AVRUPA BİRLİĞİ ÜYELİK SÜRECİNDE DOĞAL KAYNAKLARIMIZIN ÖNEMİ
IV. TİTAN
Prof.
Dr. Ali KAHRİMAN
İstanbul Üniversitesi Mühendislik
Fakültesi Maden Mühendisliği Bölüm Başkanı
Yrd. Doç. Dr. İlgin KURŞUN
İstanbul Üniversitesi Mühendislik Fakültesi Maden Mühendisliği
Bölümü Cevher Hazırlama Anabilim Dalı
Titanyum, mühendislikte kullanılan metaller arasında doğadaki yaygınlığı
bakımından aluminyum, demir ve magnezyumdan sonra dördüncü sırada yeralmaktadır.
Ağır mineraller sınıfına giren en önemli titanyum mineralleri rutil
ve ilmenittir. Doğada ticari önemde rutil mineralinin çok az olmasına
karşın, ilmenit minerali daha bol ve yaygın olarak bulunmaktadır. Son
yıllarda, titanyum mineralleri ve titanyum metali çeşitli endüstri dallarında
giderek artan miktarlarda tüketilmektedir. Rutil ve ilmenitten elde
edilen titanyum dioksidin yaklaşık % 95'i boya, kağıt, plastik ve tekstil
sanayiinde pigment olarak kullanılmaktadır. Yakın zamana kadar daha
çok beyaz pigment olarak kullanılan titanyum mineralleri, özellikle
uzay endüstrisinin ilerlemesi sonucu, metalik titan eldesinde de önemli
ölçüde kullanılmaya başlanmıştır. Rutil mineralinin hemen hemen tümü
sahil kumlarından, ilmenit ise sahil kumlarından olduğu kadar diğer
tür cevher yataklarından da elde edilmektedir. Önemli rutil yatakları
Avustralya, Hindistan ve Meksika'da; ilmenit yatakları ise Avustralya,
Norveç, ABD, Kanada ve Brezilya'da bulunmaktadır. İlmenitden cevher
zenginleştirme ve metalurjik işlemler sonrasında hem titanyum metali
hem de saf demir eldesi mümkündür. Sahil kumlarındaki ilmenitlerden
titan ve demir üretimi başta Avustralya ve Güney Afrika'da olmak üzere
pek çok ülkede başarıyla yapılmaktadır.
Dünya toplam titan rezervinin 600-650
milyon ton civarında olduğu tahmin edilmektedir. Titan rezervlerinin
ve üretiminin önemli bir kısmını Avustralya'nın doğu ve batı kıyılarındaki
sahil plaserleri oluşturmaktadır. Avustralya'yı Brezilya, Hindistan,
Güney Afrika Cumhuriyeti, B.D.T., Sierra Leone, Sri Lanka ve A.B.D.
izlemektedir. Avrupa'da ise titanyum mineralleri üretiminin % 95'i Norveç
tarafından yapılmaktadır. Avrupa'da titanyuma olan talep ise ithalat
yolu ile karşılanmaktadır. Bugün, titanyum tüketiminde A.B.D. birinci
sırada yeralmaktadır. Özellikle A.B.D gibi teknolojik bakımdan gelişmiş
olan ülkeler; hem dışarıdan ithal ettiği hem de kendi kaynaklarından
kazandığı titanyum minerallerini, titanyum dioksit pigmenti ve titanyum
metali üretimi gibi uç ürünlerin eldesinde kullanmaktadırlar.
Türkiye açısından, ağır mineral madenciliği
paralelinde titanyum mineralleri madenciliğine bakıldığında, öncelikle,
üç tarafı denizlerle çevrili 8333'km sahil şeridi uzunluğuna sahip ülkemiz,
jeolojik açıdan büyük bir avantaja sahiptir. Son yıllarda maden işletme
açısından kaydedilen teknolojik gelişmeler sahil plaserlerinin denize
doğru uzanımının da işletilebilmesini mümkün kılmaktadır. Türkiye yüzölçümünün
% 8'i kadar bir alanı kapsayan sahil plaserleri içerisinde karalardan
taşınan ve mekanik yolla zenginleşen rutil, ilmenit vs gibi ağır minerallerin
ekonomik miktarda uygun yerlerde yataklandığı bilinmektedir. Ancak,
diğer yeraltı zenginliklerinde de olduğu gibi titanyum mineralleri açısından
da ülkemizde, şimdiye kadar yeterli arama, etüd ve rezerv geliştirme
çalışmaları malesef yapılamamıştır. Bugüne kadar ağır mineral etüd ve
madenciliği açısından yapılan çalışmaların özeti şöyledir: İstanbul-Şile
sahil kum etüdlerinde 500 ton zirkon, ilmenit ve rutil rezervi saptanmıştır.
Sahil plaserleri etüdleri sonucu titanyum mineralleri, zirkon, monazit
ve diğer ağır ve nadir toprak elementleri rezervlerinin kayda değer
miktarda olduğu vurgulanmıştır. Çanakkale-Geyikli sahil kumlarının özellikle
titanyum mineralleri ve zirkon açısından önem taşıdığı ifade edilmiştir.
Manisa-Salihli yöresinin altın, rutil, ilmenit, zirkon, manyetit ve
apatit gibi ağır minerallerce önem taşıdığı saptanmıştır. Manisa-Demirci
yöresi etüdlerinde 100-700 ppm mertebesinde zirkona rastlanmıştır. Karadeniz
sedimanlarının M.T.A tarafından yapılan etüdlerinde, 53 lokasyondan
alınan karotlardan 40 element olduğu ve bu elementler içerisinde 40-100
ppm zirkon ve rutil bulunduğu belirlenmiştir. Özellikle Ünye'nin batısından,
Yeşilırmak ağzına kadar uzanan, yaklaşık 50 km uzunluğundaki Çarşamba
ovasının 160 milyon tondan fazla ağır mineral rezervli kumlara sahip
olduğu belirtilmiştir. Bölgedeki diğer küçük plaser oluşumları da ele
alındığında görünür - muhtemel rezerv yaklaşık 190 milyon tona ulaşmaktadır.
Ormanlı-Terkos bölgesinde ise, 5 km uzunluk, 400 m genişlik ve 24 m'lik
derinlik boyunca ağır minerallerin yataklandığı belirlenmiştir. Ancak
yatağın tenör açısından bir ekonomik değer taşımadığı saptanmıştır.
Ayrıca, MTA Genel Müdürlüğünce, Küçük Menderes ve Gediz havzalarında
yapılan araştırmalarda önemli rutil ve ilmenit zenginleşmeleri tespit
edilmiştir. MTA Hakkari ve Yozgat civarında titanyum rezervlerinden
bahsetse de tenörleri ve tam rezervleri belirgin değildir. Özetle, ülkemizde
maalesef ağır mineral açısından etüd edilmemiş daha pek çok saha mevcuttur.
Türkiye'nin herhangi bir titan cevheri
üretimi henüz yoktur ve tüm titan mineralleri gereksinimini ithalat
yoluyla karşılamaktadır. Devlet İstatistik Enstitüsü verilerine göre,
2000 yılında toplam 10.000 tonluk yani yaklaşık 2.5 milyon $'lık titan
cevheri ve titan oksitleri ithalatı gerçekleşmiştir. Ülkemizde başlıca
boya, tekstil, kağıt, plastik elektrod vb. sanayi dallarında tüketilmekte
olan titan oksitler yanında, yakın bir gelecekte kurulması planlanan
uçak ve ağır sanayi tarafından da metalik titana gereksinim duyulacak
ve ithalat miktarı yapılan projeksiyonlara göre daha da artacaktır.
İlgili kuruluşlar tarafından cevher arama çalışmalarının hızlandırılması
yanında, kısa zamanda dünyada bir patent yarışı şeklinde sürdürülen
titan mineralleri ve metalik titan üretimi teknolojisine uygun akım
şemalarının geliştirilmesi ve tesis tasarımlarının oluşturulması da
gerekmektedir. Ayrıca, rutilin diğer titan minerallerine göre gerek
Dünyada, gerekse Ülkemizde rezervlerinin sınırlı olması, uluslararası
alanda talebin sentetik rutil, ilmenit ve şlamlara yönelebileceği dikkate
alınarak, yeni kaynakların araştırılıp bulunması ve işletilmesi de önemli
diğer bir noktadır.
Bunun yanısıra, ülkemiz demir-çelik
sanayinin ham demir cevherine ihtiyacı her geçen gün artmaktadır. Ülkemizde
entegre tesislerin gereksinimi olan 9.5 milyon ton demir cevherinin
5 milyon tonu ithalat yoluyla karşılanmaktadır. Sürdürülen yanlış ithalat
politikalari nedeni ile demir cevheri madenciliği yok edilme noktasına
getirilmiştir. Bu nedenle, yılda yaklaşık 140 milyon dolar tutarında
demir cevheri ithal edilmekte, buna karşılık ihracat hemen hemen yok
sayılacak boyuttadır. Sahil kumlarındaki ağır minerallerden, bir dizi
cevher zenginleştirme ve metalurjik işlemleri sonucunda hem titanyum
minerallerinin hem de ham demir üretimi mümkündür. Avustralya ve Güney
Afrika başta olmak üzere Dünyanın pek çok ülkesinde demir üretiminin
bir kısmı sahil kumlarından kazanılmaktadır. Sahil kumlarımızdan Dünya'da
uygulanan proseslere dayanılarak, titan ve demir eldesi imkanlarının
araştırılması her iki minerali de dışarıdan alan ülkemiz için doğal
kaynaklarımızın katma değer olarak kullanımı açısından kuşkusuz çok
önemlidir.
Sonuç olarak, Avrupa Birliğine girme
çabalarımızın yoğun olarak sürdürüldüğü bu dönemde, ağır mineral madenciliği
açısıdan avantajlı bir coğrafi konumda olan, üç tarafı denizlerle çevrili
ülkemizde yeterli rezerv arama ve geliştirme çalışmaları henüz yapılmamıştır.
Bu çalışmaların ivedilikle yapılarak mevcut titanyum rezervleri ve özelliklerinin
belirlenmesi, ekonomimize katma değer yaratması açısından gereklidir.
Mevcut rezervlerden, Dünya'da uygulanan proseslere dayanılarak titan
ve demir eldesi imkanlarının araştırılması, gerek her iki minerali de
dışarıdan alan ülkemiz için, gerekse Avrupa Birliği ülkeleri için önem
arz etmektedir.
KAYNAKLAR
ANDIÇ, E., "Ağır Minerallerin Araştırılması",
1987 M.T.A. Bölge Yayınları-12, İzmir.
İPEKOGLU. B., 1999 "Titanyum Mineralleri", Maden İhracatçılar
Birliği Yayını.
DİE Verileri , 2000, İstanbul.
D.P.T. Altıncı Beş Yıllık Kalkınma Planı, 1995-2000.
KAHRİMAN A., BAŞÇETİN A., 2002,Türkiye Demir Cevheri Madenciliği Ve
Sorunlari, İstanbul Üniversitesi Mühendislik Fakültesi Maden Mühendisliği
Bölümü web sayfası, İstanbul.
KURŞUN İ., 'Ormanli Terkos Bölgesi Sahil Kumları Etüdü Arazi Çalışması',
1999, İstanbul.