* Kitabınızın adı neden "Büyük Cihad'dan Frenk Fodulluğu"na?
İki tabir de Osmanlı bilim tarihinde iki önemli merhaleyi belirler.
Birincisi Hz. Muhammed 'in kullandığı bir tabirdir. Bir savaştan
döndükten sonra etrafındakilere, "Küçük Cihad'dan döndük, şimdi büyük
Cihad'a yönelmemiz lazım" diye seslenmiştir. Kastettiği "Nefisle
mücadele, nefsi terbiye" dir.
"Büyük Cihad," Fatih 'in İstanbul 'u fethettikten sonra
kurduğu bilim kurumlarının arkasındaki motivasyonu gösterir. Fatih'in maksadı
insanların nefislerini eğitmek, ruhlarını güzelleştirmektir. Osmanlı biliminin
ilk safhası budur.
"Frenk fodulluğu" tabiri ise 1660'larda Latince'den Türkçeye
çevrilen bir astronomi kitabıyla ilgili. Devrin müneccimbaşısı bu kitabı
henüz incelemeden "Frenk fodulluğu" olarak niteliyor ve değersiz
buluyor. Ancak çevirmen kitabın içeriğini izah edince, çok hoşuna gidiyor
ve takdir ediyor. Bu da 17. yüzyılda Osmanlı'nın hala Batı'ya yukarıdan
baktığını gösteriyor.
Bu kitapta ben Osmanlı klasik döneminde, 15. - 17. yüzyıllar arasında
bilimle ilgili konuları araştırdım. Bazı yanlış anlayışları tartışmaya
açtım.
* Vurgulamak istediğiniz esas noktalar neler?
Birincisi, klasik Osmanlı döneminde bilimin, Adnan Adıvar 'ın
dediği gibi, "Arap ve Fars dillerindeki ilimin eksik ve bazen da yanlış
bir devamından ibaret" olmadığına; astronomide, matematikte, vs. özgün
katkılar olduğuna dikkat çekiyorum.
Ayrıca Osmanlılar Türkçeyi bilim dili haline getirdiler. Önceki Türk
devletleri bunu yapamadılar. Osmanlıca, devrinin bir bilim dili olarak
Arapça ve Farsça'nın önüne geçti. Osmanlılar Batı bilimini İslam dünyasına
aktarmaya giriştiklerinde, bunu Türkçe yaptılar. Araplar ve Farslar bilim
dili olarak önce Türkçeyi gördüler.
İkinci nokta, Adıvar'ın ileri sürdüğünün aksine Osmanlılarla Batı bilimi
arasında bir duvar bulunmadığı. Osmanlılar bilime set çekmediler. Batı
bilimi ile 16. yüzyıldan itibaren temasa geçtiler; selektif bir transfer
yaptılar. Çünkü kendilerine yeterli bir gelenekleri, literatürleri vardı.
Kendilerinde olmayanı aldılar. Coğrafyada Piri Reis, hem İslam kaynakları,
hem kendi gözlemleri hem de Batı kaynaklarından yararlanıyordu. Osmanlı
ihtiyaç duyduğunu, işine yarayanı alıyordu.
* İslam dünyasında bilimin en parlak dönemi hangisiydi ve ne gibi katkıları oldu?
İslam biliminin tek bir parlak dönemi yok. 8. yüzyılda başlayıp 16.
yüzyıl sonuna kadar yükseliş halindedir. 19. yüzyılda ortaya atılan teoriye
göre, İbni Sina, Farabi, Biruni, Harezmi gibi isimlerin yaşadığı
ilk 4 - 5 asır "Altın Çağ." Daha sonra, "Eski Yunan'dan yapılan
tercümeler durdu; Türkler medeniyete değil askerliğe önem verdi; karanlık
hakim oldu" deniyor. Ernest Rennan, Georges Sarton bu anlayışı
temsil eder.
Oysa bu gerçeğe aykırıdır. 13. yüzyılda Nasireddin El Tusi; 14.
yüzyılda Kutbeddin El Şirazi ve İbni Şatır; 15. yüzyılda
Uluğbey,
Kadızade - i Rumi, Gıyaseddin El - Kaşi, Ali Kuşçu; 16. yüzyılda Mirim
Çelebi, Takiyeddin El - Rasid, Davud El - Antaki gibi bir kısmı Osmanlı
olan alimlerin bilime katkıları çok önemlidir.
Tusi'nin astronomideki yeri Kopernik, Galile kadar önemlidir.
İbni Şatır'ın geliştirdiği matematik modelin Kopernik tarafından kullanıldığı
biliniyor. Parlak devir 16. yüzyılda İstanbul rasathanesini kuran III.
Murat 'ın müneccimbaşısı Takiyeddin El - Rasid'e kadar sürdü. Yaptığı
ölçmelerin Theo Brahe 'den daha dakik olduğu tesbit edildi.
* 16. yüzyıldan sonraki gerilemeyi nasıl açıklıyoruz?
Bu İslam medeniyetinin seyriyle ilgili bir büyük soru. Bu sırf İslam'a ya da Osmanlı'ya has bir soru değil. Bu daha da eski medeniyetlere sahip olan Çin, Hint ve Japon medeniyetleri için de sorulabilir. Soruyu "Bilim Devrimi" niçin Avrupa'da oldu diye sorarsak, daha rahat tartışabiliriz.
* Peki, neden?
Bu konuda neredeyse her gün yeni bir kitap çıkıyor. Niçin Batı'da olduğu
ortaya konabilmiş değil. Nasıl çıktığı hakkında çok şey yazıldı. Bilim
adamlarının kiliseyle çatışması, vs. Ama konu o kadar basit değil. İslam,
Çin, Hint dünyasında kilise yoktu... Bence bir uygarlıklar döngüsü, devresi
var. Bu devrelerden biri Akdeniz çevresinde yaşandı.
Avrupa'daki sosyal, ekonomik gelişmelerle beraber, yeni teknolojilerin
ortaya çıkması, üniversitelerin kurulması, belirli bir refah düzeyine ulaşılması,
coğrafi keşifler, hepsi Bilim Devrimi'ni doğurdu. Kolay cevaplanır sorular
değil.
Avrupa'nın dünyanın geri kalanıyla arasının açılması meselesi ise,
bilim ile değil sanayi devrimiyle ilgilidir. Avrupa'nın mutlak üstünlüğünü
sağlayan sanayi devrimidir. Sanayi devriminin sömürgecilikle ve askeri
yayılmacılıkla birleşmesi, Avrupa'ya büyük bir güç kazandırdı.
* Rasyonalizmin, eleştirel akla verilen değerin Batı toplumlarının bilimde ön alması herhalde azımsanamaz...
Elbette, bunlar üst üste gelen ilerlemeler oldu. Denebilir ki, bizde medeniyet anlayışı da farklıdır. Mutlak anlamda aklın ihmal edildiği söylenemez. Fakat farklı anlayışlar var. Batı'da bilimin hedefi kainata hakim olmak ve onu denetim altına almaktır. Bizde ise bilimin hedefi nefsi yüceltmek; mutlak hakikate ulaşmak.
* "Medreseler sadece dini meselelerle ilgilendiler, bilime sırt çevirdiler" diyenler var. Haksızlar mı?
Medreselerle ilgili bilgilerimiz eksik. Çalışmalar da az. Başka bir
görüş de var: "Medrese mükemmeldi. Fatih medreselerinde hukuk, tıp,
fen, mühendislik hepsi vardı..." O da gayrı ciddi bir görüş. Osmanlı
medreselerini İslam medreselerinden ayırmak mümkün değil. Nizamülmülk
'ün
kurduğu ilk medreselerden gelen bir gelenek vardır.
Profesör George Makdisi 'nin The Rise of College in Islam
diye
önemli bir eseri var. Diyor ki, medrese fıkıh, dini ilimlerin eğitimi için
kuruldu. Fıkıh ekollerinin rasyonalizmle kavgası sonucunda ortaya çıktı.
Bu açıdan bakınca, din dışı ilimlerin öğretildiğine dair bilgi yok. Ancak
medrese hocalarının evlerinde ya da kütüphanelerde bilim üzerine de çalıştıklarını
görüyoruz.
Fatih öncesi Osmanlı medreselerine bakıldığında da, akli ilimlerin
eğitimine dair açık bir hüküm yok. Fatih'in vakfiyesinde ise, "ulum
- u diniye" yanında "ulum - u akliye" nin de okutulmasının,
müderrislerin iki tür bilgiye de sahip olmasının şart konduğunu görüyoruz.
Sultan Süleyman'ın vakfiyesinde de bu hüküm var.
Fatih sonrası Osmanlı medreselerinde bilim okutulduğuna; bunun son
dönemlere kadar sürdüğüne dair başka deliller de var. 18. yüzyılda kurulan
mühendishanelerin ilk hocaları medreselerde yetişti. Evet, Ali Kuşçu
ve
Takiyeddin çapında bilim adamları yetişmiyor. Ama "Osmanlı medreselerinde
bilim yapılmadı" görüşüne katılmıyorum. Bu Cumhuriyet'in ilk yıllarında
medreselere karşı alınan tavırla ilgili bir hükümdür. Bunun karşısında
bazılarının medreseyi çok yücelterek, modern üniversiteler benzetme gayreti
de başka bir aşırılık.
* Kitabınızın bir yerinde 17. yüzyıl Osmanlı toplumunda güneş merkezli kainat kavramı din - bilim çatışmasına yol açmadı, diyorsunuz...
Toplumdaki tavırları ölçme imkanımız yok, ama ilim çevresinde, böyle bir tartışma olmadı. Çünkü İslam'da bu konuda dogma yok. İslam'da aklın göstereceği yola itibar var. Kainatın güneş ya da yer merkezli oluşu din açısından bir tercih konusu değildi. Sonraki dönemlerde güneş merkezli teorinin tercihe şayan olduğu da savunuldu.
* Yani Batı'daki gibi bir bilim - din çatışması yaşanmadığını mı söylüyorsunuz?
Yaşandı, ama çok geç; 19. yüzyılın sonlarında oldu. Aslında pozitivizm ve Darwinizm 'le geldi. Ama din tarafından modern bilimin reddedilmesi anlamında değil. Pozitivizmin dini reddetmesinden doğan bir çatışma söz konusu oldu.
* "17. yüzyılda Selefiyecilerin felsefeye ve bilime karşı tavır almaları gelişmeye ket vurdu" diyorsunuz. Neydi bu Selefi - Tasavvufi İslam ayrımı?
Selefiyeciler dinin en saf halde olmasını savundular. İslam'ın ilk çağında olmayan bir takım ifade tarzlarının, faaliyetlerin dine aykırı olduğunu, Müslümanların bu delalete düşmemesi gerektiğini söylediler. Tasavvufu, Mevlevileri, musikinin kullanışını, herşeyi reddediyorlardı. Bu akımın bir sosyal tepki yönü de vardı. Devlet ricalinin refah içinde olmasına tepki, benzerlerini bugün de gördüğümüz tepkiler söz konusu... Bu mistisizme karşı bir reaksiyondur. Yani İslam içi bir tartışma veya çatışmadır.
* Batı bilimi - İslam bilimi, ya da bilimde İslam - Batı geleneği ayrımı olur mu? Bilimin milleti olur mu?
Mesela Yunan, Çin, Hint, Rönesans, İslam bilimi diyoruz. Tabii
bunlar arasında gelenek farkları var. Bilim sosyal bir işlev. Hakim olan
paradigmalar farklı. Bilim mutlak değil. Yorumlar farklı olabilir. Mesela
İslam bilimi kendinden önce gelen gelenekleri devraldı. Yunan, Hint bilim
geleneklerini özümsedi. Bunlardan yeni sentezlere, evrensel buluşlara gitti.
Küresel trigonometri, cebir, astronomiyi geliştirdi. İslam bilimi Latince
ve İbranice'ye çevrilerek Avrupa'ya taşındı.
Rönesans'tan sonra da Avrupa'da başka bir sentez oldu. Yeni kurumlar
çıktı. İslam'da medrese var, üniversite yoktu. Bunların gelişme çizgileri
farklı oldu. Bunlar kıyaslanamayacak ayrı gelenekler.
* Bir bilim tarihçisi olarak bugün Türkiye'de bilimin durumuna baktığınızda ne görüyorsunuz?
Hala son dönem Osmanlı zihniyetinin etkisi altındayız. 19. yüzyılda
Osmanlılarda bir an önce Batı ile arayı kapatma telaşı var. Batı bilim
geleneğini
kurmaya çalışırken bunu düzgün bir şekilde yapamadılar. Bilimsel araştırma
kavramı ve kurumları yerleştirilemedi.
Cumhuriyet döneminde de bunu görüyoruz. Fazla fark yok. Bugün hala
bilim politikasının sağlam temelleri atılmış değil. Bilimsel araştırmaya
ayrılan pay çok düşük. En azından on katına çıkarılmalı, ilerleme sağlanabilmesi
için. Burada hem devlete hem topluma görev düşüyor.
Hala bilimin önemini kavramış değiliz; hala ithalini yapıyoruz. Bilime
katkı yapmak için sağlam bir politikamız, uygulamamız yok. Akademik gelenekler
yerleşmedi. Her gün yeni master, doktora yönetmelikleri yapılıyor.
* Bilim özgürlüğünün, bilim kurumlarının özerkliğinin yerleşmediği savunuluyor...
Şunu görüyorum: Yönetmeliklerde çok karışıklık var. Öğrencilerin iyi
yetişmesi için akademik imkanlar çok dar. Herkesin bir şablona uyması isteniyor.
Eğitim gelenekleri çok geriden gidiyor. Yaratıcılık gelişmiyor. Eski ve
köklü üniversiteler itibar yitiriyor. Yeni üniversiteler yeterli imkanlara
kavuşamıyor. Özel üniversitelerin kurulmasıyla eski üniversiteler kadrolarını
yitiriyor. Üniversitelerde bilimsel birikim, gelenek tesis olmuyor