Medya..........................Kağıda YazdırYazdır.... .Yazı hakkındaki düşüncelerinizi bize iletebilirsinizYorumla
Taraflıyım ama bana inanıyorsunuz

Ünlü gazeteci Mithat Bereket, yazdığı her haberin kendi süzgecinden geçtiğini belirterek, "Ben taraflıyım ama siz bana inanıyorsunuz. Çünkü benim en önemli sermayem inandırıcılık. Benim işim bilgi vermek. Siz bana inanmazsanız, ben istediğim kadar araştırayım, hiçbir anlamı kalmaz" dedi

Bu meslekte zorluklarla karşılaştığınızda hiç vazgeçmeyi düşündüğünüz ya da bu iş olmayacak dediğiniz anlar oldu mu?

"Hiçbir haber, insan hayatından daha değerli değildir; ne kendi hayatınızdan, ne de başkasının hayatından. Savaşlara çok küfrettiğim oldu. Gece yatarken naralar atıp ağladığım oldu. Çünkü bazen bir dağ başında soğukta gerillalarla yatıyorsunuz, bazen bir otel odasında."Hayır, hiç olmadı. Ben işimi çok seviyorum. İşiniz hobiniz, hobiniz de işiniz hâline geliyorsa, insan her zorluğu aşmaktan zevk alır hâle geliyor. Zorlukları aşıp ulaşılmayanı yapmak ya da yapılamayanı yapmak bence büyük bir keyif; tabiî dikkat edeceksiniz. Belli birtakım temel prensipler var. Hiçbir haber, insan hayatından daha değerli değildir; ne kendi hayatınızdan, ne de başkasının hayatından. Savaşlara çok küfrettiğim oldu. Gece yatarken naralar atıp ağladığım oldu. Çünkü bazen bir dağ başında soğukta gerillalarla yatıyorsunuz, bazen bir otel odasında. Ben de bir insanım. Çok soğukkanlı ve sakin gibi bilinirim. Ama ister istemez o travmaları yaşıyorsunuz. O zaman bile bırakmayı hiç düşünmedim.

'İlk ustam' dediğiniz Mehmet Ali Birand ile gazetecilik adına farklı olduğunuz ya da ayrıldığınız noktalar var mı?

Ben, gazetecilik anlamında insan unsurunu ön plâna çıkarıyorum. Birand biraz daha bürokrasi, politika ağırlıklı program yapıyor. Şimdi Anahtar programıyla canlı yayınlara başladık. Her gün 17.00-18.00 saatleri arasında stüdyoya girmiyorum. Muhakkak olay yerinden yayın yapıyorum.

Sizce özgürlük nedir? Sınırı var mıdır? Varsa nedir; yoksa nereye kadar özgürlük?

Benim özgürlüğüm sizin burnunuzun ucunda biter, sizinki de benim burnumun ucunda biter. Yani benim özgürlüğüm size dokunmaya başladığı yerde bitmek zorunda. Dolayısıyla özgürlüklerin de aslında bir sınırı var. Bu sınır, fertlerin birbirlerini rahatsız etmemesini sağlayacak kadar bir rahatlıktır. Özgürlüğün tanımı bu. Ama basın özgürlüğü, haber alma özgürlüğü dediğinizde, dünyanın her yerindeki belki tarih kadar eski bir kavgadır bu. İki grup; işadamları ve siyasetçiler bir başka grubu medyayı yanlarına çekmek, medya ile yakın ilişki kurmak ve onu kullanmak isterler. medyanın da kavgası hep aradaki mesafeyi tutmak ve herkese eşit kalabilmeye çalışmaktır. Bu, her zaman olur mu? Hayır, olmaz. Tabii ki Avrupa ülkelerinde de, ABD'de de, Ortadoğu'da da, Afrika'da da, Türkiye'de de aynı kavga, aynı prensipler var. Ama insanlar farklı olabiliyor. Bu, basın özgürlüğü ile ilgili değil. benim için önemli olan herşeyin yazılıp çizilebilmesi. Bugün medya öyle bir mecra haline geldi ki. TV'ler, radyolar, gazeteler, dergiler o kadar çeşitli ki. Hiçbir şey gizli kalamıyor. Ben yavaş yavaş şunu görüyorum. TV izleyicilerinde müthiş bir eğitimlilik oldu. Artık izleyiciler, neyin iyi neyin kötü olduğunu çok net biçimde biliyorlar.

İş hayatınıza, başlangıcından bugün gelmiş olduğunuz konuma kadar genel olarak baktığımızda, sürekli bir değişim dikkati çekiyor. Mesela savaş muhabirliği, Pusula, 11 Eylül, Anahtar... Aslında bunların hepsi medyanın içinde olan uğraşlar. Ama bana bir aktörün canlandırdığı birbirinden farklı ve bağımsız karakterleri çağrıştırıyor. Sizce bu değişim neden kaynaklanıyor? Siz bu programları bilinçli olarak düşünüp tasarlayarak mı yaptınız, yoksa bunlar önünüze gelen teklifler miydi?

Bilinçli olarak yapmadım. Ama şu var: Değişim devam ediyor. Değişimin içinde önemli olan, o değişim dalgalarının üstüne binip sörf yapabilmek. Yani bir dalgadan diğerine geçebilmek. Aynı şeyde ısrar ederseniz; değişmekten korkarsanız, değişimi ve gelişmeyi gerçekleştiremezseniz, o zaman geri kalıyorsunuz ve üretememeye başlıyorsunuz. Bu, benim en çok korktuğum şeylerden biri. Yani önemli olan ben biliyorum, çalışıyorum ve araştırıyorum. O zaman Pusula da, 32. Gün de, Anahtar da yapabilirim;14-15 saat anchorman yayınlar da. Sen böyle bir adamı, böyle bir malzemeyi istersen burada kullanıyorsun, istersen de şurada kullanıyorsun. Her şeye uyuyor. Bu şeye benziyor: Hani öyle bir araç ki, hem arazide gidebiliyor, hem de otobanda. Lüks jipler var ya, onun gibi bir şey oluyor. Yani belki ben biraz böyleyim.

'Amacım orijinal şeyler üretmek'

Belirli bir hedefiniz var mı?

Aslında bir hedefim var. Hedefime giden yollar hangisiyse onunla gitmeyi öngörüyorum. Hedefim şu: Gerçekten kalıcı belgeseller yapmak, yardım etmek. İlle de bir program olmasına gerek yok. O çok küçük bir hedef. Anahtar, Pusula, anchorman, belgeseller bir araç. Haber vermenin, yararlı olabilmenin ve üretmenin bir aracı. Benim amacım, orijinal şeyler üretmek. Yani yapılmayanı yapmak, kimsenin konuşamadığı biriyle konuştuğumda, kimsenin giremediği bir savaşa gittiğimde haber veriyorum orada. Ama aynı zamanda merak da ediyorum.

Bir muhabir objektif olmak zorunda mı? Böyle bir zorunluluk yoksa neden subjektiftir?

Benim bir dünya görüşüm var. Dolayısıyla ben gidip gördüğümde anladığım, özümsediğim haberleri filtremden geçirip, yazıp, size ulaştırıyorum. Benimle birlikte bir İngiliz gazeteciyi alın. İkimizi de Bağdat'ın ortasında bırakın ve gördüklerimizi anlatmamızı isteyin. Emin olun İngiliz gazeteci başka bir şey yazar, ben başka bir şey yazarım. Bu çok basit. Çünkü ne kadar tarafsız, objektif olmaya çalışırsak çalışalım, kişiliğimiz var. Ben kişiliğimi örseletemem. Dolayısıyla haber benim kişiliğimin süzgecinden geçiyor. Ben taraflıyım. Ama siz bana inanıyorsunuz. Çünkü, benim en önemli, tek sermayem, inandırıcılık. Çünkü işim bilgi vermek. Siz bana inanmazsanız ben istediğim kadar araştırayım, hiçbir anlamı kalmaz. Ama inandırıcılığımı kazanmak için çok dikkat etmem ve gözlemem gerekiyor. Yine benim süzgecimden geçiyor. Ben mümkün olduğu kadar olayı bütün boyutları ile dengeli vermeye çalışıyorum. Dengeliden kastım şu: Bir haberi üç ayrı kaynaktan doğrulatmadan haber olarak yazamazsınız. Ben bunu hayatımın en önemli kurallarından biri olarak yazdım. Ne demek bu? İşte Filistin. Gidip haberin bir tarafıyla konuşuyorsun, sonra diğer tarafı dinliyorsun. Birbiriyle savaşan iki taraf. Büyük bir ihtimalle işin içinden çıkamıyorsun. İki tarafla doğrudan maddî bir ilişkisi olmayan bir üçüncü uzman tarafı bulup teyid ettirmen gerekiyor.

Her zaman bulabiliyor musunuz?

Bulamıyorum. Bulamadığınız zaman da açık yüreklilikle bunu izleyicilere söylemeniz gerekiyor. Herşeyden önce benim görevim haber oluşturmaktır. Haberi yönlendirmek ve habere müdahale etmek değil.

'Söyleşiler satranç gibidir'

Her ne kadar tarafsız olmadığınızı söyleseniz de yapmış olduğunuz röportajlarda çok tarafsızmış gibi bir izlenim uyandırıyorsunuz. Bunun püf noktası nedir?

Birincisi, bu bir kartopu. Siyasetçilerle ve iş sermaye gruplarıyla bahsettiğim mesafeyi tek başına korudum. Bu zor oluyor. Ama bu mesafeyi koruduğunuzu bildiği için herkes sizin en azından önyargılı gelmediğinizi biliyor ve açılıyor. İkincisi de dosyayı çok iyi hazırlamak gerekiyor. Yani kül yutmamak gerekiyor. Bunun için de çok daha nazik bir şekilde çok daha zor soruları sorabilmen gerekiyor. Çok iyi araştırıp hazırlanman ve çok iyi çıkman gerekiyor. Söyleşiler birer satranç oyunu gibidir. Çünkü belli bir süren var. O süre içinde en iyi flaş haberi alman lazım ve herkesin merak ettiği bir soruysa bunu hem halkın anlayacağı şekilde, hem kabalaşmadan, hem de o insanın cevap vereceği şekilde sorman lazım. Bunların hepsi hem tecrübe, hem de çalışmayla olmakta.

Röportaj yapacağınız kişinin karakterini araştırıyor musunuz?

Tabii. Bir de şöyle bir şey var. Bir süre sonra anında çözebiliyorsun. Bir de sezgilerin gelişiyor. Dolayısıyla bunlar çok yardımcı oluyor. Önce rahat bir soru mu, yoksa sıkı bir soru mu sorayım bunları görüyorsun.

Genelde medyadan ve güncel olaylardan takip ettiğimiz kadarıyla iş yaşamında profesyonel olan kişiler, özel yaşamlarını geri plânda tutmayı tercih ediyorlar. Sizce iş yaşamındaki aktiflik özel yaşamda pasifliği getirir mi? Yoksa kişi aynı anda iki platformda da aktif olabilir mi?

Olabilir. Çünkü ben hayatı çok seviyorum. Benim felsefem günü yakalamak üzerine kurulu. 'Carpe diem.' Dolayısıyla ben işimle beraber kendime çok kısa da olsa vakit ayırıyorum. Biz Akdenizliyiz. Hayata tırnaklarını, dişlerini geçir, sarıl sımsıkı sonuna kadar, ölene kadar. Hayat çok kısa çünkü. Dolayısıyla dolu dolu yaşamak gerekiyor. Benim işim doktorluk gibi biraz. Sürekli olarak bir yerlere gitme ihtimaliniz oluyor ve özel yaşamınız hep ikinci plânda kalıyor. Annem ve babamı doğru dürüst göremiyorum, bekârım. Çoluk çocuk sahibi olsam çok daha zor olurdu bu işi böyle yapmam. Ama inan o zaman da yapılabilir bu iş.

DİLEK CİVAN / İÜ İngiliz Dili ve Edebiyatı 3

Webmaster : iletim@istanbul.edu.tr

Sayfamız 1024*768 Çözünürlükte Hazırlanmıştır
İletim ONline Design © Copyright 2003


® İstanbul Üniversitesi İletişim Fakültesi. Tüm Hakları Saklıdır.
Kaptan-ı Derya İbrahim Paşa Sokak 34452 Beyazıt / İstanbul
Tel: 0212 512 52 57 (159)  Faks: 0212 511 35 02