|
Başbakanlık
Kadının Statüsü ve Aile Plânlaması Genel Müdürü Leyla Coşkun Çınar,
kadınlarla erkekler arasındaki eşitliği bir insan hakları sorunu
olarak niteleyerek, toplumsal cinsiyet eşitliğinin sosyal adaletin,
kalkınmanın ve barışın bir ön koşulu olduğunu vurguladı.
İstanbul Üniversitesi (İÜ) İletişim Fakültesi, Birleşmiş Milletler
Nüfus Fonu (UNFPA) Türkiye Temsilciliği ve Başbakanlık Kadının Statüsü
ve Aile Plânlaması Genel Müdürlüğü işbirliği ile İÜ İletişim Fakültesi'nde
"Toplumsal Cinsiyet Eşitliği ve Üreme Sağlığı Konularında Geleceğin
İletişimcileriyle Buluşma" konulu panel düzenlendi.
Panelde konuşan Leyla Coşkun Çınar, kadın-erkek eşitsizliğinin dünyanın
hemen her ülkesinde farklı biçimlerde ve düzeylerde yaşandığını
belirtti. Bu sorunu ilk kez uluslar arası plâtforma taşıyan ve inceleyen
kuruluşun Birleşmiş Milletler olduğunu söyleyen Çınar, Türkiye'de
kadın-erkek eşitliğinin gerçekleştirilmesinin zeminini Cumhuriyet
devrimlerinin oluşturduğuna dikkat çekti. Sorumlu bulunduğu genel
müdürlüğün kadına karşı her ayrımcılığı önlemek, kadın haklarını
geliştirmek, kadını sosyal, ekonomik, kültürel ve siyasal yaşamın
tüm alanlarında etkin hâle getirmek olduğunu vurgulayan Çınar, şunları
söyledi:
"Cumhuriyet'in ilânıyla başlayan modernleşme projesi çerçevesinde,
Türkiye'de kadınların elde ettikleri kazanımlar, evrensel ölçütlerle
değerlendirildiğinde, asla küçümsenmeyecek, bugün dahi pek az toplumda
gerçekleştirilmiş fevkalâde önemli ve örnek nitelikte dönüşümlerdir.
Bu reformların temelinde, kadınların kamusal alana çıkmaları ve
erkeklerle birlikte kalkınma sürecine katılmaları yer almıştır."
Birleşmiş Milletler Nüfus Fonu (UNFPA) Ülke Program Yöneticisi Dr.
Hulki Uz ise, 1961 yılında Fon'un kuruluşundan ve 1971 yılında Türkiye'de
temsil edilmeye başlamasından itibaren temel politikalarının kadınların
siyah-beyaz olan yaşamlarını renkli kılabilmek olduğunu söyledi.
Uz, iyimser bir tahmine göre, dünya nüfusunun 2050 yılında yaklaşık
9 milyar, kötü senaryoların gerçekleşmesi durumunda ise 10 milyar
500 milyon olacağının hesaplandığına dikkat çekerek, şunları söyledi:
"Bu nüfus artışının getireceği birçok sorun olacak. Üreyen
insan iş istiyor, barınmak istiyor, eğitim istiyor. Eğer ülke olarak
bunu karşılayamıyorsanız ve kendi kalkınma programınız artan nüfusla
uyumlu değilse, tıpkı şu anda Türkiye'de olduğu gibi sorunlar yaşanacak.
İşte UNFPA bunu giderme uğraşı içerisindedir. Şu anda üzerinde çalışılan
Üçüncü Ülke Programının amacı, daha önceki iki programda da olduğu
gibi sürdürülebilir bir kalkınma ile uyumlu nüfus yapısıdır."
Ankara Üniversitesi Kadın Sorunları Araştırma ve Uygulama Merkezi'nden
Aksu Bora da kadın sorunlarının genellikle insanların eğitim seviyelerinin
düşük olmasından kaynaklandığını belirtti. Bora, "Kadınların
şiddet görmesi de, kızların eğitim haklarının ellerinden alınması
da eğitimle ilgili." diye konuştu.
Sağlık Bakanlığı Ana Çocuk Sağlığı ve Aile Plânlaması Genel Müdürlüğü
Kadın Sağlığı ve Aile Plânlaması Daire Başkanı Dr. İbrahim Açıkalın
ise üreme sağlığı konusundaki sorunlara dikkat çekerek, bunları
şöyle sıraladı:
- İnsan cinselliği konusundaki bilgi düzeyinin yetersizliği.
- Üreme sağlığı bilgi ve hizmetlerinin gerektiği gibi verilememesi.
- Yüksek, riskli davranışların yaygınlığı.
- Kadınlara ve kız çocuklarına yönelik olumsuz tutumlar.
- Pek çok kadının kendi yaşamları ve üreme yetenekleri üzerinde
sınırlı bir güce sahip olması.
ERDOĞAN
YAPIK - SİBEL ÖÇALMAZ /
İÜHA
|