Bilim Tarihi Bakış Açısıyla Osmanlı İmparatorluğu’nda 

Deprem-Bilim (Sismoloji) Çalışmaları

Jeofizik biliminin ve mühendisliğinin dünya’dave ülkemizdeki gelişim tarihi konusunda yapılan çalışmalarda son zamanlarda oldukça önemli oranda yoğunluk gözlenmektedir (Adams, 1954; Singer, 1959;Kearey, 1994; Gilmor, 1984; Özçep ve Özçep, 1994, .Özçep ve Orbay, 1997; Akkargan ve Özçep, 1998; Özçep ve Orbay, 1999)

Osmanlılar'da depremlerle ilişkili olarak jeofizikten sözeden ilk kitap Rusçuklu diye anılan Mehmet Ali Efendinin bir dostunun teşvikiyle Fransızcadan Arapçaya çevrilmiş bir kitabın türkçeye "İlm-i Tabakatu-l Arz " (1852-1853) çevirdiği kitabıdır. Yazar, eserin önsözünde şunları söylemektedir (İzgi, 1997):

"Anılan kitap incelendiğinde, tabii ilimlerden "İlm-i Hikmet-iArziyye" (=jeofizik) kısmını açıklamaya mahsus gibi tertip edilmiş gibi gözükse de, yerkürenin başından ve sonundan, bütün iç ve dış maddelerinden bahsettiği için, tabii ilimlerin yedi kısmına birden başlangıç ve temel gibi tutulduğu anlaşılır"

Katip Çelebi'nin "Cihannüma" (1732) ve Erzurumlu İbrahim Hakkı'nın "Maarifname" adlı eserlerinde de az çok jeofizik alanında çeşitli bilgileri içermektedir. Fakat bu eserler bütünüyle jeofiziğe ait sayılmazlar. İlk Türk matbaasıyla 1726 yılında İbrahim Müteferrika tarafından basılan kitaplar arasında Cihannüma da vardır. Cihannüma'nın matbu nüshasına İbrahim Müteferrika; "Tezyil-al-tabi" başlığı altında uzunca bir not eklemiştir. Bu notta manyetik sapma açısının nedenlerine, zamana ve mekana göre değişeceğine ilişkin bir hayli bilgi vardır. 

Osmanlılarda jeofiziğin bir dalı olan sismoloji konusunda birtakım eserlerin kaleme alındığı görülmektedir (İzgi, 1997). Bu tür eserlerde genel olarak Aristo'nun depreme yeraltında sıkışıp genleşen gazların neden olduğu yönündeki klasik görüşü işlenmektedir. Arapçada "zilzal", "zelzele" ve "hareketü'l-arz", türkçede "deprem" ve "yersarsıntısı" gibi kelimelerle ifade edilen deprem hakkında Osmanlılar'da tespit edilen belli başlı türkçe müstakil eserler şunlardır (İzgi, 1997):

1)Risale-i Zelzele: Recep el-Kostantini'nin 1726 yılında yazarak Sultan I. Ahmet'e ithaf ettiği bueser, 1719'da İstanbul'da meydana gelen büyük depremin üzerine yazılmıştır. Yazar, depremin dünyayı sırtında ya da boynuzunda taşıdığı sanılan öküzün kılını kıpırtatmasından oluştuğuna uzun uzun yer vermekltedir.

2)İşaret-Nüma: 1855'de Bursa'da meydana gelen depremi bütün ayrıntılarıyla açıklayan ve önceki diğer depremlerle ilgili bilgi veren bu eser Gökmen-zade Hacı Çelebi'nindir.

3)Ayrıca son dönemde basılan eserler arasında Ahmet Tevfik (Kocamaz)'ın 45 sayfalık 1890'da basılan "Hareket-i Arz ve Esbab-i Zuhuru hakkında…" eseri, Halil Ethem (Eldem)'in 23 sayfalık 1894'de istanbul'da basılan "Hareket-i Arz'a Dair birkaç söz"eseri, Ali Muzaffer Bey'in 139 sayfa halinde İstanbul'da basılan "Zelzele hakkında Malumat" adlı eseri, Salih Paşa-zade Abdullah Mazhar'ın 1897'de Bursa'da basılan "Hareket-i Arz" adlı eseri sayılabilir. Bu eserler batı kaynaklı eserlerden çevirilerek oluşturulan eserlerdir.

Bir örnek olarak Erzurumlu İbrahim Hakkı'nın Maarifetname'sinde volkanik depremler şöyle izah ediliyor:

"Yerin altında sallanan duman, arzın ağırlığı ile sıkışsa arzın dışına çıksa ol yer hareket eder ki zelzeleyi zemin bulur. Arzın içinde biriken buhar bazen çok kuvvetli olur ki tazyikle yeri şöyle bir şak eder ki ondan büyük bir ses çıkar, bazen bu sıcak duman ve lavlar günlerce aylarca ve hatta senelerce devam eder"

İ.H. Erzurumlu'nun hava olayları, yapısı ve bunun insan üzerindeki etkileri; su, su dolaşımı, denizler ve faydaları ve toprak konusunda bugün bile jeofizikte geçerli olan görüşleri vardır. 1868 yılında hava tahminlerinin telgrafla belirli merkezlere iletilmesi için Fransız hükümetinin önerisi üzerine aynı sistemle çalışacak bir rasathane İstanbul'da açılmış ve müdürlüğüne Türkiye'deki telgraf şebekesinin ıslahı için gelmiş olan I. Coumbari (Kumbari Efendi) tayin edilmiştir (Kandilli Rasathamesi, 1961, Dizer, 1993a, 1993b). Bu kurulan Rasathane-i Amire'de jeofizik olarak meteorolojik, sismolojik rasatlar yapılmıştır. Hatta Türkiye'nin ilk maden mühendisi olarak ta bilinen İbrahim Ethem Paşa tarafından 1872 yılında yerçekimi ivmesi bile bugünküne eşdeğer bir yaklaşıklıkla belirlenmiştir (Erguvanlı, 1954).

1894 büyük İstanbul depremini izleyen yıllarda o zaman ki hükümet tarafından İstanbul'a İtalyan sismoloğu G. Agomennone resmen çağırılır. Bu bilim adamı İstanbul'da bir grup sismograf kurarak iki sene çalıştırır, sismometreyi gençlere öğretir ve "Osmanlı İmpratorluğu Zelzele Servisi'ni kurarak bu servis adına 1894-1895 yıllarına ve 1896 başlangıcına ait sismik notları içeren bir bülten yazar (Sipahioğlu, 1957, 1985). Türkiye Yerbilimleri Bibliografyasına göre; Agomennone'nin Türkiye'nin bazı yerlerinde (Aydın, Bergama, Balıkesir) oluşmuş depremlerin değerlendirmesi de dahil olmak üzere ülkemizle ilgili jeofizik konusunda 10 kadaryayını vardır.

1894 Depremi’nden sonraRasathane’de deprem konusunda bazı alet ve edevatıneksik olduğu iyice anlaşılmış, bu konuda vakit kaybetmeden Avrupa’dan alet sağlanması için girişimde bulunulmuştur. Depremlerin kaydedilmesine yönelik aletin en mükemmelinin cinsi, fabrikası ve fiyatı hakkında Avrupa’dan ayrıntılı bir araştırma yapılması, bunun yanısıra Rasathane müdürü Coumbary’nin yanında istihtam edilmek üzere Paris veya İtalya’dan uzman bir kişi getirtilerek kendisine yardımcı olmak ve bu konuda yetiştirilmek üzere Osmanlı’dan da bir kaç kişinin tayin edilmesi için 18 Temmuz 1894’de irade çıkmıştır. Bunun üzerine Dışişleri Bakanlığı,aracılığıyla Berlin Paris, Viyana, Roma kentlerindeki uzmanlarla bağlantı sağlanmış, buralarda yapılan inceleme sonucunda elde edilen bilgiler Osmanlı hükümetine bildirilmiştir. İlk önce Berlin rasathanesi’nde yapılan tahkikatın sonucu İstanbul’a ulaşmıştır.Viyana’da yapılan araştırmada, oradaki Rasathane müdürününbizzat verdiği bilgiden, Viyana’da depremin nadiren meydana geldiği, bu nedenle Rasathane’de “sismograf” aletininmevcut olmadığı, ayrıca en mükemmel tarzdaki alet ve edevatın da ancak İtalya’da kullanıldığı anlaşılmıştır.Elde edilen bilgiler daha sonra Roma’da yapılan incelemeler sonucunda da teyit edilmiştir. Roma Sefiri’nden gelen bilgiye göre, en mükemmel sismograf aletinin Roma’da ancak dört ayda imal edilebileceği, bu alet ile gerekli diğer iki aletin fiyatının ise 3000 frank olduğu belirtilmiştir. Diğer taraftan Fransa’da kullanılan sismograf aletlerinin en iyisi Mösyö Ango’nun icadı olan ve Bereke fabrikasında imal edilmiş alet olduğu, değerinin ise 1500 frank olduğu sipariş edilirse ancak iki buçuk ayda tamamlanıp teslim edilebileceği, Paris Sefareti vasıtasıyla 17 Temmuz’da Dışişleri Bakanlığına bildirlmiştir.Elde edilen bütün bu bilgiler Sedaret tarafından Padişah’a iletilmiş ve üzerinde mutealea edilerek alınması istenen aletin Roma’dan siparişine karar verilmiştir.Bununla birlikte satın alınacak aletlerin kullanışını öğretmek üzere ihtisas sahibi kişinin de yine Roma’dan davet edilmesi uygun bulunmuştur. Bu amaçla, Roma Rasathenesi Deprem Şubesi Müdürü Agamennone, Roma Rasathenesi’nin müdürü Tacini’nin tavsiyesi üzerine, Rasathane-i Amire’de istihtam edilmiştir. Agamennone, yıllık8500 frank maaş tahsisi, hanım ve çocuğu da dahil olmak üzere yol harcırahının ödenmesi ve ikamet edeceği dairenin kirasının Osmanlı Hükümeti tarafından karşılanmak şartyla bir yıl süreyle hizmet etmek üzere bir anlaşma sağlanmış ve bu kişi “Deprem Şubesi Müdür” ünvanıyla göreve başlamıştır. Yer sarsıntılarını tespit etmek için satın alınan aletin de önce Mekteb-i Harbiye-i Şahane’de tcrübe edilerek sonucunun Padişaha bildirilmesi konusunda irade çıkmıştır (Ürekli, 1999).

İstanbul’da meydana gelen deprem dolayısıyla Mesine Başşehbenderliği’nden Osmanlı hükümetine gelen tahriratta, Sicilya civarında Panteleria adası yakınında 1891’de deniz altında meydana gelen yanardağ ve infilakten ve orda vuku bulan depremin ortaya çıkışı ile ilgili olarak yapılan tahkikat ve keşiften bahsedilmekte ve özellikle Avrupa’nınbütün Rasathane’lerinde kullanılan sismograf aleti hakkında bilgi verilmektedir. Bu aletin şiddetli yer sarsıntısını amudi veya temevvüci olup olamdığı, bunların süresi, yönü ve şiddetini belirleyecek özellikte olup İtalya’nın meteoroloji ve jeodinamik uzmanlarından Mösyö Bartelli, Galile Çekki, Merkalli, Dirus ve Agamennone tarafından islah ve ikmal edildiğibelirtiilmiştir Ayrıca Roma’nın Meteoroloji Merkezi yönetimi imalat mühendisleri Braser kardeşler tarafından son derece mükemmelliğe ulaştırılarak Avrupa’nın bütünrasathanelerinde kullanılmakta olduğuna da işaret edilmiştir (Ürekli, 199).

Sulatan II. Abdülhamit, meydana gelen büyük depremin fenni ve ilmi şekilde tetkik edilmesini istemiş ve bu amaçla Atina Rasathanesi müdürü D. Egenitis’I İstanbul’a davet etmiştir.Araştırma ve incelemelerin daha kolay yapılabilmesi için özel bir vapur tahsis edilmiştir. Ayrıca, rasthane müdürü Coumbari ve yardımcısı Emile Lacoin beyler de kendisine refakat etmişlerdir. Bu heyet tarafından sahada yapılan incelemelere ve Valiliklerden gelen telgraflar vasıtasıyla elde edilen bir çok bilgiye dayanarak çeşitli bölgelerde depremim devam ve şiddetine ilişkin ayrıntılı bir rapor hazırlanmış ve Padişah’a sunulmuştur. D Egenitis, bu raporun dışında, H. Kiepert tarafından hazırlanan haritanın Marmara bölgesi paftası üzerinde bu depremin eşşiddet haritasını hazırlamıştır. Bu harita aynı zamanda Türkiye’de yapılanilk jeofizik harita sayılabilir. Bu harita’da esasolarak beş şiddet bölgesi tanımlanmıştır. 1. Bölge şiddeti en yoğun hisseden ve en çok zarar gören yerleri kapsamaktadır. Bu bölge dahilindeki bütün binalar yıkılmıştır. Bu bölge uzun bir hat şeklinde olup büyük eksen Çatalca’dan Adapazarı’na kadar ve İzmit körfezi boyunca 175 km uzunluğunda ve 74 km eninde devam eder. Bu bölgedeki yerleşim yerleri, Adapazarı, İzmit, Gebze, Kartal, Adalar, Üsküdar, İstanbul merkez, Büyük-Küçük Çekmece, Çatalca, Marmara denzinin bir kısmı, Bozburun, Yalova, Karamülsel ve Sapanca’dır. 2. Bölgede ise, iyi inşaa edilmemiş bazı binalar yıkılmış, diğer binaların duvarlarında ince çatlakalar meydana gelmiştir. Bunun büyük ekseni 248 km ve küçük ekseni74 km uzunluğundadır. İkinci derece etkilenen yerleşim yerleri, Akhisar, İznik, Lefke, Yenihisar, Demirtaş, Mudanya, İmralı Adası, Marmara Denizinin bir kısmı, Tekirdağ, Çorlu, Ereğli, Silivri, Terkos, Beyoğlu, Büyükdere, Beykoz’dur. 3. Bölgede deprem şiddetli olmuşsa da, bazı eşyaları yere düşürmüş veya yerinden oynatmış fakat binalara hasar vermemiştir. Bu etkinin büyük ekseni 354 km ve küçük ekseni 174 km dir. Etkilenen yerler, Bursa, Bilecik, İnegöl, Vezirhan, Gölpazarı, Geyve, Taraklı, Zandek, İncirli, Sungurlu, Şile, Karadenizin bir kısmı, Boğaz, Istranca, Midye, Vize, Marmara Denizinin bir kısmı, Marmara adası, Bandırma ve Erdek’tir. 4. Bölge Yanya, Bükreş, Girit, Yunanistan, Konya ve Anadolu’nun büyük kesimi. Doğrudan doğruyasarsılmış fakat hasar meydana gelmemiştir. 5. Bölge, Avrupa, Asya ve Afrika’nın bir kısmını içine almaktadır. Bu bölgelerde deprem çok hafifi hissedilmiş ancak sismograflarla İngiltere’nin Birmingham, Rusya’nın Pavlousk, Fransa’nın Pari kentleinde yine fenni aletlerle tespit edilmiştir. Egenitis, Raporu’nda bu depremin odak derinliğini 34 km olarak vermiş, depremi tektonik yani arzın teşkilatına müte’alik olarak nitelendirmiştir. Ayrıca Egenitis, bu depremle ilgili bulgularını, “Annales de Géographie” Dergisinin 1895 yılı sayısı Vol.4’de fransızca olarak yayınlamıştır (Ürekli,1999).

Coumbari'den sonra rasathaneye Salih Zeki Bey müdür olmuştur. Salih Zeki Bey'in Darülfünun'un umum müdürü (Üniv. Rek. ?) olması üzerine rasathane, Maçka'ya Topçu mektebi karşısındaki binaya nakledilmiştir. 12 Mart 1909 (31 Mart) ihtilalinde Maçka'da bulunan rasathane aletleri ve sismograflar tahrip edilmiştir. Daha sonra toplanan aletler Kabataş Lisesi'ne verilmiştir.Türkiye'de astronomi ve jeofizik çalışmaların öncülerinden biri olan Mehmet Fatih Gökmen; 1910'da Rasathane-i Amire müdürlüğüne getirilerek yeni bir rasathane kurmakla görevlendirildi. 1911'de Kandilli'de bir meteoroloji istasyonu kurdu. Amacı burayı astronomi ve jeofizik kurumu haline getirmektir. 

Cumhuriyet'i izleyen yıllarda resmi yazışmalarda bir süre Rasathane-i Amire adı kullanılmış, daha sonra "Hey'et ve Arz-ı Fiziki Rasathanesi" olarak da kısa bir süre isimlendirilmiştir. Burada bizce önemli olan ilk kez resmi bir kurumun adında bilinçli bir şekilde jeofizik sözcüğünün (Arz-ı fizik=jeofizik) geçmesidir. Bunu da ülkemizde çağdaş anlamda ilk rasathanemizi kuran M. F. Gökmen'e borçluyuz.

Osmanlı İmparatorluğu'nda Tanzimat döneminde kurulan eğitim kurumlarında jeofizik bilimi, astronomi, mineraloji, jeoloji gibi doğa bilimlerinen sayılmaktadır ve bu bilimler fizik ve kimyanın konusu olarak düşünülmektedir (Akyol, 1942). Dönemin eğitim kurumlarından biri olan Mühendishane-i Berri Hümayun'un baş hocası İzhak Efendi; "Mecmua-i Ulumu Riyaziye" adlı tanınmış eserinde jeofizik bilgiler dördüncü ciltte mineraloji, jeoloji ve astronomi gibi diğer bilimlerle birlikte verilmekte ve bu bilimler fizik ve kimyanının bir konusu gibi ele alınmaktadır (Kazancıgil, 1995, 1999). Bu değerli kitapta İzhak Efendi depremlerin oluş nedenlerini volkanik hareketlere bağlamakta,

"Netice hareket-i arz volkanlarda vaki harikalardan hadis ve alel umum cevf-i arzda vaki ve kibrit ve zift ve mevaddı müşteile ile memlu hufreleden hasıl olur"

demektedir (Aktaran; Akyol, 1942). Görülebileceği gibi, bu yaklaşım ifade edildiği dönem gözönüne alındığında oldukça çağdaş bir yaklaşımdır.

 
 

Bu yazı aşağıdaki kaynaktan alınmıştır:

 

Özçep, F. Akkargan, Ş. ve Özçep, T., 2000, Bilim Tarihi Yaklaşımıyla Osmanlı İmparatorluğunda Sismoloji Çalışmaları, Sayı: 37, Jeofizik Bülteni, Eylül, Sayfa:86-90.