Portre...............Kağıda YazdırYazdır.... .Yazı hakkındaki düşüncelerinizi bize iletebilirsinizYorumla
Kartvizitinde 'ressam' yazan ilk Türk sanatçı

NURİ İYEM

Cumhuriyet tarihinin toplumsal, siyasal ve kültürel seyri içerisinde sayısız resimler yaptı, sergiler açtı. Çağdaş Türk sanatının önünde geniş ufuklar açmayı başardı. Sanatı ve sanatçı kişiliğiyle Türk resim sanatı tarihinin kilit isimlerinden biri hâline geldi İyem...

Modern Türk resminin oluşmasına üslûbuyla katkıda bulundu ve Türk resim tarihinin son 60 yılı onunla özdeşleşti. Cumhuriyet tarihinin toplumsal, siyasal ve kültürel seyri içerisinde sayısız resimler yaptı, sergiler açtı. Çağdaş Türk sanatının önünde geniş ufuklar açmayı başardı. Sanatı ve sanatçı kişiliğiyle Türk resim sanatı tarihinin kilit isimlerindendir, Nuri İyem.

Çocukluğu, güvercin besleyerek geçti

1915 yılında İstanbul Aksaray'da doğdu. Babası sağlık memuru olduğu için çocukluğu Mardin, Diyarbakır ve diğer Doğu Anadolu illerinde geçti. Annesi çok yaşlı olduğu için onu bakıp büyüten ablası 19'unda evlendi ve ilk çocuğunu doğururken Cizre'de vefat etti. Çocukluğu, takla atan güvercinler ve çeşitli hayvanlar besleyerek, hayatını resme adayacağından habersiz, defterlerini, kitaplarını resimlerle doldurarak geçti. Ortaokul yaşına geldiğinde İstanbul'a dönmüşlerdi. Vefa ve Pertevniyal Liseleri'nde okudu. Babasının doktor olmasını istemesine karşın, aklı fikri resimdeydi. Lise öğrencisiyken bir gün, yaptığı resimleri toplayıp Güzel Sanatlar Akademisi hocası Nazmi Ziya'ya gösterdi. Nazmi Ziya hemen Akademi'ye girebileceğini ve çok çalışırsa iyi bir ressam olabileceğini söyledi.

İlk 'Yeniciler'den biri

Nuri İyem artık Akademi öğrencisiydi. Galeride, Nazmi Ziya Güran'la, daha ileriki sınıflarda Hikmet Onat, İbrahim Çallı ve Leopold Levy'le çalıştı. Sanat Tarihi, Estetik ve Mitoloji dersleri veren Ahmet Hamdi Tanpınar'la entelektüel kimliğini buldu. 1937 yılında Akademi'nin orta bölümünü birincilikle bitirdi. Askerliğini yaptıktan sonra Giresun'a resim öğretmeni olarak atandı. Bir yıl sonra İstanbul'a döndü ve Akademi'nin yeni açılan yüksek bölümüne girdi. Yine Leopold Levy'nin öğrencisi oldu. Bu dönemde İyem, Avni Arbaş, Selim Turan, Fethi Karakaş, Mümtaz Yener, Turgut Atalay, Haşmet Akal, Ferruh Başağa ve Agop Arad, birlikte sergi açtılar. Amaçları, D Grubu'nun şekilciliğine karşı çıkarak toplumsal içerikli resim yapmak, 2. Dünya Savaşı'nın bunalımlı ortamında sanatlarına toplumsal gerçekçi yön vermekti. İlk sergilerini 'Liman Kenti İstanbul' konusuyla Beyoğlu Matbuat Umum Müdürlüğü binasında açtılar. Bu sergiden sonra 'Yeniciler' adını aldılar. Bu çalışmalar, Türk Sanat Tarihine, ilk toplumsal gerçekçi sanat akımı olarak geçti. Orhan Veli'den Asaf Halet Çelebi'ye kadar çok sayıda şair ve öykücüyle dost oldular. İyem, Yeniler Grubu ve Liman Sergisi ile özdeşleşen tutumunu hep korudu. Hoca Ali Rıza, 14 Kuşağı ve Bedri Rahmi'nin çabalarını hep sürdürdü.

1944 yılında, Akademi'de öğrenci olan Nasip Özçapan'la evlendi ve aynı yıl Güzel Sanatlar Akademisi Yüksek Resim Bölümü'nü 'Nalbant' adlı tablosuyla birincilikle bitirdi. Biri kız, biri erkek iki çocukları oldu. İyem bir süre Resim Heykel Müzesinde memur olarak çalıştı; ama sürekli resim yapma isteği, onu bu tür işlerden alıkoydu.

Sergisiz bir yılı yok

Çevre, insan sevgisi, doğa ve toplumsal yaşam, resimlerine sonsuz kaynak oldu. Resmi entelektüellerin beğenisiyle sınırlamayan, Anadolu insanını resimle buluşturan İyem, ilk kişisel sergisini, 1946 yılında Beyoğlu'ndaki bir mobilya mağazasının üst katında düzenledi. O yıldan bu yana sergisiz geçen bir yılı olmadı. Bir süre Tünel Asmalımescit Sokağı'nda bir apartmanın çatı katında resim dersleri verdi. Bu atölyede resim çalışan grup, 'Tavanarası Ressamları' adıyla birkaç yıl toplu sergiler açtı.

1946 yılına kadar gerçekçi bir anlatımla resimler üreten sanatçı, bunun ardından 1960 yılına kadar iç gerçeğini yansıttığı soyut denemeler yaptı. Türkiye'de ilk soyut çalışan ressamlar arasında yer alan İyem, renk ve kompozisyon konusunda ne kadar dengeli bir görüşe sahip olduğunu bu tür eserlerinde de kanıtlıyordu.

Ulusallıktan geçen yol

Uluslar arası olmanın tek yolunun, ulusal olmaktan geçtiğini söyleyen İyem, 1960 yılından günümüze kadar yeniden figüratif resimler yaptı. Köyden şehre göç, köy hayatı ve iri açılmış gözleriyle yaşama kaygıyla bakan köylü kadın portreleri çalıştı. Bunun dışında birkaç mimarî yapıya duvar resimleri yaptı. Ankara'da Ulus İş Hanı, İstanbul Belediye Sarayı, İzmir'de Alsancak Emlak Bankası bunlardan bazılarıdır. Ne yazık ki bu resimlerin hepsi, değişik dönemlerde sıvayla kapatılıp yok edildi.
68 yılın birikimi tek sergide toplandı

Sanatta 68. yılını dolduran büyük usta İyem'in 1500 resmi bir araya getirildi, dijital ortamda arşivlendi. Böylelikle gelecek kuşaklara saklanması amaçlandı. Resim sahiplerine Nuri İyem tarafından onaylanmış ve kopyalanamaz kodlama yöntemiyle resim sertifikası verildi. Arşiv ve belgeleme çalışmasının ardından, Nuri İyem resimleri ve sanatçının yaşamından kesitler, 'Dünden Yarına Nuri İyem' adı altında, Tepebaşı TÜYAP Sergi Sarayı'nda, 29 Kasım-13 Aralık 2001 tarihleri arasında geniş kapsamlı bir retrospektif sergiyle sanatseverlerin ilgisine sunuldu. Sergide büyük ustanın sanatının evreleri kronolojik ve tematik bir düzenlemeyle yer aldı. Sergi boyunca Nuri İyem'le ilgili filmler ve MSÜ Sinema Televizyon Enstitüsü'nün hazırladığı yeni bir film de izlendi.

İyem için söylenenler

"Söylemeye hacet yok ki, Nuri bugünkü zenginliğine, bir yığın kudreti, olgunluğu bozarak geldi. Hatta ressamlarımızın içinde onu en genç yaşta birdenbire parlatan büyük 'Visionnaire' kabiliyetini bir zamanlar feda eder bile göründü."

(Ahmet Hamdi Tanpınar, Cumhuriyet, 13 Kasım 1952)

"Modern Türk resminin son kırk yıllık tarihi, pentürün büyük ustası Nuri İyem'le özdeştir. Resmin soylu mahviyeti adına yaşanan bu sürecin bir yanını Nuri İyem temsil etmiştir. Sanatımızda, son kırk yılın kırk ermişler katında bir Nuri İyem vardır ki, resimden nerede bir söz edilmişse onun adı geçmiş, Türk resmi bu süre içinde Nuri İyem'siz düşünülememiştir."

(Sezer Tansuğ, "Nuri İyem İçin Yazılanlar")

"Sevgili Nuri İyem,
Serginizi en üstün bir doyum duygusuyla gezdim. Serginiz benim için, kişiliğinizin ilham edebileceği umutların teyidi oldu. Resminizin tüm ciddiyetinin görüldüğü bir iç mekân çalışmanızı özellikle beğendim. Sevgili dostum, tam bir içtenlik ve size bağlılıklarımla..."

(Leopold Levy, İstanbul, 13 Temmuz 1947)

"Nuri İyem emeğin tarihini yazarcasına çıkıyor yola
Ve lonca dönemini anımsatan görünümdeki
O mekân ve düzen uyumunda
Bir atın çevresinde sıralanmış dört kişi
Her birinin canevinde ayrı bir sevda
Her biri ateşe ve sıcağa dirençli
Ve yüzleri ozan kavrukluğunda
Bir masal kahramanı gibi elleri
O bilge demirci ustaları duyarlığında
Bir at değil de nalladıkları sanki
Bir yolcuyu hazırlıyorlar yarına
Karanlık taş yapılar içinde bile yüzleri
Yalın bir güzelliği yayıyor usulca
Nuri İyem yaşamın çizgisiyle belirliyor yüzleri
Ve bu suret değil de karşımızdaki
Emeğin dokusuyla bir insanın tarihi"

(Turgay Gönenç, Sanat Çevresi, 1980)

"Nuri İyem'in çıplaklarında, soyunmuş olan vücut değil, ruhtur. Bu resimlerde insanlar, soyunmakla sanki bağlarından sıyrılmış, kalabalıktan uzaklaşmış ve yalnız kalmış oluyorlar. Onlarla beraber çevrelerindeki eşyaya bir ıssızlık çöküyor.

İnsan, yalnızlık, çevresinde bir boşluk duymalıdır ki yaratmak zorunda kalsın. Bu düşünceye inanınca, gerçek yaratıcıların yaratmayı, içinde önlenemez bir ihtiyaç olarak duyanların, ancak yalnızlar olduğuna inanmak gerekir. İşte resimlerinden sezebildiğim kadar, Nuri İyem de o yalnızlardandır."

(Bülent Ecevit, Ulus, 29 Ocak 1953)

ÖZLEM KÖSE / İÜ İletişim Fak. Gazetecilik 3


Webmaster : iletim@istanbul.edu.tr

Sayfamız 1024*768 Çözünürlükte Hazırlanmıştır
İletim ONline Design © Copyright
2002