BAYRAM
YERALTI
|
Ekranların yeni can simidi 'Çocuklar Duymasın'ın bize 'biz'i
sunduğu söyleniyor hep. Peki bu dizide 'bizim gibi' olan ne?
"Ekranın yeni Şaban'ı". 13 Ekim tarihli Vatan gazetesinde,
Türk televizyon tarihinin yeni 'mania'sı 'Çocuklar Duymasın' adlı
dizi için bu tabir kullanılmış: "Çocuklar Duymasın dizisi,
TV'lerin yeni 'Şaban filmi' hâline geldi. Yıllardır izlediğimiz,
ekrana her geldiğinde iyi reyting alan Kemal Sunal filmlerinin yerine
şimdi 'Çocuklar Duymasın' dizisi tercih ediliyor. Geçtiğimiz yıllarda
Kemal Sunal filmleri yüzde 30 izlenme payı ile ekranların kralıydı.
Özellikle Show TV, elindeki Kemal Sunal filmlerini 'reyting getirici'
bir silâh gibi kullanıp, tekrar tekrar kullanıyordu..." deniyor
haberde. Yine aynı haberden, dizinin 10 Eylül'de ATV'de yayınlanan
yeni bölümünün yüzde 57.2'lik izlenme payı ile tüm programlar arasında
en çok izlenen program olduğunu; bu rekoru yalnızca Galatasaray'ın
canlı yayınlanan UEFA maçlarının kırdığını öğreniyoruz. Bu verilere
pek şaşırmıyoruz açıkçası: Çünkü yaz süresince, evinde TV izlemeyi
tercih eden pek çok kişinin bu diziyi tercih ettiğini biliyoruz.
Türk
medyacılığının son dönem can simitlerinden 'sit-com' (situation
comedy-durum komedisi) tarzına giren 'Çocuklar Duymasın' adlı dizi
hakkında medyada -çok az da olsa- yer verilen uzman ve sıradan izleyici
görüşlerinin çoğu, izleyenlerin bu dizide kendilerinden çok şey
buldukları, "Komşu apartmanda bugün neler oldu acaba?"nın
cevabını öğrenme amacı taşıdığı doğrultusunda. Bizim de karşısında
durmadığımız bir analiz bu: "Çocuklar Duymasın, bize 'biz'i
sunuyor." Peki, bunu nasıl yapıyor? Ya da bu ailede 'bizim
gibi' olan ne?
'Karma' yapı
Frankfurt Okulu'nun önemli üyelerinden Leo Lowenthal, Max Horkheimer'a
1942'de yazdığı mektubunda şunları der: "Popüler geleneğimde
direniyorum, ama değişmek için. Modernleşmeye hayır demiyorum; ama
seçkinci buyurganlığın ve değişen hayatın dayattığı rutin pratikler
ve insani olmadığına inandığım değerler yerine geçmişe arkamı dönmeden,
ama onu geride bırakarak değişmek istiyorum." (Popüler Kültür
ve Orhan Gencebay Arabeski, Meral Özbek, İletişim Yayınevi). Bunlar
aslında bizlere çok tanıdık cümleler. Sanki her Türk vatandaşı üzerinde
okunabilecek türden. Batının belirlediği 'modern'i reddetmeyen,
'geleneksel'den de vazgeçmeyen; geleneksel öğeleri, modernliğin
çelişkilerine eklemleyerek dönüştüren bir bakış açısı. Yüzünü batıya
dönmüş, ama geleneksel değerleri terk etmeyen, 'karma' bir yapı
sergileyen bir geçiş toplumu örneği. Peki bu karma yapıyı, yani
'biz'i, 'Çocuklar Duymasın' dizisinde okumak olası mı?
Modern anne, geleneksel baba
Öncelikle bu karma yapının, modern-geleneksel bir aradalığının;
hem dizinin geçtiği evin genelinde, hem de ev halkı (özellikle anne
ve baba) özelinde okunabileceğini belirtelim. Kabaca bakıldığında
ilk dikkat çeken nokta, evde 'geleneksel', 'doğulu' modeli baba
Haluk'un; 'modern', 'batılı' modeliyse anne Meltem'in temsil ettiği.
Kendi tabiriyle 'taş fırın erkeği' kategorisine giren Haluk, eşinin
mini etek giymesine, akşamları iş yemeğine gitmesine, psikolojik
danışmandan yardım almasına, bedensel bir yakınlaşma doğacağından
ötürü tango dersi almasına karşı çıkan; elinden hiçbir ev işi gelmeyen,
karşı cinsten bir yöneticinin emrinde çalışmayı kendine yediremeyen,
erkek çocuğunun yaşayacağı bir aşk ilişkisinden büyük haz duyarken,
kız çocuğunun erkek arkadaşını dövmeyi dahi düşünen bir erkek modeli.
Ortalama bir Türk aile babasının, komedi unsuru oluşturması için
abartı katılmış bir örneği. Aynı zamanda da dizi genelinde en 'gerçek'
duran karakter.
Meltem ise, daha ziyade idealize bir Türk kadını modeli oluşturuyor.
'Çocuklar duymasın'ı düstur edinerek onların yanında eşiyle kavga
etmemesi, yönetici düzeyinde çalışması ve ekonomik özgürlüğünü kazanması,
aile yaşantısı hakkında bir psikologtan düzenli olarak danışmanlık
hizmeti alması, çocuklarına bir arkadaş gibi yaklaşıp onların sorunlarına
oldukça yapıcı çözümler üretmesiyle, ev içinde 'modern'i temsil
ediyor. Dolayısıyla ev düzleminde modern-geleneksel iç içeliği;
annenin moderne, babanınsa geleneksele dair anlamlarla kodlanmış
oluşuyla sağlanıyor.
İşin bir diğer boyutu var: Bu karma yapıyı, bireyler düzeyinde,
yine en ön plânda oldukları için anne ve babada yapılacak çözümlemelerle
okumak da olası. 'Geleneksel'in vücut bulduğundan bahsettiğimiz
Haluk'un, örneğin; yüzde yüz geleneksel öğeler taşıdığını, modern
olanı reddettiğini söylemek, olsa olsa diziyi hiç izlememiş olmaktan
ileri gelir. Eşinin, evde parkelerin üzerine halı sermesini eleştirmesi;
kentsel bir nesne olan parkeyi geleneksel halıya tercih etmesi,
en azından parkenin üzerine halı serilmeyeceğini savunması, Haluk'ta
mevcut olan modern boyutun ipuçlarını veriyor. Yine, çocuklarının
yanında eşiyle tartışmaması (bu uygulamanın Meltem kaynaklı olduğu
herkesin malûmudur; ama Haluk'un bunu reddetmemesi, yani Meltem'e
uyması, modernliği yadsıyıcı bir duyarlılık sergilemediğini gösteriyor),
bazen çocuklarıyla tamamen batılı tarzda konuşması ve çözümler üretmesi
vs. Haluk'taki karma kodlanışı, modern-geleneksel bir aradalığını
görmemize yardımcı oluyor.
Meltem, keza, parkenin üzerine halı sermesi, çocuklarının düşeceği
kötü durum kaygısıyla sık sık mecbur kaldığı boşanma işini hep ertelemesi
(geleneksel bir Türk kadını portresi çiziyor); bebek yapmayı istemeyen
Gönül'ün tarafındayken, ailenin erkeğinin bebek istediğini öğrenince
hemen taraf değiştirip 'anne olmanın hayattaki en güzel duygu olduğunu'
söylemesiyle, evde batılı modeli oluştursa da aslında yüzde yüz
batılı olmadığını, içinde geleneksel öğeler barındırdığını anlatıyor.
Ele aldığımız her iki düzlemde de karşımıza çıkan bu karma yapı
sayesinde 'Çocuklar Duymasın', bize bizi veriyor. Dizide haklı çıkartılan
taraf konusunda neredeyse bir eşitlik söz konusu olsa da, Meltem'in,
yani 'modern'in biraz daha ağır bastığını gözlemlemek mümkün. Eee,
her türlü plânını, hareketini batıya dahil olmaya yönelik yapan
bir ülkede, makbul olan da budur herhalde.
İÜ
İletişim Fak. Gazetecilik 4
|