INTERACTION BETWEEN PHYSICS AND THE EARTH:
GEOPHYSICS IN THE 75th YEAR OF THE REPUBLIC OF
TURKEY
Ferhat ÖZÇEP ve Naci ORBAY
İstanbul Üniversitesi
Mühendislik Fakültesi
Jeofizik Mühendisliği Bölümü
ÖZ
Bir sistem olarak Yerküre’nin yapı ve dinamiği (fonksiyonu)
ilkçağlardan günümüze insanoğlunun, gerek bilimsel merakını gidermek için
ve gerekse ekonomik çıkarlarını doyurmak için sürekli ilgi odağı olmuştur.
Anadolu'da, Jeofizik bilimlerinin tarihi, Thales'in yaşadığı eski çağlara
kadar gider.Çağdaş anlamda jeofizik çalışmalar1600'lerde yapılan jeomağnetik
çalışmalarla başlatılmıştır.1600 ve 1800 yılları arasındaki dönem mağnetik
sapma, eğim ve şiddet ölçümlerini kapsar. Bu yıllardan önce, Osmanlı İmparatorluğunun
önemli denizcilerinden Piri Reis'in yazdığı Kitab-ı Bahriye'de pusulanın
nasıl kullanıldığına ilişkin bir bilgi vardır. Ancak bu mağnetik sapma
açısının genelde bilindiği anlamına gelmez.
Jeofizikle ilişkili ilk bilimsel kitap İbrahim Müteferrika tarafından
çevrilen ve1731 yılında basılan “Füyuzat-i Miknatissiye” isimli kitaptır.
Kitabın konusu Yer'in mağnetik alanıdır.
Katip Çelebi tarafından yazılan "Cihannuma" ve İbrahim Hakkı
Erzurumlu tarafından yazılan "Marifetname" isimli kitaplarda jeofiziğe
ilişkin bazı bilgiler bulmak mümkündür. Ancak bu kitaplar tamamiyle jeofizik
kitabı sayılmazlar.
İstanbul'da, 1868 yılı Jeofizik bilimleri için oldukça önemli
yıllardan biridir. Çünkü "Rasathane-i Amire" adında bir Rasathane İstanbul'da
Pera (İstiklal Caddesi) bölgesinde kurulmuştur. Bu rasathanede meteoroloji,
sismoloji hatta gravimetri konularında ilk jeofizik gözlemler yapılmıştır
1909'da bu Rasathane'nin karşı devrimcilerce yıkılması sonucu Fatin Gökmen
-ki çağdaş jeofizik ve astronomi çalışmaların öncülerinden biridir- yıkılan
Rasathanenin yeniden yapılanması için görevlendirilmiştir. Bu dönemde Rasathanenin
yeri bugünkü yeri olan Kandili'ye taşınmıştır.
Kandilli Rasathanesi 1911'de sistematik meteoroloji gözlemlerine
başlamıştır. Ancak Anadolu'da 1839'dan beri bireysel meteorolojik kayıtlar
vardır.Bu kayıtlar havanın sıcaklığı, basıncı ve nemi ile ilgilidir.
Cumhuriyet'in 75. Yılında Jeofizik, Üniversiteleri, Kamu
ve Özel Sektörü ve Meslek Odası ile ülkemiz ve dünya geleceği
için bilimsel ve ekonomik amaçlı çalışmalarıyla etkin bir biçimde
temsil edilir.
Anahtar Sözcükler: Bilim Tarihi ve Felsefesi, Türkiye'de Jeofizik
ABSTRACT
Since antiquity, the structure and dynamics of the Earth
as a system, have been the reference point for humankind to
him/her curiosity and economic benefit.
In Anatolia, the history of geophysical sciences may go back to Antiquity
namely the period that lived Thales in Magnesia. In modern sense, geophysics
was started with the geomagnetic works in 1600’s. The period among
1600 and 1800 years includes the magnetic declination, inclination and
strength measurements. Before these years, there is a little information,
how is used a compass, in the “Kitab-i Bahriye” (the Book of Navigation)
of Piri Reis who is one of the most important mariner of the Ottoman
Empire. Although this may not understand that magnetic declination angel
knows in generally.
The first scientific book related the geophysics is the book
of “Füyuzat-i Miknatissiye” that was translated by Ibrahim Müteferrika
and that was printed in 1731. The subject of this book is the earth’s magnetism.
There is information concerning with the geophysics in
the book of “Cihannuma” that was written by Katip Çelebi and in the book
of “Marifetname” that written by Ibrahim Hakki Erzurumlu but these books
are partly geophysical books.
In Istanbul, the year of 1868 is one of the most important year
for geophysical sciences. Because an observatory called “Rasathane-i Amire”
was installed around Pera region in this city. In this Observatory, the
first systematic geophysical observations such as meteorological, seismological
and even gravimetrical was made. Breaking up this Observatory due
to anti-revolution that was made by the religious of the Ottoman
Empire in 1909, M. F. Gökmen - who is one of the pioneer of the modern
geophysical and astronomical works- charged with reorganization of observatory
that broke up. The Place of Observatory is transported to Kandilli
region of Istanbul (now, Kandilli Observatory and Earthquake Research Institute).
Kandilli Observatory started the systematic meteorological observations
in 1911. There have been the meteorological records in Anatolia since 1839.
These records are concerning with temperature, pressure and humidity of
the weather.
In the Ottoman Empire, the science of geophysics is one of the
natural sciences such as astronomy, mineralogy, geology and etc., and these
sciences were agreed as a part of physics and chemistry.
In this paper, the historical development and present structure of
Geophysics in Turkey is given with Universities, Institutions, Private
Sector and Societies in the 75th Year of Republic of Turkey.
Key Words: History and Philosophy of Science, Geophyisics in Turkey
GİRİŞ
Jeofiziğin bilim olarak, Yerküre’nin yapı ve dinamiğini açığa
çıkarmaktaki farklı rolü ve etkisi (gücü) nedir?. Bu soruyu yanıtlamanın
ilk yolu, önce “bilim” den ne anladığımızı açıklamaktan geçer. Bilim felsefesi
ya da mantığı; bilim hakkında düşünmenin özel bir yoludur. Bilim adamları
genelde bilimin uygulaması ile meşgul olmuşlardır ve yaptıkları şeyin kavramsal
ya da felsefi veya tarihsel temelleri ile fazla ilişkili değillerdir.
Bilime mantıksal yaklaşım, “ bilim felsefesi” ve “metodolojisi” olarak
adlandırılır. Bilim, bilindiği gibi, kontrollü gözlem ya da deney
ve akıl yürütmeye dayanan bilgi üretim etkinliğidir. Bu anlamıyla
bilim, bir “olgu” olduğu kadar, bir onun kadar hatta daha da
fazlası bir “süreç” olarak tanımlanabilir (Yıldırm, 1971).
Jeofiziğin, Yerküre’nin yapı ve dinamiğini (fonksiyonunu)
araştırmada iki yaklaşımı vardır. İlki, yerkürenin zaman boyutundaki doğal
özelliklerinin değişimlerinin bir ölçüm sistemi yardımı ile -ki bu Jeofizik
Rasathanleri ile yapılır- izlenmesidir. İkinci yaklaşım ise, yerkürenin
yapısının (tabakalanma, fay, dayk, atmosfer ozon v.b.) hem kontrollü ve
hem de doğal kaynak kullanarak araştırılmasıdır (Bu konuda ayrıntı için
Bak Canıtez, 1984). Bu iki yaklaşımın ortak özelliği “dolaylı” olmasıdır.
Dolaylı gözlemde incelenen nesne, standart bir ölçüm dizgesi yardımıyla
gözlenir. Bu nedenle, bu yolla yapılan gözlem, “nesnel” bir gözlemdir.
Kişisel etkiler standart bir ölçüm sistemi ile hemen hemen en aza indirilir.
Bundan dolayı, belirli sınırlar içinde “güvenilir”dir, yeterlidir ve kesindir.
Jeofizik ayrıca, Yerküre’nin yapısını araştırırken kontrollü kaynak (ör:sismik
yönt.) kullanarak, kontrollü deneyi de gerçekleştirmiş olur. Bu arada çok
sıkça yapılan bir yanlışı da düzeltmek gerekir. Sondaj çalışmaları doğrudan
(direkt) bir gözlem değildir. Sondaj sonucu elde edilen bilgiler, örneğin
kayacın veya ortamın cinsi (kimyasal yapısı), fiziksel özellikleri (yoğunluk,
porozite, mekanik özellikler v.b.)ni belirlemek için aslında standart bir
ölçüm sistemi kullanıldığı için dolaylı bir gözlemdir. Bu anlamıyla sondajın
gözlem yaklaşımı aslında jeofiziğin yaklaşımıdır.
Jeofizik Mühendisliğinin araştırma ve ölçüm yöntemleri ya yerkürenin
incelenen bölümüne (hidrosfer, okyanuslar, katı yer vb.) ve olayına (depremler,
volkanlar, sular vb) göre ya da belirli fiziksel (gravite, mağnetik vb)
özelliklerinden yola çıkılarak guruplandırılabilir.
Yerküre'nin ilgili bölümü ve olayına göre jeofizik araştırmalar, Uluslararası
Bilim Birlikleri Konseyi (International Concil of Scientific Unions)'ne
göre:
1- Sismoloji (deprembilim) ve Yer içi Fiziği araştırmaları
2- Hidroloji araştırmaları
3- Jeomağnetizma ve Aeronomi araştırmaları
4- Meteoroloji ve Atmosfer Fiziği araştırmaları
5- Volkanoloji ve Yeriçi Kimyası araştırmaları
6- Fiziksel Oşinografi araştırmaları
olarak sınıflandırılırlar.
Fiziksel özelliklere dayanılarak oluşturulan jeofizik mühendisliği
araştırma yöntemleri, belirli fiziksel özelliklerin arazide ve laboratuarda
ölçülmesi ve bunların amaca göre (hidrolojik, madencilik, yapılaşma, jeoloji
vb.) değerlendirilmesi ve yorumlanmasına dayanır. Genellikle, 1900'lerden
sonra geliştirilen çeşitli jeofizik yöntemlerde, incelenen fiziksel özelliklere
bağlı olarak farklı değişkenler ölçülür ve buna bağlı bir kurumsal çözüm
geliştirilir. Gerçekte kayaçların fiziksel özellikleri çok çeşitli olabileceğinden
çok farklı sayı ve türde yöntem geliştirilebilir (İlkışık, 1996).
Fiziksel özelliklere göre jeofizik mühendisliği yöntemleri; Sismik
yöntemler, Gravite yöntemi, Elektrik, Elektromanyetik yöntemler,
Manyetik yöntemler, Termik Yöntemler, Radyoaktif, yöntemler, Uzaktan Algılama,
Kuyu Jeofiziği yöntemleri olarak sınıflandırılabilir. Jeofizik Mühendisliği
yöntemleri, yeryüzünde, denizlerde, havada (uydularla ve uçaklarla) sondaj
kuyularında, maden galerilerinde ve laboratuarlarda yapılan ölçmelerden
yararlanarak yatırımcı ve mühendis için gerek proje, gerek uygulama aşamasında
yararlı birçok bilgiyi çok hızlı ve çok ucuza sağlar (İlkışık, 1996, Jeofizik
Mühendisleri Odası İstanbul Şubesi, 1996)
Bilim Tarihi açısından bakarsak, Jeofiziği bilim kılan
özellik nedir? diye en temel sorudan başlamak gerekir. Ya da jeofiziğin
tarihsel gelişimi konusunda bir çok çalışmanın sahibi olan Schröder (1981)'in
deyimiyle "Niye 'Jeofizik' diye bir sözcüğe gereksinim duyulmuştur?". Jeofizik
sözcüğünü ilk olarak 1853'de yayınlanan almanca yazılmış bir eserde "Conversations
Lexikon" da görüyoruz (Van Nostrand's Scientific Encyclopedia, 1968). A.
Mühry (1863) ve K. Löppritz bu sözcüğün genelde kabulünün sağlanması yönünde
çalışmışlardır (Sieberg, 1927; Keil, 1950). Bu sözcük kullanılmadan
önce, yerküre ile ilgili araştırmaların odağında, coğrafya (geography)
ve jeoloji (geology) gibi sözcükler uzun süreden beri kullanıyordu. İlk
çağlarda ya da yazılı tarih öncesi dönemlerde insanların bilerek yada bilmeyerek
yaptığı Yerküre'ye ilişkin ilk jeofizik gözlem nedir? Bu konuda çeşitli
görüşler olmasına rağmen büyük olasılıkla insanlar ya yanardağ püskürmelerine
ve akan sıcak lavlara bakarak "Yer içi sıcaktır" dediler ya da çeşitli
dönemlerde depremlerle sürekli sallanan bir yeryüzü görüp "Yer hareket
halindedir ya da değişim halindedir" gibi bir jeofiziksel yargıya ulaştılar
(Yer ısısının tarihçesi için Bullard, 1965'e bakılabilir). Ducasse (1976)'nin
belirttiği gibi yerçekiminin varlığından haberdardılar fakat bu gözlemin
formülize edilmesi için Newton gibi bir fizikçi/jeofizikçinin gelmesi gerekecektir.
Bazı taşların birbirini çektiği (özellikle mıknatıstaşı) Demir Çağından
beri biliniyor olmalıdır (Tarling, 1984). Bununla birlikte, Yerküre'nin
bize sunduğu tüm bu fiziksel verinin o dönemdeki algılanış biçimi "tasviri"dir.
Örneğin, mıknatıs bazı maddeleri çekiyordu ama bunun nedeni o dönemde taşın
büyülü gücüne atfedilmiştir. Biz, Yerküre araştırmalarının bu dönemine
"Graphe Dönemi" diyoruz (Özçep ve Orbay, 1997) . Bu dönem nitel bir dönemdir.
Graphe bilindiği gibi tasvir etmek, çizmek anlamına gelen grekçe bir sözcüktür
(Öngör, 1975). Bu dönemde yapılan geographe'dir, günümüzdeki coğrafyanın
ilkel biçimidir. Nehirler, dağlar, madenler, depremler, yağmur, çamur hepsi
bu dönemde tasvir edilir. Bu dönemin en yetkin eseri bir Anadolu coğrafyacısı
olan Strabon'un "Geografika" isimli eseridir ki eserin Türkiye ile ilgili
kısımları dilimize aktarılmıştır (Strabon, 1985). Aristonun "Meteorolgica"
isimli eserini de bu dönemin şaheserleri arasına katabiliriz. Bu eserde
yağmurdan depreme kadar pek çok doğa olayı tasvir edilir ve nedenleri üzerine
akıl yürütülür.
Orta çağların bitmesine yakın yada yeniçağda yeni bir kavram
filizlenmeye başlar: Özgür düşünce ya da akıl. Yeryüzü ile ilgilenen bilim
adamlarì için artık "tasvir" yetmemeye başlar. Tasvir edilen doğa olaylarının
nedenlerine inilmeye çalışılır.Bu döneme "Logos Dönemi" (yani tartışma
dönemi ya da mantıklı söz ) demek yerinde olur. Hemen burada şunu belirtmek
gerekir. Günümüzde yaygın bir kanı olarak yanlış tanımlamayla logos'un
bilimin eşdeğeri olduğu düşünülür. Oysa yanlıştır. Logos tartışma ile elde
edilen mantıklı doğru söz söyleme anlamına gelir. Yerküre üzerindeki bu
araştırmalarda nitel (tasviri) yön yanında düşünmenin/sorgulamanın neden
olduğu nicel yan da belirmeye başlar ve bu dönemde "ge" ve "logos" sözcüklerinin
bileşkesi olan jeolojinin ilkel biçimi belirir. Bu türden araştırmalarda
nitel yan (taşlar, fosiller, volkanlarìn tasviri) ve nicel yan yani bunların
nedeni üzerine düşünme onlara matematik yöntemleri uygulama az da olsa
vardır. Pliny'nin "Doğa Tarihi" isimli eseri bu sürecin ilk ipuçlarını
verir. Aynı zamanda Lucretius'un (M.Ö. 95-55) dilimize "Evrenin Yapısı"
olarak çevirilen "De Rerum Natura" yani doğa yasaları üzerine eserinde
de bu görülebilir (Lucretius, 1974). Bu dönemin en önemli eseri Lyell'in
1830'da basılan "Principle of Geology" ( Jeolojinin İlkeleri) dir.
Newton (1642-1727) dönemine ya da başka açıdan Gilbert'in dönemine gelindiğinde,
nitel yan ve buna eklenen düşünme/tartışma yetmemeye başlar. Newton, "Principia"
(1687) adlı eserinde doğanın matematiksel ilkelerini araştırır (Newton,
1998). Diğer taraftan Gilbert (1546-1603), deneyin doğa yasalarını keşfetmedeki
önemini 1600 yılında basılan "De Magnet" (Mıknatıs Üzerine) isimli eserinde
ortaya koyar. Bunlar günümüz jeofiziğinin ilk ipuçlarıdır. 1800'lerde,
Yerküre üzerine araştırmalarda "Bilim Dönemi" adını vereceğimiz dönem
jeofizikteki ilk meyveleriyle ortaya çıkar. Depremleri gözlemek yetmez,
onu kaydeden bir alet, Milne tarafından 1880'de yapılır (Bath, 1974); yani
deney işin içine girer. Yerin ortalama yoğunluğu ve kütlesi için ölçüm
ve hesaplar yapılır (Clairault (1713-1765)). Fiziğin yanında matematik
de işin içine girer. Gauss yerin mağnetik alanının kaynağını fiziksel ölçümlere
uyguladığı matematik bir yolla araştırır. Gauss'un uzun yıllar çalıştığı
Almanya'daki Götingen Üniversitesi, bu yüzyılın hemen başında Jeofizik
eğitimine bir enstitü ile başlar. Jeofizikle ilgili verilerin kaydedilmesinde
ve bunların yorumlanmasında gelişmeler sağlanır. Odham, Guttenberg ve Mohorovicic
gibi jeofizikçiler yerin iç yapısına ait ilk bilimsel verileri kullanırlar
ve sonuçlarını elde ederler. 1919'da Uluslararası Jeodezi ve Jeofizik Birliği
kurulur. 1920'lerde jeofiziğin ekonomik yönü petrol aramalarına başarıyla
uygulanmasıyla ortaya çıkar. Petrol yüzyılın enerji sorunu büyük ölçüde
çözer. Bu yüzyılın ikinci yarısında "Uluslararası Jeofizik Yılı", "Uluslararası
Jeodinamik Projesi", "Uluslarası Hidroloji On Yılı", gibi etkinlikler jeofiziğin
bilim ve insanlık dünyasına sunduğu armağanlardır.
Buraya kadar bir özetleme yapılırsa, Yerküre ile ilgili araştırmalarında
üç gelişim fazını görmek mümkündür: Graphe Dönemi, Logos Dönemi ve Bilim
Dönemi . Şimdi de yerküre araştırmalarında "bilim dönemi"nin ortaya çıkmasına
yol açan Jeofizik biliminin sınırlarını ayrıntılı inceleyelim. Berknes
(1964), jeofizik biliminin birliğini sorgular. Neden okyanuslar, üst atmosfer,
yerin çekirdeği, yerkabuğu, nehirler gibi birbirleriyle farklılık arzeden
bölgeler jeofiziğin ilgi alanına girer? Verdiği yanıt oldukça önemlidir.
Çünkü, Yerküre'nin bu bölümleri yalnızca fizik ile birbirine bağlanır.
Aralarındaki sınır fizikseldir. Aynı zamanda bu ayrı gibi görünen
bölgeler birbirleri ile "fiziksel etkileşim" halindedir. Örneğin üst atmosfer,
yerin içinden türeyen mağnetik alandan soyutlanmaz. Bir diğer örnek, okyanuslardaki
değişimin atmosfer (meteorolojik) şartları etkilemesidir. Burada K. Bullen'in
bir sözünü anmanın tam sırası: "Jeofiziğin hiç bir dalı diğerinden tamamiyle
bağımsız değildir. Yerküre'nin fiziksel dinamiği ile ilgili aşağı yukarı
aynı anlama gelen Fowler (1990)'in bir sözü var: " Jeofizik, atmosferin,
denizlerin ve uzayın da fiziğidir, ancak jeofiziğin kalbi katı Yerküre'dir".
Yani insan kalbinin tüm vücudu etkilemesi gibi bu kalp tüm yerküre katmanlarını
hatta uzayı da etkiler.
Bu anlamıyla jeofiziğin sınırları ilk olarak, Guttenberg (1929)'in
almanca olarak yazılan "Lehrbuch der Geophysik" isimli editörlüğünü yaptığı
muhteşem kitapta sistematikleştirilir. Bu kitabın giriş bölümünü Guttenberg
biraz genişleterek "Bir Bilim Olarak Jeofizik" isimli bir makele haline
sokar ve Geophysics dergisinde yayınlar (Gutenberg, 1937). Bu makaledeki
jeofiziğin ilgi alanları sınıflaması bugün bile geçerlidir.
Jeofizik bilindiği gibi grekçe "Gaia" (yerküre tanrıçası) ve
Physis (doğa) sözcüklerinden türetilmiştir. Sheriff (1973)'in jeofizik
sözlüğünde, "jeofizik" sözcüğünün çeşitli tanımları vardır. Tanımların
sentezi yapıldığında söyle bir sonuç çıkar: Jeofizik, fiziğin ilkelerini
yerküreye uygular ve yerküreye ilişkin nicel fiziksel ölçümler yapar. Nicel
fiziksel ölçüm deyince gravite, mağnetik, sismik, elektrik gibi ölçümlerin
yerküreye uygulanması akla gelir. Fakat fiziksel ilkeler dendiği vakit,
bu kavram biraz daha geniştir. Çünkü çevrenizde (yerkürede) gözünüzle gördüğünüz
her şey fizikseldir. Örneğin bir taşın mavi olması yada sertliği/yumuşaklığı
onun fiziksel özelliğidir. Aynı şekilde bu kayacın ölçtüğünüz elektrik,
sismik gibi özellikleri de fizikseldir. Fiziksel ilkeler gözlüğü ile yerküreye
bakacak olursak yukarıda adı geçen dönemlerin (graphe, logos ve bilim)
tümü fiziksel ilkelerle elde edilmiştir. Böylelikle, Jeofiziği bilim kılan
en önemli özelliğin "onun fiziksel yapısı olduğu, iyi bir fiziksel yapı
için ise zorunlu olarak fiziğin dili olan güçlü bir matematiğe sahip olması"
sonucuna ulaşabiliriz.
Dünyada jeofiziğin felsefi yapısı ve tarihsel gelişimi ile ilgili
çalışmalar sistematik olarak American Geophysical Union’un önderliğinde
1980’li yılların başlarında, fizikçi/bilim tarihçisi C.S. Gilmor başkanlığında
kurulan “History of Geophysics” komitesi ile başlar. Bu komite daha sonra
jeofiziğin tarihi ve felsefesi ile ilgili çalışmaları aynı adı içerecek
biçimde bir kitap dizisi içinde toplar (Gilmor, 1984). Jeofizik ve
onun yapısı hakkında daha ayrıntılı bilgi için Özçep (1996) ile
Özçep ve Özçep (1996)'ya bakılabilir.
Ülkemizdeki Jeofiziğin gelişim tarihine ilişkin yapılan çalışmaların
dört guruba ayrıldığını görürüz. Birincisi belki de en önemlisi doğrudan
bilim tarihi ile ilgili makale ve kitap düzeyinde çalışmalar (Sipahioğlu,
1985; Özçep ve Özçep, 1994, Özçep ve Orbay 1997, Malin ve Işıkara, 1997
vb.)dır. İkincisi, gene bilim tarihi ile doğrudan ilgili fakat kurumların
belirli bir yılı aştıkları zaman (örneğin 25. Yıl) düzenledikleri kurum
içi değerlendirme çalışmalarıdır (Turgay, 1987, Kavlakoğlu, 1987, Kavukçu,
1987) . Üçüncüsü ise Kurumların ilgili birimlerinin kurum dışı bültenlerde
tanıtıldığı çalışmalardır (Boğaziçi Üniversitesi Kandilli Rasathanesi,
1994; DSİ 1995; EİEİ, 1995; İller Bankası, 1994; MTA, 1994; TPAO, 1994).
Son olarak ta ilgili bilim dalında çalışmış kişiler hakkında yazılan yazıları
kapsamaktadır. Jeofizik tarihi konusunda yapılan çalışmaları zaman açısından
Osmanlı Döneminde ve Cumhuriyet Döneminde yapılan çalışmalar
olmak üzere iki ana grupta yoğunlaşmıştır.
Jeofizik tarihi çalışmalarında iki amaç vardır. Birincisi yapılan
bu çalışmaların bilim tarihine olan katkısıdır (Bu türden çalışmalara örnek
için; Akyol; 1940; Brinkman, 1981; Çölaşan 1960;, Demirel, 1982;
Dizer, 1993a ve 1993b; Kandilli Rasathanesi, 1961; Kazancıgil, 1995; Sipahioğlu,
1952 ve 1985; Özçep and Özçep, 1994; Özdoğan, 1975 ve 1982). İkicisi ise
bu çalışmaların Jeofizik bilimine olan katkısıdır. Yerküre'nin yapı ve
fonksiyonu genel olarak iki gurup olaylar/olgular izlenerek açığa çıkartılabilir:
Güncel Bilim ve Paleo-Bilim. Güncel bilim çalışmalarında depremler, volkanlar,
meteorolojik, jeomağnetik gibi jeofizik olaylar güncel olarak bize bilgi
sunarlar. Bu olaylar jeofizikçilerin aletsel dönem dediği 1900 yılından
beri sistematik olarak rasathaneler yardımıyla izlenmektedirler. İkinci
gurup olaylar; arkeolojik, jeolojik ve hatta kozmik zaman ölçeklerinde
gelişmiş ( belki de bitmiş) olaylar ya da paleo-olaylardır. Örneğin
Ağrı Dağı milyonlarca yıllık bir gelişim periyodu ile bugünkü halini almıştır.
Bugünkü halini nasıl almış ve bugünkü yapısı nasıldır sorularının yanıtını
bulmak Paleo-bilim yapmaktır. Bu Güncel Bilim/Paleo-Bilim yaklaşımını bilim
tarihi çalışmalarına uygularsak, bilim tarihi çalışmalarının bir tarih
çalışması değil, aslında bilimin kendisine yönelik, fizik gibi, kimya gibi
bir bilimsel çalışmalar grubu içinde olduğunu görürüz. Jeofizik bilimi
bakış açısından tarihsel jeofizik veri; sismoloji, jeomağnetizma ve meteoroloji
gibi jeofizik disiplinleri için çok önemlidir. Tarihsel jeofizik
veri; jeomağnetizma için Özdoğan ve diğ. (1981) tarafından ve sismoloji
için Soysal ve diğ. (1981) tarafından derlenmiş ve jeofizik
bilim açısından değerlendirilmiştir.
Bu çalışmada, Özçep ve Orbay (1997) çalışması baz olmak üzere
jeofizik bilimi ve mühendisliğinin Ülkemizdeki yapısı ve tarihsel gelişimi
verilen temel kaynaklardan yararlanılarak hazırlanmıştır.
OSMANLI İMPARATORLUĞUNDA JEOFİZİK ÇALIŞMALAR
Türkiye'de jeofizik, İstanbul Rumeli Hisarı civarında Bebek'te manyetik sapma açısının 11.5 0 batı olarak ölçülmesi ile 1727 yılında başlatılabilir. Bu tarihi yabancılar tarafından yapılan sapma açısı belirlemeleri ile daha geriye taşımak mümkündür. Sipahioğlu (1957)'ya göre Krugeras, Fournier ve Chazelles tarafından sıra ile 1600, 1625 ve 1694'te İstanbul'da, Gauttier tarafından 1820'de İstanbul, Marmara adası ve Çanakkale'de. 1824'de Sinop ve Trabzon'da; G. Fisher tarafından 1829'da İzmir'de, aynı yıl içinde Rus subayları tarafından Lüleburgaz ve Dimetoka'da ve nihayet Evans tarafından 1858'de İstanbul'da sapma açısı ölçmeleri yapılmıştır. Bu tarihlerden önce pusulanın kullanıldığına ilişkin Piri Reis'in yazdığı deniz coğrafyasına ait Kitab-ı Bahriye adlı eserinde ve diğer bir kaç kaynakta bilgi vardır. Fakat bu sapma açısının bilindiği anlamına gelmez. (Sipahioğlu, 1957 ve 1985). Piri Reis'in Kitab-ı Bahriyye'sine (1525) yazdığı şiir şeklindeki girişi burada anmayı yararlı buluyoruz:
"Vara bir kuşe karar ide heman
Ol şimal yıldızıdır bil bigüman
Kim bu taşa var ?imalin nispeti
Ol sebebten meyl ider gör kudreti"
Burada pusula ibresinin Kuzey yönünü alacağını; çünkü -bütün ortaçağ
yazarlarının belirttiği gibi- mıknatıstaşının Kutup Yıldızı'nın etkisi
altında bulunduğunu anlatmıştır.
Jeofiziğe ait ilk bilimsel eser İbrahim Müteferrika'nın tercüme edip,
1731'de basımını yaptığı "Füyüzat-ı Mıknatissiye"dir. Bu kitabın
orijinal adı “The Longitude and Latitude Found by the Inclinatory and Dipping
Needle etc.” dir ve W. Whiston tafaından 1721'de yazılmıştır (Demirel,
1982). Bu eser Yerküre'nin manyetik alanını konu eder. Manyetik eğim pusulasından
da bahsedildiği eserde; o dönemde batıda kabul edilen bilgiler özetlenmiştir.
Mıknatıslanmanın kökeni Gilbert'in görüşüne uygun olarak yerküre'nin içinde
arandığı gibi sapma açısının Londra ve Paris'teki seküler değişimleri ve
özellikle eğim açısının güney ve kuzey yarım kürelerinde ekvatordan kutuplara
doğru enlemler boyunca nasıl değişeceği oldukça ayrıntılı bir şekilde anlatılmıştır
(Sipahioğlu, 1957; Demirel, 1982).
Osmanlılar'da genel olarak jeofizikten sözeden ilk kitap Rusçuklu diye
anılan Mehmet Ali Efendinin bir dostunun teşvikiyle Fransızcadan Arapçaya
çevrilmiş bir kitabın türkçeye "İlm-i Tabakatu-l Arz " (1852-1853) çevirdiği
kitabıdır. Yazar, eserin önsözünde şunları söylemektedir (İzgi, 1997):
"Anılan kitap incelendiğinde, tabii ilimlerden "İlm-i Hikmet-i
Arziyye" (=jeofizik) kısmını açıklamaya mahsus gibi tertip edilmiş gibi
gözükse de, yerkürenin başından ve sonundan, bütün iç ve dış maddelerinden
bahsettiği için, tabii ilimlerin yedi kısmına birden başlangıç ve temel
gibi tutulduğu anlaşılır"
Katip Çelebi'nin "Cihannüma" (1732) ve Erzurumlu İbrahim Hakkı'nın
"Maarifname" adlı eserlerinde de az çok jeofizik alanında çeşitli bilgileri
içermektedir. Fakat bu eserler bütünüyle jeofiziğe ait sayılmazlar. İlk
Türk matbaasıyla 1726 yılında İbrahim Müteferrika tarafından basılan kitaplar
arasında Cihannüma da vardır. Cihannüma'nın matbu nüshasına İbrahim Müteferrika;
"Tezyil-al-tabi" başlığı altında uzunca bir not eklemiştir. Bu notta manyetik
sapma açısının nedenlerine, zamana ve mekana göre değişeceğine ilişkin
bir hayli bilgi vardır.
Osmanlılarda jeofiziğin bir dalı olan sismoloji konusunda birtakım
eserlerin kaleme alındığı görülmektedir (İzgi, 1997). Bu tür eserlerde
genel olarak Aristo'nun depreme yeraltında sıkışıp genleşen gazların neden
olduğu yönündeki klasik görüşü işlenmektedir. Arapçada "zilzal", "zelzele"
ve "hareketü'l-arz", türkçede "deprem" ve "yersarsıntısı" gibi kelimelerle
ifade edilen deprem hakkında Osmanlılar'da tespit edilen belli başlı türkçe
müstakil eserler şunlardır (İzgi, 1997):
1) Risale-i Zelzele: Recep el-Kostantini'nin 1726 yılında yazarak Sultan
I. Ahmet'e ithaf ettiği bueser, 1719'da İstanbul'da meydana gelen büyük
depremin üzerine yazılmıştır. Yazar, depremin dünyayı sırtında ya da boynuzunda
taşıdığı sanılan öküzün kılını kıpırtatmasından oluştuğuna uzun uzun yer
vermekltedir.
2) İşaret-Nüma: 1855'de Bursa'da meydana gelen depremi bütün ayrıntılarıyla
açıklayan ve önceki diğer depremlerle ilgili bilgi veren bu eser Gökmen-zade
Hacı Çelebi'nindir.
3) Ayrıca son dönemde basılan eserler arasında Ahmet Tevfik (Kocamaz)'ın
45 sayfalık 1890'da basılan "Hareket-i Arz ve Esbab-i Zuhuru hakkında…"
eseri, Halil Ethem (Eldem)'in 23 sayfalık 1894'de istanbul'da basılan "Hareket-i
Arz'a Dair birkaç söz" eseri, Ali Muzaffer Bey'in 139 sayfa halinde
İstanbul'da basılan "Zelzele hakkında Malumat" adlı eseri, Salih Paşa-zade
Abdullah Mazhar'ın 1897'de Bursa'da basılan "Hareket-i Arz" adlı eseri
sayılabilir. Bu eserler batı kaynaklı eserlerden çevirilerek oluşturulan
eserlerdir.
Bir örnek olarak Erzurumlu İbrahim Hakkı'nın Maarifetname'sinde volkanik
depremler şöyle izah ediliyor:
"Yerin altında sallanan duman, arzın ağırlığı ile sıkışsa arzın dışına
çıksa ol yer hareket eder ki zelzeleyi zemin bulur. Arzın içinde biriken
buhar bazen çok kuvvetli olur ki tazyikle yeri şöyle bir şak eder ki ondan
büyük bir ses çıkar, bazen bu sıcak duman ve lavlar günlerce aylarca ve
hatta senelerce devam eder"
İ.H. Erzurumlu'nun hava olayları, yapısı ve bunun insan üzerindeki etkileri;
su, su dolaşımı, denizler ve faydaları ve toprak konusunda bugün bile jeofizikte
geçerli olan görüşleri vardır.
1868 yılında hava tahminlerinin telgrafla belirli merkezlere iletilmesi
için Fransız hükümetinin önerisi üzerine aynı sistemle çalışacak bir rasathane
İstanbul'da açılmış ve müdürlüğüne Türkiye'deki telgraf şebekesinin ıslahı
için gelmiş olan I. Coumbari (Kumbari Efendi) tayin edilmiştir (Kandilli
Rasathamesi, 1961). Bu kurulan Rasathane-i Amire'de jeofizik olarak meteorolojik,
sismolojik rasatlar yapılmıştır. Hatta Türkiye'nin ilk maden mühendisi
olarak ta bilinen İbrahim Ethem Paşa tarafından 1872 yılında yerçekimi
ivmesi bile bugünküne eşdeğer bir yaklaşıklıkla belirlenmiştir (Erguvanlı,
1954).
Başlangıçta bu rasathane idaresine 10'dan fazla meteoroloji gözlem
istasyonu bağlı idi. Bu istasyonlar her günkü gözlemlerini telgraf ile
Rasathane-i Amire'ye bildiriyorlardı. İstanbul'daki merkez büro da
gelen gözlem sonuçlarını Paris, Berlin, Viyana, Petersburg ve Macaristan
rasathanelerine telgrafla bildiriyor ve bu rasathanelerin gözlemleri de
aynı yolla alınıyordu. Aynı zamanda bu değerler günü gününe snoptik haritalara
işlenmekteydi. Üç kişiden ibaret rasathane konseyinde zaman tayini, enlem
boylam tayini ve manyetik denklinasyon tayini gibi konularda tartışılırdı.
1894 büyük İstanbul depremini izleyen yıllarda o zaman ki hükümet tarafından
İstanbul'a İtalyan sismoloğu G. Agomennone resmen çağırılır. Bu bilim adamı
İstanbul'da bir grup sismograf kurarak iki sene çalıştırır, sismometreyi
gençlere öğretir ve "Osmanlı İmpratorluğu Zelzele Servisi'ni kurarak bu
servis adına 1894-1895 yıllarına ve 1896 başlangıcına ait sismik notları
içeren bir bülten yazar (Sipahioğlu, 1957). Türkiye Yerbilimleri Bibliografyasına
göre; Agomennone'nin Türkiye'nin bazı yerlerinde (Aydın, Bergama, Balıkesir)
oluşmuş depremlerin değerlendirmesi de dahil olmak üzere ülkemizle ilgili
jeofizik konusunda 10 kadar yayını vardır (Brinkman, 1981).
Coumbari'den sonra rasathaneye Salih Zeki Bey müdür olmuştur. Salih
Zeki'nin Hikmet-i Tabiye (1900) adlı eserinde jeofizikle ilgili olarak
şu satırları görüyoruz:
"Arz mıknatısiyyetinin zamanla tahavvülüne dair memleketimizde muntazam
tecrübe icra olunamamıştır. 1893 miladi ikinci teşrinde icra olunan bir
hususi tecrübeden elde edilen neticeye göre İstanbul'da mıknatısı inhiraf
garbi 3.30' bulunmuştur" (Sipahioğlu, 1957).
Salih Zeki Bey'in Darülfünun'un umum müdürü (Üniv. Rek. ?) olması üzerine
rasathane, Maçka'ya Topçu mektebi karşısındaki binaya nakledilmiştir.
12 Mart 1909 (31 Mart) ihtilalinde Maçka'da bulunan rasathane aletleri
ve sismograflar tahrip edilmiştir. Daha sonra toplanan aletler Kabataş
Lisesi'ne verilmiştir.
Türkiye'de astronomi ve jeofizik çalışmaların öncülerinden biri olan
Mehmet Fatih Gökmen; 1910'da Rasathane-i Amire müdürlüğüne getirilerek
yeni bir rasathane kurmakla görevlendirildi. 1911'de Kandilli'de bir meteoroloji
istasyonu kurdu. Amacı burayı astronomi ve jeofizik kurumu haline getirmekti.
Rasathane 1911'de sistematik meteoroloji gözlemlerine başlamıştır.
Rasatane-i Amire kayıtlarından başka aşağı yukarı Tanzimat yılı olan 1839
yılından başlayarak çeşitli tarihlerde ve İstanbul, İzmir, Trabzon, Tekirdağ,
Merzifon gibi ülkemizin çeşitli şehirlerinde gerek özel mahiyyet gerek
hükümet emriyle olmak üzere yabancılar tarafından bir çok hava gözlemi
yapılmıştır. Kaydedilmiş en eski rasatlar, İstanbul'da yabancı okullarda
yapılan (Saint-Benoit, Bebek) ve yalnız sıcaklığı ait olan (1839-1847)
rasatlardır. Daha sonra P. de Tchichatcheff ve A. Viguesnel tarafından
Haydarpaşa'da İngiliz mezarlığında, Balkan yarımadasında, Anadolu'da yapılan,
sıcaklık, basınç, rutubet özelliklerini gösteren rasatlar önemli olanlardır
(Çölaşan, 1960; Dizer, 1993a ve 1993b).
Cumhuriyet'i izleyen yıllarda resmi yazışmalarda bir süre Rasathane-i
Amire adı kullanılmış, daha sonra "Hey'et ve Arz-ı Fiziki Rasathanesi"
olarak da kısa bir süre isimlendirilmiştir. Burada bizce önemli olan ilk
kez resmi bir kurumun adında bilinçli bir şekilde jeofizik sözcüğünün (Arz-ı
fizik=jeofizik) geçmesidir. Bunu da ülkemizde çağdaş anlamda ilk rasathanemizi
kuran M. F. Gökmen'e borçluyuz.
Osmanlı İmparatorluğu'nda Tanzimat döneminde kurulan eğitim kurumlarında
jeofizik bilimi, astronomi, mineraloji, jeoloji gibi doğa bilimlerinen
sayılmaktadır ve bu bilimler fizik ve kimyanın konusu olarak düşünülmektedir
(Akyol, 1942).
Dönemin eğitim kurumlarından biri olan Mühendishane-i Berri Hümayun'un
baş hocası İzhak Efendi; "Mecmua-i Ulumu Riyaziye" adlı tanınmış eserinde
jeofizik bilgiler dördüncü ciltte mineraloji, jeoloji ve astronomi gibi
diğer bilimlerle birlikte verilmekte ve bu bilimler fizik ve kimyanının
bir konusu gibi ele alınmaktadır (Kazancıgil, 1995). Bu değerli kitapta
İzhak Efendi depremlerin oluş nedenlerini volkanik hareketlere bağlamakta,
"Netice hareket-i arz volkanlarda vaki harikalardan hadis ve alel umum
cevf-i arzda vaki ve kibrit ve zift ve mevaddı müşteile ile memlu hufreleden
hasıl olur"
demektedir (Aktaran; Akyol, 1942). Görülebileceği gibi, bu yaklaşım
ifade edildiği dönem gözönüne alındığında oldukça çağdaş bir yaklaşımdır.
Batılılaşma hareketinin hızlandığı yıllarda jeofiziğin jeomanyetizma
dalında her hangi bir çalışmanın yankılarına rastlamak amacıyla Sipahioğlu
(1957); Salih Zeki'nin "Asar-ı Bakiye"sini, Hoca İzhak Efendi'nin "Mecmua-i
Ulum-i Riyasiye'sini inceler. "Mecmua-i Ulum-i Riyaziye'de pusula ve sapma
açısı değişimlerine dair genel anlamda kısa bir bölümden başka hiç bir
kayıt bulamaz.
1884-86 aralığında M. Antoine D'Abbadie; Mısır, Arabistan Yarımadası,
Ege Denizi sahilleri, Yunanistan ve İtalya'da 32 noktada manyetik ölçmeler
yapmış ve bu arada 1885 Mayıs ve Haziran'ında İskenderun, Mersin, İzmir
ve İstanbul'da manyetik sapma açısı, eğim açısı ve yatay şiddet ölçmüştür.
Elde ettiği değerler 1890 yılında Fransa Boylamlar Bürosu Yıllığı'nda yayınlanmıştır.
Washington'un ünlü Carnegie Enstitüsü'nin, 1909-1921 aralığında dünya
çapındaki jeomanyetik kampanyası sırasında İran'dan gelen bir kol, 1901-1911
yıllarında 3'ü Trakya'da olmak üzere bugünkü sınırlarımız içinde 44 noktada
jeomanyetik elemanları belirlemiştir (Sipahioğlu, 1957).
Birinci dünya savaşına girmemiz üzerine o zamanki müttefikimiz Almanlar
çok gerekli gördükleri bir meteoroloji şebekesini ülkemizde kurmayı üstlendiler.
İlk olarak 1915 yılında Balkan Yarımadasında, Anadolu, Suriye ve Suveyş
kanalında bazı istasyonların kurulması için gerekli hazırlıklar yapıldı
(Çölaşan, 1960).
Leipzig Üniversitesi'nde Jeofizik dersi veren Prof. Weikmann ve sonradan
ülkemiz hakkında meteorolojik bir broşür yazmış olan Zistler Türkiye'ye
geldiler. Kurulan teşkilata İstanbul merkez seçildi. Kuruçeşme'de Caferağa
Köşkü'nde "Kuvvei Havaiye Müfettişliği Rasatı Havaiye Müdürlüğü" ismiyle
çalışmaya başladı.
1915 yılında çalışmaya başlayan bu şebeke; savaş süresince etkinlikte
bulunmuş ve bir çok rasatlar yapmıştır (Çölaşan, 1960).
MODERN TÜRKİYE'DE JEOFİZİK BİLİMİ VE MÜHENDİSLİĞİ
Bilimin ve bilginin insan hayatındaki önemini “Hayattaki en hakiki
mürşit ilimdir” sözüyle çok iyi vurgulayan Atatürk (1881 - 1938) Cumhuriyet’in
ilanın takip eden yıllarda eğitim ve öğretime önem vermiştir. Çağdaş eğitimin
ve öğretimin temelleri atılmıştır. Bilim ve teknolojinin önemi kavranmıştır.
Türkiye’nin çağdaş uluslar ve uygarlıklar seviyesinin üstüne çıkabilmesi
ve bilimsel araştırma yapılması için kurumlar açılmıştır.
A) JEOFİZİK BİLİMİ VE EĞİTİMİNİN TARİHÇESİ
Eğitim ve bilim ayrılmaz bir şekilde birbirlerini iki yönlü besleyen
bir süreçtir. Bu yüzden birlikte ele alınacaktır. Türkiye’de jeofizik
eğitimi ile ilgili çalışmalar Cumhuriyet’in ilk yılları ile görünmeye başlar.
O zamanki adıyla İstanbul Darülfünunu (şimdi İstanbul Üniversitesi) 1926-1927
öğretim yılında Fen Şubesi (Fakültesi) içinde bir “Heyet (Astronomi) ve
Jeofizik Enstitüsü”nü açar. Enstitü müdürü Fatin Gökmen’dir ve jeofizikle
ilgili ilk ders aynı öğretim döneminde “Meteoroloji ve Jeofizik” olarak
okutulur (İshakoğlu, 1995). 1933 üniversite reformu ile Darülfunun Üniversiteye
dönüşmüş ve bu yeniden kurulan üniversite’de Fatin Gökmen’e görev verilmemiştir.
Yeni üniversite reformu ile üniversitenin eğitim ve öğretim programında
Jeofizik 1948 yılında yerini alır. Bununla birlikte eleman yokluğu nedeniyle
temelleri atılan bu ilk atılan enstitü ancak Prof. Dr. M.Fouche ve
Doç. Dr. İhsan Özdoğan'ın gayretleri ile 1952-1953 yılında öğrenime başlayabilecekti.
Bu yılları Özdoğan (1975) şöyle anlatır:
"Eleman yokluğu nedeniyle, Enstitü’nün açılışı, 1952 yılına kadar
gecikecektir. Bu tarihte, Fakülte Kurulu, Enstitü’nün açılmasına karar
vermiştir. Böylece jeofizik, fakülte öğretim yönetmeliğinde, bir öğretim
dalı olarak yerini alır. Aynı yıl içinde Göttingen, Jeofizik Enstitüsü
direktörü, Prof. Dr. J. Barthels, Fen Fakültesi’ne davet edilir. Jeofizik
lisans öğretim programı, ilk olarak bu ünlü bilgin tarafından tertiplenmiştir".
Enstitü öğretime, hemen takip eden 1953 - 1954 öğretim döneminde
başlar. Bu dönemin değerlendirilmesinde yarar vardır: Bir taraftan Fakülte
Öğrenci bürosu, jeofizik lisansına öğrenci kaydetmeye başlamıştır. Fakat,
enstitü kağıt üzerinde mevcuttur. Örneğin binası tamamlanmıştır ancak içerisine
girilecek halde değildir. Hiç bir aleti yoktur., laboratuar yaptıramaz.
Kitap, dergi yoktur ve kitaplıktan yoksundur. Daha ilginci, fakülte kuruluş
kadrosunda, jeofiziğe ayrılan, 1 profesör, 2 adet doçent ve 2 asistan kadrolarına
henüz hiçbir eleman atanmamıştır. Bütün bu çok olumsuz koşullar altında,
jeofizik öğretimi başlatılmıştır, Enstitüye 6 öğrenci kaydını yaptırmıştır
ve dersler, komşu anfilerde muntazam bir şekilde, devam etmektedir.
İdareci, öğretim kadrosu ve hatta öğrencisiyle, girişilen olağan
dışı gayretle, Enstitü aynı yıl içinde, üç ay kadar bir gecikme ile, yeni
binasına yerleşecek, alet satın alıp, ya da atölyede yaptırarak, laboratuarını
açarak, normale yakın bir düzeyde öğretimini sürdürecek hale gelmiştir
(Özdoğan, 1975 ve 1982; Özçep, 1993).
Enstitünün yönetime başladığı ve sorunlarının en yoğun ve kritik
olduğu dönemde, Fakülte’nin Dekanı Prof. Dr. Lütfi Biran’dır (1952 - 1954).
Enstitü’nün ilk Direktörü ise, Ord.Prof.Dr. M. Fouché’dir. Direktör vekili
olarak, 1952 - 1953 döneminde Enstitü’nün hazırlık çalışmalarını yöneten
Ord.Prof.Dr. M. Fouché, 1953 yılında görevinden ayrılmış ve yerine, yine
vekaleten, Ord.Prof.Dr. Ali Yar seçilmiştir (1953 - 1954).
1953 - 1954 arası, Doç. Dr. İhsan Özdoğan’ın Jeofizik Enstitüsü’ne
transfer işlemi tamamlanmış ve Hüseyin Soysal da Enstitü’ye asistan olarak
atanmıştır.
1954 yılının, Enstitü’nün tarihinde önemli bir yeri vardır: Paris
Üniversitesi Jeofizik Enstitüsü Direktörü Türkiye’ye gelmeyi kabul etmiştir
ve böylece tarihinde ilk defa bir jeofizikçi, Enstitü’nün yönetimini eline
almış olacaktır. 1 Temmuz 1954 tarihinde göreve başlamak üzere Prof. Dr.
J. Coulomb, Ord.Profesör payesiyle, Enstitü Direktörlüğü’ne atanmıştır.
J. Coulomb 18 ay süreyle görevde kalacaktır.
Sonradan, Jeofizik Kürsüsü (115 sayılı kanunla Enstitü sözcüğü
kaldırılmış ve yerine Kürsü deyimi getirilmiştir) adını alacak olan
Jeofizik Enstitüsü’nün öğretim programında önemli bir değişiklik, J. Coulomb’un
Direktörlüğü dönemine rastlar.
1953 dönemlerinde ülkemiz, jeofizik öğretimi yaptırabilecek öğretim
üyesi potansiyeli yönünden, değerlendirilecek olursa karşımıza hazin bir
tablo çıkar:
Üniversitelerimizde jeofizik öğretimi olmadığından gelenekten
yoksun bulunuyorduk. Bu durumun önemi açıktır: Başlangıçları çok daha gerilere
giden diğer disiplinlerin, kendilerini sağlam bir temele henüz oturtma
erginliğine erişemedikleri bir ortamda, jeofiziğe ne yön verileceği bir
sorun olarak ortadaydı. Memlekette, doktoralarını dış ülkelerde yapmış,
üniversite dışı kuruluşlarda görev yapan, 2-3 gençten başka jeofiziği bilen,
örneğin, kürsü sahibi bir jeofizik profesörü ve jeofizik doçenti yoktu
ve üniversitelerde bir jeofizik eğitimi geleneği mevcut değildi. Bu nedenlerle,
Jeofizik Enstitüsü yöneticileri, ümitlerini dışarıdan gelecek bilinçli
uzmanlara bağlamaktan başka yapacak bir şey olmadığını çabuk anladılar.
Bu dönemde davet edilmiş yabancı profesör sayısı bakımından Jeofizik Kürsüsü’nün
Fakülte içersinde özel bir konuma sahip oluşunun nedeni budur.
Jeofizik Kürsüsü’nde görev almış, ders veya konferanslar vermiş
yabancı uzmanların, özellikle kürsünün kuruluş ve gelişme döneminde, kürsünün
oluşumundaki katkıları büyük olmuştur. Kürsü’de, araştırmaların niteliği
ve niceliği yönünden bugün erişilmiş olan düzeyin sağlanmasında, yöneticinin
yetenekleri yanında kürsünün genç elemanlarının araştırmaya duydukları
isteğin eşit payı olduğu da belirtilebilir".
1955 yılında Jeofizik Mühendisliği öğretimine dönük çalışmalar başlatıldı
ve 1968 senesinde Tatbiki Jeofizik Kürsüsü açıldı. 1969 yılında Jeofizik
Yüksek Mühendisliği diplomasının ihdası sağlandı. Jeofizik Kürsüsü Fen
Fakültesi bünyesinden ayrılarak 1978 yılında kurulan Yer Bilimleri Fakültesine
dahil oldu. Yer Bilimleri Fakültesi Jeofizik Mühendisliği Bölümü 1980 yılında
öğretime başladı. Daha sonra, 1982 yılında YÖK Yasasıyla Mühendislik Fakültesi
kuruldu. Yer Bilimleri Fakültesinin kapatılmasıyla, Jeofizik Mühendisliği
Bölümü de Mühendislik Fakültesine dahil edildi. Günümüzde İ.Ü. Mühendislik
Fakültesi, Jeofizik Mühendisliği bölümünde Uygulamalı Jeofizik, Yer Fiziği
ve Sismoloji Anabilim Dalları bulunmaktadır.
İstanbul Teknik Üniversitesi’nin jeofizikle olan ilişkisi, 1952
yılında Rektörlüğe bağlı bir Sismoloji Enstitüsü’nün kurulması ile başlar.
Amacı, yurdumuzda sismoloji alanında bilimsel çalışmalar ve araştırmalar
yapmak ve Türkiye’de deprem istasyonları şebekesinin kurulmasına öncülik
etmek olan kurulan bu enstitüdeki çalışmalar yanında, Maden Fakültesi’nin
kurulması ile Maden Mühendisleri için Uygulamalı Jeofizik öğretimine başlanmış
ve Jeofizik Kürsüsü kurulmuştur. İTÜ Maden Fakültesi’nde Jeoloji
Mühendisliği ve Petrol Mühendisliği bölümlerinin kurulması ile jeofizik
öğretiminin kapsamı genişlemiş, Uygulamalı Jeofizik yanında Sismoloji,
Katı Arz Fiziği ve Kuyu Logları derslerinin öğretimine başlanmıştır (Ergin,
1975; Eyidoğan, 1998). Arz Fiziği Enstitüsü; ilk olarak 1952 yılında
İ.T.Ü. Rektörlüğü’ne bağlı olarak ve “Sismoloji Enstitüsü” adı altında
kurulmuş ve bu kuruluş yıllarında uzman ve alet ihtiyaçları UNESCO tarafından
sağlanmıştır. 1966 yılında Enstitünün adı “Arz Fiziği Enstitüsü” olarak
değiştirilmiş ve Maden Fakültesi’ne bağlanmıştır. Jeofizik Mühendisliği
Bölümünde araştırma ve ögretim etkinlikleri "Yer Fizigi" , "Uygulamalı
Jeofizik" ve "Sismoloji" adli üç anabilim dalı içinde
yürütülmektedir. Oluşturulan öğretim programı ile öğrencilere öncelikle
yerkürenin fiziksel özelliklerinin tanıtılması ve bu özelliklerden
yararlanarak yerkabuğundaki doğal zenginlikleri hangi jeofizik yöntemlerle
ve nasıl keşfedebileceklerinin öğretilmesi amaçlanmıstır. Öğretim programı
jeofizikteki son gelişmeler ve kuruluşların jeofizik mühendislerinden
beklentileri dikkate alınarak zaman zaman yenilenmektedir. 1997-1998 öğretim
yılından itibaren uygulamaya konulan yeni Jeofizik Mühendisliği ders
programında çok sayıda seçimli dersler bulunmaktadır. Meteoroloji Mühendisliği
Bölümü, İstanbul Teknik Üniversitesi bünyesinde 1953 yılından beri meteoroloji
mühendisi ve yüksek mühendisi yetiştirmekte ve doktora öğretimi yapmaktadır.
Bölümün misyonu, Meteoroloji Mühendisliği ve Atmosfer Bilimleri konularında
uluslararası seviyede öğretim yapmak, mühendis ve bilim insanları yetiştirmek,
araştırmalar ve yayınlar yapmaktır.
Boğaziçi Üniversitesi, Kandilli Rasathanesi ve Deprem Araştırma
Enstitüsü jeofizik Anabilim Dalı 1985 yılında öğretime başlamıştır. Jeofizik
Anabilim Dalı’nın kuruluş amacı, Yeryuvarının Yapısı, Jeodinamik evrimi
ve Depremler konusunda, kuramsal ve uygulamaya yönelik araştırmalar ve
bu konularda eğitim yapmaktadır. Bu araştırmalarda Jeofizik biliminin temel
yöntemlerinden olan deprem ve patlatma Sismolojisi, Gravite, Manyetik,
Elektrik, Elektromanyetik yöntemleri geniş bir biçimde uygulanmaktadır.
Enstitü’de sürdürülen teorik eğitimin yanısıra, araştırma imkanları yaratmak
ve öğrencilerin deneyimini artırmak amacı ile depremlerin önceden belirlenmesi
konusu başta olmak üzere, depremsellik, deprem mekanizması, yerkabuğu yapısının
incelenmesi, Jeofizik mühendisliği, Jeomagnetizma, Paleomagnetizma ve Arkeomagnetizma
konularında çalışmalar yapmaya uygun nitelikte çalışmalar yürütülmektedir
(Boğaziçi Üniversitesi Kandilli Rasathanesi, 1994). Anabilim Dalı’nın diğer
önemli bir görevi de Sismoloji laboratuarı ile birlikte sayısal Türkiye
Ulusal Deprem Şebekesi’nin işletilmesi ve yeni istasyonların kurulmasıdır.
Varolan yazılım paketleri bilgisayar olanakları ve Jeofizik yöntemlerin
uygulanmasında kullanılan aletler ve donanım günümüz teknolojisine uygun
bir nitelik taşımaktadır. Anabilim Dalı’nda Yüksek Lisans ve Doktora programları
yürütülmektedir.
Karadeniz Teknik Üniversitesi'nde Jeofizik Mühendisliği Bölümü ilk
olarak 1970'de Fen Fakültesi içinde disiplinler arası bir program olarak
kuruldu. 1977-1978 akademik yılında yüksek lisans ve doktora eğitimine
başlayan bölüm 1981-1982 akademik yılında lisans eğitimine
başladı.
1972 yılında Ege Üniversitesi Fen Fakültesi (E.Ü.E.F) Jeoloji Bölümünde
ilk genel jeofizik dersi verilmeye başlanmıştır. 1974 öğretim yılında E.Ü.E.F'ne
bağlı Jeofizik Kürsüsü kurulmuş ve 10 öğrenci ile eğitime başlamıştır.
1978 yılında Ege Üniversitesi Yer Bilimleri Fakültesi kurularak Jeofizik
Bölümü tüm kadro ve ekipmanlarıyla birlikte yeni Fakülte çatısı altında
yerini almıştır. 1979-1980 öğretim yılında bölüm elemanlarının akademik
gelişmelerini tamamlayabilmeleri amacı ile öğrenci alımına 3 yıl ara verlmiştir.
1981 yılında E.Ü.Y.B.F kapatılmış ve Dokuz Eylül Üniversitesi Mühendislik
Mimarlık Fakültesi Jeoloji Mühendisliği Bölümüne bağlanmıştır. 1991 yılında
D.E.Ü. Mühendislik Fakültesine bağlı olarak Jeofizik Bölümü yeniden kurulmuştur.
Ankara Üniversitesi'nde ise Jeofizik Mühendisliği Bölümü
Fen Fakültesi bünyesi içinde yapılanmıştır. Jeofizik Mühendisliği Grubu
ilk olarak Jeoloji Mühendisliği bölümü içinde temel bir bölüm
olarak 1983'de kurulmuştur. 1989 'da ise bağımsız Jeofizik Mühendisliği
Bölümü olarak lisans eğitimine ve kısa bir süre sonra Yüksek lisans ve
Doktora eğitimine başlanmıştır. Bölümün temel araştırma alanları ; sismik,
elektrik ve elektromanyetik yorumlamaları, sismoloji ve potansiyel alan
analizidir.
Isparta Mühendislik-Mimarlık Fakültesi 1418 Sayılı Kanuna göre 21 Şubat
1976 tarihinde “ Isparta Devlet Mühendislik Mimarlık Akademisi ” adıyla
kurulmuştur. Akademi 20 Temmuz 1982 tarihinde 2547 sayılı Yükseköğre-tim
Kanununa ek olarak çıkarılan 41 sayılı Kanun Hükmünde Kararname ile Antalya’daki
Akdeniz Üniversitesi’ne bağlanarak, “Isparta Mühendislik Fakültesi” adını
almıştır. 11 Temmuz 1992 tarih ve 3837 Sayılı Kanunla yeni kurulan
Süleyman Demirel Üniversitesine bağlanarak, Mühendislik Mimarlık Fakültesi
adıyla eğitim-öğretim faaliyetlerine devam etmektedir. Fakültedeki diğer
bölümlere ek olarak 1988-1989 Öğretim yılında Jeofizik Mühendisliği Bölümü
eğitim-öğretim faaliyetlerine başlamışlardır.
Yukarıdaki sayılan bölümlerin dışında Kocaeli Üniversitesi’nde de Jeofizik
Müh. Bölümleri eğitim ve bilim faaliyetlerini etkin bir biçimde sürdürmektediirler.
B) KAMU KURUMLARINDA JEOFİZİĞİN TARİHSEL GELİŞİMİ VE YAPISI
1. Maden Tetkik ve Arama Genel Müdürlüğü
MTA Genel Müdürlüğü, Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanlığı’na bağlı
bir araştırma kuruluşudur. 22 Haziran 1935 tarihinde yürürlüğe giren 2804
sayılı kanunla “Maden Tetkik Arama Enstitüsü” olarak kurulmuştur. Türkiye’de
ekonomik amaçlı ilk jeofizik çalışmalar MTA’nın kurulmasından 3 yıl sonra,
yani 1938 yılında manyetik ve elektrik yöntemlerin uygulanmasıyla başlamıştır.
Bu dönemlere bir örnek olarak Ceccatty (1936)'ya bakılabilir. O yıllarda
jeofizik yöntemlere yeterince önem verilmemesi ve ekipman yetersizliği
nedeniyle jeofiziğin MTA içindeki gelişmesi yavaş olmuştur. İlk kullanılan
manyetik ve elektrik yöntemlerin yanı sıra 1947 yılında gravimetre ve sismik
aletlerin alınmasıyla MTA, petrol aramalarında jeofizik yöntemleri uygulamaya
başlamıştır.
1976 yılında MTA içinde daire başkanlığı olan jeofizik, güçlü
teknik kadrosuyla 194 personelli bir Jeofizik Etütleri Dairesi Başkanlığına
dönüşmüştür. Günümüzde dairede tüm çalışmalar modern aletler ve bilgisayar
ortamında yapılmaktadır.
Jeofizik çalışmaların gelişimine bakacak olursak; gravite yöntemi,
1947 yılından itibaren petrol, maden, jeotermal enerji, zemin etütleri,
altyapı mühendisliği ve kıyı ötesi etütlerinde kullanılmaktadır. Radyoaktif
mineraller, demir, petrol, bakır, krom, kurşun, jeotermal yataklarının
saptanmasında kıyı ötesi etütlerinde manyetik ve radyometrik yöntemler
başarı ile uygulanır. MTA’da havadan maden aramaları 1958 yılında başlamıştır.
Süreç içerisinde çeşitli radyoaktif mineraller ve demir aramaları yapılmıştır.
Bu arada Türkiye’nin Rejiyonal Havadan Manyetik Etütleri tamamlanmıştır.
Elektrik yöntemlerin uygulanışı 1938 - 1940 yıllarında Ergani ve Espiye
Lahanos’ta yapılan S.P. (Self Potansiyel) etütleri ile başlamıştır. Günümüzde
Rezistivite, I.P. Afmag, Spektral I.P., C.S.A.M.T., Magnetotellürik
cihazları ile maden, yeraltı suyu, jeotermal enerji, petrol, yapısal jeoloji,
kömür, endüstriyel hammadde aramaları ile arkeolojik çalışmalar yapılmaktadır.
İlk Jeofizik Kuyu Ölçüleri (Well-Logging) Etütlerine 1963 yılında başlanmıştır.
MTA’da ilk sismik çalışma 1947 yılında, Adana’da bir Amerikan firmasına
yaptırılmıştır. 1948 yılında satın alınan sismik ekipman (TİCCO) ile Adana
Mihmander’de MTA elemanlarınca ilk etütler başlamıştır. 1977 yılında Daire
bünyesinde bir sismik bilgi işlem merkezi kurulmuş ve sismik değerlendirmeler
bu merkezde yapılmaya başlanmıştır. Bu yöntemle petrol, doğal gaz, jeotermal
enerji ve kömür aramaları yapılmıştır. Denizlerimizde MTA’nın kendi ekipman
ve elemanlarıyla gerçekleştirdiği Jeofizik çalışmalar 1976 yılında MTA
Sismik-1 Gemisi ile başlamıştır. 1990 yılından sonra gemideki ekipman günün
teknolojisine göre yenilenmiş ve jeolojik örnekleme yapabilecek biçimde
yeni cihazlarla donatılmıştır. Ayrıca sığ sularda yüksek ayırımlı sığ sismik
ve batimetrik etütler yapacak biçimde donatılmış MTA Sismik-2 araştırma
botu vardır. Daha ayrıntılı bilgi için MTA Genel Müdürlüğü (1996); Kavlakoğlu
(1987), Kavukçu (1987) Turgay (1987)'ye bakılabilir.
2. Türkiye Petrolleri Anonim Ortaklığı
Maden Tetkik ve Arama Enstitüsü (MTA) tarafından Türkiye’de petrol
potansiyelinin ortaya çıkarılması sonucunda, bu potansiyelin hızla değerlendirilip,
yurt ekonomisine katkıda bulunması amacıyla 1954 yılında 6326 sayılı Petrol
kanunu çıkarılmış ve yine aynı tarihte 6327 sayılı kanunla 150 milyon TL.
sermayeli Türkiye Petrolleri Anonim Ortaklığı kurulmuştur.
6327 sayılı kanunla kurulan TPAO’nun görevleri şu şekilde belirleniyordu;
“Petrol kanunu hükümleri çerçevesinde Türkiye’de petrol rezervlerini aramak,
gereğinde petrol ürünlerinin alım - satım ve taşınmasını gerçekleştirmek,
bu amaca yönelik olarak her türlü ticari ilişkilere girişmek, bu faaliyetlere
ilişkin çeşitli şirketler kurmak, Türkiye’de ve Dünyada kurulmuş bu türlü
şirketlerle gereğinde anlaşmalar yapmak.
TPAO’da hidrokarbon (petrol ve doğalgaz) aranmasında “Jeofizik
Yöntemler” etkin bir şekilde kullanılmaktadır. Jeofizik yöntemler olarak
önem sırasının büyüklüğüne göre: sismik, gravite ve manyetik; rezistivite
(elektrik) şeklinde sıralanabilir. Sismik yöntem üç kısımda uygulanır.
Bunlar; Sismik Veri Toplanması, toplanan bu verinin işlenmesi (Sismik Veri-İşlem)
ve yorumlamadır (TPAO, 1994).
4. Devlet Su İşleri Genel Müdürlüğü
Devlet Su İşleri Genel Müdürlüğü, ülkenin yeraltı ve yerüstü sularının
zararlarını önlemek ve bunlardan çeşitli yönlerde faydalanmak amacıyla
28.02.1954 tarihinde 6200 sayılı yasayla kurulmuş, tüzel kişiliği olup
Bayındırlık ve İskan Bakanlığı’na bağlı bir kuruluştur.
Fen Heyeti Müdürlüğü 16.10.1956 tarihinde Baş Mühendislik olarak kurulmuştur.
Daha önce jeofizikçiler Etüt ve Planlama Fen Heyeti Müdürlüğü şemasında
Teknik Şef ve Jeofizikçi olarak çalışmaktaydı. 05.11.1965 tarihinde Jeofizik
Fen heyeti Müdürlüğü şeması onaylanmış, bundan sonra 26.12.1968 ve 27.06.1970
ve son olarak da 21.02.1978 tarihinde de revize edilerek son şeklini almıştır.
Başkanlık bünyesindeki jeofizik etütler, jeoteknik hizmetler ve yeraltı
suları konularında yürütülmektedir. Jeofizik rezistivite (özdirenç) etütleri
ve su sondaj kuyularından log alma işi merkez elemanlarının katkılarıyla
Bölge Müdürlükleri’nde bulunan jeofizik ekipleri tarafından yapılmaktadır.
Sismik etütler, patlayıcı miktarlarının belirlenmesi etütleri, deprem mühendisliği
çalışmaları ve büyük barajlar çerçevesinde kurulu deprem istasyonları ile
sürdürülen baraj bölgelerinin sismik etkinliğinin araştırılması çalışmaları
Merkez elemanlarınca yapılmaktadır (DSİ, 1995).
5. Deprem Araştırma Dairesi Başkanlığı
Bayındırlık ve İskan Bakanlığı Afet İşleri Genel Müdürlüğü’ne
bağlı olan Deprem Araştırma Dairesi 7269-1051 sayılı “Umumi hayata müessir
afetler dolayısıyla alınacak tedbirlerle yapılacak yardımlara dair kanun”un
5. Maddesi gereği 1970 yılında bakan onayı ile doğrudan bakanlık katına
bağlı bir birim olarak “Afet Araştırma Enstitüsü Genel Direktörlüğü” adı
ile kuruldu. Bir yıl sonra, 1971’de yine bakan onayı ile “Deprem Araştırma
Enstitüsü” haline dönüştürüldü. Bakanlık çapında yapılan düzenleme sonucunda
da 28.02.1982 tarihinde “Deprem Araştırma Dairesi Başkanlığı” haline dönüştürülüp
“Teknik Araştırma ve Uygulama Genel Müdürlüğü”ne bağlanmıştır. Ancak, 1989
yılında yapılan son bir düzenleme ile “Deprem Araştırma Dairesi Başkanlığı”
ortak çalışmalarındaki yoğunluk ve işlevlerini yerine getirebilmede kolaylık
sağlayacağı savı ile “Afet İşleri Genel Müdürlüğü”ne bağlandı.
“Ülkemizde meydana gelecek depremlerden yurttaşların can ve mal
ile milli servetlerin korunması amacıyla ülke ölçeğinde alınması gereken
önlemleri araştırmak,bu konudaki temel gereksinimlerle hedef ve politikaları
belirlemek, bilimsel, teknik ve yönetimsel çalışmaların eşgüdümünü sağlamak,
ortak hedeflere yöneltmek ve desteklemek, araştırma sonuçlarını yasa, yönetmelik,
tüzük, talimat veya eğitim yolu ile uygulamaya aktarmak ve uygulamayı denetlemek”
Deprem Araştırma Dairesi Başkanlığı’nın (DAD) ana hedefidir ve bu hedef
7269-1051 sayılı yasanın 5. maddesinde belirtilmiştir (Deprem Araştırma
Dairesi, 1995).
Halen yürütülmekte olan projeler şunlardır: Telemetrik Deprem Gözlem
Şebekesi, Kuvvetli Yer Hareketi İvme Kayıt Şebekesi, Depremlerin Önceden
Belirlenmesi, Deprem Zararlarının Azaltılması Merkezi, Afet Bölgeleri’nde
Yapılacak Yapılar Hakkında Yönetmelik ve Türkiye Deprem Bölgeleri Haritası’nın
Güncelleştirilmesi Çalışmaları, Hasar Görmüş Yapıların Değerlendirilmesi
Doğal Afet Zararlarının Azaltılması Uluslararası 10 Yılı Çalışmaları.
6. Elektrik İşleri Etüt İdaresi Genel Müdürlüğü
Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanlığı’na bağlı Elektrik İşleri Etüt
İdaresi Genel Müdürlüğü (EİE) 24 Haziran 1935 tarihinde ulu önder Atatürk’ün
emri ile 2819 sayılı yasaya göre Ankara’da kurulmuş olup ülkemiz elektrik
enerjisi üretim imkanları ile ilgili mühendislik hizmetlerini yürüten bir
kamu kuruluşudur.
EİE İdaresi, ülkemiz su kaynaklarının hidroelektrik enerji potansiyelinin
belirlenmesi ve uygun yerlerde tesis edilecek baraj ve hidroelektrik santral
projelerinin hazırlanması amacı ile hidrolojik, jeolojik, jeofizik, sondaj
ve harita araştırma ve etütlerini yapar. Bu araştırma ve etütlerin ardından
baraj ve hidroelektrik santral gibi tesislerin mühendislik hizmetleri sıra
ile istikşaf, master plan, yapılabilirlik ve kesin proje aşamalarında tamamlanır.
Jeofizik araştırma ve etütleri Jeofizik Şube Müdürlüğü tarafından
yürütülmektedir. İdarede 1964 yılından beri, baraj yeri ve göl alanları,
tünel güzergahları, santral yerleri, heyelan bölgeleri, alüvyon alanları,
malzeme sahaları ve ayrıca projelerin bulunduğu aşamalara ve sorunlara
bağlı olarak geliştirilerek yürütülmekte olan jeofizik araştırma ve etütleri
1982 yılından itibaren “mühendislik jeofiziği” uygulamalarında yoğunlaşmış
ve bu nedenle de gerek yerinde (in-situ) gerekse jeofizik laboratuarında
yapılan araştırmalarda uzmanlaşmaya yönelmiştir. 1987 yılından itibaren
Jeofizik Şubesi Müdürlüğü’nce deprem riski ve depremsellik parametreleri
açısından bir diğer önemli araştırma başlatılmıştır. Barajlarımızın ülkemizin
depremselliği açısından en aktif bölgelerinde yer alıyor olması, baraj
yerlerinde gerçekleşmesi olası yıkıcı depremlerin büyüklük ve şiddetlerinin,
tekrarlama olasılıklarının ve zemin ivme değerlerinin güvenilir olarak
hesaplanması ve temel dizaynının bu verilere dayanılarak geliştirilmesini
gerekli kılmaktadır (EIEI, 1995).
7. İller Bankası
İller Bankası Genel Müdürlüğü, 1933 yılında “Belediyeler Bankası”
adıyla kurulmuş, yaklaşık 2700 belediyeye harita, imar planı, yapı, içmesuyu
ve kanalizasyon gibi teknik hizmetlerin yanısıra, mali yönden destek ve
kredi sağlama amacına yönelik bir kamu kuruluşudur.
İller Bankası İçmesuyu Dairesi bünyesindeki Jeofizik Etüt Grubu’nun
kuruluşu ise 1977 yılına rastlar. Ancak ilk ciddi yeraltısuyu araştırmalarına
1982 yılında iki adet modern rezistivite cihazının alınmasıyla başlanmıştır.
Etütler yıllarca iki mühendisle yürütülmüş, ancak geçen yıllarda bu rakam
naklen atama yoluyla 4’e çıkmıştır. Ayrıca başka görevlerde çalışan 2-3
elemandan da alet operatörü olarak yararlanılmaktadır. Yaklaşık 11 yıldır
kullanılmakta olan 2 adet rezistivite cihazına ilaveten, yine geçen yıllarda
daha yeni teknolojiye sahip 4 adet rezistivite ve 1 adet tek kanallı sismik
refraksiyon aletinin alınmasıyla, jeofizik çalışmalar yeni bir boyut kazanmıştır.
Bunun yanısıra İstanbul, Ankara ve Samsun Bölge Müdürlükleri’nde çalışan
birer jeofizik mühendisine alet ekipman ve teknik bilgi desteği sağlanarak
etkinlik kazandırılması yolunda çalışmalar sürmektedir (İller Bankası,
1994).
8. Devlet Meteoroloji İşleri Genel Müdürlüğü
Devlet Meteoroloji İşleri Genel Müdürlüğü, Kurtuluş Savaşı sırasında
Atatürk'ün de karargah olarak kullandığı bu binada 1952 yılından beri hizmet
vermektedir. Cumhuriyetle birlikte Tarım, Millî Savunma ve Bayındırlık
Bakanlıkları kendi meteoroloji şebekelerini kurmuşlar, daha sonra bu kuruluşların
bir araya getirilmesi düşünülmüş, belirli aşamalardan sonra 1937 yılında
3127 sayılı kanunla Başbakanlığa bağlı Devlet Meteoroloji İşleri Genel
Müdürlüğü kurulmuştur. Amacı meteoroloji istasyonları açmak ve çalıştırmak,
hizmetlerin gerektirdiği rasatları yapmak ve değerlendirmek ve çeşitli
sektörler için hava tahminleri yapmak ve meteorolojik bilgi desteği sağlamaktır.
Devlet Meteoroloji İşleri Genel Müdürlüğünün görevleri şunlardır :
a) Meteorolojik hizmetlerin eksiksiz ve zamanında yürütülebilmesi
için gerekli görülen yerlerde çeşitli tipte meteoroloji istasyonları veya
birimleri açmak ve çalıştırmak,
b) Meteorolojik hizmetlerin gerektirdiği rasatları yapmak
ve diğer sektörler için hava tahminleri yapmak,
c) Askeri ve sivil; kara, deniz ve hava ulaştırması ile
tarım ve diğer sektörler için hava tahminleri yapmak,
d) Tarım, orman, turizm, ulaştırma, bayındırlık, enerji,
sağlık, çevre, silahlı kuvvetler ve gerekli görülen kurum ve kuruluşlar
için meteorolojik destek sağlamak ve uluslararası anlaşmalarla sorumluluğuna
verilmiş bulunan meteorolojik hizmetleri yürütmek,
e) Teşkilatın lüzum göreceği telli ve telsiz alıcı ve
verici cihazlar ile her türlü haberleşme araçlarını ilgili kuruluşlarla
işbirliği yaparak kurmak, kurdurmak ve işleterek, bunlarla yurt içi ve
yurt dışı meteorolojik bilgi alışverişi yapmak bu bilgilerden lüzum görülenleri
halkın yararlanabileceği tarzda yayınlamak,
f) Türkiye Radyo ve Televizyon Kanununa uygun olarak radyo
istasyonları kurmak ne işletmek,
g) Meteoroloji ile ilgili konularda etüd ve araştırmalar
yapmak, Türkiye'nin iklim özelliklerini tespit amacıyla çalışma ve incelemeler
yaparak elde edilen bilgileri arşivlemek ve yayınlamak,
h) Meteoroloji ile ilgili millellerarası kuruluşlarda
1173 sayılı Kanun hükümleri çerçevesinde Türkiye'yi temsil etmek ve gerekli
işbirliğini sağlamak.
9. TÜBİTAK Yer Bilimleri Enstitüsü
Yer Bilimleri Enstitüsü, 1984 yılında Gebze'de TÜBİTAK Temel Bilimler Enstitüsü'nün bir bölümü olarak temel ve uygulamalı çalışmaları yapmak üzere kurulmuştur. Bunlar; Türkiye'nin temel jeolojik ve jeofizik yapısını incelemek, Yer Bilimlerinde veri toplamak üzere modern alet donamınını gelişimi yönünde çalışmak, Yer bilimlerine bilgisayar destekli nicel yöntemleri uygulamak'tır.
ASKERİ KURULUŞLAR
Askeri amaçlı jeofizik çalışmalar özellikle iki kurumda yoğunlaşmıştır: Seyir Hidrografi ve Oşinografi Daire Başkanlığı ve Harita Genel Komutanlığı. Seyir Hidrografi ve Oşinografi Daire başkanlığında denizlerimize yönelik jeofizik çalışmalar yapılmaktadır. Harita Genel Komutanlığı'nda bölgesel ölçekli gravite ve mağnetik haritalar hazırlanmasına yönelik çalışmalar yapılmaktadır. Ayrıca Harita Genel Komutanlı Ankara Mağnetik Rasathanesinin kurulma çalışmalarına 1984 yılı ortalarında başlanmış olup, 1986 yılı başından itibaren faaliyete geçmiştir. Yer seçimi konusunda yapılan jeomağnetik araştırmalar sonucunda Ankara Batısındaki Lodumlu Bölgesinde belirlenen arazide tamamiyle antimağnetik malzama kullanılanarak inşaata başlanmıştır. Rasathane devamlı kayıt binası, mutlak ölçü binası ve proton binası olmak üzere üç binadan oluşmaktadır (Ankara Manyetik Rasathanesi, 1988). Ayrıca Harita Genel Komutanlığı, temsilci kurum olarak Ulusal Jeodezi ve Jeofizik Birliği çalışmalarını 1948 yılından beri yürütmektedir. Bu kapsamda, "Türkiye Ulusal Jeodezik ve Jeodinamik GPS Programı"nı hazırlamış ve 1989 yılında yürürlüğe koymuştur (TUUJB, 1993).
ÖZEL SEKTÖR JEOFİZİĞİ
Başlangıcı 1970'lere uzansa da sistemli olarak 1980'lerden sonra özel jeofizik şirketlerinin sayısında belirgin bir artış vardır. 1998 verilerine göre TMMOB Jeofizik Mühendisleri Odası'na tescilli 80 adet özel jeofizik şirketi ekonomik amaçlı özel jeofizik çalışmalar (su, zemin etüdleri, çevre sorunları, deprem riskleri, maden etüdleri vb.) yapmaktadırlar (Jeofizik Mühendisleri Odası İstanbul Şubesi, 1996)
MESLEKİ ÖRGÜTLENME
Ülkenin tek Jeofizik birliği olan TMMOB Jeofizik Mühendisleri Odası
1986'da Türk Mühendis ve Mimarlar Odaları Birliği (TMMOB)'nin bir üyesi
olarak kurulmuştur. Oda, 1961'de kurulmuş olan Türkiye Jeofizik Birliği'nin
bilimsel ve teknik birikimini üzerine almıştır. Merkezi Ankara'da
olan Jeofizik Mühendisleri Odası'nın İstanbul'da bir Şubesi, Batı İlleri
Bölge Temsilciliği, Doğu Karadeniz İlleri Bölge Temsilciliği, Güney İlleri
Bölge Temsilciliği ve Kocaeli Bölge Temsilciliği ile çeşitli şehirlerde
7 Temsilcilik, 29 İşyeri Temsilciliği, 6 Üniversite Temsilciliği ve 3 Yabancı
Ülke Temsilciliğine (ABD, İngiltere ve Kanada) sahiptir. TMMOB Jeofizik
Mühendisleri Odası, 13 Jeofizik Kurultayı ve Sergisini (son 6 tanesi uluslararası
düzeyde olmak üzere) organize etmiştir. Jeofizik Kurultayları yanında
oda, TMMOB Petrol Mühendisleri Odası ve Türkiye Petrol Jeologları Derneği
ile birlikte iki yılda bir "Petrol Kongresi ve Sergisi"nin yapılmasını
sağlamaktadır. Oda, (o zamanki adıyla Jeofizik Birliği), ayrıca 1980
yılında EAEG (Avrupa Arama Jeofizikçileri Birliği)'nin 42. toplantısı ve
sergisini İstanbul'da organize etmiştir.
Oda, iki periyodik yayına sahiptir; hem Türkçe, hem İngilizce makalelerin
yayınlanabildiği Türkçe ve İngilizce özetlerin yer aldığı yılda iki kez
çıkan teknik bir bülten olan "JEOFİZİK" ve yılda dört kez Türkçe olarak
yayınlanan "JEOFİZİK BÜLTENİ" . Oda, ayrıca zaman zaman Türkiye'deki Jeofizik
eğitiminin ve Jeofizik biliminin gelişimine yardımcı olmak amacıyla kitaplar
yayınlar.
6235 sayılı Türk Mimar ve Mühendis Odaları Birliği Yasasına dayanılarak
kurulan bir
organizasyon olan TMMOB Jeofizik Mühendisleri Odası hükümet nezdinde
mesleği temsil eder ve üyeleri ile ilgili yasal kazanımları arttırmak ödevidir.
TMMOB Jeofizik Mühendisleri Odası, EAEG'nin (Avrupa Arama Jeofizikçileri
Birliği) ilk ortak üyesi (Corporate member)'dir ve EAGE (Avrupa Yerbilimcileri
ve Mühendisleri Birliği)'nin üyesi (affiliate member)'dir. Her iki birliğin
kurumlarında temsilcilere sahiptir. Ayrıca birçok Doğu Avrupa (Balkan)
ve Türki
Cumhuriyetler'de Jeofizikçilerle yakın ilişkiler kurulmuştur. Odanın
girişimi ile Yunanistan,
Polonya, Slovanya, Bulgaristan, Romanya ve Yeni Yugoslavya Jeofizik
örgütlerinin katılımıyla
"Balkan Jeofizik Birliği" kurulmuştur (Jeofizik Mühendisleri Odası
İstanbul Şubesi, 1996).
SONUÇLAR
Türkiye'de Jeofizik çalışmalar aşağıdaki gibi üç dönemde incelenebilir:
a) Bireysel Dönem:
Bu dönem bireysel olarak yerli ve yabancı araştırmacılar tarafından
yapılan jeomağnetik elemanların (şiddet, sapma ve eğim açısı) ölçümlerini
kapsar (1600 ve 1920 yılları arası).
b) Tarihsel Dönem:
Bu dönem Rasathane-i Amire olarak adlandırılan rasathenenin 1868 yılında
kurulması ve nispeten sistematik jeofizik gözlemler ve ölçümlerle
(sismolojik, meteorolojik, gravimetrik) ile başlar
b) Modern Dönem:
Türkiye’de jeofizik eğitimi ile ilgili çalışmalar Cumhuriyet’in
ilk yılları ile görünmeye başlar. O zamanki adıyla İstanbul Darülfünunu
(şimdi İstanbul Üniversitesi) 1926-1927 öğretim yılında Fen Şubesi (Fakültesi)
içinde bir “Heyet (Astronomi) ve Jeofizik Enstitüsü”nü açılması modern
anlamda jeofizik eğitiminin başlangıcıdır. Daha sonra diğer Üniversiteler
bu gelişim döneminde kendini gösterirler.
Kamu Kurumları içinde; Türkiye’de ekonomik amaçlı ilk jeofizik
çalışmalar MTA’nın kurulmasından 3 yıl sonra, yani 1938 yılında manyetik
ve elektrik yöntemlerin uygulanmasıyla başlamıştır.
Cumhuriyet'imizin 75. Yılında Jeofizik bilimi ve mühendisliği;
Üniversitelerdeki bölümleri, Kamu ve Özel Sektörü, ve Meslek Odası ile
ülkemiz ve dünya geleceği için bilimsel ve ekonomik amaçlı
çalışmalarıyla etkin bir biçimde temsil edilir.
KATKI BELİRTME
Bu çalışmanın bir bölümünün yurtdışında basımı İ.Ü. Araştırma Fonu tarafından YP-6/150198 no'lu proje ile desteklenmiştir. Bu çalışma sırasındaki destek ve teşviklerinden ötürü İ.Ü. Bilim Tarihi Bölüm başkanı ve Türk Bilim Tarihi Kurumu Başkanı Prof. Dr. Ekmeleddin İhsanoğlu'na ve Bilim Tarihi Bölümünden Doç. Dr. Feza Gunergun'a çok teşekkür ederiz. Çalışmanın yayım aşamasındaki değerli önerileri için Prof. Dr. Muzaffer Sanver ve Prof. Dr. Demir Kolçak'a teşekkürlerimizi sunarız. Ayrıca jeofizik camiasından Y.Doç. Dr. Oğuz Gündoğdu ve Jeofizik Yük. Mühendisleri Tazegül Özçep, Avni Dinçer ve Dilek Şahin'e samimi destekleri için ve Bitirme Projesi'nde konunun bir bölümü ile ilgili çalışmalarından ötürü Selda Yavuz' a teşekkür ederiz.
DEĞİNİLEN KAYNAKLAR
----, 1979, Prof.. Dr. Mehmet Yusuf Dizioğlu'nu Yitirdik, Yeryuvarı
ve İnsan Dergisi, Kasım, 1979
----, 1978, İhsan Özdoğan, Yeryuvarı ve İnsan Dergisi, Kasım 1978.
-----, 1980, Prof. Dr. Kazım Ergin, Yeryuvarı ve İnsan, Sayı: Ağustos-Kasım
1980.
-----, 1987, Yitirdiklerimiz: Prof. Dr. Hüseyin Soysal, Jeofizik, Cilt:1
Sayı: 2
-----, 1994, Nezihi Hocanın Ardından, Jeofizik Bülteni, Sayı:
27.
-----, 1988, Ankara Manyetik Rasathanesi, 1986 Yılı Manyetik Sonuçları,
Harita Genel Komutanlığı, Ankara.
-----, 1993, TUJJB, Türkiye Ulusal Jeodezi ve Jeofizik Birliği Genel
Kurulu Bildiri Kitabı, Harita Genel Komutanlığı, Ankara
Akyol, İ.H., 1940, Tanzimat Devrinde Bizde Coğrafya ve Jeoloji,
Ankara.
Arz Fiziği Enstitüsü, 1970, Tanıtım Broşürü.
Bath, M., 1974, Introduction to Seismology, Mc Graw-Hill Pb.
Berknes, C., 1964, Unity of Geophysical Sciences, EOS Transactions,
AGU.
Boğaziçi Üniversitesi Kandilli Rasathanesi, 1994, Jeofizik Bülteni,
26-29, Ankara
Brinkman, R., 1981, Türkiye Yerbilimleri Bibliografyası: 1825-1975,
Bölüm 1, Türkiye Dışında yayınlanan Yerbilim Yapıtları, TÜBİTAK Yay., Ankara.
Bullard, E.C., 1965, Historical Introduction to Terrestrial Heat Flow,
in Terrestrial Heat Flow (Ed. W. Lee), Geophysical Monograph Series,
AGU.
Ceccatty, de R., 1936, Türkiyede Jeofizik, MTA Dergisi, Cil.5,
Sayfa: 52-55.
Çölaşan, E., 1960, Türkiyenin İklimi, Ankara,
Demirel, Ş., 1982, İbrahim Müteferrika'nın Füzüyatı Mıknatısiyye (Mıknatısın
Yararları) Adlı Kitabı, D.T.F.C. Atatürk’ün 100. doğum yılına armağan dergisi,
pp. 265-330, Ankara Universitesi, Basınmevi, Ankara.
Deprem Araştırma Dairesi, 1995, Jeofizik Bülteni,8-10, Ankara
Dizer, M., 1993a, Rasathane-i Amire, Bilim Tarihi, No:16.
Dizer, M, 1993b, Türkiye'de Meteoroloji, Bilim Tarihi, No:21.
DSİ, 1995, Jeofizik Bülteni, 17-19, Ankara
Ducasse, P., 1976, Tekniklerin Tarihi, Gelişim yay., İstanbul.
EİEİ, 1995, Jeofizik Bülteni, 8-10, Ankara
Ergin, K, 1975, İstanbul Teknik Üniversitesi’nde Jeofizik öğretiminin
Gelişimi, Maden Fakültesi 1975-1976 Kılavuzu, İTÜ Matbası, İstanbul.
Erguvanlı, K., 1954, İbrahim Ethem Paşa: Türkiyenin İlk Maden Mühendisi,
Türkiye Jeoloji Kurumu Bülteni.
Eyidoğan, H., 1998, İTÜ Jeofizik Mühendisliği Bölümü: Geçmiş,
Günümüz, Gelecek, İTÜ'nün 225. Yılında Maden Fakültesi (Sempozyum Bildirileri),
Sayfa: 34-44.
Fowler, C.M.R, 1990, Solid Earth: Introduction to Global Geophysics,
Cambridge University Press, Cambridge.
İhsanoğlu, E., 1993, Modern Bilimin Türkiye'ye Girişi, 75. Yılında
Türkiye'de Sosyoloji, Bağlam yayınları, İstanbul.
Işıkara, A.Mete, 1984, Türkiye'de Depremlerin Öncedenh Belirlenmesi
Çalışmalarının Değerlendirilmesi, Kuzey Anadolu 1. Ulusal Deprem Sempozyumu,
16-19 Mayıs 1984, Erzurum.
İlkışık, O.M., 1996, Jeofiziğe Giriş, İstanbul Üniversitesi Yayınları,
No:3965, İstanbul.
İller Bankası, 1994, Jeofizik Bülteni, 21-22, Ankara
İshakoğlu, S., 1995, 1900-1946 yılları arasında, Darülfünun ve İstanbul
Üniversietsi Fen Fakültesinde Matematik ve Fen Bilimleri Eğitimi, Osmanlı
Bilimi Araştırmaları’nda (Ed. Feza Günergun), Sayfa: 227-283, İstanbul
Üniversitesi yayınları, No: 3910, İstanbul.
İzgi, C., 1997, Osmanlı Medreselerinde İlim, 2. Cilt, Tabii İlimler,
İz Yayıcılık, İstanbul.
Jeofizik Mühendisleri Odası İstanbul Şubesi, 1996, Jeofizik Mühendisliği:
Bilimsel Hukuksal, Toplumsal ve Eğitsel açıdan, (Rapor), İstanbul.
Gilmor, S.G., 1984, History of Geophysics, Vol.1, American Geophysical
Union, USA.
Guttenberg, B., 1929, Lehrbuch de Geophysik, Verlag von Gebrüder
Borntraeger, Berlin.
Guttenberg, B., 1937, Geophysics as a Science, Geophysics Vol:2, No:3,
185-187.
Kandilli Rasathanesi, 1961, 50. Yıl (1911-1961), Milli Eğitim Bakanlığı
Astronomi Jeofizik İstanbul Kandilli Rasathanesi, İstanbul Milli Eğitim
Basımevi.
Kavlakoğlu, S., 1987, MTA'nın Jeotermal Aramalarda Jeofizik Uygulamaları
Sonuçları, 50. Yıl Sempozyumu Bildirileri, MTA Genel Müdürlüğü, Sayfa:264-271.
Kavukçu, S., 1987, MTA Sismik 1 ve Kıyı Ötesi Jeofizik Uygulamalar,
50. Yıl Sempozyumu Bildirileri, MTA Genel Müdürlüğü, Sayfa: 333-340
Kazancigil, A., 1995, Türkiye'de Bilim ve Teknoloji, Yeni Şafak Kitaplığı,
No:22, İstanbul.
Keil, K., 1950, Handwörterbuch der Meteorologie, Verlag Fritz Knap,
Franfurt.
Malin, S., and Işıkara, A., 1997, İstanbul Kandilli- 50 years, IAGA
News, No: 36.
MTA, 1996, Jeofizik Bülteni, 23-26, Ankara
Lucretius, 1974, Evrenin Yapısı, Çev. Tomris Uyar ve Turgut Uyar, Hürriyet
yayınları, İstanbul.
Newton, 1998, Doğa Felsefesinin Matematik İlkeleri, Çev. Aziz Yardımlı,
İdea Yayınları, İstanbul.
Özçep, F., 1993, Jeofiziğin Ülkemizdeki İlk Hocası İhsan Özdoğan’ın
Ardından, Cumhuriyet Bilim Teknik Eki (23 Ocak1993).
Özçep, F., ve Özçep, T., 1994, Cumhuriyet Öncesi Jeofizik Çalışmaları:
Bir Bilim Tarihi Yaklaşımı, Jeofizik Bülteni, yıl:6, sayı:23, Ankara.
Özçep, F., 1996, Jeofizik ve Felsefe, Jeofizik Bülteni, Yıl:8, Sayı:28,
Ankara.
Özçep, F. ve Özçep, T., 1996, Bir Mühendislik Disiplini olarak
Jeofizik Yada Jeofizik Mühendisliği Kavramı, Jeofizik Bülteni, Yıl:8,
Sayı:30, Ankara.
Özçep , F. and Orbay, N., 1997, History of Geophysical Sciences
in Istanbul (Turkey) since 1600, Abstracts of Eighth Scientific
Assembly of the International Association of Geomagnetism and Aeronomy
with ICMA and Solar Terrestrial Physics Semposia, P. 526, Uppsala, Sweden.
Özçep, F. and Orbay, N., 1997, History of the Geophysical Sciences
in İstanbul (Turkey) since 1600, In GEOMAGNETISM AND AERONOMY : With special
historical case studies (Ed. W. Schroder), Science Edition, Comm. History
IAGA/History Commision DGG, ISSN:0179-5658, 111-122.
Özdoğan, İ., 1975, İstanbul Üniversitesi Fen Fakültesi Jeofizik
Kürsüsünün Doğuşu, Gelişmesi ve Geleceği, Jeofizik C.IV, Sayı:2
Özdoğan, İ., Orbay, N., Işıkara, A. Mete, 1981, Evolution of Geomagnetic
Data Obtained Istanbul since 1600, İstanbul Earth Sciences Review, Vol.1,
No.1.
Özdoğan, İ., 1982, İstanbul Üniversitesi Fen Fakültesi Jeofizik
Kürsüsülerinin Doğuşu ve Gelişmesi, "İstanbul Üniversitesi Fen Fakültesinde
Çeşitli Fen Bilimi Dallarının Cumhuriyet Döneminde Gelişmesi ve Milletlerarası
Bilime Katkısı"nda, (Ed. A.Y. Özemre), Sayfa: 160-171, İ.Ü. Yayınalrı,
No:3042, İstanbul.
Shröder, W., 1981, Why Research Into the History of Geosciences ?,
EOS, Transactions, AGU, Vol:62, No:22.
Sieberg, A., 1921, Geologische Einführung in die Geophysik.
Sipahioğlu, O.N., 1957, Türkiye'de Jeomağnetizm Çalışmaları, Türk Fizik
Derneği, Ankara.
Sipahioğlu, O.N., 1985, Türkiye'de Jeomağnetizm Çalışmaları, Türk Fizik
Derneği, 2. Baskı, Ankara.
Soysal, H., Sipahioğlu, S., Kolçak, D. and Altınok, Y., 1981, Türkiye
ve Yakın Çevresşinin Tarihsel Deprem Kataloğu, TÜBİTAK, Ankara.
Strabon, 1985, Geografika, Arkeoloji ve Sanat Yayìnvevi.
Tarling, C., 1983, Paleomagnetism: Its Applications to Archeologic,
Geologic and Geophysical Problems.
Turgay, I. M., 1987, Doğal Kaynak Aramalarında MTA'nın Uyguladığı Jeofizik
Yöntemler, 50. Yıl Sempozyumu Bildirileri, MTA Genel Müdürlüğü, Sayfa:
230-245.
TPAO, 1994, Jeofizik Bülteni, 16-21, Ankara
Van Nostrand's Scientific Encyclopedia, 1968, Forth Editions.
Yıldırım, C., 1971, Science:Its meaning and method, METU Pub., Ankara.
Yukarıdaki makale aşağıdaki refererans'tan
alınmıştır:
Özçep, F. Orbay, N., 1998, Yerküre ile Fiziksel İletişim: Cumhuriyet'in
75. Yılında Ülkemizde Jeofizik, Yerbilimleri Dergisi, İ.Ü. Müh. Fak.
Yerbilimleri Dergisi, Cilt 12.