Medya..........................Kağıda YazdırYazdır.... .Yazı hakkındaki düşüncelerinizi bize iletebilirsinizYorumla
Medya ve 'korku hipnozu'


Terör / şiddet içeren haberler, görüntüler, toplumun sosyolojik ve psikolojik yapısına zarar veriyor ve toplumu zamanla şiddete karşı duyarsız hâle getiriyor. Bu da şiddeti içselleştiren bireyler ve toplum yaratıyor.
Dünyada sanayi devrimine bağlı olarak gelişen teknolojiyle birlikte, bireysel ve kitlesel iletişim araçları gelişmiş, küreselleşme ile birlikte hem bireysel hem de kitlesel iletişim araçlarının insan hayatındaki yeri en üst düzeye ulaşmaya başlamıştır.

Küreselleşme ile ortaya çıkan bu gelişmeler sonucunda, ulusal düzeyde faaliyetlerini yürüten kitle iletişim kurumları, sermayenin hareket serbestliğinin getirilmesi esasına dayanarak uluslararası bir nitelik kazanmıştır. Dünyada yeni uluslararası ekonomik düzen, yeniden yapılanma, bölgesel birliklerin oluşturulması söylemleri ulus-devletlerce hayata geçirilmeye çalışılırken kitle iletişim araçlarının bu düzendeki yeri de 'yeni uluslararası iletişim düzeni' kavramı altında sorgulanmıştır. Kitle iletişim araçlarının teknolojiye ayak uydurması gerekliliği nedeniyle bir dönemler alışık olduğumuz gazeteci patronların yerini, büyük sermaye sahibi medya baronları almıştır. Yeni patronlar, dünyanın içinde bulunduğu sürece ayak uydurarak sahip oldukları kuruluşların ayakta kalabilmesinin koşulu olarak uluslararası faaliyet göstermeyi ve içeride kamuoyunu yönlendirebilmek amacıyla, tekelleşmeyi çare olarak görmüşlerdir. Tüm bu gelişmeler medyanın, yasama-yürütme-yargı erklerinin yanında yeni bir güç olarak algılanmasını beraberinde getirmiştir. Zaman zaman bu üç erkin üzerinde bir konumu olduğu da belirtilen medyanın bu derece güçlenmesinden duyulan rahatsızlıklar, çeşitli vesilelerle dile getirilmiştir. İktidarlar da, ortaya çıkan bu yeni gücün farkında olup, özellikle kitleleri etkileme ve yönlendirme gücü dolayısıyla medyayı denetim altına alma isteği duymuşlar ve dünyanın birçok devletinde, yönetimler tarafından yayınları denetleyecek, Türkiye'deki RTÜK benzeri yapılar oluşturulmuştur.

Psikolojik savaş

II. Dünya Savaşı'ndan sonra değişen dünya dengeleri, uluslararası ilişkilerdeki farklılaşmalar ve bireysel-kitlesel iletişim araçları teknolojisindeki gelişmeler geleneksel savaş yöntemlerinin (bölgesel çatışmalar, konvansiyonel silahların kullanımı, sıcak çatışmalar) yerini psikolojik savaş stratejilerine ve taktiklerine bırakmıştır. Bunun da, kitle iletişim ortamlarını psikolojik savaşın yaşandığı alanlar haline getirdiğini, hattâ bir tür savaş haberleri jargonunu oluşturduğunu söyleyebiliriz.

Psikolojik savaşın yoğun olarak yaşandığı günümüzde, düşük yoğunluklu bir çatışma biçimi olarak terör de kullanılmaya başlanmıştır. Terör bu süreç içerisinde iki farklı biçimde kullanılmıştır: Birincisi, dış politika aracı olarak devletler tarafından finanse edilerek; ikincisi de mevcut yönetim, ekonomik yapı-düzen, hukuk anlayışından memnun olmayan gruplar ya da self-determinasyon ilkesine dayanarak üniter devlet yapısını tehdit edecek bir şekilde dünya üzerinde çeşitli ülkelerdeki etnik yapılar tarafından kullanılarak.

Özellikle son yüzyıl içinde, terör olaylarının yoğun olarak yaşanmasına rağmen devletler henüz ortak bir terör tanımında uzlaşamamışlardır (11 Eylül 2001 tarihine kadar). Terör, Latince bir kavram olup, 'korkudan titreme' veya 'titremeye sebep olma' anlamına gelmektedir. Bugüne kadar yapılan terörizmle ilgili tanımlara dayanarak terörizmi şu şekilde tanımlayabiliriz: Siyasal hedeflere ulaşmak için toplumun demokratik ikna ve eylem yoluyla barışçı davranışına karşı, hukukun üstünlüğü ve devlet otoritesini tanımayan, güçsüzlüklerini gizlemek için demokratik otoriteleri kitlelerden kopararak halka karşı şiddet kullanmaya yöneltmeyi amaçlayan, kendi güç ve doktrinleri ile sağlayamadıkları halk desteğini ve ayaklanmasını sağlamak için tarihsel görevlerinin olduğuna inandırılmış çeşitli unsurlardan oluşan ve uluslararası destek gören örgütlerin, tahripkâr silâhlarla donanmış olarak gelişmiş taktikler kullanan, insanlığı hakir gören, ahlâkî hiçbir temeli bulunmayan, siyasî hedeflere ulaşmak için insan hayatını hiçe sayan, masum insanları hedef alan ve hiçbir savaş kuralı tanımayan, geleneksel politik suçlardan farklı metodik, örgütlü, sistematik, öldürme, kaçırma, korkutma ve tahrip eylemleridir (1).

Medyada terör propagandası

Terörizm, gelişen ve değişen dünya koşulları ile birlikte değişiklik göstermekte, gelişen teknolojiye bağlı olarak elde ettiği yeni imkân ve kabiliyetleri ile etkisini ve gücünü her alanda her geçen gün artırmaktadır. Dünyada bölgesel düzeyde atılan demokratikleşme adımları terörü nicelik olarak azaltmakla birlikte, demokratik ortamlarda terör eylemlerinin etkinliği özellikle kitle iletişim araçlarının etkisiyle daha da artmaktadır.

Terörizm, kitle iletişim araçlarını nihaî hedefine ulaşmak için farklı şekillerde kullanırken tecimsel amaçlı kurulan yayın kuruluşları da, reyting kaygısıyla hareket ederek terörizmin propaganda yöntemlerinden birine istenmeden de olsa alet olabilmektedir. Terörizmin amacı, yaptığı şiddet içeren / şiddet içermeyen (propaganda) eylemlerle toplumda kendisine sempati duyulmasını sağlamak ya da toplumda kaotik bir ortam yaratarak bireyin kendine, çevresine, topluma ve yönetim aygıtlarına güvenini sarsarak topluma hakim olmaktır.

Terörizmin ve terör örgütü mensuplarının psikolojisini incelediğimizde, başlangıçta kurulan örgütün, dağıtılmayı önlemek amacıyla kendini gizlediğini söyleyebiliriz. Ancak belirli bir güce ulaştıktan sonra, adını duyurma kaygısıyla, sansasyonel bir şiddet eylemine yönelen örgüt, kitle iletişim araçlarında gündeme oturmak istemektedir. Örneğin 11 Eylül tarihinde İkiz Kuleler'e yapılan saldırıdan sonra, aslında en fazla yankı uyandırdıkları dönemlerde bile militan sayısı 50'den fazla olmayan Japon Kızıl Ordusu,(2) saldırıyı, atılan atom bombalarının intikamını almak amacıyla, kendilerinin düzenlediğini kitle iletişim araçları vasıtasıyla duyurmuşlardır.

11 Eylül saldırısının TV ekranlarından canlı olarak yayınlanması, kitle iletişim araçlarının terörün bir aleti olup olmayacağı yönündeki tartışmaları da gündeme taşımıştır. Özellikle Birleşik Devletler iktidarının terörle ilgili haberlerin yayınlanması, görüntülenmesi konusunda getirdiği sınırlama, ulusal güvenlik açısından Başkan Yardımcısı Cheney ve bakanların programının Beyaz Saray'ın ayrıntılı fotoğraflarını ve hükümetin istihbarat toplama yöntemleri hakkında yazılmaması istenmiştir, bu Türk medyasında da yankı uyandırmıştır. Bir kısım medya görevlileri ABD iktidarınca alınan kararın doğruluğunu savunurken, bir kısmı da basına sansür getirildiğini düşündüklerini belirtmişlerdir. Ancak olumlu ya da olumsuz birtakım görüşler belirtilmesine rağmen ekranlarda ve gazete sayfalarında terör / şiddet içeren haberler eksik olmamıştır. Bu da, yaklaşık 30 yıldır teröre karşı mücadele edilen ülkemizde medyanın, terörün bir aracı haline gelme noktasında olduğunu gözler önüne sermektedir.

Korku hipnozu

Teröristlerin, medyada haber olarak kendi duygularını tatmin etmek istediklerini düşünecek olursak, olumlu ya da olumsuz olsun, örgütün bir şekilde propagandası yapılmaktadır. Buradan hareketle de, basının, terörle mücadelede kendi üzerine düşen sorumlulukları yerine getirmediğini söyleyebiliriz. Ayrıca terör / şiddetle ilgili yayınlanan görüntüler, haberler toplumun sosyolojik, psikolojik yapısına zarar vermekte, zamanla toplumu şiddete karşı duyarsız hâle getirmektedir. Bu da şiddeti içselleştiren bireyler ve toplum yaratmaktadır. Bir yandan da terör eylemlerinin amaçlarından biri olan 'korku hipnozu'nun topluma aşılanmasına, yayınladığı terör / şiddet haberleri ile medya bizzat zemin hazırlamakta, hatta 'korku hipnozu'nu topluma medya aşılamaktadır. 'Korku hipnozu' sayesinde, terör örgütleri yaptıkları şiddet eylemleriyle bireylerde korku yaratmaktadırlar. Korkuya kapılan bireyde psikolojik bozukluklar görülmekte, birey sindirilmekte, güven duygusunu yitirerek yalnızlaşmaktadır. Böyle bir psikolojik vaka haline gelen birey, terör eylemi gerçekleşmese de, bu yönde bir tehdit meydana geldiğinde korkuya kapılmaktadır. Bireyin bu şekilde kapıldığı korku durumuna 'korku hipnozu' diyebiliriz.(3) Bu durumdaki bireylerin oluşturduğu toplum yapısının da sağlıksız olduğunu ve işlemez hâle geldiğini söyleyebiliriz. Bu tür toplumlarda, bireyler arası yardımlaşma ve dayanışma ortadan kalkar. Medyanın, terör / şiddet haberlerini yayınlayarak aslında terör örgütlerinin toplumda oluşturmak istedikleri 'korku hipnozu' durumunu oluşturduğunu söyleyebiliriz.

Terörle mücadele eden bir ülke olmamız nedeniyle yayınlanan haberler dış politika açısından da büyük önem taşımaktadır. Özellikle Hizbullah operasyonunda, Susurluk'la ilgili araştırmada devletin teröre destek verdiği yönünde çıkan birtakım haberler, devleti hem içeride hem de diğer ülkeler karşısında küçük düşürmekte ve Türk devletine uluslararası alanda duyulan güveni sarsmaktadır. TÜRSAB (Türkiye Seyahat Acentaları Birliği), Başbakanlığa gönderdiği raporda, PKK'nın turizm bölgelerini hedef aldığı yönünde medyada çıkan haberlerin Türk turizmini olumsuz etkilediğini; İngiltere, İtalya, İspanya, Almanya, Fransa, Avusturya ve İskandinav ülkelerinde yüzde 40'a varan rezervasyon iptallerinin olduğunu dile getirmiştir.(4) Yapılan kamuoyu yoklamalarında, Susurluk sürecinde yayınlanan derin devlet tarzındaki haberlerin milletin devletine olan güvenini sarstığı ortaya konulmuştur. Birçok kişi, medyada yer alan haberler sayesinde, Türkiye Cumhuriyeti devletinin terör devleti olduğunu düşünmüş, mevcut yapının topluma karşı örgütlenmiş olduğu izlenimine kapılmıştır.

Sınırlamalar

3984 sayılı Radyo ve Televizyonların Kuruluş ve Yayınları Hakkındaki Kanunun 'Yayın İlkeleri' başlıklı dördüncü maddesinin (a), (c), (g) bentlerinde radyo ve televizyonların Türkiye Cumhuriyeti'nin varlık ve bağımsızlığı, devletin ülkesi ve milletiyle bölünmez bütünlüğü, toplumu şiddet, terör ve etnik ayrımcılığa sevk eden ve toplumda nefret duyguları oluşturacak yayınlara imkân verilmemesi ilkelerine aykırı yayın yapamayacaklarını hükme bağlanmıştır.

3713 sayılı Terörle Mücadele Kanunu'nun birinci maddesinde, devletin ülkesi ve milleti ile bölünmez bütünlüğünü bozmak, devlet otoritesini zaafa uğratmak, bir örgüte mensup kişi veya kişiler tarafından girişilecek her türlü eylem terör suçu sayılmış ve aynı kanunun yedinci maddesinde bu kanunun üçüncü ve dördüncü maddeleri ile TCK'nın 168, 169, 171, 313, 314 ve 315'inci maddeleri hükümleri saklı tutulmak kaydıyla terör örgütlerini kuranlar veya faaliyetlerini düzenleyenler veya yönetenler veya örgüt mensuplarına yardım edenler veya örgütlerin propagandasını yapanlar hakkında cezai müeyyideler konulmuştur.

Basın Konseyi'nin belirlediği Basın Meslek İlkeleri'nde de şiddet haberlerini sunarken uyulması gereken şartlar belirtilmektedir. Buna göre 'yayınlarda hiç kimse ırkı, cinsiyeti, sosyal düzeyi, dinî inançları nedeniyle kınanamaz, aşağılanamaz' (md. 1). 'Düşünce, vicdan ve ifade özgürlüğünü sınırlayıcı, genel ahlâk anlayışı, dinî duygularını, aile kurumunun temel dayanaklarını sarsıcı ya da incitici yayın yapılamaz' (md. 2). 'Şiddet ve zorbalığı özendirici yayın yapmaktan kaçınılır' (md.13). Türkiye Gazeteciler Cemiyeti'nin Türkiye Gazetecileri Hak ve Sorumluluk Bildirgesi'nde de gazetecinin temel görevleri ve ilkeleri başlığı altında, 'gazeteci her türden şiddeti haklı gösteren, özendiren, kışkırtan yayın yapamaz' denilmektedir.

Kamu yararı?

Medyanın terör ve şiddetle ilgili yayınlardaki sorumluluğunu belirten, hatta bu türden haberlerin yayınlanmasını önleyici hükümler bulunduğu halde Türk medyasının, üzerine düşen sorumlulukları yerine getirmediğini belirtebiliriz. Ne yazık ki Türk medyası 'kamu yararı adına' yayın yaptığı iddiasıyla kamu düzenini bozucu yayın yapmaktan çekinmemektedir. Tecimsel amaçlı yayın yapan kuruluşların reyting kaygısıyla hareket ettiklerinden yola çıkarsak ve bu tür haberlerin toplum tarafından izlenme oranlarının yüksekliğini dikkate alırsak, her ne kadar bu tür yayınları önleyici yasalar, ilkeler konulsa da bunun önüne geçilemeyecektir. Medyanın eğitilmesinin yanında toplumun şiddete olan duyarlılığını artıracak eğitimsel faaliyetlerin de ön plâna çıkarılması gerekir. Bu tür eğitimlerde, terörü / şiddeti besleyenin gösterilecek ilgi olduğu, bunun toplumun yapısına da zarar vereceği,ruh halleri bozuk bireyler yaratacağı üzerinde önemle durulmalıdır.

1 - www.teror.gen.tr, Osman Metin Öztürk, 'Terör Nedir?'.
2 - Taner Tavas, 'Terörizm: Psikolojisi ve Hedefleri', 'Terörizm İncelemeleri'.
3 - Ayhan Songar, 'Genel Olarak Terör ve Türkiye'deki Terör Olaylarının Psikolojik Değerlendirilmesi'.
4 - MAK Ajans'ın Dünya Gazetesinde yayımlanan 'Turizmin Umudu RTÜK' başlıklı özel haberi, 26 Mart 1992.


ESEN KUNT / MÜ Ulus. İliş. Yük. Lis.
     ADEM AYTEN / İÜ Genel Gzt. Yük. Lis.


Webmaster : iletim@istanbul.edu.tr

Sayfamız 800*600 Çözünürlükte Hazırlanmıştır
İletim ONline Design © Copyright
Özgür TIKIZ 2001