Güncel Duyurular


XI. ULUSLARARASI TRAKOLOJİ KONGRESİ  2010 DÜNYA KÜLTÜR BAŞKENTİ İSTANBUL'DA
İSTANBUL ÜNİVERSİTESİ - EDEBİYAT FAKÜLTESİ
GÜNEYDOĞU AVRUPA ARAŞTIRMALARI MERKEZİ

BİZYE - VİZE ARAŞTIRMA PROJESİ:

(Harita) Istranca dağ silsilesinin hemen güney eteğinde bulunan Vize´nin ya da antik devirdeki adıyla Bizye'nin Eskiçağ Tarihi hakkındaki bilgilerimiz, Trakya´nın diger bölgelerindeki antik merkezlere oranla daha azdır. Anadolu´yu İstanbul üzerinden Balkanlar ve Orta Avrupa´ya bağlayan karayollarının güzergahları dışında kalan Bizye´ye antik kaynaklarda çok az değinilmektedir.

Bizye´den ilk kez Theopompos tarafından M. ö. 4. yy. da Ast´ların bölgesindeki en büyük yerleşme merkezi olarak bahsedilmektedir. (Theopompos frg. 247); Polybios tarafından Balkanlardaki tarihi olaylarda adlarından çok sık bahsedilen Ast´ların M. ö. 2. yy. da çok önemli bir rol oynadıkları ve özellikle Roma Konsulü Gnaeus Manlius Vulso´nun Anadolu´dan gelip Balkanlar üzerinden Roma´ya giderken Trakya´dan geçişine karsı gösterdikleri direnişten bahsedilmektedir. (Polybios 13, 10.10). Ast hanedanına mensup bazı Trak önderlerine yazıtlarda değinilmektedir. Bunlar arasında en önemlisi Bizye´de ortaya çıkan ve M. Ö. I. yy. da Odrys krallığının başında bulunan II. Kotys´ün babası kral Sadalas ve annesi kraliçe Polemokratia´yı onurlandırmak üzere yazdırdığı onur yazıtıdır. Diğer bir önemli yazıt ise Bizye doğumlu olan Apollonios´un kendi diktirdiği bir yazıtta kendisinin yönettiği ilk Trak yönetim bölgesinin yani STRATEGE´nin Bizye´nin başkenti olduğu Ast´ların arazisi olduğuna değinir.

Amasyalı coğrafyacı Strabo, Bizye´nin Trakya kabilelerinden Ast´ların başşehri olduğundan bahseder. (Strabo VII frg. 8). Bir diğer antik coğrafyacı olan Plinius ise Bizye´nin Trak krallarının ikamet ettiği bir yer olduğunu anlatır. (Plinius, nat. hist. 4, 47).

Yine bir coğrafyacı, Ptolemaios, Ast´ların hakim oldukları bölgenin Istranca dağ silsilesi ile Karadeniz kıyısındaki Apollonia ve Perinthos arasında bulunduğundan bahseder (Ptolemaios 3, 11.6).
Trakya´nın M. S. 46 yılında Roma eyaleti haline getirilmesinden hemen önceki son Trak hanedanının mensuplarından I. II. ve III. Rhoimetalkes´in Bizye´de ikamet ettikleri bilinmektedir. Bu kralların Augustus Tiberius ve Caligula´nın portrelerinin de yeraldığı sikkeler darpettikleri ve bu sikkelerin darp yerinin Bizye´de bulunduğu tahmin edilmektedir.

M. S. 46 yılında imparator Claudius tarafından Trakya bölgesinin eyalet haline getirilmesinden sonra Traklardan STRATEGE sistemini alan Romalılar bu sistemi tüm M. S. 1. yy. boyunca korudular. M. S. 2. yy. da imparator Traian döneminde strategelerin sayıları ve bölgeleri yeniden düzenlendi. Bizye´nin başkenti oldugu Stratege´nin güneyi yeni eyaletin baskenti Perinthos´un kuzey arazisine eklendi. Ast yönetim bölgesinin geri kalanı Bizye´nin arazisi oldu ve bu dönemde Bizye ilk kez POLIS şehir statüsünü aldı. Traian´dan sonra Roma imparatoru olan Hadrian devrinde Bizye´de gerçek bir şehircilik uygulamasına başlanarak birçok kamu yapısı inşa edildi. Bunlar kentin bu dönemde bastırdığı sikkelerde açıkça görülebilmektedir. Ayrıca Vize civarında Byzantion´a (=İstanbul) su götüren su yollarının yapımına başlanmıştır.

Lüleburgaz (=Bergule) yakınlarında bulunmus olan ve M. S. 155 yılına tarihlenen bir yapı yazıtında Bizye'lilerin sehri adının okunması bu dönemde Bizye´nin artık bir şehir olduğunu belgelemektedir. Söz konusu yazıtta Bizye´nin etrafının Gaius Iulius Commodus Orphitianus adklı eyalet valisi döneminde surlarla çevrildiğini öğrenmekteyiz.

M. S. 3. yy. başlarına tarihlenen ve Malko Tırnova´da bulunmuş olan bir yazıtta imparator Caracalla annesi Iulia Domna ile birlikte onurlandırılmaktadır. Bu yazıt sayesinde Bizye´nin tıpkı diğer Trak sehirleri gibi Roma vatandaslık hakkına sahip yerel kökenli bir halka sahip olduğunu öğrenmekteyiz. Balkanlar ve Tuna bölgesindeki birçok sıcak çatışma bölgesinin uzağında kalmasıyla Bizye M. S. 3. yy. ortalarında ekonomik yönden parlak bir dönem yaşamıştır.

M. S. 4. yy. başlarında imparator Diokletian EUROPA adlı eyaleti kurarken Bizye´yi de Perinthos, Apri ve Flaviopolis ile birlikte bu yeni eyaletin kentleri arasına aldı. M. S. 324´ten itibaren İstanbul´un Konstantinopolis adıyla Roma imparatorluğunun yeni başkenti olmasıyla birlikte Bizye´nin de önemi kuzeybatıya uzanan yol üzerinde bulunması nedeniyle daha da artmıştır. M. S. 431´de Bizye´de ilk kez piskoposluk kurulduğunu görüyoruz.

Bizye, Lüleburgaz ile Kıyıköy arasındaki bölgede Istranca dağları yamacında Balkan yarımadasındaki diğer önemli merkezlerle bağlantıları sayesinde stratejik öneme sahip bir konumdaydı. Byzantion´u Salmydessos (=Kıyıköy) ve Apollonia´ya bağlayan yol ile Hadrianopolis (=Edirne), Bergule (=Lüleburgaz) arasındaki yol bağlantısı Bizye için hayati önem taşımaktaydı.

Bizye´nin stratejik önemi antik dünyanın ünlü tarihçisi Herodot tarafından anlatılan bir olayla vurgulanmaktadır. Herodot, Pers kralı Dareios´un M. ö, 512 yılında gerçekleştirdiği İskit seferi sırasında Trakya´dan geçerek kuzeye çıkarken ordusunun artan su ihtiyacını Bizye civarındaki Tearos su kaynaklarından karşıladığından bahseder. Herodot (IV, 90).

Ünlü Atinalı komutan ve politikacı Xenophon ise "Onbinlerin Geri Çekilişi" adlı eserinde İran´dan dönerken Trakya´da yaşadıklarını anlatırken Bizye civarında yaşayan Trakların Karadeniz kıyısındaki Salmydessos (= daha sonra Midia; bugün Kıyıköy) kayalar ve ters akıntı nedeniyle karaya oturarak parçalanan gemilerin mallarını yağmalarken sahil boyunca her Trak kabilesine belli bir bölümün ayrılmasıyla kabileler arasında ganimet paylaşımı nedeniyle kavga çıkmasının  önlenmesinin amaçlandığına değinir. (Xenophon Anabasis 7, 5.12).

Bizye´nin adından geç antik devir ve bizans yazarları tarafından da bahsedilmektedir. M. S. 5. ve 7. yüzyıllar arasında Bizye bir piskoposluk merkezi idi. Bu dönemde kentin surlarının kulelerinin yenilendiğini dönemin kaynakları özellikle belirtmektedirler. Doğu Roma hakimiyeti altında olduğu dönemde tahkimli bir kent olarak kaynaklarda geçen Bizye´de çiftçiler ve isçilerin yaşadıklarından bahsedilmektedir. M. S. 925 yılında Bulgar çarı Simeon tarafından ele geçirilip yağmalanan Bizye 927 yılında Roma ordusu tarafından tekrar geri alınabilmiştir. İdrisi seyahatnamesinde 1153 yılında Bizye´nin, İstanbul ile Sliven arasındaki yol güzergahında bir konaklama istasyonu olduğundan ve halkının el sanatları ve ticaret ile geçindiğinden bahseder. 1205 yılında Haçlıların eline geçen Bizye 1254´te Bizans imparatoru III. Johannes tarafından geri alınmıştır. Bizye ilk kez 1346´da Osmanlı ordusunun eline geçmiş fakat Roma kuvvetleri şehri tekrar geri almışlardır. Vize´deki Osmanlı hakimiyeti 1368 yılında tekrar başlamış fakat Roma'lılar kenti tekrar ele geçirmişlerdir. I. Beyazıd'ın oğullarından Musa Bey 1441 ile 1413 arasında Vize´de ikamet etmiştir. 1453 yılından günümüze değin Vize kesintisiz olarak Osmanlı - Türk hakimiyetine girmiştir.

Bizye´nin bugünkü Vize ile özdeş olduğunu ilk keşfeden 1902 yılında Güneydoğu Trakya bölgesinde incelemeler yapan jeolog Franz Schäffer olmuştur. Balkan savaşı sırasında bu bölgeye kadar gelen Bulgar Skorpil birçok antik yapının ve arkeolojik eserin varlığını not etmiştir. 1936 ile 1938 arasında Arif Müfid Mansel Vize çevresindeki tümülüslerde kazılar yapmıştır. Bu kazılar sayesinde ilk kez Türkiye Trakya'sında bulunan Trak tümülüslerinin kubbeli mezar yapılarının mimari özellikleri ve içindeki eserler incelenmeye başlanabilmiş ve Trak kabilelerinin homojen değil heterojen bir yapısal özelliğe sahip oldukları anlaşılabilmiştir. 1968 yılında Nezih Fıratlı tarafından İstanbul Arkeoloji Müzeleri adına Vize civarında ve içinde yapılan kazılarda M. Ö. 4. yy. tarihlenen bir Trak kubbeli mezarı ve M. S. 2. yy. tarihlenen ve üzerinde Gladyatör döğüşleri ve vahşi hayvanlarla güreş oyunlarının masraflarını üstlenen bir zengin Bizyelinin onurlandırıldığı bir sunak bulunmuştur. Kentin M. S. 1. yy. a tarihlenen en önemli anıtı 1992 yılında Kırklareli Müzesi Müdürlüğü tarafından Trakya üniversitesi ile birlikte yapılan kazılar sonucu ortaya çıkan Theatron yapısıdır.  Halen Kırklareli müzesinde bulunan Dionysos kültü törenlerini betimleyen kabartmalı mermer levhalar üzerindeki sahneleri içeren orkestra süslemeleriyle çok dikkat çeken bu yapı Güneydoğu Trakya halkının eskiçağ dönemi eğlence kültürü hakkında önemli bilgiler vermektedir.

Kentin bugün görülen surları M. s. 2. ve 3. yy. lara tarihlenmektedir. Bu surların üzerine 5. ve 6. yy. larda yeni surlar yapılmış olduğu genel olarak kabul edilmiş olan bir görüştür. Özellikle Justinianus döneminde Bizye ve çevresindeki diğer yerleşmelerin surlarının yenilendikleri bilinmektedir. (Resim: Sur Yazıtı) Vize´de orta Bizans devrinden günümüze kalabilmiş en önemli anıt M. S. 9. yy. a tarihlenen Ayasofya'dır. (Resim: Ayasofya) Bugün Süleymanpaşa camii olarak bilinen bu yapının inşa edilmesinden önce burada geç antik döneme tarihlenebilen bir 5. ya da 6. yy. kilisesi ve onun da altında antik kaynaklarda da sözü edilen tapınaklardan birinin bulunup bulunmadığının araştırılması Vize çalışmalarının en önemli hedeflerinden biridir.



İSTANBUL ÜNİVERSİTESİ - EDEBİYAT FAKÜLTESİ
GÜNEYDOĞU AVRUPA ARAŞTIRMALARI MERKEZİ