saplandığımıza; kafamızın karıştığına
inanıyorum. Sadece konuştuğu dil farklı diye
insanları 'öteki' gibi gördüğümüz için hepimiz
daha kuşkucu hale geliyoruz. Dil engelinin
aşılmasında görüntüler ile müzikten daha
mükemmel bir aracın var olmadığına inanıyorum.
Görüntülerin tercümeye ihtiyacı yoktur, çünkü
evrensel insan duygularını tetiklerler. Bu
açıdan bakınca filmin, uluslararası dil kabul
edilen Esperanto diline yakın olduğunu
söyleyebiliriz."
Iñárritu'nun
önemli meselelere odaklanan ve ele aldığı
meselelere uygun bir yapım mantığı benimseyen bu
etkileyici filmini kaçırmayın...


 |
|
www.sinema.com
sitesinden alınmıştır |
|
|
|
|