|
Dünyada sanayi devrimine bağlı olarak gelişen teknolojiyle birlikte,
bireysel ve kitlesel iletişim araçları gelişmiş, küreselleşme ile
birlikte hem bireysel hem de kitlesel iletişim araçlarının insan
hayatındaki yeri en üst düzeye ulaşmaya başlamıştır.
Küreselleşme ile ortaya çıkan bu gelişmeler sonucunda, ulusal düzeyde
faaliyetlerini yürüten kitle iletişim kurumları, sermayenin hareket
serbestliğinin getirilmesi esasına dayanarak uluslararası bir nitelik
kazanmıştır. Dünyada yeni uluslararası ekonomik düzen, yeniden yapılanma,
bölgesel birliklerin oluşturulması söylemleri ulus-devletlerce hayata
geçirilmeye çalışılırken kitle iletişim araçlarının bu düzendeki
yeri de 'yeni uluslararası iletişim düzeni' kavramı altında sorgulanmıştır.
Kitle iletişim araçlarının teknolojiye ayak uydurması gerekliliği
nedeniyle bir dönemler alışık olduğumuz gazeteci patronların yerini,
büyük sermaye sahibi medya baronları almıştır. Yeni patronlar, dünyanın
içinde bulunduğu sürece ayak uydurarak sahip oldukları kuruluşların
ayakta kalabilmesinin koşulu olarak uluslararası faaliyet göstermeyi
ve içeride kamuoyunu yönlendirebilmek amacıyla, tekelleşmeyi çare
olarak görmüşlerdir. Tüm bu gelişmeler medyanın, yasama-yürütme-yargı
erklerinin yanında yeni bir güç olarak algılanmasını beraberinde
getirmiştir. Zaman zaman bu üç erkin üzerinde bir konumu olduğu
da belirtilen medyanın bu derece güçlenmesinden duyulan rahatsızlıklar,
çeşitli vesilelerle dile getirilmiştir. İktidarlar da, ortaya çıkan
bu yeni gücün farkında olup, özellikle kitleleri etkileme ve yönlendirme
gücü dolayısıyla medyayı denetim altına alma isteği duymuşlar ve
dünyanın birçok devletinde, yönetimler tarafından yayınları denetleyecek,
Türkiye'deki RTÜK benzeri yapılar oluşturulmuştur.
Psikolojik savaş
II. Dünya Savaşı'ndan sonra değişen dünya dengeleri, uluslararası
ilişkilerdeki farklılaşmalar ve bireysel-kitlesel iletişim araçları
teknolojisindeki gelişmeler geleneksel savaş yöntemlerinin (bölgesel
çatışmalar, konvansiyonel silahların kullanımı, sıcak çatışmalar)
yerini psikolojik savaş stratejilerine ve taktiklerine bırakmıştır.
Bunun da, kitle iletişim ortamlarını psikolojik savaşın yaşandığı
alanlar haline getirdiğini, hattâ bir tür savaş haberleri jargonunu
oluşturduğunu söyleyebiliriz.
Psikolojik savaşın yoğun olarak yaşandığı günümüzde, düşük yoğunluklu
bir çatışma biçimi olarak terör de kullanılmaya başlanmıştır. Terör
bu süreç içerisinde iki farklı biçimde kullanılmıştır: Birincisi,
dış politika aracı olarak devletler tarafından finanse edilerek;
ikincisi de mevcut yönetim, ekonomik yapı-düzen, hukuk anlayışından
memnun olmayan gruplar ya da self-determinasyon ilkesine dayanarak
üniter devlet yapısını tehdit edecek bir şekilde dünya üzerinde
çeşitli ülkelerdeki etnik yapılar tarafından kullanılarak.
Özellikle son yüzyıl içinde, terör olaylarının yoğun olarak yaşanmasına
rağmen devletler henüz ortak bir terör tanımında uzlaşamamışlardır
(11 Eylül 2001 tarihine kadar). Terör, Latince bir kavram olup,
'korkudan titreme' veya 'titremeye sebep olma' anlamına gelmektedir.
Bugüne kadar yapılan terörizmle ilgili tanımlara dayanarak terörizmi
şu şekilde tanımlayabiliriz: Siyasal hedeflere ulaşmak için toplumun
demokratik ikna ve eylem yoluyla barışçı davranışına karşı, hukukun
üstünlüğü ve devlet otoritesini tanımayan, güçsüzlüklerini gizlemek
için demokratik otoriteleri kitlelerden kopararak halka karşı şiddet
kullanmaya yöneltmeyi amaçlayan, kendi güç ve doktrinleri ile sağlayamadıkları
halk desteğini ve ayaklanmasını sağlamak için tarihsel görevlerinin
olduğuna inandırılmış çeşitli unsurlardan oluşan ve uluslararası
destek gören örgütlerin, tahripkâr silâhlarla donanmış olarak gelişmiş
taktikler kullanan, insanlığı hakir gören, ahlâkî hiçbir temeli
bulunmayan, siyasî hedeflere ulaşmak için insan hayatını hiçe sayan,
masum insanları hedef alan ve hiçbir savaş kuralı tanımayan, geleneksel
politik suçlardan farklı metodik, örgütlü, sistematik, öldürme,
kaçırma, korkutma ve tahrip eylemleridir (1).
Medyada terör propagandası
Terörizm, gelişen ve değişen dünya koşulları ile birlikte değişiklik
göstermekte, gelişen teknolojiye bağlı olarak elde ettiği yeni imkân
ve kabiliyetleri ile etkisini ve gücünü her alanda her geçen gün
artırmaktadır. Dünyada bölgesel düzeyde atılan demokratikleşme adımları
terörü nicelik olarak azaltmakla birlikte, demokratik ortamlarda
terör eylemlerinin etkinliği özellikle kitle iletişim araçlarının
etkisiyle daha da artmaktadır.
Terörizm, kitle iletişim araçlarını nihaî hedefine ulaşmak için
farklı şekillerde kullanırken tecimsel amaçlı kurulan yayın kuruluşları
da, reyting kaygısıyla hareket ederek terörizmin propaganda yöntemlerinden
birine istenmeden de olsa alet olabilmektedir. Terörizmin amacı,
yaptığı şiddet içeren / şiddet içermeyen (propaganda) eylemlerle
toplumda kendisine sempati duyulmasını sağlamak ya da toplumda kaotik
bir ortam yaratarak bireyin kendine, çevresine, topluma ve yönetim
aygıtlarına güvenini sarsarak topluma hakim olmaktır.
Terörizmin ve terör örgütü mensuplarının psikolojisini incelediğimizde,
başlangıçta kurulan örgütün, dağıtılmayı önlemek amacıyla kendini
gizlediğini söyleyebiliriz. Ancak belirli bir güce ulaştıktan sonra,
adını duyurma kaygısıyla, sansasyonel bir şiddet eylemine yönelen
örgüt, kitle iletişim araçlarında gündeme oturmak istemektedir.
Örneğin 11 Eylül tarihinde İkiz Kuleler'e yapılan saldırıdan sonra,
aslında en fazla yankı uyandırdıkları dönemlerde bile militan sayısı
50'den fazla olmayan Japon Kızıl Ordusu,(2) saldırıyı, atılan atom
bombalarının intikamını almak amacıyla, kendilerinin düzenlediğini
kitle iletişim araçları vasıtasıyla duyurmuşlardır.
11 Eylül saldırısının TV ekranlarından canlı olarak yayınlanması,
kitle iletişim araçlarının terörün bir aleti olup olmayacağı yönündeki
tartışmaları da gündeme taşımıştır. Özellikle Birleşik Devletler
iktidarının terörle ilgili haberlerin yayınlanması, görüntülenmesi
konusunda getirdiği sınırlama, ulusal güvenlik açısından Başkan
Yardımcısı Cheney ve bakanların programının Beyaz Saray'ın ayrıntılı
fotoğraflarını ve hükümetin istihbarat toplama yöntemleri hakkında
yazılmaması istenmiştir, bu Türk medyasında da yankı uyandırmıştır.
Bir kısım medya görevlileri ABD iktidarınca alınan kararın doğruluğunu
savunurken, bir kısmı da basına sansür getirildiğini düşündüklerini
belirtmişlerdir. Ancak olumlu ya da olumsuz birtakım görüşler belirtilmesine
rağmen ekranlarda ve gazete sayfalarında terör / şiddet içeren haberler
eksik olmamıştır. Bu da, yaklaşık 30 yıldır teröre karşı mücadele
edilen ülkemizde medyanın, terörün bir aracı haline gelme noktasında
olduğunu gözler önüne sermektedir.
Korku hipnozu
Teröristlerin, medyada haber olarak kendi duygularını tatmin etmek
istediklerini düşünecek olursak, olumlu ya da olumsuz olsun, örgütün
bir şekilde propagandası yapılmaktadır. Buradan hareketle de, basının,
terörle mücadelede kendi üzerine düşen sorumlulukları yerine getirmediğini
söyleyebiliriz. Ayrıca terör / şiddetle ilgili yayınlanan görüntüler,
haberler toplumun sosyolojik, psikolojik yapısına zarar vermekte,
zamanla toplumu şiddete karşı duyarsız hâle getirmektedir. Bu da
şiddeti içselleştiren bireyler ve toplum yaratmaktadır. Bir yandan
da terör eylemlerinin amaçlarından biri olan 'korku hipnozu'nun
topluma aşılanmasına, yayınladığı terör / şiddet haberleri ile medya
bizzat zemin hazırlamakta, hatta 'korku hipnozu'nu topluma medya
aşılamaktadır. 'Korku hipnozu' sayesinde, terör örgütleri yaptıkları
şiddet eylemleriyle bireylerde korku yaratmaktadırlar. Korkuya kapılan
bireyde psikolojik bozukluklar görülmekte, birey sindirilmekte,
güven duygusunu yitirerek yalnızlaşmaktadır. Böyle bir psikolojik
vaka haline gelen birey, terör eylemi gerçekleşmese de, bu yönde
bir tehdit meydana geldiğinde korkuya kapılmaktadır. Bireyin bu
şekilde kapıldığı korku durumuna 'korku hipnozu' diyebiliriz.(3)
Bu durumdaki bireylerin oluşturduğu toplum yapısının da sağlıksız
olduğunu ve işlemez hâle geldiğini söyleyebiliriz. Bu tür toplumlarda,
bireyler arası yardımlaşma ve dayanışma ortadan kalkar. Medyanın,
terör / şiddet haberlerini yayınlayarak aslında terör örgütlerinin
toplumda oluşturmak istedikleri 'korku hipnozu' durumunu oluşturduğunu
söyleyebiliriz.
Terörle mücadele eden bir ülke olmamız nedeniyle yayınlanan haberler
dış politika açısından da büyük önem taşımaktadır. Özellikle Hizbullah
operasyonunda, Susurluk'la ilgili araştırmada devletin teröre destek
verdiği yönünde çıkan birtakım haberler, devleti hem içeride hem
de diğer ülkeler karşısında küçük düşürmekte ve Türk devletine uluslararası
alanda duyulan güveni sarsmaktadır. TÜRSAB (Türkiye Seyahat Acentaları
Birliği), Başbakanlığa gönderdiği raporda, PKK'nın turizm bölgelerini
hedef aldığı yönünde medyada çıkan haberlerin Türk turizmini olumsuz
etkilediğini; İngiltere, İtalya, İspanya, Almanya, Fransa, Avusturya
ve İskandinav ülkelerinde yüzde 40'a varan rezervasyon iptallerinin
olduğunu dile getirmiştir.(4) Yapılan kamuoyu yoklamalarında, Susurluk
sürecinde yayınlanan derin devlet tarzındaki haberlerin milletin
devletine olan güvenini sarstığı ortaya konulmuştur. Birçok kişi,
medyada yer alan haberler sayesinde, Türkiye Cumhuriyeti devletinin
terör devleti olduğunu düşünmüş, mevcut yapının topluma karşı örgütlenmiş
olduğu izlenimine kapılmıştır.
Sınırlamalar
3984 sayılı Radyo ve Televizyonların Kuruluş ve Yayınları Hakkındaki
Kanunun 'Yayın İlkeleri' başlıklı dördüncü maddesinin (a), (c),
(g) bentlerinde radyo ve televizyonların Türkiye Cumhuriyeti'nin
varlık ve bağımsızlığı, devletin ülkesi ve milletiyle bölünmez bütünlüğü,
toplumu şiddet, terör ve etnik ayrımcılığa sevk eden ve toplumda
nefret duyguları oluşturacak yayınlara imkân verilmemesi ilkelerine
aykırı yayın yapamayacaklarını hükme bağlanmıştır.
3713 sayılı Terörle Mücadele Kanunu'nun birinci maddesinde, devletin
ülkesi ve milleti ile bölünmez bütünlüğünü bozmak, devlet otoritesini
zaafa uğratmak, bir örgüte mensup kişi veya kişiler tarafından girişilecek
her türlü eylem terör suçu sayılmış ve aynı kanunun yedinci maddesinde
bu kanunun üçüncü ve dördüncü maddeleri ile TCK'nın 168, 169, 171,
313, 314 ve 315'inci maddeleri hükümleri saklı tutulmak kaydıyla
terör örgütlerini kuranlar veya faaliyetlerini düzenleyenler veya
yönetenler veya örgüt mensuplarına yardım edenler veya örgütlerin
propagandasını yapanlar hakkında cezai müeyyideler konulmuştur.
Basın Konseyi'nin belirlediği Basın Meslek İlkeleri'nde de şiddet
haberlerini sunarken uyulması gereken şartlar belirtilmektedir.
Buna göre 'yayınlarda hiç kimse ırkı, cinsiyeti, sosyal düzeyi,
dinî inançları nedeniyle kınanamaz, aşağılanamaz' (md. 1). 'Düşünce,
vicdan ve ifade özgürlüğünü sınırlayıcı, genel ahlâk anlayışı, dinî
duygularını, aile kurumunun temel dayanaklarını sarsıcı ya da incitici
yayın yapılamaz' (md. 2). 'Şiddet ve zorbalığı özendirici yayın
yapmaktan kaçınılır' (md.13). Türkiye Gazeteciler Cemiyeti'nin Türkiye
Gazetecileri Hak ve Sorumluluk Bildirgesi'nde de gazetecinin temel
görevleri ve ilkeleri başlığı altında, 'gazeteci her türden şiddeti
haklı gösteren, özendiren, kışkırtan yayın yapamaz' denilmektedir.
Kamu yararı?
Medyanın terör ve şiddetle ilgili yayınlardaki sorumluluğunu belirten,
hatta bu türden haberlerin yayınlanmasını önleyici hükümler bulunduğu
halde Türk medyasının, üzerine düşen sorumlulukları yerine getirmediğini
belirtebiliriz. Ne yazık ki Türk medyası 'kamu yararı adına' yayın
yaptığı iddiasıyla kamu düzenini bozucu yayın yapmaktan çekinmemektedir.
Tecimsel amaçlı yayın yapan kuruluşların reyting kaygısıyla hareket
ettiklerinden yola çıkarsak ve bu tür haberlerin toplum tarafından
izlenme oranlarının yüksekliğini dikkate alırsak, her ne kadar bu
tür yayınları önleyici yasalar, ilkeler konulsa da bunun önüne geçilemeyecektir.
Medyanın eğitilmesinin yanında toplumun şiddete olan duyarlılığını
artıracak eğitimsel faaliyetlerin de ön plâna çıkarılması gerekir.
Bu tür eğitimlerde, terörü / şiddeti besleyenin gösterilecek ilgi
olduğu, bunun toplumun yapısına da zarar vereceği,ruh halleri bozuk
bireyler yaratacağı üzerinde önemle durulmalıdır.
1
- www.teror.gen.tr, Osman Metin Öztürk, 'Terör Nedir?'.
2 - Taner Tavas, 'Terörizm: Psikolojisi ve Hedefleri', 'Terörizm
İncelemeleri'.
3 - Ayhan Songar, 'Genel Olarak Terör ve Türkiye'deki Terör Olaylarının
Psikolojik Değerlendirilmesi'.
4 - MAK Ajans'ın Dünya Gazetesinde yayımlanan 'Turizmin Umudu RTÜK'
başlıklı özel haberi, 26 Mart 1992.
ESEN KUNT
/ MÜ
Ulus. İliş. Yük. Lis.
ADEM
AYTEN / İÜ Genel Gzt. Yük. Lis.
|