Osmanlılar'da
depremlerle ilişkili olarak jeofizikten sözeden ilk kitap Rusçuklu diye
anılan Mehmet Ali Efendinin bir dostunun teşvikiyle Fransızcadan Arapçaya
çevrilmiş bir kitabın türkçeye "İlm-i Tabakatu-l Arz " (1852-1853) çevirdiği
kitabıdır. Yazar, eserin önsözünde şunları söylemektedir (İzgi, 1997):
"Anılan kitap incelendiğinde, tabii ilimlerden "İlm-i Hikmet-iArziyye" (=jeofizik) kısmını açıklamaya mahsus gibi tertip edilmiş gibi gözükse de, yerkürenin başından ve sonundan, bütün iç ve dış maddelerinden bahsettiği için, tabii ilimlerin yedi kısmına birden başlangıç ve temel gibi tutulduğu anlaşılır"
Katip
Çelebi'nin "Cihannüma" (1732) ve Erzurumlu İbrahim Hakkı'nın "Maarifname"
adlı eserlerinde de az çok jeofizik alanında çeşitli bilgileri içermektedir.
Fakat bu eserler bütünüyle jeofiziğe ait sayılmazlar. İlk Türk matbaasıyla
1726 yılında İbrahim Müteferrika tarafından basılan kitaplar arasında Cihannüma
da vardır. Cihannüma'nın matbu nüshasına İbrahim Müteferrika; "Tezyil-al-tabi"
başlığı altında uzunca bir not eklemiştir. Bu notta manyetik sapma açısının
nedenlerine, zamana ve mekana göre değişeceğine ilişkin bir hayli bilgi
vardır.
Osmanlılarda
jeofiziğin bir dalı olan sismoloji konusunda birtakım eserlerin kaleme
alındığı görülmektedir (İzgi, 1997). Bu tür eserlerde genel olarak Aristo'nun
depreme yeraltında sıkışıp genleşen gazların neden olduğu yönündeki klasik
görüşü işlenmektedir. Arapçada "zilzal", "zelzele" ve "hareketü'l-arz",
türkçede "deprem" ve "yersarsıntısı" gibi kelimelerle ifade edilen deprem
hakkında Osmanlılar'da tespit edilen belli başlı türkçe müstakil eserler
şunlardır (İzgi, 1997):
1)Risale-i
Zelzele: Recep el-Kostantini'nin 1726 yılında yazarak Sultan I. Ahmet'e
ithaf ettiği bueser, 1719'da İstanbul'da meydana gelen büyük depremin üzerine
yazılmıştır. Yazar, depremin dünyayı sırtında ya da boynuzunda taşıdığı
sanılan öküzün kılını kıpırtatmasından oluştuğuna uzun uzun yer vermekltedir.
2)İşaret-Nüma:
1855'de Bursa'da meydana gelen depremi bütün ayrıntılarıyla açıklayan ve
önceki diğer depremlerle ilgili bilgi veren bu eser Gökmen-zade Hacı Çelebi'nindir.
3)Ayrıca
son dönemde basılan eserler arasında Ahmet Tevfik (Kocamaz)'ın 45 sayfalık
1890'da basılan "Hareket-i Arz ve Esbab-i Zuhuru hakkında…" eseri, Halil
Ethem (Eldem)'in 23 sayfalık 1894'de istanbul'da basılan "Hareket-i Arz'a
Dair birkaç söz"eseri, Ali Muzaffer
Bey'in 139 sayfa halinde İstanbul'da basılan "Zelzele hakkında Malumat"
adlı eseri, Salih Paşa-zade Abdullah Mazhar'ın 1897'de Bursa'da basılan
"Hareket-i Arz" adlı eseri sayılabilir. Bu eserler batı kaynaklı eserlerden
çevirilerek oluşturulan eserlerdir.
Bir
örnek olarak Erzurumlu İbrahim Hakkı'nın Maarifetname'sinde volkanik depremler
şöyle izah ediliyor:
"Yerin altında sallanan duman, arzın ağırlığı ile sıkışsa arzın dışına çıksa ol yer hareket eder ki zelzeleyi zemin bulur. Arzın içinde biriken buhar bazen çok kuvvetli olur ki tazyikle yeri şöyle bir şak eder ki ondan büyük bir ses çıkar, bazen bu sıcak duman ve lavlar günlerce aylarca ve hatta senelerce devam eder"
İ.H.
Erzurumlu'nun hava olayları, yapısı ve bunun insan üzerindeki etkileri;
su, su dolaşımı, denizler ve faydaları ve toprak konusunda bugün bile jeofizikte
geçerli olan görüşleri vardır. 1868 yılında hava tahminlerinin telgrafla
belirli merkezlere iletilmesi için Fransız hükümetinin önerisi üzerine
aynı sistemle çalışacak bir rasathane İstanbul'da açılmış ve müdürlüğüne
Türkiye'deki telgraf şebekesinin ıslahı için gelmiş olan I. Coumbari (Kumbari
Efendi) tayin edilmiştir (Kandilli Rasathamesi, 1961, Dizer, 1993a, 1993b).
Bu kurulan Rasathane-i Amire'de jeofizik olarak meteorolojik, sismolojik
rasatlar yapılmıştır. Hatta Türkiye'nin ilk maden mühendisi olarak ta bilinen
İbrahim Ethem Paşa tarafından 1872 yılında yerçekimi ivmesi bile bugünküne
eşdeğer bir yaklaşıklıkla belirlenmiştir (Erguvanlı, 1954).
1894
büyük İstanbul depremini izleyen yıllarda o zaman ki hükümet tarafından
İstanbul'a İtalyan sismoloğu G. Agomennone resmen çağırılır. Bu bilim adamı
İstanbul'da bir grup sismograf kurarak iki sene çalıştırır, sismometreyi
gençlere öğretir ve "Osmanlı İmpratorluğu Zelzele Servisi'ni kurarak bu
servis adına 1894-1895 yıllarına ve 1896 başlangıcına ait sismik notları
içeren bir bülten yazar (Sipahioğlu, 1957, 1985). Türkiye Yerbilimleri
Bibliografyasına göre; Agomennone'nin Türkiye'nin bazı yerlerinde (Aydın,
Bergama, Balıkesir) oluşmuş depremlerin değerlendirmesi de dahil olmak
üzere ülkemizle ilgili jeofizik konusunda 10 kadaryayını
vardır.
1894
Depremi’nden sonraRasathane’de deprem
konusunda bazı alet ve edevatıneksik
olduğu iyice anlaşılmış, bu konuda vakit kaybetmeden Avrupa’dan alet sağlanması
için girişimde bulunulmuştur. Depremlerin kaydedilmesine yönelik aletin
en mükemmelinin cinsi, fabrikası ve fiyatı hakkında Avrupa’dan ayrıntılı
bir araştırma yapılması, bunun yanısıra Rasathane müdürü Coumbary’nin yanında
istihtam edilmek üzere Paris veya İtalya’dan uzman bir kişi getirtilerek
kendisine yardımcı olmak ve bu konuda yetiştirilmek üzere Osmanlı’dan da
bir kaç kişinin tayin edilmesi için 18 Temmuz 1894’de irade çıkmıştır.
Bunun üzerine Dışişleri Bakanlığı,aracılığıyla
Berlin Paris, Viyana, Roma kentlerindeki uzmanlarla bağlantı sağlanmış,
buralarda yapılan inceleme sonucunda elde edilen bilgiler Osmanlı hükümetine
bildirilmiştir. İlk önce Berlin rasathanesi’nde yapılan tahkikatın sonucu
İstanbul’a ulaşmıştır.Viyana’da yapılan araştırmada, oradaki Rasathane
müdürününbizzat verdiği bilgiden,
Viyana’da depremin nadiren meydana geldiği, bu nedenle Rasathane’de “sismograf”
aletininmevcut olmadığı, ayrıca
en mükemmel tarzdaki alet ve edevatın da ancak İtalya’da kullanıldığı anlaşılmıştır.Elde
edilen bilgiler daha sonra Roma’da yapılan incelemeler sonucunda da teyit
edilmiştir. Roma Sefiri’nden gelen bilgiye göre, en mükemmel sismograf
aletinin Roma’da ancak dört ayda imal edilebileceği, bu alet ile gerekli
diğer iki aletin fiyatının ise 3000 frank olduğu belirtilmiştir. Diğer
taraftan Fransa’da kullanılan sismograf aletlerinin en iyisi Mösyö Ango’nun
icadı olan ve Bereke fabrikasında imal edilmiş alet olduğu, değerinin ise
1500 frank olduğu sipariş edilirse ancak iki buçuk ayda tamamlanıp teslim
edilebileceği, Paris Sefareti vasıtasıyla 17 Temmuz’da Dışişleri Bakanlığına
bildirlmiştir.Elde edilen bütün bu bilgiler Sedaret tarafından Padişah’a
iletilmiş ve üzerinde mutealea edilerek alınması istenen aletin Roma’dan
siparişine karar verilmiştir.Bununla birlikte satın alınacak aletlerin
kullanışını öğretmek üzere ihtisas sahibi kişinin de yine Roma’dan davet
edilmesi uygun bulunmuştur. Bu amaçla, Roma Rasathenesi Deprem Şubesi Müdürü
Agamennone, Roma Rasathenesi’nin müdürü Tacini’nin tavsiyesi üzerine, Rasathane-i
Amire’de istihtam edilmiştir. Agamennone, yıllık8500
frank maaş tahsisi, hanım ve çocuğu da dahil olmak üzere yol harcırahının
ödenmesi ve ikamet edeceği dairenin kirasının Osmanlı Hükümeti tarafından
karşılanmak şartyla bir yıl süreyle hizmet etmek üzere bir anlaşma sağlanmış
ve bu kişi “Deprem Şubesi Müdür” ünvanıyla göreve başlamıştır. Yer sarsıntılarını
tespit etmek için satın alınan aletin de önce Mekteb-i Harbiye-i Şahane’de
tcrübe edilerek sonucunun Padişaha bildirilmesi konusunda irade çıkmıştır
(Ürekli, 1999).
İstanbul’da
meydana gelen deprem dolayısıyla Mesine Başşehbenderliği’nden Osmanlı hükümetine
gelen tahriratta, Sicilya civarında Panteleria adası yakınında 1891’de
deniz altında meydana gelen yanardağ ve infilakten ve orda vuku bulan depremin
ortaya çıkışı ile ilgili olarak yapılan tahkikat ve keşiften bahsedilmekte
ve özellikle Avrupa’nınbütün Rasathane’lerinde
kullanılan sismograf aleti hakkında bilgi verilmektedir. Bu aletin şiddetli
yer sarsıntısını amudi veya temevvüci olup olamdığı, bunların süresi, yönü
ve şiddetini belirleyecek özellikte olup İtalya’nın meteoroloji ve jeodinamik
uzmanlarından Mösyö Bartelli, Galile Çekki, Merkalli, Dirus ve Agamennone
tarafından islah ve ikmal edildiğibelirtiilmiştir
Ayrıca Roma’nın Meteoroloji Merkezi yönetimi imalat mühendisleri Braser
kardeşler tarafından son derece mükemmelliğe ulaştırılarak Avrupa’nın bütünrasathanelerinde
kullanılmakta olduğuna da işaret edilmiştir (Ürekli, 199).
Sulatan
II. Abdülhamit, meydana gelen büyük depremin fenni ve ilmi şekilde tetkik
edilmesini istemiş ve bu amaçla Atina Rasathanesi müdürü D. Egenitis’I
İstanbul’a davet etmiştir.Araştırma ve incelemelerin daha kolay yapılabilmesi
için özel bir vapur tahsis edilmiştir. Ayrıca, rasthane müdürü Coumbari
ve yardımcısı Emile Lacoin beyler de kendisine refakat etmişlerdir. Bu
heyet tarafından sahada yapılan incelemelere ve Valiliklerden gelen telgraflar
vasıtasıyla elde edilen bir çok bilgiye dayanarak çeşitli bölgelerde depremim
devam ve şiddetine ilişkin ayrıntılı bir rapor hazırlanmış ve Padişah’a
sunulmuştur. D Egenitis, bu raporun dışında, H. Kiepert tarafından hazırlanan
haritanın Marmara bölgesi paftası üzerinde bu depremin eşşiddet haritasını
hazırlamıştır. Bu harita aynı zamanda Türkiye’de yapılanilk
jeofizik harita sayılabilir. Bu harita’da esasolarak
beş şiddet bölgesi tanımlanmıştır. 1. Bölge şiddeti en yoğun hisseden ve
en çok zarar gören yerleri kapsamaktadır. Bu bölge dahilindeki bütün binalar
yıkılmıştır. Bu bölge uzun bir hat şeklinde olup büyük eksen Çatalca’dan
Adapazarı’na kadar ve İzmit körfezi boyunca 175 km uzunluğunda ve 74 km
eninde devam eder. Bu bölgedeki yerleşim yerleri, Adapazarı, İzmit, Gebze,
Kartal, Adalar, Üsküdar, İstanbul merkez, Büyük-Küçük Çekmece, Çatalca,
Marmara denzinin bir kısmı, Bozburun, Yalova, Karamülsel ve Sapanca’dır.
2. Bölgede ise, iyi inşaa edilmemiş bazı binalar yıkılmış, diğer binaların
duvarlarında ince çatlakalar meydana gelmiştir. Bunun büyük ekseni 248
km ve küçük ekseni74 km uzunluğundadır. İkinci derece etkilenen yerleşim
yerleri, Akhisar, İznik, Lefke, Yenihisar, Demirtaş, Mudanya, İmralı Adası,
Marmara Denizinin bir kısmı, Tekirdağ, Çorlu, Ereğli, Silivri, Terkos,
Beyoğlu, Büyükdere, Beykoz’dur. 3. Bölgede deprem şiddetli olmuşsa da,
bazı eşyaları yere düşürmüş veya yerinden oynatmış fakat binalara hasar
vermemiştir. Bu etkinin büyük ekseni 354 km ve küçük ekseni 174 km dir.
Etkilenen yerler, Bursa, Bilecik, İnegöl, Vezirhan, Gölpazarı, Geyve, Taraklı,
Zandek, İncirli, Sungurlu, Şile, Karadenizin bir kısmı, Boğaz, Istranca,
Midye, Vize, Marmara Denizinin bir kısmı, Marmara adası, Bandırma ve Erdek’tir.
4. Bölge Yanya, Bükreş, Girit, Yunanistan, Konya ve Anadolu’nun büyük kesimi.
Doğrudan doğruyasarsılmış fakat
hasar meydana gelmemiştir. 5. Bölge, Avrupa, Asya ve Afrika’nın bir kısmını
içine almaktadır. Bu bölgelerde deprem çok hafifi hissedilmiş ancak sismograflarla
İngiltere’nin Birmingham, Rusya’nın Pavlousk, Fransa’nın Pari kentleinde
yine fenni aletlerle tespit edilmiştir. Egenitis, Raporu’nda bu depremin
odak derinliğini 34 km olarak vermiş, depremi tektonik yani arzın teşkilatına
müte’alik olarak nitelendirmiştir. Ayrıca Egenitis, bu depremle ilgili
bulgularını, “Annales de Géographie” Dergisinin 1895 yılı sayısı Vol.4’de
fransızca olarak yayınlamıştır (Ürekli,1999).
Coumbari'den
sonra rasathaneye Salih Zeki Bey müdür olmuştur. Salih Zeki Bey'in Darülfünun'un
umum müdürü (Üniv. Rek. ?) olması üzerine rasathane, Maçka'ya Topçu mektebi
karşısındaki binaya nakledilmiştir. 12 Mart 1909 (31 Mart) ihtilalinde
Maçka'da bulunan rasathane aletleri ve sismograflar tahrip edilmiştir.
Daha sonra toplanan aletler Kabataş Lisesi'ne verilmiştir.Türkiye'de
astronomi ve jeofizik çalışmaların öncülerinden biri olan Mehmet Fatih
Gökmen; 1910'da Rasathane-i Amire müdürlüğüne getirilerek yeni bir rasathane
kurmakla görevlendirildi. 1911'de Kandilli'de bir meteoroloji istasyonu
kurdu. Amacı burayı astronomi ve jeofizik kurumu haline getirmektir.
Cumhuriyet'i
izleyen yıllarda resmi yazışmalarda bir süre Rasathane-i Amire adı kullanılmış,
daha sonra "Hey'et ve Arz-ı Fiziki Rasathanesi" olarak da kısa bir süre
isimlendirilmiştir. Burada bizce önemli olan ilk kez resmi bir kurumun
adında bilinçli bir şekilde jeofizik sözcüğünün (Arz-ı fizik=jeofizik)
geçmesidir. Bunu da ülkemizde çağdaş anlamda ilk rasathanemizi kuran M.
F. Gökmen'e borçluyuz.
Osmanlı
İmparatorluğu'nda Tanzimat döneminde kurulan eğitim kurumlarında jeofizik
bilimi, astronomi, mineraloji, jeoloji gibi doğa bilimlerinen sayılmaktadır
ve bu bilimler fizik ve kimyanın konusu olarak düşünülmektedir (Akyol,
1942). Dönemin eğitim kurumlarından biri olan Mühendishane-i Berri Hümayun'un
baş hocası İzhak Efendi; "Mecmua-i Ulumu Riyaziye" adlı tanınmış eserinde
jeofizik bilgiler dördüncü ciltte mineraloji, jeoloji ve astronomi gibi
diğer bilimlerle birlikte verilmekte ve bu bilimler fizik ve kimyanının
bir konusu gibi ele alınmaktadır (Kazancıgil, 1995, 1999). Bu değerli kitapta
İzhak Efendi depremlerin oluş nedenlerini volkanik hareketlere bağlamakta,
"Netice
hareket-i arz volkanlarda vaki harikalardan hadis ve alel umum cevf-i arzda
vaki ve kibrit ve zift ve mevaddı müşteile ile memlu hufreleden hasıl olur"
demektedir
(Aktaran; Akyol, 1942). Görülebileceği gibi, bu yaklaşım ifade edildiği
dönem gözönüne alındığında oldukça çağdaş bir yaklaşımdır.
Bu yazı aşağıdaki kaynaktan alınmıştır:
Özçep, F. Akkargan, Ş. ve Özçep, T., 2000, Bilim Tarihi Yaklaşımıyla Osmanlı İmparatorluğunda Sismoloji Çalışmaları, Sayı: 37, Jeofizik Bülteni, Eylül, Sayfa:86-90.