Gündem


...Ve Nostalji
Bayram Yeraltı

Fatih'te, eskiden "at pazarı" diye bilinen mevkide; çevresindeki ahşap binaların kentleşmeden nasibini alıp beton yığınları haline gelmesine aldırmamış, tarihselliğini yitirmemiş bir yapı… Yaklaşık 150 sene önce yapıldığı zamanki gibi, bugün de aynı amaç için ayakta… Bir sarı ayna, eski bir radyo, üç tane üzeri mermer döşeli tahta masasıyla, saygının hâla(!) son bulmadığı bir yer burası; bir "çayevi". Son Osmanlı Padişahı Vahdettin zamanında Erzincan'ın Kemaliye kazasından İstanbul'a gelen Hasan Sönmez, 1932 senesinde burayı satın alır. Amacı, bu yeri yine çayevi olarak işletmekti. Ve belki de bu yerin bir 70 yıl daha, otantik havası solunarak içilen çayın tadına en iyi varılacak yer olmayı sürdüreceğini hiç düşünmemişti. Tarihsel görüntüsü, eskisi gibi dostça ve gerçek sohbetlerin edilmesi, "medya ninnileri" dinlenmemesi, sembolik ücretlerle çay-kahve içilmesi, komşu esnafa veresiye verilen çaylar için duvara tebeşirle çentikler atılması ona "nostalji" adının yakıştırılmasını sağlamış. Bu adı ona, yakınında kurulu yurdun öğrencileri vermiş. Nostalji, bayanların da rahatça girebildiği, taş ve kağıt oyunlarının oynanması dahi düşünülmediği, gürültüden, yoğunluktan, stresten, 'hız'dan, kısaca "İstanbul"dan bir an için uzaklaşmayı isteyenlerin geldiği bir yer olarak bilinmekte. Nostalji'de, müşteriye yaşı ve mevkisi gözetilmeksizin gösterilen bir saygı ve alâka süregelmekte. O saygı ve alâka ki, aklî dengesi bozuk, kimsesiz, meteliksiz birini de diğerlerinden ayrı, ayrıcalıksız kılmamakta. Bu saygı, belki de, müdavimlerinin onu anlatırken sıralayacağı yönlerinin en başlarında gelmekte. Nostalji yaklaşık onbeş metrekarelik bir yer ve bu yerde tam dört kişi çalışıyor. Mehmet, Süleyman ve Metin kardeşler, babalarından miras bu yeri, yine babalarının öğütleri ve öğrettikleri doğrultusunda çalıştırıyorlar. Dördüncü kişi de, gülümseyişi bir an olsun yüzünden eksiltmeyen, Mehmet Bey'in 37 yaşındaki oğlu Hamza. Mehmet Bey 61, Süleyman Bey 59, Metin Bey ise 55 yaşında. Nostaljiyi bir de onların ağzından dinlemek için ricada bulunduğumuzda, herbiri "ağabeyim daha eskidir, daha iyi anlatır" gerekçesiyle kendinden bir büyüğüne yönlendiriyor bizi. Ve sonunda Mehmet Bey'le sohbet edebiliyoruz. Gelin, bu nostaljik çayevinin eski zamanlarını onun sözleriyle gözümüzde canlandıralım: "40 sene evvel müşterilerimiz daha çoktu, çünkü bu kadar çok kahvehane yoktu. Buradan (Fatih'ten) ta Vefa'ya çay götürürdük, soğutmadan. Bu civar önceleri ahırlarla doluydu; '39 senesinde bunlar kaldırıldı, yerine marangozlar, doğramacılar açıldı. Şimdi ise oto tamircileri, boyacıları falan var işte. Yani bu civarda eskiden de hep bizim çayımız içilirdi." Nostalji'ye bir gün yolunuz düşerse, günümüzde adeta ütopyalaşmış 'saygı' kavaramının üzerinde neden bu denli fazla durduğumu anlayabilirsiniz. Kapıdan girdiğinizde (eğer üçü de o an oradaysa) toparlanıp "beyefendi hoşgeldiniz, nasılsınız" diye sizi karşılamaları, içeceğinizi masaya "beyefendi, buyurun"la usulça bırakmaları, parayı uzatıp da çıkarken "Allah bereket versin, güle güle, Allah sizi utandırmasın, ananıza babanıza bağışlasın…" şeklindeki temennilerle kapıyı açarak uğurlamaları, bu gözlemimi (sanırım) doğru kılıyor. Nostalji'nin müdavimleri arasında "Bülent" adlı biri var ki, oranın en 'enteresan' karakterleri arasında başı çekiyor. Bülent 40'lı yaşlarda, askerlik döneminde akli dengesini yitirmiş birisi. Çayevinin bir köşesinde, ard arda yaktığı sigaraları henüz yarısına gelmeden küllüğe bırakan ve bir diğerini yakan birini görürüseniz, onun Bülent olduğuna rahatlıkla kanaat getirebilirsiniz. Metin Bey'in, "bey" diye hitap ettiği Bülent'ten ardarda içtiği çaylar için- yarı şaka- para isteyişi gerçekten görülmeye değer. Mehmet Bey, müşterilerine bu denli memnunluk verici yakın ve sıcak ilgilerini, babalarının "mühim olan müşterinin hoşnut olması" prensibine dayandırdıklarını belirtiyor. Siz bir yandan elinizi cüzdanınıza atıp da hesabı ödemek için birkaç bozukluk araken, onların "canın sağolsun, yoksa sonra verirsin" şeklinde sözler sarfetmeleri; sizi hâl-hatrınızı sorarak karşılamaları, insanların adeta bozuk paraya endeksli bir robota döndüğü günümüzde, babalarının bu öğüdünü hâla benimsediklerini kanıtlıyor. Ve bu da, yine tarihin tozlu rafları arasında yerini almış kişilerarası güven olgusunun yaşamını sürdürmesini sağlıyor. "Eskiden etrafımızdaki dükkan sahiplerinin hemen hepsi akşam kapatınca dükkanlarının anahtarlarını bize bırakırdı. Onları duvara çakılı çivilere asardık. Sabahleyin de gelir, alır, dükkanlarını açarlardı." İnsana saygının, güleryüzün, güvenin yokolmaya yüz tuttuğu günümüzde, Nostalji gibi, bu değerleri müşterileriyle ilişkilerinde yitirmeyen yerlere çokça ihtiyacımız var. Çayın, kahvenin bahane olduğu, gönlün muhabbet istediği yerlere…











Bu Sayfa İletim Gazetesi İnternet Yayın Sorumlusu Özgür Tıkız tarafından hazırlanmıştır
Design By Özgür Dizayn Group
Sayfamız 1024*768 Çözünürlükte Hazırlanmıştır
İletim© 2000