|
Gazeteci Ragıp Duran, "Habercilik açısından BBC'nin CNN'e
üstünlüğü tartışılmaz. Doğru haberin simgesi BBC, hızlı haberin
simgesi CNN'dir. Ama her hızlı haber doğru değildir" diyor
Gazeteci olma kararını nasıl verdiniz?
Herkesin
gazeteci olma hikâyesi farklıdır. Hatırlıyorum, ben ilkokula gitmeden
önce okuma-yazma öğrenmiştim. Babam üniversite profesörü olduğu
için, evde kitap, dergi, gazete çok yoğun bir şekilde okunuyordu.
1967'lı yıllarda eve her gün üç gazete gelirdi. Dolayısıyla dört-beş
yaşlarında olsa gerek, ben 'okuma-yazma bilmediğim için' ilk başta
gazetelerin sadece resimlerine baktığımı hatırlıyorum. Kitap okuyan
bir ailenin çocuğu olduğum için, kitap da okuyordum. Ortaokul, lise
dönemlerinde, biraz da o yaşın verdiği hevesle gazetelere ilişkin
filmlerden, romanlardan etkilendiğimi hatırlıyorum. Çünkü, gazetecilik,
esas olarak da muhabirlik, memurluk gibi sabah saat 9.00'da başlayıp
akşam 5.00'da biten bir iş değil; 24 saat boyunca icra edilen bir
meslek olduğu için de belirli macera yönleri var. Mesela geceleyin
kalkıp habere gidiyorsunuz. Beni en fazla gazeteci olmaya iten,
Costa Gavras'ın 'Sıkıyönetim' adlı filmi oldu. Bu filmin önemli
kahramanlarından, oldukça kıdemli ve yaşlı bir muhabir, siyasî iktidara
karşı son derece ciddi ve mesafeli davranıyordu, onların çelişkilerini
ortaya koyuyordu. Bir muhabirin yapması gerekenler konusunda ilk
gazetecilik dersimi ondan aldım. Daha sonra üniversite yıllarında
siyasi bir grupta militanlık yaparken, o grubun çıkardığı yayın
organına önce tercümeler yaparak, sonra yazılar yazarak, 1972-73
yılları arasında gazetecilik mesleğine girdim.
'Türkiye'de gazeteci olmak çok zor'
"Cumhurbaşkanı veya başbakan ile görüşmek önemli bir şey
değil. Önemli olan, gazetecinin İstanbul'daki küçük bir semtle ilgili
küçük bir haberi yazması, oradaki olumsuzluğu dile getirmesidir."
Türkiye'de gazeteci olmayı değerlendirir misiniz?
Bugün Türkiye'de gazeteci olmak çok zor. Gerçek anlamda herhangi
bir tabu ve yasak olmadan gazetecilik yapmak nadiren mümkün: Çünkü
Türkiye'de, özgürlüğü meslekî anlamda kısıtlayan çeşitli yasalar
var. Bunun dışında ikinci engel, devleti saymak gerekir. Türkiye'de
başta Kürt meselesi olmak üzere, siyasî, İslâmî, Ermeni ve ordu
meselesi gibi birçok konu hâlâ tabu teşkil etmektedir. Tabu derken,
bunu, bu konularda yazı yazmak yasak anlamında söylemiyorum. Yazı
yazabilirsiniz; ama mevcut durumu onaylayıcı yazı ve haberler yazabilirsiniz.
"Kürtler teröristtir, siyasî İslâm gericidir, Türk ordusu demokrattır"
dediğiniz zaman hiç kimse size dokunmaz, aksine sizi yüceltirler.
Bu konularda resmî çizginin biraz dışına çıktığınız zaman, hemen
mahkemelere düşersiniz. Bu bakımdan Türkiye'de gazetecilik yapmak
çok zor. Bugünkü gazeteciler, mesleği, tamamen yerleşik düzeni onaylamaya,
meşru hâle getirmeye ve doğrulamaya yönelik yaptıkları sürece, hiç
kimse onlara dokunmuyor. Gazetecilik, yönetenleri rahatsız etmediği
sürece, gazetecilik değildir. Türkiye'de, toplumun taleplerine cevap
veren, biraz da yoksulların, orta gelirli insanların sorunlarına
çözüm arayan bir gazetecilik değil; tamamen devletin üst kademesinin
görüşlerini halka kabul ettirmeye çalışan, ayrıca da çoğu magazin
ağırlıklı bir gazetecilik yapılıyor. Onun için böyle bir ortamda
bulunmak, gerçek anlamda gazeteciliği savunan insanlar için çok
hoş bir şey değil.
'Gazetecilik para için yapılan bir meslek
değil'
Gazeteciliğin bireysel ve toplumsal tatmin alanları sizce nelerdir?
Türkiye'deki yapılış tarzıyla gazeteciliğin bireysel tatmini ne
yazık ki kişisel şan, şöhret ve bol para kazanma durumunda sağlanmaktadır.
Oysa gazetecilik para kazanmak için yapılan bir meslek değildir.
Normalde, gücü olmayan, haksızlığa uğrayan insanların hak sahibi
olmasına hizmet etmek, bireysel tatminde belirleyici yön olsa gerek.
Gazeteci, adının büyük harfle yazılması, resminin çıkması, sürekli
ekonominin veya devletin üst kademelerindeki kişilerle gezmesi,
benim açımdan her hâl ü kârda tatmin edici bir şey değildir. Ama
ne yazık ki Türkiye'de gazetecilik bu konumdadır.
Türkiye toplumundaki devletçi anlayıştan dolayı gazeteci, en yüksek
dereceli birinin haberini yaptığında ön plâna çıkartılıyor ve bu
hoş karşılanılıyor. Ama gerçekte cumhurbaşkanı veya başbakan ile
görüşmek önemli bir şey değil. Önemli olan, gazetecinin İstanbul'daki
küçük bir semtle ilgili küçük bir haberi yazması, oradaki olumsuzluğu
dile getirmesi ve toplumun refah, barış ve huzur içinde yaşamasına
hizmet etmesidir. Gazeteciliğin bireysel tatmin alanları bunlardır.
Toplumsal tatmin yönü ise o toplumun entelektüel, kültürel ve medyatik
düzeyi ile ilgilidir. Toplum nezdinde tanınan iyi bir gazeteci olmak
da bir toplumsal tatmin yönü olabilir. Kuşkusuz bir toplumda eleştiren,
muhalif, sorgulayıcı, o toplumun bilinmedik yönlerini aydınlatan
bir insan, bir fikir adamı olarak muhabir, köşe yazarı olmak da
tatmin veren şeylerdir. Ama en önemli tatmin yönü, kamu adına yoksulların
ve haksızlığa uğrayan insanların yanında olmaktır.
BBC'de hangi yıllarda çalıştınız?
Ben BBC'de çalışmaya önce Paris'te başladım. BBC'nin yabancı diller
bölümünde Türkçe yayın yapan servisin 1982-1983 Paris muhabirliğini
yaptım. Sonra Londra'ya, merkeze gittim. 1983-1987 yılları arasında
Londra'da 'Bush House'ta, yani yabancı dilde yayın yapan, bölümde
çalıştım. O zaman 36 dilde yayın yapılıyordu.
'Tarafsızlık diye bir şey yoktur, olamaz
da...'
"Gazetecilik, yönetenleri rahatsız etmediği sürece, gazetecilik
değildir. Türkiye'de gazetecilik, tamamen devletin üst kademesinin
görüşlerini halka kabul ettirmeye yönelik çalışıyor."
BBC'nin tamamen tarafsız yayın yaptığını söyleyebilir misiniz?
Bence tarafsızlık diye bir şey yoktur, olamaz. Çünkü her ağzımızı
açtığımızda, kalemi ya da kamerayı elimize her aldığımızda, çok
çeşitli tercihler arasında bir seçim yapıp, bir haberi yayımlıyoruz
veya yayımlamıyoruz. Çünkü gazetelerin sayfa sayısı belirli. Oysa
günde o kadar çok olay meydana geliyor ki. Her olayı, zamanında
gazeteye, radyoya televizyona yansıtmak mümkün değil. Kaçınılmaz
olarak radyo ve televizyonlar gerçeği değil, gerçeğin imajını verir.
Bu imajı verirken de bir tercih yapılmıştır. O imaj, belirli filtrelerden
geçtikten sonra yapılır.
Peki BBC'yi diğer büyük radyolarla kıyaslarsak...
BBC ile rekabet edebilecek güçte olan, VOA (Amerika'nın Sesi Radyosu),
Moskova Radyosu var. Bunlar, büyük devletlerin yayın organları olmaları
itibarıyla, hem eskiden, hem de bugün, direkt olarak Amerikan hükümetinin,
Sovyet hükümetinin ya da Rus hükümetinin görüşlerini yaymakla görevli
radyolar. Tabiî ki iyi radyolar; ama BBC'nin statüsünde ince bir
fark var. Her ne kadar BBC'nin başındaki kişi Bakanlar Kurulu tarafından
atanıyor olsa da; her ne kadar BBC esas gelirini radyo ve televizyon
kullanan insanların verdiği vergilerle yani halktan, kamudan temin
ediyorsa da, BBC'nin editöryal, yazı işleri, haber tercihi, haber
seçimi konusunda, olağanüstü bir özerkliği var. BBC'de, hükümetin
atadığı, genel yayın yönetmeni gibi bir numaralı sorumlular var.
Onun altında çalışan bütün gazeteciler, radyocular, televizyoncular,
tamamen meslek kriterlerine göre işlerini yapıyorlar.
BBC dış haberler yayınlarında bir ayrım yapıyor mu?
Örneğin Türkçe Yayın Servisi'nde kaçınılmaz olarak Türkiye'ye ilişkin
haberlere belirli bir ağırlık veriliyor. Esas olarak her ne kadar
İngiltere'yi ve İngiltere'nin diğer dünya olaylarına bakış açısını
yansıtmak gibi temel bir amacı varsa da. BBC domestik, yani içe
yönelik yayınlarında, global bir yayın olması itibarıyla, özellikle
eski İngiliz sömürgelerine veya İngiliz Milletler Topluluğu Ülkelerine,
diğer büyük radyolardan, diğer büyük medyalardan çok daha fazla
yer veriyor.
BBC mi, CNN mi daha iyi habercilik yapıyor?
Gazetecilik, habercilik açısından BBC tartışmasız CNN'den daha iyidir.
CNN ile BBC kıyaslandığında, BBC'nin yanında CNN bir magazin gazetesi
gibi kalır. BBC ciddiyet açısından, dakiklik açısından, doğruluk
açısından daha iyidir. Fakat "Doğru haber mi, hızlı haber mi?"
kıyaslamasında, doğru haberin simgesi BBC, hızlı haberin simgesi
CNN olur. Ama her hızlı haber doğru değildir. Böyle bir sorun var.
CNN birçok uluslararası önemli olaylarda, Amerika'nın siyasetlerini
savunmak adına biraz yanılmıştır. En son önemli yanılması, henüz
seçimler bitmemişken, ya Bush'un ya Al Gore'un başkan olacağını
iddia etmesi. Oysaki daha sandıklar bile açılmamıştı. BBC o seçildi,
bu seçildi gibi haber vermedi; çünkü Amerikan Yüksek Seçim Kurulu,
hiçbir zaman, seçimin nihaî sonuçlarını açıklamaz. BBC için doğru
haber tayin edicidir. CNN'in böyle bir ilkesi yok. Olmadığı için
de, neredeyse bizim Türk basını gibi, haberi önce biz verdik derken,
yanlış haberleri verebiliyor.
'BBC'ye Ahmet'in, Mehmet'in tanıdığı insanlar
seçilmiyor'
BBC'de çalışmak için ne gibi özelliklere sahip olunmalı?
Batı Avrupa'da bu işler bizdeki kadar kolay değil. BBC'nin günlük,
haftalık çeşitli bültenleri vardır. Bunlarda BBC'nin işe almayı
tasarladığı insanlar hakkında ilânlar verilir. Orada çok ayrıntılı
biçimde yapacakları işe göre işe alınacak kişiler, Ahmet'in, Mehmet'in
tanıdığı değil de, belirli okulları bitiren, belli niteliklere sahip
olan insanlardır. Ayrıca BBC'de gerek iç yayınlarda, gerekse yurt
dışı yayınlarda çalışabilmek için biri sözlü, biri de yazılı olmak
üzere iki aşamalı sınavdan geçmek gerekiyor. Sadece Londra'da BBC'de
çalışan 6-7 bin kişi var. Tabiî ki BBC piyasadaki en iyi kadroları
toplamaya çalışıyor. Bunu da Eğitim Dairesi sayesinde belirli ölçüde
başarıyor.
| |
|
|
Ragıp
Duran, 1945'te İstanbul'da doğdu. Galatasaray Lisesi'ni
bitirdikten sonra Fransa'da hukuk öğrenimi gördü. 1978
yılından bu yana Ankara, Londra ve Paris'te Aydınlık,
Hürriyet, Cumhuriyet, Gündem gazeteleriyle AFP ve BBC'de
gazetecilik yaptı. Hâlen Fransa'da yayımlanan Libération
gazetesinin Türkiye muhabiri ve Galatasaray Üniversitesi
İletişim Fakültesi'nde ders veriyor. Afgan Savaşçıları
(Aydınlık Yayınları, 1980) ve Apoletli Medya (Patika,
1996) adlı iki kitabı yayımlandı. |
|
ERSİN
CANAN / İÜ
İletişim Fak. Gazetecilik 2
|