AVRUPA BİRLİĞİ ÜYELİK SÜRECİNDE DOĞAL KAYNAKLARIMIZIN ÖNEMİ
(V. ALTIN)
Prof.
Dr. Ali KAHRİMAN
İstanbul Üniversitesi Mühendislik
Fakültesi Maden Mühendisliği Bölüm Başkanı
Yrd. Doç. Dr. İlgin KURŞUN
İstanbul Üniversitesi Mühendislik Fakültesi Maden Mühendisliği
Bölümü Cevher Hazırlama Anabilim Dalı
Anadolu'da binlerce yıl önce üretildiği bilinen
altın, çok eski çağlardan bu yana, sahip olduğu temel işlevleriyle,
en gözde metallerden birisi olmuştur. Altının bu önemli işlevlerini,
ziynet eşyası olarak kullanımı, servet biriktirme ve mübadele aracı
oluşu yanında kolay işlenebilme özelliği, dayanıklılığı ve pek çok endüstri
dalında yaygın kullanımı teşkil etmektedir. Ziynet eşyası olarak sahip
olduğu önem, bir ölçüde toplumsal kültür tarafından belirlenmekle birlikte,
altının servet biriktirme aracı olarak ekonomideki fonksiyonu daha evrensel
bir karakter taşımaktadır. Bununla birlikte 2. Dünya savaşı sonrasında
dünya ekonomisindeki ve finans piyasalarındaki gelişmeler, özellikle
gelişmiş ekonomilerde altının bir servet biriktirme aracı olarak sahip
olduğu önemi büyük ölçüde geriletmiştir. Ancak, bununla birlikte az
gelişmiş ve gelişmekte olan ekonomilerde servet biriktirme fonksiyonuyla
altın hala önemini korumaktadır.
Altın, bütün dünyada olduğu gibi, çok eski dönemlerden
beri Türk halkının da en gözde ziynet eşyası ve servet biriktirme aracı
olmuştur. Ziynet eşyası olarak altına verilen önem, bugüne kadar hiç
altın madenciliği yapılmayan ülkemizde altın işleme sanatının gelişmesine
yol açmış ve altını önemli bir geçim kaynağı haline getirmiştir. Özellikle
son yıllarda gelişen turizm hareketlerine bağlı olarak, Türkiye'nin
altın ihracatının önemli oranda arttığı gözlenmektedir. 1989 öncesinde,
ithalatı yasak olmasına rağmen ülkeye önemli miktarda kaçak olarak altın
girişinin olduğu bilinmektedir. 1989 sonrasında ise, piyasanın talebini
karşılamak üzere Merkez Bankası tarafından altın ithalatına başlanmasıyla
birlikte ithalatın boyutları hakkında doğru bilgi edinilmesi mümkün
olabilmiştir.
Dünya toplam işletilebilir altın rezervi 49 bin tondur
ve bunun % 65'i dünya altın üretiminde ilk sıraları paylaşan ABD, Kanada,
Avustralya ve G. Afrika'da bulunmaktadır. Dünya'da 2000 yılında altın
aramaları için yaklaşık 1 milyar dolar harcanmıştır. 2001 yılında, dünya
altın madenciliği yatırım projelerinin toplamı 23 milyar dolar civarındadır.
Dünya altın üretimi, son 25 yılda yaklaşık olarak ikiye katlanmıştır.
Bu gelişmeler sonucunda, bilinen altın cevherleri işletmeye alınırken,
yeni altın yataklarının bulunması için tüm dünyada yoğun bir arama ve
yatırım dönemi başlamıştır. 2001 yılı itibariyle dünyada 875 adet altın
madeni faaliyettedir. Dünya altın üretiminin %53'ü dört sanayileşmiş
ülke ABD, Kanada,Avustralya ve G.Afrikada yapılmaktadır. Türkiye dünya
altın üretimi sıralamasında yer almadığı halde dünya altın talebinde
beşinci sıradadır. ABD'de işletilen altın rezervlerinin %92.5'i, Avustralya'da
% 96'sı ve Kanada'da % 90'ı siyanürleme yöntemiyle üretilmektedir. Dünya
altın madenciliği istatistikleri incelendiğinde, mevcut tüm rezervlerin
hızla üretime alındığı görülmektedir. Türkiye ise, oldukça sınırlı kaynak
kullanımıyla yapılan arama çalışmaları sonucunda, işletilebilir önemli
miktarda altın rezervine sahip olduğu belirlendiği halde bunlardan yeterince
yararlanmayan dünyadaki tek ülke konumundadır.
Ülkemizde halen çevresel sınırlamalar nedeniyle sorunlu
olarak işletilmekte olan Ovacık Altın madeninden başka işletilmeye hazır
8 altın madeni daha belirlenmiştir. Bu madenlere ait rezervlere dayanılarak,
ülkemizde halen işletilebilir 450 ton altın ve 1100 ton gümüş mevcuttur.
. Bu rezervin toplam değeri yaklaşık 4.5 milyar dolar ve ülke ekonomisinde
yaratacağı katma değer ise 18 milyar dolar düzeyindedir. Bu projelerde,
doğrudan istihdamın 2100 kişi ve dolaylı istihdamın ise 33.000 kişi
olacağı tahmin edilmektedir. Bilindiği gibi, Ovacık Altın Madeninde
Mayıs 2001 tarihinden itibaren deneme üretimi yapılmakta ve madende
350 kişi çalışmaktadır. Bu güne kadar 2.1 ton altın, 2.4 ton gümüş üretimi
gerçekleştirilmiştir. Oluşan çevre bilinci ve yöresel duyarlılıkların
da katkısıyla maden işletmesinde alınan önlemlerle, dünya standartlarına
paralel, örnek bir denetim mekanizması kurulduğundan, çevre ve insan
sağlığını tehdit edecek risk unsuru kalmamıştır.
Çok eski çağlardan beri üretildiği bilinen altın, MÖ
100 yılına kadar dere yataklarından ilkel yöntemlerle elde edilmiştir.
Amalgamasyon yönteminin bulunmasıyla altın üretiminde önemli bir aşama
kaydedilmiş, 1783 yılında İsveç'de Scheele'nin siyanür çözeltisinin
altını çözdüğünü keşfetmesinden sonra altın üretiminde çok önemli bir
dönem başlamıştır. Altının siyanürle zenginleştirilmesi endüstriyel
anlamda ilk kez 1889'da Yeni Zellanda'daki Crown Mine'da gerçekleştirilmiştir.
Altın cevherinden altın üretimi için uygulanacak endüstriyel prosesler
cevherin mineralojisine bağlıdır. Bu nedenle ayrıntılı mineralojik çalışmalar
altın madenciliğinde çok önemli bir yer tutar. Günümüzde Dünya altın
üretiminin % 85'i siyanürle yapılmakta iken sadece % 15'lik bölüm diğer
fiziksel yöntemlerle gerçekleştirilmektedir. Bugünkü koşullarda, endüstriyel
prosesler içinde siyanür yerine kullanılan başka bir kimyasal reaktif
yoktur. Alternatif çözücüler ya çok pahalı ya da siyanürden daha toksiktir.
Ancak, altın-gümüş madenciliğinde üretim sırasında oluşan siyanür bileşiklerini
içeren atık ve atık suların da arıtılması çok önemli ve insani bir zorunluluktur.
Gelişmiş ülkeler dahil altın üretimi yapılan pek çok ülkede siyanür
arıtma tekniklerinden bir veya birkaçı beraberce kullanılmaktadır. Ülkemizdeki
Ovacık-Altın madeninde de benzer uygulama söz konusudur. Üretim prosesinin
bir parçası olan kimyasal bozundurma tesisinde, liç prosesinden çıkan
atık çözeltideki siyanür parçalanmakta ve ağır metaller ise sabitlenerek
çöktürülmekte, böylece atıklar zararsız hale getirilmektedir. Uluslararası
bağımsız bir gözetim firması tarafından yürütülen test çalışmaları sırasında,
kimyasal bozundurmadan çıkan atık sulardaki siyanür seviyesinin 0,2
mg/lt (ABD içme suyu standardındaki siyanür seviyesi) ve atık göletine
vardığı anda 0.1 mg/lt olduğu tesbit edilmiştir. Halen gelişmiş ülkelerdeki
uygulamaların çoğunda, atık göletlerine deşarj edilen siyanür seviyesi
50-150 mg/lt arasında değişmektedir. Bu değerler Ovacık altın madeninde
siyanür kullanımı sonucu ortaya çıkan riskin ihmal edilebilecek bir
düzeyde olduğunu göstermektedir. Ovacık altın madeni tesis atıkları,
uluslararası standartlarda kil-jeomembran-kil bileşik sistemiyle astarlanarak
sızdırmazlığı sağlanmış olan atık havuzunda depolanmaktadır. Atık havuzu,
Afet İşleri Yönetmeliği'nin 1. Derece deprem bölgeleri şartlarına göre
projelendirilmiş, projesi DSİ tarafından onaylanmış ve DSİ kontrolünde
inşa edilmiş olup, büyük su barajları için öngörülen stabilitenin çok
üzerinde güvenlik katsayısına sahip bir kaya dolgu yapıdır. Su Kirliliği
Kontrolü Yönetmeliği'ne göre, madencilik de dahil olmak üzere çeşitli
sanayi kuruluşları için alıcı ortama siyanür deşarj limitleri verildiği
halde, Ovacık Altın Madeni'nde, ne doğrudan ne de dolaylı yoldan, alıcı
ortama hiçbir şekilde atık su deşarjı yapılmamaktadır. Bu tedbirler
sayesinde, Ovacık Altın Madeni tesisleri, dünyadaki benzerlerinden daha
yüksek çevre koruma standartlarına sahiptir. Bu husus, idare tarafından,
"olası risk faktörleri" karşısında tesiste alınmış olan çevre
tedbirlerinin fiilen yerine getirilip getirilmediğinin somut olarak
belirlenmesi amacıyla görevlendirilen TÜBİTAK-YDABÇAG (Yer Deniz Atmosfer
Bilimleri ve Çevre Araştırma Grubu) uzmanlar kurulunca da saptanmıştır.
TÜBİTAK raporunda, tüm çevre tedbirlerinin yerine getirilmiş olduğu
ve dolayısıyla, yatırımın insan ve çevre sağlığını tehdit etme riskinin
bulunmadığı, dünya altın madenciliğinde uygulanmakta olan gerek üretim
teknolojisi gerekse çevre tedbirleri teknolojilerinden daha iyisine
sahip olduğu belirtilmiştir.
Sodyum siyanür çözündürmesi yöntemi ile altın-gümüş
üretiminin taşıdığı risk, günlük hayatta karşı karşıya olduğumuz, tüp
gaz patlaması, doğal gaz yangını, eksoz gazları solunumu, trafik kazası
v.s. gibi risklerden çok daha düşük düzeydedir. Dünya'da, 24 ülkede,
600 civarında, sodyum siyanür çözündürmesi ile altın ve gümüş üreten
maden bulunmakta ve siyanür yöntemi 100 yılı aşkın bir süredir kullanılmaktadır.
Ülkemizde de 1986 yılından bu yana, sodyum siyanür çözündürmesi yöntemi
ile, Kütahya 100. Yıl Gümüş Madeninde ortalama 75 ton/yıl gümüş üretilmektedir.
Ancak, günümüzde, konunun uzmanı olmayan bazı kişi ve kurumlarca, esasen
var olması gereken çevresel duyarlılığı aşan, bilimsellikten uzak ve
gerçekleri yansıtmayan bir kampanya yürütülmekte, kamuoyu etki altında
bırakılıp, yanıltılmaktadır. Madencilikte siyanür kullanımı ve kullanılan
siyanürün bertaraf edilmesi, yıllardır emniyetli bir şekilde uygulanmasına,
yasa ve yönetmeliklerle ciddi bir şekilde kontrol edilmesine rağmen,
medyada, madenciler, tamamen kar amaçlı, sorumsuz, keyfi, çevre bilincinden
uzak bir meslek disiplini olarak lanse edilmektedir. Halbuki Dünyada
üretilen siyanürün yalnızca % 15'i madencilik endüstrisinde kullanılmakta
geri kalan % 85 ise başta plastik üretimi olmak üzere değişik endüstri
dallarında tüketilmektedir. Diğer sanayi dallarında kullanımı hiç dikkat
çekmeyen, altın üretiminde kullanılacak siyanür etrafında amacını aşan,
toplumsal tepki yaratmaya çalışan zihniyeti anlamak mümkün değildir.
Esasen oluşturulan bu duyarlılığı üretim sürecindeki bir denetim mekanizmasına
dönüştürmek daha fazla önem arz etmektedir.
Tüm iktisadi faaliyetlerde olduğu gibi altın madenciliğinin
de ülke ekonomisi üzerinde doğrudan etkilerinin yanı sıra dolaylı etkileri
olacaktır. Dolaylı etkiler içinde özellikle, yaratılan gelir ve ek talep
yoluyla ekonominin diğer kesimleri üzerindeki uyarıcı etkileri en önemli
bölümü oluşturmaktadır . Yatırım aşamasında bulunan 4 projeye ilişkin
veriler çerçevesinde yapılan değerlendirmeler sonucunda Türkiye'de altın
madenciliğinin ekonomi üzerinde olumlu etkiler yaratacağı belirlenmiştir.
Bergama'daki tesiste, yılda 6 ton altın ve buna bağlı olarak 33 ton
gümüş üretimi amacıyla yurtiçinde yapılacak 70 milyon dolar yatırımla,
yatırım aşamasında toplam 1050 kişi, işletme aşamasında ise 435 kişiye
sürekli istihdam imkanı yaratılmış olacaktır. İşletme aşamasında yaratılacak
gayri safi milli hasılaya katkı ise 80 milyon dolar olarak hesaplanmıştır.
Diğer projelerin de hayata geçirilmesi ile bu katkı çok daha anlamlı
değere ulaşacaktır. Türkiye'de yeni bir madencilik dalı olarak altın
madenciliğinin sağlayacağı katkılar doğal olarak yalnızca ekonomik göstergelere
yansımakla sınırlı kalmayacaktır. Söz konusu girişim, ülke madenciliğine
finansal katkısının yanı sıra, eğitim, bilgi ve teknoloji transferi
ile birlikte yeni bir heyecan ve dinamizm kazandırma tarzında önemli
katkıları da beraberinde getirecektir.
Sonuç olarak, ülkemizde sınırlı kaynaklarla yapılan
etüd ve aramalar sonucunda, küçümsenmeyecek bir altın rezervi varlığınızın
söz konusu olduğu belirlenmiştir. Ekonomik kriz şartlarının egemen olduğu
bugünlerde yaratılacak katma değer bir tarafa bırakılırsa, Avrupa Birliği
giriş sürecindeki ülkemizin, genel olarak doğal kaynaklarının üretilmesi,
sadece ülkemiz için değil, birlik üyesi ülkeler başta olmak üzere tüm
insanlık için önem arz etmektedir. Altın, bu kaynakların en önemlisi
ve vazgeçilmezidir. Bu nedenle yalnız insanımız için değil, tüm insanlık
için bu varlığımızı elbette çevresel riski en az olan yöntemlerle ivedilikle
değerlendirmek ve katma değer yaratmak zorundayız. Maden arama ve işletmeciliği
açısından gelişmiş ülkelere göre kıyaslandığında, bakir sayılabilecek
ülkemizde, Madenciliğimizin gayri safi milli hasılaya katkısını hızla
yükseltmek kuşkusuz en önemli hedeflerimizden biri olmalıdır. Cumhuriyet'imizi
kuran iradenin, daha başlangıçta ortaya koyduğu bu süreci zaman yitirmeden
mutlaka hayata geçirmeliyiz.
KAYNAKLAR
'Dünyada ve Türkiyede altın Madenciliği' Türkiye Madenciler Derneği,
Eylül, 2002.
U.S. Geological Survey, 2000 Annual Review Gold, 2001.
MTA Genel Müdürlüğü, Türkiye Altın ve Gümüş Envanteri, 1993, No : 198.
Devlet İstatistik Enstitüsü, 2001 verileri.
İstanbul Altın Borsası İstatistikleri,2002.