AVRUPA BİRLİĞİ ÜYELİK SÜRECİNDE
DOĞAL KAYNAKLARIMIZIN ÖNEMİ
I. BOR
Prof.
Dr. Ali KAHRİMAN
İstanbul
Üniversitesi Mühendislik Fakültesi Maden Mühendisliği Bölüm Başkanı
Prof. Dr.
Şafak G. ÖZKAN
İstanbul
Üniversitesi Mühendislik Fakültesi Maden Mühendisliği Bölümü Cevher Hazırlama Anabilim Dalı Başkanı
Bu makale kapsamında Türkiye'de son günlerde özelleştirme kapsamına
alınması tartışılan bor madenleri hakkında güncellenmiş istatistiki
bilgiler ve bor madenlerinin ülkemiz ekonomisine daha fazla katkıda
bulunabilmesi için düşünülen öneriler üzerinde durulmaktadır. Olayın
özelleştirme ile ilgili siyasi boyutu bir tarafa, bilimsel açıdan düşünüldüğünde
bor elementinin, bor minerallerinin, bor bileşiklerinin velhasıl hakkında
sürekli yaygara kopartılan bor madenlerinin ekonomik ve stratejik değerini
tartışmak son derece anlamsızdır. Çünkü birçok sanayi kolu için borun
yerini alabilecek başka bir maden hemen hemen hiç yoktur. Günümüzde
fiberglas camlardan tutun, özel çeliklere, deterjanlara, diş macunlarına,
gübrelere, tenis raketlerinden, golf sopalarına, zararlı bitki ve böcek
öldürücülerine ve hatta füze yakıtlarına kadar kullanım alanı bulabilen
borlu bileşikler, borun nötron emici özelliğinden dolayı nükleer santrallerde
kaza riskini azaltıcı bir panzehir olarak da değerlendirilebilmektedir.
Yer kabuğunda 51. yaygın element olarak boratlar ve borosilikatlar halinde
yer alan bor elementinin ergime noktası yaklaşık 2300 oC'dir. Bor içeren
doğal minerallere genel olarak boratlar denilmekte ve boratlar insanoğlu
tarafından binlerce yıldır kullanılmaktadır. Oksijene olan yüksek afinitesinden
dolayı bor elementi yer kabuğunda serbest halde bulunmaz. Doğadaki yaklaşık
150 mineralin bor elementi içerdiği bilinmesine rağmen, ticari açıdan
değerlendirilen bor mineralleri tinkal, kolemanit, probertit, üleksit,
kernit ve szaibelyite olarak sınırlı sayıdadır. Dünya bor mineralleri
rezervleri ülkeden ülkeye değişiklikler gösterdiğinden, güvenilir ve
kesin rezerv değerleri ortaya koymak oldukça güçtür. Bu da bor elementinin
Dünya üzerinde yer alan ülkeler için taşıdığı stratejik önemi gözler
önüne sermektedir. Günümüzde Dünya bor rezervlerinin ve üretiminin en
fazla olduğu iki ülke olan A.B.D. ve Türkiye'de yayınlanan verilere
göre Dünya toplam görünür rezervi 442 000 000 ton B2O3 eşdeğerlikli
olarak tahmin edilmektedir. Bu değerlere muhtemel ve mümkün rezervler
de eklendiğinde dünya bor rezervlerinin günümüzdeki genel toplamı 1
281 000 000 ton B2O3 olmaktadır. Dünya bor madeni rezervleri yaklaşık
on ülkede bulunmakla birlikte, ülkemiz 803 000 000 ton B2O3 eşdeğeri
rezervi ile Dünya toplam bor rezervinin yaklaşık % 65'lik çok büyük
ve çok önemli bir paya sahiptir. Rezerv açısından ülkemize en yakın
ülke % 15'lik pay ile A.B.D. olmaktadır. Türkiye, Dünya bor mineralleri
rezervinin çoğunluğuna sahip olmasının yanısıra mineral çeşitliliği
ve cevher kalitesi bakımından da diğer ülkelere göre doğal üstünlüğe
sahiptir. Dünya bor madeni üretimi ile ilgili istatistikler Amerika
Birleşik Devletleri tarafından her yıl güncellenerek yayınlanmaktadır.
Ulaşılabilen kaynaklarda üretim değerleri ton cevher cinsinden belirtilmektedir.
Tüvenan cevher üretimi açısından bakıldığında 1999 yılı itibariyle Dünya
toplam yıllık üretim 4 400 000 ton mertebesinde olmuştur. Önemli üretici
ülkelerin bu üretimdeki payları sırasıyla, Türkiye % 33, A.B.D. % 28,
Rusya % 23 ve diğer ülkeler % 16 düzeyindedir. Bu rakamlara bakıldığında
rezerv tüketim oranlarının ülkemiz açısından çok da iç açıcı olmadığı
sonucu doğmaktadır. Bu sonucun ortaya çıkmasında en önemli unsur; uç
ürünler üretimi ve pazarlama açısından gerekli çağdaş yatırım ve tekniklerin
gerçekleştirilememiş olmasıdır. Doğadan çıkarılan bor minerallerinin
doğrudan tüketimi, diğer madenlerde de olduğu üzere sözkonusu değildir.
Birtakım cevher zenginleştirme işlemlerine tabi tutulmaları gerekmektedir.
Doğadan çıkarılan cevherlerin tabi tutulacağı sonraki işlemlerin sonucunda
katma değeri de önemli ölçüde yükselmektedir. Bor minerallerinin her
biri için uygulanan cevher zenginleştirme yöntemi, üretilecek bor ürünü
için piyasada oluşan genel eğilime ve talebe bağlı olarak değişebilir.
Tüvenan bor cevherleri genellikle yüksek tenörlü olduğundan sadece kırma,
eleme ve sınıflandırma işlemleri yoluyla da kolayca zenginleştirilebilmektedirler.
Bu etken de üretim maliyetinin oldukça düşük gerçekleşmesine olanak
tanımaktadır. Bor cevherlerinin bazı sanayi kollarında rafine bor bileşiklerine
dönüştürülmesi gerekmekte ve bu da metalurjik ve kimyasal işlemlerden
geçirilmesini gerektirmektedir. Metalurjik işlemler aşamasından çıkan
ürünün yaratacağı katma değer dolayısıyla ulusal ekonomiye katkısı da
çok daha büyük önem arzedecektir. Örneğin maden ocağından çıktığı haliyle
(tüvenan) ihraç edilen bir kolemanit cevherinin satış bedeli 1 birim
ise, bu cevher zenginleştirme prosesine tabi tutulduktan sonraki konsantre
ürünün satış bedeli 5 birim, bu konsantreden basit kimyasal-metalurjik
işlemler sonucu elde edilebilecek borik asit ürününün satış bedeli 10
birim ve bundan elde edilmesi muhtemel diğer uç ürünlerin satış bedeli
ise yaklaşık 50 birim kadar olabilmektedir.
Bor mineral veya cevherleri doğadaki halleriyle ticari önem taşıyabilirler,
ancak farklı tipteki rafine bor bileşiklerinin üretilmesi için bazen
teknolojik işlemlere tabi tutulurlar. Bu bor bileşikleri içerdikleri
B2O3 (bor trioksit) miktarına veya taşıdıkları fiziksel veya kimyasal
özelliklerine göre farklı alanlarda kullanım alanı bulurlar. Bazı ticari
bor bileşikleri içerdikleri B2O3 miktarlarına göre sırasıyla Susuz Borik
Asit (%100), Susuz Boraks (%69.2), Borik Asit (%56.4), Boraks Pentahidrat
(%47.8), Boraks Dekahidrat (%36.5), Sodyum Perborat Tetrahidrat (%22.7)
ve Sodyum Perborat Monohidrat (%34.8)'tır. Bor ürünleri hafifliği, gerilmeye
olan direnci ve kimyasal etkilere dayanıklılığı nedeniyle plastiklerde,
sanayi elyafı üretiminde, lastik ve kağıt endüstrisinde, ısıya dayanıklı
cam gereçleri üretiminde, tarımda, nükleer enerji santrallerinde, roket
yakıtlarında, sert çelik üretiminde, emaye ve porselen sırlarının üretiminde,
ilaç, kimya ve kozmetik sanayiinde, fotoğrafçılıkta, boya, dericilik
ve çimento sanayiinde kullanılmaktadır. Sertleşmiş plastikler olarak
otomotiv sanayiinde, fiberoptik olarak haberleşmede, bor yakıtları olarak
uzay teknolojisinde, deterjan sanayiinde, jet motoru parçaları üretiminde,
elektrik ve ısı izolasyonunda, mikrodalga lambalarda, laser ile savaş
teknolojisinde, jet yakıtı olarak savaş uçaklarında, nükleer füzyon
gibi alanlarda kullanılması nedeniyle stratejik bir öneme sahiptir.
Çok geniş ve çeşitli alanlarda ekonomik olarak kullanılan bor mineral
ve bileşiklerinin kullanım alanları günlük yaşamımıza ve sanayinin her
alanına girmiş olup, gün geçtikçe daha da artmaktadır. Tüketimde bölgelere
göre önemli farklılıklar gözlenmektedir. Örneğin Avrupa'da en fazla
tüketim çok büyük bir farkla deterjan sanayinde kullanılan sodyum perborat
üretiminde olurken, Kuzey ve Orta Amerika'da izolasyon cam yününde (fiberglas)
olmaktadır. Japonya'daki tüketimin ise tekstil ürünlerinde kullanılan
borlu fiberlerde olduğu tahmin edilmektedir. Dünya bor tüketiminin yaklaşık
olarak % 80'ini ABD ve Batı Avrupa ülkeleri yapmaktadır. Genel olarak
ülkemizde bor tüketimi çok düşük seviyelerde olup, üretilen bor cevherleri
ve ürünlerinin büyük bir kısımı ihraç edilmektedir.
Sonuç olarak, yukarıda da detaylı bir şekilde ifade edildiği üzere,
Dünya rezervlerinin %65'ine yakın bir kısmına sahip olduğumuz 1.2 milyar
$ lık dünya bor pazarındaki payımız, 1.2 milyon tonluk tuvenan cevher
üretimimizle %20'ler düzeyinde kalmaktadır. Uç ürünler pazarı açısından
değerlendirildiğinde yaklaşık 60 milyar $ lik dünya pazarındaki payımızın
%1 lere bile ulaşamadığı söylenebilir. Bu oranlar, dünya bor pazarı
ve fiyatlarını belirleyici (market-maker) olabileceğimiz bu önemli hammadde
kaynağından çok etkin yararlanamadığımızın kanıtıdır. Bunun en önemli
nedeni, daha fazla katma değer yaratan rafine yada uç ürünler için gerekli
yatırımların yapılamamış olmasıdır. Genel olarak madencilik sektörümüz
irdelendiğinde, büyük oranda muhtelif KİT'ler aracılığıyla devlet tekelinin
varlığı göze çarpacaktır. Çeşitli diğer sektörlerde özel kuruluşlarımızın
varlığı ve dünya pazarlarındaki rekabet güçleri dikkate alındığında,
madencilik sektöründe kendi kaynaklarıyla yatırım yapmış ciddi bir tek
özel teşebbüsün bulunmayışı anlamlıdır. Son 20 yıldan bu yana Devletin
ekonomideki rolünün azaltılması yönündeki politikalara paralel olarak,
madencilik sektörüne gerekli kaynakların aktarılmadığı, Kamu Kuruluşlarının
kaynak üretir durumdan kaynak tüketir duruma düştüğü ve konuyla ilgili
özel sektörün cılızlığı da dikkate alındığında, sektörün gayri safi
milli hasılaya katkısı önemli ölçüde azalmıştır. Genelde Kamu İktisadi
Teşekküllerinin, özel olarak da Madencilik Sektöründeki KİT'lerin amaçsızlık,
vizyonsuzluk, aşırı istihdam, politik - hiyerarşik ayrıcalıklar sonucu
içine düştükleri verimsizlik ortamı, bu olumsuz gidişi daha da derinleştirmiştir.
Bunun sonucunda da Dünya pazarında alınması gereken paylar için gerekli
dinamizm yaratılamamıştır. Bu genel çerçevede, bor cevherlerinin üretim
tekeline sahip olan Eti Holding A.Ş.'nin de etkilenmesi kaçınılmaz olmuştur.
Bu kuruluşumuz, mevcut konjonktür içinde, bor satışından, önemli sayılabilecek
gelirler elde etmesine karşın, uygulanan ekonomik politikalardan ya
da başka nedenlerden dolayı, rafine ya da uç ürün üretimi yönünde modern
anlamda ciddi bir yatırım yapamamıştır. Bu konuda Türk Özel Sektörü
de ne yazık ki; hiçbir ciddi çaba içinde olmamış, sadece doğadaki mevcut
üretimi kolay ve karlı olan bor rezervlerinin kendilerine devri için
uğraşmışlardır. Halbuki; rafine ve uç ürün üretimi konusunda Eti Holding'le
birlikte ya da tek başlarına proje geliştirmeleri ve bunların gerçekleştirilmesi
yönünde girişimler yapmaları beklenirdi. Ancak bu şekilde, bor kaynağımızdan
rasyonel bir şekilde yararlanma olanağı elde edilmiş olacaktır. Özetle,
bu aşamada Eti Holding'in bor cevherlerinin hammadde üretimi yönündeki
ruhsat tekeli korunarak, özel sektörün, ileri teknoloji kullanmak suretiyle
entegre tesisler ve uç ürünler üretme yönünde teşvik edilmesi önem arzetmektedir.
Ancak bu yolla stratejik öneme sahip bu varlığımızdan ülke ekonomisine
hakedilen girdi sağlanabilecektir.
Bu çalışma aşağıda detayları verilen
ve farklı tarihlerde yerel basında yankı bulan makalelerden özetlenmiştir.
aİstonbul, İstanbul Beton
Elemanları ve Hazır Beton Fabrikaları Sanayi ve Ticaret A.Ş. Yayını,
Sayı: 5, Temmuz-Ağustos-Eylül 2001, İstanbul
aMakina Magazin, Türkiye Endüstri Dergisi,
Yıl: 5, Sayı: 2001-6, No: 60, s. 56-61, Haziran 2001, İstanbul
aDünya Gazetesi, Yorum-İnceleme Köşesi,
Sayı: 10573-6383, s. 13, 19 Haziran 2001, İstanbul
aRadikal Gazetesi, Yorum Köşesi, Yıl: 5,
Sayı: 1689, s. 6, 28 Mayıs 2001, İstanbul