|
Rabia
AMASYA*
'Tanınmıyorsam
suç benim'
Anavatanı Türkiye'de pek ilgi görmeyen ebru sanatının son dönem
temsilcilerinden, uluslararası sanatçımız Ahmet Çoktan, 'Davet edildiğim
her yere gittim, ama yine de hata kendimde.' diyor
Ahmet Çoktan'ın Japonya'daki sergisini bir yılda 500 bin kişi
gezmiş. Londra'daki sergisini ise iki haftada 25 bin kişi ziyaret
etmiş. Çoktan, yurtdışında ebru öğrenme isteğinin çok olduğunu,
Japonya'da bir yılda 12 bin insanın ebru yaptığını söylüyor.
|
Ahmet Çoktan, 1962 yılında İstanbul'da doğdu. Hikmet Barutçugil,
Alpaslan Babaoğlu ve Fuat Başar'dan ebru dersleri aldı. 1990
yılında Alpaslan ve Fuat Hocalarından 'icazet' (el verme)
aldı.
1992 yılında 'Türk Ebru Sanatı' isimli kitabını yayınladı.
Caferağa Medresesinde ve İstanbul Sanatlar Çarşısında Ebru
kursları verdi. Japonya'da kurulan Türk Kültür Kasabasında
bir yıl boyunca ebru sanatının tanıtımını yaptı. İstanbul,
Avustralya, İngiltere, Almanya, Hollanda ve Japonya'da birçok
konferans verdi.
Bu ülkelerde televizyon ve radyo programlarına katıldı.
Malta, Almanya ve İngiltere'de Turizm Bakanlığımızın organizasyonu
ile Turizm Fuarlarında ebru sanatımızı tanıttı.
|
|
Geleneksel ebru sanatının son dönem temsilcilerinden biri Ahmet
Çoktan. Belki ismi ilk anda tanıdık gelmiyor kulağınıza, ama o,
bu hatayı kendinde arayacak kadar gerçekçi ve mütevazi bir insan.
Hani zamanı geldiğinde değerlendiremediğimiz fırsatlar vardır
ya; Ahmet Çoktan da Türkiye'nin elinden kaçırmaması ve sahip çıkması
gereken bir fırsat belki de; özellikle yitirdiğimiz değerlere tutunmamız
gereken şu günlerde.
Belki de Türk sanatının uluslararası cansimitlerinden biri
o. Sergilerini yüz binler gezmiş, on binler talebesi olmuş. Yabancı
devlet başkanları, davetlerinde şeref konuğu olarak ağırlamışlar
onu. Ama kendinin de sanatının da değerini en iyi yabancı uluslar
bilmiş bugüne kadar. Oysa Ebru, öz değerlerimizin sanatı; Ahmet
Çoktan ise bu sanat zincirinin son halkalarından ama büyük halkalarından
biri.
Ebru sanatı Türkiye ve yurtdışında nasıl
kabul görüyor, fark ne?
Ebru sanatına, yurtdışında başarılı olduğu için Türkiye'de
de şu anda çok kıymet veriliyor. Yurtdışında insanlar bilet alıp
geliyorlar, yani para veriyorlar. Meselâ, Japonya'daki sergimi yılda
500 bin kişi gezmiş. Londra'daki sergiye ise iki haftada 25 bin
kişi gelmiş. Yurtdışında öğrenme isteği de çok. Japonya'da, bir
yılda 12 bin insan ebru yapmış; bu çok iyi bir rakam. Ayrıca yirmiye
yakın televizyon programına davet edildim. Bu, Türkiye'den doğmuş
bir sanatın başarısıdır.

Türkiye'de ebru öğrencileriniz var mı?
Şu anda devam eden yok; artık öğrencilikten çıkıp hoca olmuş
arkadaşlar var. Ama Türkiye'de ebru sanatı son zamanlarda çok gelişme
gösterdi. Özlem var galiba. Ben, mücadelesini verdiğimiz şeylerin
bir kısmının bir yerlere geldiğini düşünüyorum. Bu yüzden çok mutluyum.
Bundan on beş sene önce hiçbir şey yoktu, ama artık her şey iyi
gözüküyor.

Sergilerinizi dünyaya açtınız mı?
Dünyanın hemen her şehrinde sergilerim açıldı. Konferanslara
ve sohbetlere katıldım. Ayrıca belediyelerle de işbirliği yapıyorduk.
Meselâ sergi salonunun kapalı olduğu günlerde, çevre okullardaki
ebru yapan başarılı öğrencilerle bir araya gelip ebru çalışıyorduk.
Daha sonra bu ebrularla sergi açtık. Küçük yaşta çocuklara böyle
bir imaj verilirse, bakış açıları büyüdüklerinde daha farklı olacaktır.
Amacınız Türkiye'den dünyaya bir sanat
köprüsü mü kurmak?
Ben bu zincirin son halkasıyım. Ben ve ebru sanatçısı arkadaşlarım
bir bütünün parçalarıyız. Bu söylediğim bütün sanatlar için geçerli.
Mesnevi'de bir söz vardır: "Gökteki güneşin ışıkları odalardan
içeri girer, yüz olur, bin olur, ortadan duvarları kaldırırsanız
hepsi bir olur." Amaç da bir. Önemli olan da bu zaten. Güzellik
de, fayda da, doğruluk da, yol gösterici de hepsi bir; bunları birbirinden
ayırmanın çok doğru olduğunu düşünmüyorum.
Yaptığınız sanatta yeniliğe açık mısınız?
Gelenekselden gelenlerde yeniliğe karşı tepki vardır. Ben
bunu doğru bulmuyorum. Kimse benden hocamın hocasının yaptığının
tekrarını yapmamı beklemesin. İnsan hem sıkılır, hem de yeni bir
şeyler yapmak ister. Bu yüzden farklı çalışmalara yönelmek istiyorum
ve birtakım denemeler yapıyorum.
Ebru sanatı kültürel emperyalizmden etkilendi
mi?
Etkilenmemesi mümkün değil, tabii ki etkilendi. Meselâ ebru
öğreten kişilerin çoğu bu sanatı bilmiyor. Kısa zamanda çok yol
almak isteyenler var toplumda, ama ben bunları bile destekliyorum.
Gerçek bir sanatçının olmadığı ortamlarda bu insanlar faydalı olmaya
çalışıyorlar. Bu çalışmalara katılan kişi bundan yeterince tatmin
olmuyorsa, muhakkak bir arayış içersine girecektir. Daha iyisini
bulacak ve yapacaktır.
Eleştiriye
açık mısınız?
Çalışmaların iyisi kötüsü olmaz. Önemli olan çalışmak, bir
şeyler yapmaktır. Bu yüzden kızdığım ve hiç katılmadığım konulardan
biri de öldürücü derecede eleştirilerdir. Ben hiç yapmıyorum. Eğer
bir kişi çalışmasını değerlendirmemi isterse hiçbir şey söylemem.
Kimse olmadığı zaman gelirse eksiklerini söylerim. Ama, bu kötü
bir çalışma demem, emektir.

Ebru sanatının evrenselliği hakkında ne
düşünüyorsunuz?
Zaten amacımız o. Ebri, bulut, bulutumsu anlamına geliyor.
Dildeki bozulmalardan ötürü 'ebru'ya dönüşmüş. Bulut nasıl sonsuzsa,
ebrumuz da sonsuz ve evrensel olmalı. Her yeri dolaşmalı, her yere
gitmeli, oradan bir şeyler almalı, bu yönde bir şeyler vermeli.
Ebru, Türk kültürüyle besleniyor ama kendi kalıpları içerisinde
kalmamalı. Evrenseli yakalayamazsak çok fazla yol katetmiş sayılmayız.
Sanatın iletişime katkısı nedir?
Paylaşıyorsunuz, bir arada oluyorsunuz, birlikte düşünüyorsunuz.
Bu, yalnızca sanatla, müzikle ve sporla olur. Gerçi son zamanlarda
sporla pek olmuyor, birbirlerini yiyorlar. Sporun biraz daha şoven
duyguları kamçıladığını düşünüyorum.
Uluslararası bir sanatçı olmanıza rağmen
Türkiye'de isminiz çok fazla bilinmiyor. Neden?
Bu konuda benim hatalarım var. Kendinizi yeterince tanıtamazsanız
ve bu yönde çalışmazsanız kimse de sizi tanımaz. Ama davet edildiğim
her yere, neresi olursa olsun, imkânlar dahilinde gitmek isterim.

Ebru sanatı adına 'hak ettiğim yerdeyim' diyebiliyor musunuz?
Muhakkak her şey hak ettiği yerdedir. Ben neyi hak ediyorsam
oradayımdır. Eğer fazla tanınmıyorsak, bu sanattan fazla anlamıyorsak,
yeterince çaba sarf etmediğimiz içindir.
Ebru eğitimi veren bir okul açmak ister
miydiniz?
Asıl onu istedim ben yıllardan beri. İtalya'nın San Salvador
adasında geleneksel sanatlar eğitimi veren ve dünyada geçerliliği
olan bir okulda, ebru merkezi kurmak için arkadaşlarla yola çıktık;
sonra bir baktım tek başıma kalmışım. Koşuşturuyorsunuz, ilerliyorsunuz,
bir de bakıyorsunuz ki arkanızda kimse yok. Çeşitli sorunlar yaşanıyor.
Bu tek başına yapılacak iş değil. Birlik olsaydı çok daha güzel
şeyler olurdu, ama ben artık buna da inanmıyorum.
*İÜ
İletişim Fak. Gazetecilik 2
|