|
Fatih AYDOĞDU
Onu hep üniformalı resimlerle gördük, tanıdık. Ama Atatürk giderek sivilleşti. Herkes tarafından bilinen fotoğrafları haricinde, hayli değişik görüntüleriyle karşımıza çıkmaya başladı. Atatürk'ü denizde, gemi güvertesinde, çocuklarla gördük. Sanki birisi onu asker üniformasından çıkartıp, yeniden asıl geldiği yere, halkının arasına yerleştirdi. Ayrıca bu fotoğraflara sadece resmi yerlerde ve kurumlarda değil, spor karşılaşmalarında, takvim yapraklarında ve internette de rastlar olduk. Ancak bu sefer başka bir sorun doğdu. Herkesin her yerde, her vesile ile kullanmaya başladığı bu fotoğraflar, içeriğinden, mekânından ve anlamından koptu...
Onu hep üniformalı resimlerle gördük, tanıdık. Ama Atatürk giderek sivilleşti. Herkes tarafından bilinen fotoğrafları haricinde, hayli değişik görüntüleriyle karşımıza çıkmaya başladı. Atatürk'ü denizde, gemi güvertesinde, çocuklarla gördük. Sanki birisi onu asker üniformasından çıkartıp, yeniden asıl geldiği yere, halkının arasına yerleştirdi. Ayrıca bu fotoğraflara sadece resmi yerlerde ve kurumlarda değil, spor karşılaşmalarında, takvim yapraklarında ve internette de rastlar olduk. Ancak bu sefer başka bir sorun doğdu. Herkesin her yerde, her vesile ile kullanmaya başladığı bu fotoğraflar, içeriğinden, mekânından ve anlamından koptu...
Can Dündar'ın hazırladığı "Mustafa Kemal Aramızda!" isimli kitap Atatürk fotoğraflarını, çekildiği yerin, günün ve hatta anın öyküsü ile anlatıyor. Doğan Kitap tarafından basılan, Can Dündar ve Ülkem Özge Sevgilier imzasını taşıyan bu "albüm-kitap", Cumhuriyetin 80. ve Atatürk'ün aramızdan ayrılışının 65. yıldönümü anısına çıkarıldı. 1918-1938 dönemine ait fotoğrafların yer aldığı bu kitap için Hürriyet gazetesinin arşivinden yararlanıldı.
Pek çoğu ilk kez gün ışığına çıkan Atatürk fotoğrafları sadece Cumhuriyetimizin kurucusuna ilişkin bilgileri yenilemekle kalmıyor, yakın tarihimize de önemli katkılarda bulunuyor.
Can Dündar bu kitap için şöyle diyor: "Bu araştırma giderek bir Atatürk albümü hazırlığından çıkıp, bir tür sivil tarih çalışmasına dönüştü. Elimizdeki fotoğrafları, çekildiği yerler ve çekildiği anda yaşananlarla bir araya getirince karşımıza bambaşka bir Atatürk portresi çıkıyor."
Deprem sonrası depremzedelere kitap yollayan bir kitapçıyı telgrafla kutlayan, kendini halktan uzak tutmamaları için korumalarını uyaran, bir ağacı kesilmekten kurtarmak için bir binanın yerini değiştiren, Nãzım Hikmet'in bir şiiri okunurken duygulanan, çay bahçesinde kendisine kral koltuğu hazırlanınca öfkelenen, poker masasında arkadaşlarını işleten bir Atatürk… İşte Atatürk'ü aramızda hissettiren birkaç fotoğraf ve anı.
Şapka giymek için neden Kastamonu'yu seçti?
Kastamonu, 26 Ağustos 1925:
"Ben Parti Genel Sekreteri idim. Doğu'daki ayaklanmalar bastırıldıktan sonra illerin ileri gelenlerinden sekizer, onar kişilik heyetler Ankara'ya geliyor, bağlılıklarını arz ediyorlardı. Bu heyetleri Gazi'ye ben takdim ediyordum. Fakat birkaç heyet gelip gittikten sonra Gazi usandı. Yeni heyetler gelince 'Benim adıma sen kabul et' der, önemlice gördüğü heyetleri de İsmet Paşa'ya götürmemi emrederdi. Hiç unutmam, ağustosun ilk günlerinde Kastamonu'dan bir heyet gelmişti. Adet yerini bulsun diye haber verdim. Gazi, hemen ilgilendi: 'Bu heyeti ben kabul edeceğim, yarın Çankaya'ya getir' dedi. Bu emre hayret etmekle beraber özel bir anlam da veremedim. Ertesi gün Gazi, heyeti kabul etti. Olağanüstü iltifatlarda bulundu. Bir saat kadar yanında tuttu. Kastamonu hakkında çeşitli sorular sordu. Heyeti uğurlarken, 'Davetinize teşekkür ederim, yakında Kastamonu'ya geleceğim. Hemşehrilerime selamlarımı söyleyiniz' dedi. Halbuki heyet Gazi'yi Kastamonu'ya davet etmemişti. Bu sözleri işitince hayretim büsbütün arttı. Koluma girerek beni salona götürdü. Çok neşeliydi:
- Çocuğum, Kastamonu'ya gidiyorum. Şapkayı orada giyeceğim, dedi. Epeyce zamandan beri zihninin 'şapka sorunu'yla meşgul olduğunu biliyordum. Birkaç arkadaşa, Beyoğlu'nda şapka giydirerek gezdirmiş, yapacağı yankıları incelemişti:
- Niçin Kastamonu'yu seçtiğimi bilmezsin. Dur, anlatayım. Bütün iller beni tanırlar. Ya üniformayla ya fesli, kalpaklı sivil elbiseyle görmüşlerdir. Yalnız Kastamonu'ya gidemedim. İlk önce nasıl görürlerse öyle alışırlar, yadırgamazlar. Üstelik bu il halkının hemen hepsi asker ocağından gelmişlerdir. Söz dinlerler, munistirler. Adları bağnaza çıkmışsa da anlayışlıdırlar. Bunun için şapkayı orada giyeceğim, dedi.
Saffet Arıkan Cevat Dursunoğlu, Halkçı gazetesi, 10 Kasım 1954
"İzmir'de olmazdı"
"Şapka giymek için neden Anadolu'nun en çok bağnaz görünen bir bölgesini seçtiğini sormuştum. Dedi ki:
- "O tarafa ilk defa gidiyorum. Halk o kadar beni görmek merakındaydı ki, başımda ne ile görse öyle kabul edecekti. İzmir tarafına gitseydim, yalnız şapkamı görürlerdi."
Falih Rıfkı Atay, Ulus gazetesi, 10 Kasım 1946
Köpeği, Ata'nın elini ısırınca…
"Foks Atatürk'ün son köpeğinin adıdır. Birkaç yıl, eski ve yeni köşkte rahmetli lideri eğlendirdi. İnce ruhlu insanlar gibi Atatürk de hayvanları severdi. Kurban kestirmezdi.
- Ömrümde bir tavuğun boğazlandığını görmemişimdir, derdi.
Atatürk, Foks'a o kadar yüz verdi ki, bir müddet sonra hemen hemen terbiyesini kaybetti. Bilardo oynarken masanın üstüne çıkar, bilyeleri yere yuvarlayıp oynar, Atatürk de bu şımarıklığa gülerdi. Ama gitgide şımarıklığı artırdı. Doğrusu biz de sinirlenmeye başlamıştık. Nihayet bir akşam geldiğimizde Atatürk'ün elini sarılı bulduk. Efendisini ısırmıştı. Köpeği alıp çiftliğe götürmüşler, kontrol altına almışlardı. Yakınları bir olarak ve sahibini ısıran köpekten artık hayır kalmadığına inandırarak öldürülmesi için Ata'dan izin alabilmişlerdi. Çiftlik müdürü Foks'un derisini doldurtup müze camekanına koymuştu. Bir gün Atatürk gezmeye gittiğinde müdür kendisini davet eder, derisi ot dolu, donuk gözlü köpeğini gösterir. Atatürk büyük bir gönül acısı ile başını çevirerek:
- Onu ben severdim. Böyle görmek istemem, kaldırınız onu… der. Yanılmıyorsam, ertesi gün Foks'u çiftliğin bir köşesine gömmüşlerdi."
Falih Rıfkı Atay, Çankaya, Bateş AŞ, 1984
"İyi ki çocuğum yokmuş!"
"Kararları ne denli kesin ve iradesi ne denli güçlüyse, duygusal yönü de o ölçüde zengindi. Milli Mücadele'den sonra, bir gece sofrada, çok sevdiği bir tayın ruam hastalığına yakalanışını anlattı. Veterinerler atın yanına yaklaşmasını yasaklamışlar ve öldürmek zorunda kalacaklarını söylemişler. Ama Atatürk öyle ısrar etmiş ki, eldiven giyerek tayı okşamasına izin verilmiş. Zavallı hayvanı okşarken gözyaşlarını tutamadığını söyleyen Gazi:
- İyi ki çocuğum yokmuş, dedi, bir evlat kaybetmek felaketine uğrasaydım, yüreğim üzüntüye dayanamazdı."
Asaf İlbay Niyazi Ahmet Banoğlu, Nükte ve Fıkralarıyla Atatürk, Aksoy Yayıncılık, 2000
Yalova, yaz ayları...
Şefik Soyer, Atatürk'ün Yalova'ya gelişlerinde konaklamak ve deniz hasretini gidermek için küçük bir konaklama ünitesi düşünür. Baltacı Çiftliği'nde düzayak dikdörtgen biçiminde, iki katlı küçük bir bina yapılır. Atatürk, bir gün, Baltacı Çiftliği'ni ve oradaki çiftlik yaşamını görmek için arkadaşlarıyla birlikte Yalova'ya gelir. Evin etrafında dolaşırken duvarlardan birinin hemen dibinde dikkati çekmeyen küçük bir çınar fidanı görür. Büyümekte olan bu çınarın, doğası çok rüzgarlı olan Yalova'nın esintili havasında, binanın terasına çarpa çarpa yaralandığını ve zedelendiğini fark eder. Ağaca olan sevgisi kendisini üzer ve konuyu yanındakilere sorar:
- Bu ağacı kurtarmak için ne yapalım acaba?
Arkadaşlarının bir kısmı ağacın yaralan yerini çuvalla sarmayı ve bağlamayı önerir. Birisi ağacı kesmeyi teklif eder. Atatürk, yanındakiler sanki hiç cevap vermemiş gibi, kendi sorusuna şu yanıtı verir:
- Bu binayı buradan çekelim ve ağacı kurtaralım.
Derhal mühendisler, mimarlar çağırılır ve yapılacak iş saptanır. Binanın uzantısına yeni bir temel hazırlanır ve eski bina, temellerinden açılarak açığa çıkartılır. Kısa aralıklarla alt tarafa borular döşenerek, bina bir caraskalla yavaş yavaş, samtin santim çekilir ve yeni temellerin üzerine oturtulur. Böylece bina ve ağaç arasında oldukça yeterli bir mesafe kazanılır ve ağaç kurtulmuş olur. Ancak bu çekme işi pek kolay olmamıştır. Bu iş için üç gün uğraşılır. Atatürk, bu üç gün boyunca binanın çekilme işlerine bizzat nezaret eder. Çalışmalar tamamlanıp bina yeterince çekildikten ve ağaç kurtarıldıktan sonra bir çocuk gibi sevinen Atatürk'ün dudaklarından şu sözler dökülür: "Oh, nihayet ağacı ıstıraptan kurtardık."
(Dündar Soyer, Cumhuriyet'le Adım Adım Olaylar, Anılar, Büke Yayınları, 2000)
Dünya basınında Ata'nın ölümünün yankıları
Nuri M. Çolakoğlu'nun hazırladığı, 'Kasım 1938 -Dünya Basınında Atatürk-' isimli kitap, Hürriyet Arşivi dizisinden yayınlandı. Cumhuriyetimizin kuruluşunun 80. yıldönümü ile büyük Atatürk'ün aramızdan ayrılışının 65. yıldönümü anısına basılan kitap, Atatürk ile ilgili karanlığa gömülmüş çok önemli değerlendirmeleri gün ışığına çıkarıyor.
Güney Amerika'dan Japonya'ya, Güney Afrika'dan Kanada'ya, Avustralya'dan Mısır'a kadar Avrupa ülkeleri ve Amerika dahil 43 ülkeden 117 gazetenin Atatürk hakkındaki yazılarını ve Atatürk'ün ölümü ile ilgili gazete kupürlerini içeren kitap, 285 parça makale, haber ve yorumdan oluşuyor.
***
Atatürk Türk kadınlarını özgür kıldı
Bu sabah saat yedi buçukta, sekiz hekim gözetiminde bulunan Türkiye'nin asker-kahramanı Cumhurbaşkanı Kemal Atatürk 58 yaşında hayata gözlerini yumdu.
…Hiçbir modern lider Atatürk'ün karşılaşmış olduğu fiziksel ve sosyal güçlüklerle karşılaşmamıştır. Fakat Atatürk kendi rızası ile bu güçlüklere karşı savaşmayı seçip, Türkiye'nin batık ve tükenmiş kalıntılarını önce kurtarıp sonra ülkeyi tekrar inşa etme işine girişti. Daily Mail, İngiltere, 11 Kasım
***
Atatürk 58 yaşında öldü Halk yas tutuyor
Modern Türkiye'nin yaratıcısı ve Cumhurbaşkanı Kemal Atatürk bugün 58 yaşında Dolmabahçe Sarayı'nda öldü. O, on üç savaş yarası ve birçok suikasttan sağ kurtulmuştu, ama siroza yenik düştü. The New York Times, ABD, 11 Kasım
***
Türkiye Cumhuriyeti Cumhurbaşkanı Mustafa Kemal Atatürk'ün ölümüyle, tarihin tanıdığı en dikkate değer insanlardan biri daha dünya sahnesinden çekilmiş oluyor. Türkiye'nin modernleşmesi insanlık tarihinin en çarpıcı sayfalarından biridir ve bu sayfayı yazan Atatürk'tü. Chicago Daily Tribune, ABD,11 Kasım
*** Modern Türkiye'nin Yaratıcısı Vefat Etti
Kemal Atatürk'ün ölümüyle birlikte tarihin en büyük adamlarından biri de yaşama veda etmiş oldu. Atatürk, iç çelişkilerinin sonucunda yıkılan Osmanlı İmparatorluğunun yerine yeni Türkiye'yi kurmuştu. Yeni Türkiye, "Boğaziçi'ndeki hasta adam" olarak anılan Osmanlı Devletinden, içişlerinde sağlam ve dış dünyanın ilgisini çeken bir ülkeye dönüşmesini yine Kemal Atatürk'e borçlu. Der Angriff, Almanya, 10 Kasım 1938
***
Mustafa Kemal Türklerin babası ve yeni Türkiye
Ölüm haberini aldığımız ve hiç şüphesiz zamanımızın en cesur reformcusu olan bu adam, millet bilincini verdiği bütün bir halkı derin bir gark ederek ve arkasında 14 milyon yetim bırakarak edebiyete intikal etti. L'indepedance Belge, Belçika, 11 Kasım
***
Kemal, Türkiye'nin babası
Türkiye Cumhuriyeti'nin Devlet Başkanı, hayatı boyunca mücadele ettiği gibi, aylarca ölümle mücadeleden sonra, dün vefat etti. Kathimerini, Yunanistan, 11 Kasım
***
Kemal Atatürk'ün ölümü Göz alıcı başarılarla dolu bir hayat Cape Times, Güney Afrika, 11 Kasım
|