AVRUPA BİRLİĞİ ÜYELİK SÜRECİNDE DOĞAL KAYNAKLARIMIZIN ÖNEMİ
II. DEMİR
Prof.
Dr. Ali KAHRİMAN
İstanbul Üniversitesi Mühendislik
Fakültesi Maden Mühendisliği Bölüm Başkanı
Doç. Dr.
Ataç BAŞÇETİN
İstanbul Üniversitesi Mühendislik Fakültesi Maden Mühendisliği
Bölümü Öğretim Üyesi
Günümüzde, insanların güvenlik içinde
ve konforlu yaşamı için gerekli olan metaller arasında en çok kullanılanı
demir ve çelik ürünleridir. Bununla birlikte işlenebilme zorluğu nedeni
ile tarihte insanlarin demiri, altın, bakır ve tunçtan çok daha sonra
kullanmaya başladıkları bilinmektedir. Günümüze kadar da demir, sanayinin
temel hammaddesini oluşturmuş ve ülkelerin ekonomik kalkınmasında önemli
bir rol oynamıştır. Bu nedenle gayri safi milli hasılanın yanısıra,
kişibaşına düşen demir-çelik tüketimi de Ülkelerin kalkınmışlıklarının
ölçülmesinde önemli bir kriter olarak kullanılmaktadır. Nitekim gelişmiş
ülkelerin verilerine bakıldığında, bu ülkelerin 2. Dünya Sanaşından
sonra önemli miktarda demir-çelik tükettikleri ve oldukça ileri düzeyde
geliştikleri rahatlıkla görülmektedir.
Dünyadaki tesbit edilen demir cevheri rezervinin toplam
167 milyar ton olduğu bilinmekte ve bu rezervlerin büyük bir bölümü
Avustralya, Brezilya, Kanada, Hindistan, ABD, Güney Afrika, Liberya,
Isveç, Peru, Çin, Rusya ve Ukrayna'da bulunmaktadir. Dünya demir cevheri
ticaretinde ise Avrupa Topluluğu Ülkeleri, A.B.D, Japonya, Güney Afrika,
Avustralya gibi ülkelerin önemli payı bulunmaktadır. İhracatçı ülkelerin
başında Avustralya, Brezilya, Kanada, İsveç, Liberya, Güney Afrika ve
Venezüella, ithalatta ise; Japonya ve Avrupa Topluluğu Ülkeleri ilk
sırada yer almaktadır. Üretimi yapılan madenlerin tüvenan olarak yada
basit zenginleştirme işlemleri ile kullanılmasından ziyade uç ürünler
haline getirilmesi elbette katma değeri daha yüksek olan bir gelir sağlayacaktır.
Bu nedenle demir cevheri madenciliği ile uç ürün olarak niteleyebileceğimiz
sıvı çelik üretiminin doğrudan ilişkisi vardır. Dünyada en çok sıvı
çelik üreten ülkeler; sırası ile Çin, Japonya, Amerika ve Rusya'dır.
1990'lı yıllardan sonrası Çin, Avrupa, Rusya, Japonya
ve Kuzey Amerika dünya pik demir üretiminin % 82'sini gerçekleştirmişlerdir.
Avrupa, Japonya ve Kuzey Amerika'da pik demir üretimi aynı seviyede
kalırken, Rusya'da düşmüş , buna karşılık Çinde artış göstermiştir.
Bu dönemde Hindistan, Güney Kore ve Tayvan'da da pik üretiminde artışlar
gözlenmiştir. 1997 yılında Pasifik Bölgelerindeki ülkelerin ekonomilerinde
Güney Doğu Asya krizi nedeni ile bir durgunluk yaşanmıştır. Aynı yıl
dünya çelik üretimi yaklaşık 800 milyon ton ile rekor seviyeye ulaşmıştır.
1996 ve 1997 yıllarında Çin dünyanın en fazla çelik üreten ülkesi olmuş,
1997'de 107.5 milyon ton sıvı çelik üretmiştir. Dünyada 50 kadar ülkede
demir cevheri üretimi yapılmaktadır. Çin, Avustralya, Brezilya, Rusya
ve Hindistan dünya demir cevheri üretiminin yaklaşık % 70'ini gerçekleştirmektedir.
Çin yaklaşık 50 milyon ton yüksek tenörlü demir cevheri yanı sıra 250
milyon ton da düşük tenörlü demir cevheri üretimi yapmaktadır. 1997
yılında dünyanın en büyük 3 çelik üreticisi olan Çin, Japonya ve A.B.D.'nin
toplam çelik üretimi dünya üretiminin % 39'unu oluşturmuştur. Çelik
üretiminde 1997 yılında 1996 yılına göre % 13.1'lik artışa karşın 1998
yılında % 5.8 oranında bir düşüş gözlenmiştir. Dünya pik demir üretimi
1997 verilerine göre 543.9 milyon ton olmuş , en yüksek üretimi de Çin
gerçekleştirmiştir. 1996 yılında üretilen demir cevherinin % 42.5'i
ihraç edilirken bu oran 1997 yılında 468 milyon ton ile % 45.2 olmuştur.
Avustralya ve Brezilya dünya pazarlarındaki yerlerini korumuşlar ve
Japonya %27 ile dünyanın en büyük demir cevheri ithalatçısı konumuna
gelmiştir. Japonya'yı sırası ile Çin, Almanya ve Asya ülkeleri takip
etmektedir.
Dünya'da 1997 yılında, 9.5 milyar $ karşılığı 468 milyon
ton demir cevheri ihracatı gerçekleşmiştir. Bu cevherin 101 milyon tonu
aglomera olarak, 367 milyon tonu da tüvenan veya konsantre olarak ihraç
edilmiştir. İthalatçı ülkeler 1997 yılında aglomera edilmiş demir cevheri
için 3.1 milyar $, aglomera edilmemiş demir cevheri için de 6.4 milyar
$ ödemişlerdir. 1992 yılından 1997 yılına kadar olan ihracat artışlarına
bakıldığında, ihracat değerlerinde dünyadaki nüfus artışına paralel
olarak bir artış gözlenmiş, bu süre içinde ihracat değerlerinde anormal
yükseliş ya da azalışlar gözlenmemiştir. Önemli demir ihracatçısı ülkeler
Avustralya, Brezilya, Kanada ve Hindistandır. Önemli demir ithalatçısı
ülkeler ise Japonya, Çin, Kore ve İngilteredir.
Türkiye'de ise üretilen demir cevheri Karabük, İskenderun
ve Ereğli'de kurulmuş üç entegre demir cevheri tesisinde kullanılmaktadır.
Ülkemizde sıvı çelik üretimi bu tesislerde ve ark ocaklarında yapılmaktadır.
Dünya çelik üretiminde ülkemiz, 1998 yılı verilerine göre 14.1 milyon
ton ile 16. sırada yer almıştır. Ekonomik gelişmişliğin önemli bir göstergesi
olan kişi başına düşen çelik tüketimi açısından kısa bir değerlendirme
yapılacak olursa; 1995 yılında kişi başına düşen çelik üretimimiz 156
kg civarındayken 1998 yılında bu rakam 196 kg olarak gerçekleşmiştir.
Ancak bu değer Avrupa Birliği ortalaması olan 302 kg'ın çok altındadır.
Türkiye demir cevheri üretimi için ise kısaca şu değerlendirme
yapılabilir : 1985 yılında Türkiyenin ilk demir cevheri zenginleştirme,
1986 yılında da Pelet tesisi devreye alınmıştır. Bu tesislerde 1985
yılından bu yana yaklaşık %55-56 Fe tenörlü manyetit demir cevheri zenginleştirilerek,
sinter tesisleri için % 63 Fe tenörlü sinterlik konsantre, yüksek fırınlar
için ise % 67 Fe tenörlü pelet üretilmektedir. 1985 yılından 1998 yılı
sonuna kadar 7.052.673 ton sinterlik konsantre, 1986 yılından 1998 yılına
kadar ise, 11 589.724 ton pelet üretilmiştir. Divriği B Kafa demir cevheri
yatağından, demir-çelik fabrikalarının gereksinimleri doğrultusunda
yılda ortalama 500.000 ton civarında %56-58 Fe tenörlü hematit demir
cevheri üretilerek entegre tesislere sevkedilmektedir. Türkiye demir
cevheri yıllık ortalama üretim miktarı 4.402.000 ton civarındadır. Özellikle
son yıllarda cevher üretimde önemli bir azalma izlenmektedir. Bu durum,
1985 yılında yapılan yatırımlardan sonra bu sektörde önemli bir yatırım
yapılmaması ve sektörün büyük oranda ithalata yönelmesi ile açıklanabilir.
Yapılan bilimsel çalışmalar sonrası belirlenen demir
cevheri rezervleri demir çelik fabrikalarının kullanımları esas alınarak
3 grupta toplanmıştır:
v İşletilebilir demir cevheri rezervi
Bugüne kadar hemen hepsinde belirli düzeyde sınırlı arama çalışmaları
ve üretim yapılmış yataklardır. Cevher tenörleri %51-62 Fe arasında
değişmektedir. Türkiye işletilebilir demir cevheri rezervi yaklaşık
137 milyon ton civarındadır.
v Sorunlu demir cevheri rezervi
Bu tür yatakların arama çalışmaları yapılmış ve görünür+muhtemel rezerv
potansiyeli belirlenmiş, ancak entegre tesislerin istemedikleri bazı
safsızlıkları içermesi nedeniyle yataklar belirli dönemlerde kısmen
işletilmiştir. Bugün için bu yatakların önemli bir bölümü çalışmamaktadır.
Cevher tenörleri %19-54 Fe arasında değişmektedir . Bu gruptaki toplam
rezerv 923.700.000 ton'dur.
v Potansiyel demir cevheri rezervi
Ülkemizde sistematik olarak yeteri kadar arama faaliyetleri yapılmamış
27 adet sahada toplam yaklaşık 320 milyon ton potansiyel rezerv belirlenmiştir.
Bu yatakların tenörleri %14-52 Fe arasında değişmektedir. Bu yatakların
hemen hemen tamamı entegre tesislerin kabul edemeyeceği sınırlar içerisinde
safsızlıklar içermektedir. Kesin olarak cevher rezervi belirlenip teknolojik
sorunları çözülmeden işletilmeleri mümkün değildir. Bu gruptaki söz
konusu rezerv miktarı 443.565.000 ton'dur. Türkiye demir cevheri oluşum
ve yatakların genel dağılımına bakıldığında coğrafik dağılım yönünden;
Kayseri - Adana, Balıkesir - Kütahya, Sivas - Malatya ve Kırşehir-Yozgat
bölgelerinde, metal demir içerik dağılımları yönünden ise Hekimhan ve
Divriği Havzalarında yoğunlaşmalar görülmektedir.
Bu potansiyele rağmen Entegre tesislerin gereksinimi
olan 9.5 milyon ton demir cevherinin 5 milyon tonu ithalat ile karşılanmaktadır.
Ülkemizde tek demir cevheri zenginleştirme tesisi 1985 yılında Sivas-Divriği
ilçesinde devreye alınmış, ancak bu süre içinde ikinci bir tesis daha
yapılamamıştır. Sürdürülen yanlış ithalat politikalari nedeni ile demir
cevheri madenciliği yok edilme noktasına getirilmiştir. Bu nedenle yılda
yaklaşık 140 milyon dolar tutarında demir cevheri ithal edilmekte buna
karşılık ihracat hemen hemen yok sayılacak boyuttadır.
Bir Ülkedeki her gelir artışı, o ülkenin kalkındığı
anlamına gelmemektedir. Kalkınmada önemli olan, ülkelerdeki gelir artışının
kendi taleplerini karşılayacak şekilde ve uluslararası rekabet gücüne
sahip bir yapıda gerçekleşmesidir. Bu nedenle ülkelerin kalkınmaları;
sahip oldukları doğal kaynakları daha fazla katma değer yaratacak şekilde
kullanmaları, bu kaynakları uç ürünlere dönüştürerek kullanıma sunmaları
veya ihraç etmeleri ile yakından ilgilidir. Madenciliğimiz, gerçek anlamda
Cumhuriyetimizin kurulduğu yıllarda önemsenmiş, Maden Tetkik Arama Enstitüsü,
Sümerbank, Etibank, Demir Çelik İşletmeleri gibi madencilik kuruluşları
bu dönemde kurulmuş , ülke kalkınması madencilik sektörüne dayandırılmıştır.
Ancak daha sonraki, özellikle 60'lı ve 70'li yıllardan itibaren Planlı
Ekonomi Dönemlerinde madenciliğe gereken önem verilmemiştir.
Ülkemizdeki demir madenciliğinin sorun ve çözüm önerilerini
aşağıdaki gibi sıralayabiliriz:
Karabük Demir ve Çelik Fabrikaları 1938, Ereğli Demir
Çelik Fabrikaları 1965 ve Iskenderun Demir ve Çelik Tesisleri 1975'li
yıllarda öncelikle ülkemizin demir cevherini kullanmak amacı ile kurulmuştur.
Bu tesisler uzun yıllar hammadde gereksinimlerini kendi kaynaklarımızdan
karşılamış olmalarına karşın, demir çelik tesislerinde yapılan iyileştirmeler
sonrası kapasite artışları gerçekleştirilmiş , ancak demir madenciliğine
gereken yatırım yapılamadığı için bu tesislerin hammadde gereksinimleri
yerli kaynaklarımızdan kalite, miktar ve fiyat olarak karşılanamayacak
duruma gelmiştir.
Ülkemizde demir cevheri rezerv, kalite, verimlilik
ve maliyetler konusunda iyileştirme sağlanmadığı sürece demir cevheri
ithali yıllara göre artarak devam edecektir. Bu nedenle demir cevheri
ile ilgili ülkemiz çıkarları doğrultusunda ithalat politikası belirlenmeli
yerli kaynak kullanımını özendirici tedbirler alınmalı, demir cevheri
ithalatına sınırlama getirilmelidir.
Sektörde özelleştirme yapılırken sektör ve bağlı tesisler
bir bütün olarak düşünülmeli, özelleştirme sonrası, tesislerde kendi
kaynaklarımızın kullanılması için gerekli düzenlemelerin yapılmasında
gereken hassasiyetin gösterilmesi gerekmektedir.
Demir madenciliği de diğer madencilik faaliyetleri
gibi çok sayıda mevzuata bağımlıdır. Madencilik faaliyetleri için yaklaşık
10 Bakanlıktan 25'in üzerinde izin alınması gerekmektedir. Enerji ve
Tabii Kaynaklar Bakanlığı madencilikten sorumlu olmakla birlikte, günümüzde
madencilik faaliyetleri 3 değişik Bakanlık tarafından yönlendirilmeye
çalışılmakta, ancak sektöre sahip çıkılmamakta, Enerji ve Tabii Kaynaklar
Bakanlığı enerji konularındaki yoğun faaliyetleri nedeniyle madencilik
sektörünün sorunları ile gerektiği şekilde ilgilenememektedir. Sektöre
sahip çıkacak bir Madencilik Bakanlığı'nın bir an önce kurulması gerekmektedir.
1980 yılı sonrası sürdürülen ekonomik politikalar kapsamında
ark ocaklarına özel elektrik tarifesi, vergi iadesi, navlun teşviği
gibi imkanlar sağlanmış , ülkenin çelik üretimi artarken, üretimde yapısal
dengesizlik gündeme gelmiştir. Uzun yıllardan bu yana ülkemizdeki entegre
tesislerinin kapasite artışı sınırlı kalmış , Erdemir dışında entegre
tesislere büyük yatırım yapılmamış, ark ocaklarının teşviği ile, ülkemizde
sıvı çelik üretiminin % 65' i ark ocaklı tesislerden, % 35' i de entegre
tesislerden yapılır hale gelmiştir. 1999 yılında ülkemizde 14 milyon
ton sıvı çeliğin yaklaşık 9 milyon tonu ark ocaklı tesislerden, geriye
kalan 5 milyon tonu da entegre demir ve çelik tesislerimizden üretilmiştir.
Ülkemiz ark ocakları için hurda gereksinimini ithalat yolu ile karşılamaktadır.
Türkiye, Dünyada hurda ithalatçısı ülkeler arasında ilk sıralarda yer
almaktadır. 1997 yılında ülkeler dünyada toplam olarak 54 milyon ton
hurda ticareti için 8.6 milyar $ ödenmiştir. Aynı yıl ülkemiz için 988
milyon $ ödeyerek 7.7 milyon ton hurda ithal etmiştir. İthal edilen
hurdanın büyük bir bölümünün kalitesi belirsizdir. Kütükler ise entegre
tesislerden üretilenler kadar kaliteli değildir. Ark ocakları, hurdadan
üretilen yuvarlak ürünlerin özellikle Uzak Doğu ülkelerine ihraç edilmesi
için kurulmuştur. Ancak bu pazarlardaki mali kriz ve ekonomik sorunlar
nedeni ile ark ocakları üretimlerini iç piyasaya sürmüş, iç piyasada
dengeler tamamen bozulmuş , bozulan dengeler demir cevheri madenciliğini
olumsuz yönde etkilemiştir. Ülkemizde uzun ve yassı ürün üretim dengesizliği
de söz konusudur. 10 milyon ton sıvı çelik üretim kapasite fazlalığına
karşın 2.5 milyon ton yassı ürün açığımız ithalat yolu ile karşılanmaktadır.
Entegre demir-çelik tesislerimizin günümüz modern teknolojilerine sahip
fabrikalarla hem maliyet, hem de kalite açısından rekabet edebilmesini
sağlamak amacı ile süreli olarak günün koşullarına, ülkenin çelik gereksinimine
uygun olarak modernize edilmesi gerekmektedir.
Türkiye demir cevheri üretiminde önemli sorunlardan
birisi de, yüksek tenörlü doğrudan beslemeye uygun işletilebilir demir
cevheri rezervinin sınırlı olmasıdır. Bu durumda yüksek tenörlü demir
cevheri yataklarında rezerv geliştirme çalışmalarının yanı sıra düşük
tenörlü demir cevheri yataklarının zenginleştirileceği tesislerin de
kurulması gerekmektedir. Bugüne kadar mostra veren yüksek tenörlü demir
cevheri yatakları belirli boyutlarda değerlendirilmiş olmalarına karşın,
derinlerde yeteri kadar arama yapılmamıştır. Ülkemizde yapılan etüt
ve sondajlı arama çalışmalarının geçmiş yıllara göre büyük ölçüde azaldığı
görülmektedir. Son yıllarda TDÇ I 'nin Divriği, Malatya ve Attepe bölgesindeki
ocaklar ve çevresinde yaptırdığı etüt ve sondajlı arama çalışmalarının
dışında ciddi boyutta arama yapılmamıştır. Türkiye genelinde etüt ve
arama çalış malarını yürüten MTA'nın yaptığı çalışmalar ise giderek
azalmış ve prospeksiyon aşamasından öteye gidememiştir. MTA Genel Müdürlüğünün
yaptığı çalışmalar sonucunda Adana-Sivas kuşağı, demir cevherleşmesi
açısından en önemli bölge olarak belirlenmiştir. Bu bölge için hazırlanacak
arama projeleri ile, demir cevheri yönünden yeni yataklar ve ilave rezervlerin
bulunması mümkündür. Ülke genelinde mostra veren demir cevheri zonlarının
etüt ve arama çalışmaları hemen hemen tamamlanmıştır. Bundan sonra yapılacak
aramalar, yeryüzünde mostrası olmayan ve nispeten derinlerde olan cevher
yataklarına yönelik olacaktır. Bu tür sistematik yaklaşım gerektiren
aramalar büyük masraflar gerektirdiği gibi, ekonomik cevher bulamama
riski de yüksektir. Bu nedenle masraflı ve riskli aramalara ruhsat sahibi
özel ve tüzel kişiler kaynak ayıramamaktadırlar. Demir cevheri rezervlerimiz
bugünkü tüketim seviyesinde entegre demir-çelik fabrikalarının gereksinimini
uzun süre karşılayacak durumda değildir. Ülkemizdeki işletilebilir demir
cevheri rezervi tüketim hızına paralel olarak 10-13 yıl içerisinde tükenecektir.
Potansiyel rezervler ile sorunlu cevher yataklarına gerekli çözüm getirilmediği,
devlet-özel sektör işbirliği ile potansiyel olan bölgelerde demir cevheri
aramalarına gidilmediği takdirde bugün olan cevher açığı daha da büyüyerek
ülkemiz tamamen dışa bağımlı hale gelecektir. Bu nedenle demir cevheri
potansiyelinin yoğun olduğu bölgeler için en kısa sürede master plan
yapılmalı ve bu çerçevede öncelikli yöreler tespit edilerek devlet-özel
sektör işbirliği ile aramalara hız verilmeli, düşük tenörlü ve sorunlu
demir cevheri yataklarında fizibilite etütleri ve ilgili araştırma projeleri
yapılmalıdır. Ülkemizde arama çalışmalarını yürütmek üzere kurulmuş
MTA Genel Müdürlüğü yanlış yapılanma ve siyasi tercihler nedeni ile
atıl hale getirilmiştir. Şu anda MTA Genel Müdürlüğünce yapılan ücretli
aramalara özel ve kamu kuruluşları fazla ilgi göstermemektedirler. Demir
cevheri arama çalışmaları devlet politikası olarak ele alınmalıdır.
Ülkemizde yıllardan bu yana maden aramacılığını üstlenmiş MTA Genel
Müdürlüğü yeniden yapılandırılmalı, bu yapılanma çerçevesinde verilecek
yasal ve finansal destekle MTA Genel Müdürlüğü diğer modern yöntemlerle
maden aramacılığının yanı sıra demir cevheri aramacılığında da yerini
almalıdır.
Ülkemizde demir cevheri üretimi genel olarak açık maden
işletmeciliği ile gerçekleştirilmektedir. Sadece Divriği'de A-Kafa yeraltı
işletme projesinin hazırlıkları sürdürülmektedir. Divriği dışındaki
işletmelerde üretilen demir cevheri genellikle elle temizlenerek belirli
bir miktar zenginleştirilmektedir. Bu cevherlerin bir kısmı doğrudan
beslenirken, bir bölümü de sinterlenmektedir. Divriği'de Türkiyenin
ilk ve tek demir cevheri zenginleştirme tesisi 1985, peletleme tesisi
de 1986 yılında üretimine başlamıştır. Cevher üretimi yapan ocakların
çoğu büyük yerleşim merkezlerinden uzak ve yüksek kotlu bölgelerde yeralmıştır.
Bu işletmelere ulaşmak oldukça zordur. Bu nedenle kış aylarında çoğu
işletme faaliyetlerini durdurmaktadır. Bu şekildeki çalışma yöntemi,
üretim maliyetlerini büyük ölçüde artırmaktadır. Diğer taraftan, açık
işletmeler derinleşmiş, ocak içi nakliye, dekapaj, su atımı gibi faaliyetlerin
maliyetler yükselmiştir. Üretim maliyetlerinin büyük ölçüde artması,
sektörün dünyadaki demir madenciliğiyle olan rekabet gücünün zayıflamasına
neden olmuştur. Divriği'de üretilen pelet ve konsantre dışında ülke
içinden üretilen cevherlerin tenörleri genelde %50-60 Fe arasındadır.
Bu cevherler istenmeyen safsızlıklar da içerdiğinden entegre tesislerde
sınırlı olarak kullanabilmektedir. Bu cevherlerin safsızlıklardan arıtılması
için gerekli demir cevheri zenginleştirme tesislerinin yapılması gerekmektedir.
Öte yandan ocaklardan üretilen milyonlarca tonluk cevherin,
demir-çelik fabrikalarına nakli de maliyetle birlikte önemli bir sorun
oluşturmaktadır. Devlet Demir Yollarının taşıdığı toplam yükün % 60'ı
demir ve çelik sektörüne aittir. Demiryollarındaki sorunlar ve işletmeciliğindeki
düşük verimlilik, demir çelik ve ona girdi sağlayan sektörler üzerindeki
maliyeti olumsuz yönde etkilemektedir. Sahalarda üretilen cevherler
entegre tesislere karayolu, demiryolu ve gemiler ile sevk edilmektedir.
Cevher maliyetleri incelendiğinde, taşımaların cevher maliyetleri içindeki
oranının yaklaşık %50-60'ı olduğu görülmektedir. Cevher taşımacılığındaki
yüksek maliyet, yerli kaynaklarımızın rekabet gücünü ortadan kaldıran
en önemli etkendir. Değişik kaynaklardan sağlanan cevher maliyetleri
içindeki DDY taşıma payı, Erdemir için % 30-35, İsdemir için % 20-35,
Karabük için % 20-45 arasında değişmektedir. Bu maliyetlerin düşürülmesi
için cevher taşıma kapasitesi artırılmalı, taşıma maliyetleri rekabet
gücü yaratacak makul seviyelere çekilmelidir.
Dünyadaki çoğu ülkede madencilik faaliyetleri genel
vergi sistemi içinde düşük oranlarda vergilendirilmekte, riskli bir
faaliyet olan madencilik değişik yöntemlerle de desteklenmektedir. Ülkemizde
de yeni bir yapılanma ile madencilik politikası üretilmesi ve ekonomik
krizde olduğumuz bu dönemde, daha fazla katma değer yaratacak ve istihdam
sorununa da önemli ölçüde çözüm üretecek olan sektörün desteklenmesi
gerekmektedir. Bu kapsamda madencilik faaliyetleri alt yapı başta olmak
üzere elektrik, ucuz akaryakıt, taşıma, çevre ile ilgili yatırımlara
destek, gümrüksüz makine, işçi SSK primlerinin ödenmesi, hızlı amortisman,
aramaların amortisman kapsamına alınması, yatırım indirimi, yerli cevher
kullanım primi gibi değişik şekillerde teşvik edilmelidir. Bu teşvik
kapsamda madencilikte önde gelen ülkelerde madencinin çalıştığı yıl
içindeki faaliyetinden elde ettiği gelirden Rezerv Tüketim Payı olarak
isimlendirilen miktarın düşüldükten sonra kalan kısmının vergilendirilmesi
ülkemizde de uygulanmalıdır.
5. KAYNAKLAR
1. Devlet Planlama Teşkilatı Sekizinci Beş Yıllık Kalkınma Planı, Madencilik
Özel İhtisas Komisyonu, Demir Çalışma Grubu Raporu, 2001, Ankara.
2. Devlet İstatistik Enstitüsü, Dış Ticaret Kataloğu (1989-2001).
3. Peker, S., "Türkiye Metal Madenleri Envanteri", İstanbul
Üniversitesi, Mühendislik Fakültesi, Maden Mühendisliği Bölümü, Lisans
Tezi, Haziran 2002, İstanbul.