|
550. yılını kutlamaya hazırlanan İstanbul Üniversitesi'nin Rektörü
Prof. Dr. Kemal Alemdaroğlu ile kutlama hazırlıkları, vakıf üniversiteleri,
öğretim üyelerinin maaşları hakkında söyleştik ve üniversiteye yeni
başlayanlar için kendisinden öneriler aldık...

İstanbul Üniversitesi 550. yılını kutlamaya hazırlanıyor. 550.
yıla nasıl bir üniversite olarak girmek istiyorsunuz?
550. yıla batı üniversiteleri ile bütünleşmiş, onlardan hiçbir eksiği
olmayan, hatta onların birçoğundan ileri bir üniversite olarak girmek
istiyoruz. Gerçekte bugün bizim buna hazır alt yapımız var. Birçok
yönüyle alt yapımız batıyla eşit. Örneğin tıp fakültelerinde bugün
batı üniversiteleriyle eş zamanlı, interaktif eğitim gerçekleştiriyoruz.
Paris, Tunus, Bordo, Strazburg, Brüksel, Köln gibi üniversitelerde
yapılan ameliyatlar, tıp fakültelerinde anında ekran üzerinden buraya
yansıtılıyor. Bu sayede, karşılıklı görüş alışverişi içerisinde,
o cerrahî işlem tamamlanabiliyor. Bu teknolojiyi Kartal Hastanesi,
İzmir Atatürk Eğitim Hastanesi, Erciyes Tıp Fakültesi ile de sağladık.
İstanbul ve Cerrahpaşa Tıp Fakülteleri arasındaki birlikteliği bunlarla
da gerçekleştirdik.
Biz bütün fakültelerimizde eğitimin aynı şekilde, Batı ile ve Anadolu'daki
diğer fakültelerle ve eğitim kurumlarıyla bütünleşerek gerçekleştirilmesi
düşüncesindeyiz. Bu bağlamda Urfa'da bulunan Harran Üniversitesi'nde
2000-2001, 2001-2002 öğretim yılları boyunca matematik, fizik ve
iktisat derslerini verdik. Şimdi 3. yıl vermek üzereyiz. Az önce
belirttiğim gibi ekran üzerinden eş zamanlı, interaktif eğitim bu.
İşte bunu daha da geliştirmek istiyoruz. Her tarafa destek veren
ve toplumu aydınlatan bir üniversite olma özlemi ve çabası içerisindeyiz.
Bunu Türk Cumhuriyetlerine de yaymak istiyoruz. Örneğin Kırgızistan'ın
millî üniversitesiyle sözleşme imzaladık. Onlarla öğretim elemanı
ve öğrenci değişimi gerçekleştireceğiz. Böylece bir taraftan Azerbaycan,
Kırgızistan, Türkmenistan gibi Türk Cumhuriyetleriyle olan ilişkilerini
geliştiren, diğer taraftan da batının sayılı üniversiteleriyle işbirliğini
sürdüren, batıya ve doğuya eşit uzaklıkta, Atatürk İlke ve inkılâpları
doğrultusunda öğrencilerini yetiştiren, Türk toplumunu aydınlatan
bir üniversite olma özlemi ve çabası içerisindeyiz.
Kutlamalar için hazırlıklara başlandı mı?
Evet, 550. yıl kutlamalarının çok görkemli olmasını istiyoruz. Bu
kutlamalar çerçevesinde Osmanlı-Bizans açık oturumları düzenleyerek
geçmişi çok iyi değerlendirmek ve İstanbul Üniversitesi'nin Türk
toplumundaki yerini vurgulamak istiyoruz. Bu çalışmalara uluslar
arası düzeyde birçok kişi davet edilecek.
'Vakıf üniversiteleri sürekli özendiriliyor'
Devlet üniversiteleriyle vakıf üniversitelerinin devletten aldıkları
payı kıyasladığınızda, sizce nasıl bir tablo ortaya çıkıyor?
Çok büyük bir dengesizlik ortaya çıkıyor. Vakıf üniversitelerinin
aldıkları öğrenci sayısı, yerleşik öğretim üyesi sayısı, aldıkları
araziler, bütçeden aldıkları meblâğlar dikkate alınırsa, devletin
ayrıcalıklı kurumu olarak ortaya çıktıkları görülecektir. Bir anlamda
vakıf üniversitesine girişi özendiren bir yapı ortaya çıkmıştır.
Bu yetmiyor, üstüne üstlük başka durumlar da yaşanıyor. Mesela ihtiyaç
duyduğumuzda yaş haddinden emekli olan öğretim üyelerini ders saat
ücretiyle görevlendirip çalıştırmak hakkına sahibiz. Bunun manası,
bir emekli öğretim üyesi haftada bir-iki ders veriyorsa, ayda eline
en fazla 40-50 milyon TL. geçiyor. Hiçbir öğretim üyemiz bu görevi
40-50 milyona ihtiyaç duyduğu için kabul etmiyor. Biz istediğimiz
için, bizim onlara ihtiyacımız olduğu için, o dersleri verecek,
yerine koyacağımız kişi olmadığı için rica minnet çağırıyoruz onları.
Çünkü bu parayla yapılacak bir görev değil zaten. Ama şimdi emekli
kişilerin, bir kamu kurumundan ücret alıyorlarsa, yaklaşık 450 milyon
liralık tazminatlarının kesileceğini belirten bir genelge yayınlandı.
Yani bizde derse girmeleri için 450 milyonu feda etmeleri gerekiyor.
Oysa özel kurumlardan para almalarına hiçbir engel yok. Sadece kamudan
ücret alırlarsa o para kesiliyor. Korkunç bir şey bu. Yani emekli
olmuş hocalarımızın bizimle çalışması, bu koşullarda mümkün değil.
Bunun anlamı, vakıf üniversitelerinde çalışsınlar. Böyle bir düşünce,
demek ki vakıf üniversitelerini özendirmek için yapılan bir harekettir
ve tamamen devletin kendi üniversitelerine bir zararıdır. Bunu devletin
düzeltmesi gerek.
Burada çalışırken vakıf üniversitelerinde de ders veren öğretim
üyeleri oluyor...
Biz 1998 yılındabir anket yapmıştık. O ankette devlet üniversiteleri
olarak vakıf üniversitelerine destek verelim mi, vermeyelim mi diye
sorduk. Çok az bir farkla, verelim dediler. Yalnız bazı koşullar
ortaya çıktı. Bu koşullar, ders verecek kişilerin doçent ve profesör
olmaları, haftada 6 saati aşmamaları, 2 farklı kurumda görev almamaları
şeklinde belirlendi. Destek vermek zorunda olmamamıza rağmen, biz
genelde birçok üniversiteye de destek veriyoruz. Zaten hepsine yetmemiz
de mümkün değil.
Öğretim üyelerinin maaşlarının düşüklüğü sürekli gündeme geliyor.
Ancak bu sorun bir türlü çözüme ulaştırılamıyor. Bu konuyla ilgili
çalışmalar ne aşamada?
Hiçbir şey olmuyor. Çalışma, çalışma, çalışma... Sadece çalışıyoruz.
Çalışmak fiilinden 'çalışma' üretilmiş. Yani, "çalışma, otur"
der gibi...
Zamla ilgili umudunuz yok mu?
Benim hiçbir umudum yok. Koşullar bu diyoruz. Bu koşulları kabul
edip sesimizi çıkarmıyoruz.
Sizce devlet üniversitelerinin daha iyi idare edilebilmesi için
maddî koşulların yanında ne gibi düzenlemelerin yapılması gerekir?
Ekonomik yönden huzurun yok ise çalışmayı huzurlu bir ortamda yapman
mümkün değil. Yani bir araştırıcının, eğiticinin, topluma hizmet
eden bir kişinin, huzursuz olduğu zaman vereceği zarar çok fazla.
Öğrencilere geleceği daha aydınlık, daha umutlu gösterebilmesi için
önce kendi geleceğine umutla bakması gerekir. Yönetim açısından
ise bugün öylesi bir statü oluşmuştur ki, artık üniversite yönetiminde
ne bir merkezî yönetim var, ne de yerel yönetim var. Üniversite
yönetiminde ne bir özerklik var, ne ademimerkeziyetçilik. Yani karmaşık
bir yapı. Bir de idari yargılar her şeyi farklı değerlendirmekte.
Dolayısıyla giderek yönetimde birtakım sıkıntılar yaşanmakta. Bence
burada, gerçek anlamda yönetimde bir düzenlemeyi Türkiye'nin yapması
gerekir. Sadece üniversiteler için değil. Yasama, yürütme, yargı
erkinde de kuvvetler ayrımı ilkesine bağlı olarak hızlı bir düzeltmenin
yapılması gerektiği kanısındayım.
'Üniversitenin reklamı öğrencileridir'
Vakıf üniversitelerinin sayılarının artmasıyla birlikte, üniversite
adaylarının tercihlerini yaptıkları dönemde reklamlar daha da ön
plâna çıkmaya başladı. Sizce üniversiteler reklam yapmalı mı?
Hayır. Bu, üniversite anlayışına sığmaz. Üniversitenin reklamı kendi
eğitimi ve ürünleri, yani öğrencileridir. Bizim ürünlerimiz her
başvurduğu yerde görev alabiliyorsa, en iyi reklam budur. Üniversitelerin
çok şirin konuşan kişileri televizyon ekranlarına çıkararak ilgi
alanı şekline dönüşmeleri ya da gazete köşelerinde yaptıklarını
birkaç misli abartarak söylemeleri yanlıştır. Birçok vakıf üniversitesinin
bunu yaptığını görüyorum. Devlet üniversitelerinin bunu yapmalarına
asla gerek yoktur. Bizim, sağlık hizmetlerinde hukukta, iktisatta,
eczacılıkta ve diğerlerinde başarımız ortadadır. O zaman bizim,
televizyon kanallarında birtakım şirin yüzler göstererek kendimizi
çekici hâle getirmemize gerek yoktur.
Yaklaşık 60 bin öğrenciniz var. Bu kadar çok öğrenciyle nasıl
iletişim kuruyorsunuz?
Üniversitemizin tüm birimlerinde öğrenci temsilcilerimiz var. Sınıf,
bölüm, fakülte ya da yüksek okul düzeyinde öğrenci temsilcimiz var.
Kendi aralarında yaptıkları seçimlerle göreve geliyorlar ve fakülte
veya yüksek okullarının yönetim kuruluna girebiliyorlar. Ayrıca
sağlık, sosyal bilimler ve fen bilimlerinden birer kişi olmak üzere
seçimle gelen 3 öğrenci temsilcisi ile 3 araştırma görevlisi temsilcisi
Üniversite Yönetim Kurulu'na katılıyor. Bu 6 kişi tüm sorunları
dile getirebiliyor ve oy hakkı kullanabiliyorlar. Bunun yanı sıra
sıklıkla sınıf ve fakülte düzeyinde öğrencilerimizle toplantılar
yapıyoruz. Fakültelerimizin yetkilileri öğrenci sorunlarını öğrencilerle
karşılıklı olarak tartışıyorlar. Öğrenci Kültür Merkezi'mizdeki
klüp yöneticileriyle birebir ilişki içerisindeyiz. Ayrıca son iki
yıldır bütün fakülte ve yüksek okullarımızda rehberlik ve danışmanlık
kurulları oluşturuyoruz. Buralarda öğrencilerimiz her türlü sorunlarını
gerekirse psikolojik sorunlarını da dile getirebiliyor.
Üniversitemize bu yıl kayıt yaptıran öğrencilere neler tavsiye
edersiniz?
Üniversite yapısına hızla uyum sağlamaya çalışmalarını tavsiye
ederim. Çünkü liseden üniversiteye geçişte yaşanacak uyumsuzluk,
başarısız olmalarına neden olabilir. Özellikle kütüphaneleri kullanarak
araştırmaya dönük çalışmalar yapmalarını tavsiye ederim. En az bir
yabancı dil bilmeleri gerektiğini düşünerek hareket etmelerini öneririm.
Öğrenci değişim programlarını takip etmelerini; sınıf birincisi
olup üniversitemizin başarı burslarını almalarını; kültür-sanat
ve spor dallarında başarılı olan 5'er öğrenciye de başarı bursu
verdiğimizi de hatırlatarak bütün bunların bilinci içerisinde çalışmalarını
öneririm. Sıkıntıları olduğunda fakülte ve yüksek okullarının yetkililerine,
eğer oralarda bir sıkıntı olursa da doğrudan bana başvurabileceklerini
de vurgulamak istiyorum.
Siyasete girmeyi hiç düşündünüz mü? Bu konuda teklif aldınız
mı?
Düşünmüş olsaydım 8 Ağustos'ta görevimden istifa etmiş olurdum.
Teklifler çok değişik şekillerde olabilir ama onların önemi yok.
Önemli olan benim kararımdır. Üniversite her zaman siyasetin üzerindedir.
Üniversitede rektör olmak, toplumu her zaman aydınlatan bir kurumun
başında bulunmak demektir. Bu çok yüce bir görev. Bu görevi ben
yapabiliyorsam, ne mutlu bana. Onun dışında bir göreve ihtiyaç yoktur.
Rektörlük göreviniz sona erdiğinde doktorluk mesleğinize geri
dönecek misiniz?
Benim için önemli olan mesleğimdir, yani cerrahlığımdır. Tabiî ki
mesleğime döneceğim ve bütün gücümle cerrahlığımı sürdüreceğim.
ÖZGÜ IŞIK
/ İÜ İletişim Fak. HİT Yük. Lis.
|