AB'YE GİRİŞ SÜRECİNDE TÜRKİYE ENERJİ POLİTİKALARI
Prof.
Dr. Ali KAHRİMAN
İstanbul Üniversitesi Mühendislik
Fakültesi Maden Mühendisliği Bölüm Başkanı
Yrd. Doç. Dr. İlgin KURŞUN
İstanbul Üniversitesi Mühendislik Fakültesi Maden Mühendisliği
Bölümü Cevher Hazırlama Anabilim Dalı
Enerji, kuşkusuz milyonlarca yıldan bu yana
insanoğlunun yaşamını devam ettirmesinde en önemli temel kaynaklardan
birisi olmuştur. Günümüzde gelişme ve güçlenmede de en stratejik unsur
konumundadır. 18. yüzyılın ikinci yarısında başlayan ve "Sanayi
devrimi" olarak adlandırılan bilimsel ve teknolojik gelişmeler
sonucunda, üretim sürecindeki hızlı makineleşme, beraberinde enerji
ihtiyacını da gündeme getirmiştir. Bugün kullandığımız enerjinin büyük
bir çoğunluğu petrol,kömür,doğal gaz,bitümlü şist gibi fosil yakıtlardan
elde edilmektedir. Enerjinin daha verimli ve tasarruflu kullanılması,
bu yakıtların sınırlı rezervlerinin korunması anlamı taşımaktadır. Dünya
enerji tüketimi; nufüs artışına, daha konforlu yaşam talebine bağlı
sanayileşmeye ve teknolojik gelişmelere paralel olarak, baş döndürücü
bir hızla artmaktadır. 21. Yüzyıla girerken adeta enerji soğuran bir
dünya toplumu portresi ortaya çıkmaktadır. Günümüzde Dünya toplam elektrik
enerjisi gereksinimi 15 trilyon kilowat saat düzeyindedir, enerji gereksiniminin
% 80'i kömür, petrol ve doğal gaz gibi fosil yakıtlarca, geri kalan
% 20'si de başta hidrolik ve nükleer enerji olmak üzere, hayvan, bitki
atıkları, rüzgar, güneş, jeotermal enerji gibi kaynaklardan karşılanmaktadır.
Fosil yakıtların Dünya'da bilinen rezerv dağılımları petrol eşdeğeri
olarak % 68 kömür, % 18 petrol, % 14 doğal gaz olarak hesaplanmaktadır.
Buna göre; enerji tüketim trendinin bugünkü seviyesiyle, bilinen petrol
rezervlerinin ömrü 45 yıl, doğal gazın 65 yıl, kömürün ise 240 yıldır.
Konfor ve gelişme talebindeki artışla bu ömrün çok daha kısıtlı olacağı
açıktır. Bu durumda, Dünya'nın 21. Yüzyıldaki en önemli ve güvenilir
enerji kaynağı yine kömür olmaktadır. Nitekim, Dünya enerji üretiminde,
günümüzde % 40 civarında olan kömür payının 2020 yılında % 48'e yükseleceği
tahmin edilmektedir
Ülkemiz, tükettiği genel enerjinin % 45-46'sını yerli kaynaklardan sağlayan
bir ülkedir. Yani ihtiyacı olan enerjinin % 55'ini ithal etmektedir.
Bu da enerji konusunda ülkemizin dışa bağımlı olduğunun çok açık bir
göstergesidir . Şu anda Türkiye'de kurulu durumdaki enerji santralleri
yıllık 20 GW civarında elektrik enerjisi üretmektedirler. Santrallerin
büyük bir kısmı kömür ve su enerjisi ile çalışmaktadır. DPT tarafından
yapılan çalışmalara göre 2010 yılına kadar ülkemizdeki hızlı sanayileşme
nedeni ile yıllık enerji ihtiyacımız 60 GW civarında olacaktır. Sadece
bu rakamlar bile ülkemizde enerji kapasitesinin alternatif olarak geliştirilmesini
ve enerjinin tasarruflu kullanılmasının önemini açıkça ortaya koymaktadır.
Kalkınma süreci içerisinde olan ülkemizde ise enerji tüketim seviyeleri,
gerek fert başına birincil enerji, gerekse fert başına elektrik enerjisi
bazında gelişmiş ülkelerin çok gerisindedir. Bu husus dikkate alınarak,
ülkemizde uygulanan politikalar çerçevesinde temel ilkeler belirlenmelidir.
Türkiye'nin toplam ve fert başına enerji tüketimi, kalkınmaya ve refah
artışına paralel olarak arttırılmalıdır. Buna ek olarak, enerji taleplerinin
karşılanmasında, yerli/ithal kaynak oranı, enerji güvenliği, dünya enerji
piyasalarındaki arz gelişmeleri ve ekonomi göz önüne alınarak optimize
edilmelidir. Ülkemiz, dünyanın en zengin enerji kaynaklarına sahip ülkelerle
çevrili olduğu halde, petrol ve doğal gazımız yok denecek kadar az olduğu
ifade edilmektedir. (İhtiyacımızın % 5'i). Sahip olduğumuz primer enerji
kaynaklarımızın % 50'sini çok düşük ısıl değere sahip kalorili ve yüksek
küllü linyitler oluşturmaktadır. 30.000 MW'lık ekonomik hidrolik enerji
kapasitemiz bulunmaktadır. Bunun yaklaşık 12.000 MW'ı işletmede olan
santrallarla üretime sunulmaktadır. 10.000 MW'ı da 2010 yılına kadar
kurulması planlanan ve halen yapılmakta olan santrallar tarafından üretime
dönüştürülmüş olacaktır. Kalan 8000 MW'ın da 2020 yılına kadar kullanılması
planlanmıştır. Güneş enerjisi, Türkiye'de henüz elektrik üretim amaçlı
kullanıma başlanmış bir enerji kaynağı değildir. Çünkü, bugün için,
elektrik üretim maksatlı olan güneş enerji sistemlerinin kuruluş masrafları
yüksektir. (2500 $/kW) Güneş enerjisinin ısı üretim maksatlı kullanımı,
Güney ve Batı Anadolu Bölgelerinde yaygınlaşmaya başlamıştır. Rüzgar
enerjisi henüz emekleme aşamasında olmasına rağmen ümit vermektedir.
İyi değerlendirilebilirse Türkiye'nin 5000 MW'lık rüzgar enerjisi potansiyeli
olduğu ifade edilmektedir. (2020 yılı için tahmin edilen kurulu güç
toplamının % 5'i) Türkiye'deki 27.274 MW'lık kurulu gücün 15.774 MW'ını
fosil yakıtlı termik santrallar (bunlara doğal gaz santralları da dahil)
11.500 MW'ını ise hidrolik santrallar oluşturmaktadır. Fosil yakıtlı
santralların 7000 MW'ını doğal gaz yakan kombine çevrim santralları
ve Kojenerasyon Tesisleri oluşturmaktadır. 65 milyon nüfuslu Türkiye'de
kişi başına düşen elektrik tüketimi 2000 yılında 1840 kwh olmuştur.
Bu rakam AB ülkeleri ortalaması olarak 7000 kwh, Rusya''a 6000 kwh,
İspanya'da 4000 kwh ve komşumuz Yunanistan'da 3800 kwh'tır. Dünya elektrik
tüketimi ortalaması ise 2376 kwh'tır. Gelişmişlik ve kalkınmışlığın
en önemli göstergesi olan elektrik tüketimimiz dünya ortalamasının bile
altındadır. Öte yandan 2000 yılında 15,4 milyar m3 doğal gaz tüketmiş
bulunmaktayız.
; Türkiye'de toplam 8 milyar tonluk kömür rezervinin
%88,5'ini oluşturan linyit kömürü rezervinin yaklaşık %85'i görünür
rezerv kategorisindedir. Yerbilimleri ve arama yöntemleri çalışmaları
teknolojik gelişmelere koşut olarak, her geçen gün gelişmekte ve aramalarda
tahminlerin gerçekleşme oranı artmaktadır. Bu nedenle daha önce çeşitli
yöntemlerle aranmış kömür sahalarında bile yeniden arama yapılması faydalıdır.
Ayrıca işletme sırasında çıkan çeşitli jeolojik problemleri çözmek ve
rezerv geliştirme çalışmalarında bulunmak üzere bir kömür yatağının
bulunmasından bitimine kadar etüt ve aramalar devam etmelidir. Derinlik
de dikkate alındığında bugünkü linyit kaynaklarımızın büyük bir bölümü
1970-1990 dönemindeki arama faaliyetleri sonucunda bulunmuş olup, aynı
dönemde linyite dayalı projelerin gerçekleştirilmesine yönelik yatırım
hamleleri en üst düzeye çıkartılarak, havza madenciliğine geçilmiştir.
Örneğin 1990 yılına kadar 1.484.000 m sondajlı arama yapılmış olmasına
rağmen, 1990 yılından günümüze kadar ancak 130.000 m sondajlı arama
gerçekleştirilmiştir. Bu da son on yılda aramalara ne kadar az önem
verildiğinin açık bir göstergesidir. Sonuç olarak, yerli kaynaklarımıza
dayalı, ileriye dönük, tutarlı enerji politikaları oluşturabilmek için
işletilebilir yeni kömür rezervlerimizin ortaya konulması gerekmektedir.
MTA kuruluş kanunu revize edilerek yeterli kaynak sağlanmalı, modern
ekipmanla donatılmasıyla ihtiyaç duyulan arama çalışmalarına geçilmelidir.
Yıllık linyit üretimimiz 6,6 milyon tonla Dünya linyit üretiminin %8,4'ini
oluşturduğu halde, taşkömürü yıllık 2,5 milyon ton üretimle Dünya taşkömürü
üretiminin yanında ihmal edilecek kadar düşüktür. Linyit tüketimimiz
yaklaşık olarak talebi karşıladığı halde taşkömüründeki tüketimimiz
üretimin beş katı kadar bir değerdedir. Demir-çelik sektörünün TTK taşkömürüne
olan talebinin azalmasından dolayı, taşkömürü satışları ağırlıklı olarak
termik santrallere yönelmiştir. Herhangi bir çaba gösterilmediği takdirde,
gelecekte sanayi hammaddesi olan taşkömür üretimimizin tamamının termik
santrallerde tüketilmesi kaçınılmaz olacaktır. Nitekim Türkiye Taş Kömürü
Kurumunun (TTK) mevcut durumu dikkate alındığında üretimin %75'i enerji
sektörüne pazarlanmaktadır. Pazarlama sorunu yaşamamak için enerji sektörüne
satışların devam etmesi ve bu doğrultuda yeni termik santral projelerinin
devreye sokulmasının düşünüldüğü bilinmektedir. Ancak bu santraller
koklaşma özelliği olmayan Amasra ve Armutcuk kömürleri ile beslenebilecek
şekilde planlanmalıdır. Öte yandan Türkiye linyit rezervlerinin yaklaşık
%42'sini oluşturan Elbistan linyit havzası'nın elektrik enerjisi üretimizdeki
yeri oldukça önemlidir. 1967 yılında bulunan Elbistan linyit havzası,
çeşitli sektörlere bölünmüş ve işletme sınırları olarak bu sektör sınırları
esas alınmıştır. Yapılan değerlendirmelere göre işletme sınırlarının
sektör bazında değil havza bazında yeniden belirlenmesinin gerektiği
anlaşılmıştır. Yapılan son rezerv hesaplamalarına göre halen işletilmekte
olan Elbistan açık işletmesi rezervlerinin dışında, ekonomik olarak
üretilebilecek 3 milyar tonun üzerinde linyit bulunmaktadır. Bu potansiyelden
en az 30 yıl süreyle yılda 100 milyon ton üretim yapılabilecek ve mevcut
santralın dışında toplam olarak yaklaşık 7000 MW gücünde yeni termik
santraller kurulabilecektir. Enerji talebindeki olası artışlara koşut
olarak Elbistan havzasının yeniden değerlendirilmesi sonucu; Elbistan
B santralı yeni ilavelerle 6x350 MW'a çıkarılmalı, Elbistan C ve Elbistan
D santrallarının her biri en az 2100 MW olarak planlanmalıdır. Halen
faaliyette bulunan Elbistan A santralına da yeni ünitelerin ilave edilmesi
daha fazla geciktirilmemelidir.
. Petrol ve doğal gaz varlığı açısından; Türkiye, bugüne
kadar yapılan çalışmalar çerçevesinde, geçirdiği jeolojik evrim nedeniyle
yeterli hidrokarbon potansiyeline sahip görünmüyorsa da, petrol ve doğal
gazın stratejik hammadde oldukları düşünülerek, yurt içi arama faaliyetlerinin
sistematik bir yaklaşımla arttırılarak devam ettirilmesi gereklidir.Nükleer
enerji hammaddeleri açısından Dünyadaki uranyum rezerv, üretim ve tüketim
durumlarına ve nükleer enerji kullanım trendine bakılacak olursa, bilinen
rezervin 2000'li yılların ilk çeyreğinde, hatta daha sonrası için yeterli
olduğu görülecektir. Ancak gelecek yıllardaki üretim ve tüketim denge
tahminlerine bakıldığında, tüketimin üretimden daha fazla olacağı, hatta
2010-2015 yıllarına gelindiğinde bu açığın ciddi boyutlara ulaşacağı
görülmektedir. Açığın bir kısmı eldeki stoklardan karşılansa dahi, 2000
yılından sonra olası bir krize girilmemesi için planlanan yeni üretim
tesislerinin devreye girmesi gereklidir. Bu nedenledir ki, pek çok ülke,
hammadde aramalarına büyük bir hızla devam etmektedir. Hatta kendi ülkelerindeki
potansiyellerini belirleyen ABD, Kanada,Fransa, Japonya, Almanya, İsviçre,
İngiltere ve Güney Kore gibi bir çok ülke, başka ülkelerde uranyum aramaktadırlar.
1970'li yıllarda, ülkemiz ileriye yönelik enerji planlarında, nükleer
güç santrallarından da yararlanılması öngörülmüştür. Ancak bu konudaki
çalışmalar hala bir sonuca ulaştırılamamıştır. Hızlı bir sanayileşme
süreci içinde olan ülkemizde zorunlu olarak elektrik talebi artmaktadır.
2000'li yılların başlarında karşılaşılabilecek enerji darboğazını aşabilmek
için nükleer enerji kullanımı kaçınılmaz görülmektedir.Diğer taraftan
önümüzdeki yıllarda dünya uranyum fiyatlarının yükseleceği tahmin edilmektedir.
Türkiye kendisi kullanmasa dahi bulacağı uranyumu ihraç etme imkanına
sahip olacaktır.Tüm bu nedenlerle, uranyum rezervlerinin kısa sürede
belirlenmesi için aramalara yeniden başlanması gerekmektedir. Jeotermal
enerji alanında ise yeni sahaların keşfedilmesi, mevcut sahaların özellik,
kapasite ve kullanım olanaklarının belirlenmesine yönelik çalışmalara,
M.T.A, üniversiteler, belediyeler ve özel kuruluşların araştırma- geliştirme
ve uygulama projelerine devlet desteği sağlanmalıdır.Santral seçiminde
yüksek verimli buhar türbini ile verimi yüksek yeni tip binary çevrim
sistemlerine öncelik verilmelidir. Isıtmacılıkta uygun teknolojinin
kullanılması sağlanmalıdır. Türkiye'de önemli bir potansiyele sahip
jeotermal enerjinin gelişimini hızlandıracak yasal düzenlemelerin bir
an önce yürürlüğe girmesi sağlanmalıdır.Jeotermal alanların kullanım
imkanlarının belirlenerek entegre tesisler halinde planlanması ve bu
suretle en yüksek faydanın sağlanması teşvik edilmelidir. Sonuç olarak,
Türkiye genel enerji talebinin 2020 yılında 300 milyon TEP'e, yükseleceği
otoritelerce tahmin edilmektedir. Bu durumda, enerji hammaddesi ithalatı
228 milyon TEP düzeyine ulaşacaktır. Enerjide bu ölçüde dışa bağımlı
bir ülke düşünülemeyeceğinden, ülkenin en güvenilir enerji hammaddesi
olan kömürün rezervleri ivedi bir programla arttırılmalı ve enerji üretiminde
yerli kömürün payının %50 düzeyine yükseltilmesi için gerekli planlamalar
yapılmalıdır.
Stratejik önemi Orta Doğu'da yaşanan gelişmelerin
ışığında her geçen gün çok daha net anlaşılan enerji ihtiyacının istikrarlı
bir şekilde karşılanması üyelik sürecinde bulunduğumuz bulunduğumuz
Avrupa Birliği ilişkilerimiz açısından da önem taşımaktadır. AB'de elektrik
üretimi, yıllar boyunca, tekelci üretime ve 15 ayrı ulusal pazara dayalı
olmuştur. Katı yakıtlar, AB'de elektrik üretiminin %30'a yakın bir bölümünü
sağlamaktadır. AB, kömür kullanımını teşvik etmeyi ve yurt içi üretim
kapasitesini daha rekabetçi kılmayı hedeflemektedir .AB içinde halen
ciddi boyutlarda kömür üreten, sadece İngiltere,Almanya ve İspanya gibi
üç ülke bulunmaktadır. İthal kömür yerli kömürden çok daha ucuz olduğundan,
üretim azalmaktadır. Düşük kömür fiyatları, doğal gaz gibi diğer rakip
yakıtların fiyatlarını düzenleyici bir rol oynamaktadır.
AB enerji temin kaynakları bakımından fakir değildir.
Gerek, 1992 Körfez savaşı, gerekse Irak ve Ortadoğu'da son günlerde
yaşanan olaylar,Topluluğun enerji sisteminin sağlam olduğunu ve küçük
krizler ve dış etkenlere bağlı sorunlar ile başa çıkabildiğini göstermiştir.
Bununla beraber, tüketilen enerjinin yarısı üçüncü ülkelerden ithal
edilmektedir. AB enerji politikasının hedeflerinden biri, arzın kesintiye
uğramasını önlemektir. En çok ithal edilen enerji kaynağı petroldür.
AB'de tüketilen petrolün %78'i ithalat yoluyla karşılanır Bunu, %36
ile doğal gaz ve %32 ile diğer yakıtlar takip eder. Avrupa'nın enerji
tüketimi arttıkça bu bağımlılık da artacaktır. Stratejik coğrafi konumu
nedeniyle, Türkiye enerji konusunda kilit bir rol oynamaktadır. Türkiye
önemli bir hidroelektrik enerji üreticisidir, fakat Orta Doğu'ya, Karadeniz'e,Kafkaslar'a,
Orta Asya'ya ve Körfez ülkelerine de kapıları açmaktadır. Türkiye'nin
stratejik konumu, ülkeyi, Avrupa'ya petrol taşınması için bir transit
ülke haline getirmektedir.
Özet olarak, Ülkemiz sadece kendi ihtiyacı olan enerjiyi
temin etmek için değil, aynı zamanda, üyelik süresini de hızlandıracak
bir yaklaşımla Avrupa Birliğinin de ihtiyacını önemli ölçüde karşılayacak
bir sentez oluşturmalıdır. Oluşturacağı bu enerji köprüsü kendisini
doğal olarak arzu ettiği üyeliğe taşımada önemli ve stratejik bir araç
olacaktır.
KAYNAKLAR
Elektrik,Elektronik,Aydınlatma,Enerji ve Otomasyon
Mühendisliği Dergisi sayı 164
TMMOB,Maden Mühendisleri Odası, Enerji Grubu Çalışma Raporları, 2001,
Ankara
Koyuncu M.,'Kurumlar Açısından Enerji Politikaları Çevre - Enerji Kongresi
Bildiriler Kitabı, 5-7 Haziran 1997 ANKAR
Önal G., 'Enerji ve Kömür' YMGV Yayınları, 2000, İstanbul.
www. dpt.org.tr