Güncel Duyurular


XI. ULUSLARARASI TRAKOLOJİ KONGRESİ  2010 DÜNYA KÜLTÜR BAŞKENTİ İSTANBUL'DA
İSTANBUL ÜNİVERSİTESİ - EDEBİYAT FAKÜLTESİ
GÜNEYDOĞU AVRUPA ARAŞTIRMALARI MERKEZİ

PERINTHOS – HERAKLEIA – MARMARA EREĞLİSİ
ROMA EYALETİ THRAKIA´NIN VE GEÇ ANTİK DEVİR EYALETİ EUROPA´NIN BAŞKENTİ

KONUMU (Harita)
İstanbul´un 90 km kadar batısında yer alan Perinthos antik kenti Marmara Ereğlisi’nin ilçe merkezi olmasından sonra hızla artan inşaat faaliyeti ve yazlık sitelerin tehdit ve tahrip ettiği antik kent ve yakın çevresinde günümüze değin dört küçük kurtarma kazısı dışında herhangi bir arkeolojik kazı faaliyeti gerçekleştirilemediğinden antik devir yapıları ve topoğrafya hakkındaki bilgimiz çok sınırlıdır.
Bununla beraber antik kaynaklar, yazıtlar ve sikkelerin verdikleri bilgiler ve yüzey araştırmalarında elde edilen ipuçlarıyla bazı topoğrafik sorunların çözülebilmesi mümkün olmuştur.

YARIMADA (Resim)
Perinthos antik kentinin üzerinde kurulu olduğu yarımada batıdan doğuya 1200 m uzunluğundadır. Kuzey Marmara sahilinin diğer kesimlerinde olduğu gibi sarı kum taşından oluşmuştur. Güney yamaçlarında sarp yamaçları bulunan yarımada önceleri sahilden birkaç yüz metre uzakta bir ada iken sonradan civardaki Kamara ve Bağlar derelerinin getirdikleri alüvyonların doldurması ile karaya bağlanarak yarımada haline gelmiştir.
Yarımadanın zirve noktası denizden 50 m yüksekliktedir. Antik devir doğa tarihi üzerine en kapsamlı kitabı yazan Plinius´a göre yarımadayı kıyıya bağlayan kara parçası M. S. 1. yy. ortalarında 200 ayak — yaklaşık 60 m — genişliğindeydi. O zamanlar en dar yer doğudaki liman ile bugün tamamen dolmuş olan Geren düzlüğü arasında bulunan ve Kalekapıyı Tekirdağ-İstanbul karayoluna bağlayan yol üzerinde bulunmaktaydı. Bugün bu mesafe 480 metreye kadar genişlemiştir.

PERİNTHOS´TA YAPILAN ARAŞTIRMALAR
İstanbul´u batıya bağlayan kara ve deniz yolu üzerinde olduğundan Perinthos birçok gezgin, araştırmacı tarafından ziyaret edilmiş ve görülebilen anıtlar ve eski eserler bu gezgin ve araştırmacıların memleketlerine dönüşlerinde yayınladıkları gezi hatıralarında ayrıntılı olarak yer almıştır. Bugün kaybolmuş olan birçok anıt ve eserin varlığından ve asıl buluntu yerlerinden bu yayınlar sayesinde bilgi ediniyoruz. Bilinçli olarak Perinthos´a gelip eski eserleri görüp kaydetmek üzere araştırmalar yapan ilk gezgin Ancona´lı Cyriacus adıyla bilinen İtalyan tüccardır. 25. Temmuz 1444´te İstanbul ve Silivri üzerinden Perinthos-Herakleia´ya gelen Cyriacus burada 7 gün kalmıştır. Perinthos hoşuna gitmiş olmalı ki ki aynı yılın 12 Ağustos’unda iki günlüğüne bir kez daha gelmiştir. Her iki ziyareti sırasında Cyriacus Perinthos´un antik devir yapı kalıntılarından görebildiklerini çizimini yapmakla kalmamış aynı zamanda toplam 27 adet eski yunanca ve latince yazıt kopyalamıştır.
Cyriacos´tan yaklaşık 350 yıl sonra İngiliz generali Köhler 5 Aralık 1799´da gemiyle Marmara Ereğlisine gelmiş ve bazı anıtların kayıtlarını yapmasının yanısıra 5 adet te yazıt kopye etmiştir.
1811 yılında Osmanlı tarihini ilk kez ayrıntılı olarak kaleme alan tarihçi olarak bildiğimiz Avusturyalı Joseph Hammer von Purgstall Ereğliye gelip antik devir yapı kalıntılarını gezmiş ve bu arada üç antik yazıt görmüştür. 
Yine 19. yy. başlarında E. D. Clarke 1840 civarında A. Boué Ereğliyi ziyaret eden gezginlerdir. Boué Perinthos´u Eski Ereğli (= bugünkü Gümüşyaka´da) lokalize etmek istemiştir. 1847´de A. Viquesnel Ereğli’ye gelmiş ve burada 130 ev ile antik tiyatro kalıntıları gördüğünü yazmıştır. Viquesnel tiyatro oturma sıralarının sökülerek İstanbul’daki Galata limanının inşasında kullanılmak üzere gemilere yüklenmesi işlemini de izlemiş ve bunu Avrupa’daki Türkiye isimli kitabında ayrıntılı olarak anlatmıştır.
1859 ile 1886 yılları arasında İstanbul´daki Rum Edebiyat Okulunun mensuplarından S. Aristarchis ve A. Papadopoulos-Kerameus birçok antik yazıt kopyalamışlar ve ilk kez buranın en büyük kilisesinin ayrıntılı bir tanımını yapmışlardır. Aristarchis 1863´te yayınlanan 1. ciltte Perinthos hakkındaki ilk tarihi incelemeyi yayınlamış fakat Perinthos ile Herakleia´yı birbirinden ayırarak Perinthos´u bugünkü Ereğli’de Herakleia´yı da bugünkü Gümüşyakada lokalize etmek istemiştir.
1868 yılında Fransız gezgin ve tarihçi A. Dumont Trakyaya yaptığı gezi sırasında yeni yazıtların yanısıra daha önce görülmüş yazıtları ve anıtları da yeniden incelemiştir. İki cilt halindeki yayınının birinci cildinde yazıtlar ve anıtları ikinci cildinde ise yeni sonuçları tanıtmaktadır.
1880 yılında Avusturyalı araştırmacı J. H. Mordtmann Doğu Trakya´ya yaptığı araştırma gezileri sırasında Ereğliyi de ziyaret etmiş ve birçok anıtı ve antik yazıtı kaydetmiştir. Bu yazıtların bazıları daha önce araştırmacılar tarafından görülerek yayınlanmış bir kısmı ise yeni bulunmuşlardır. Bu yayında Mordtmann yazıtların ve diğer arkeolojik eserlerin çizimleri yanısıra ilk kez ölçülerin de vermektedir. Mordtmann Ereğli’ye gelirken Silivri’de yaşayan ve büyük bir eski eser kolleksiyonu olan Rum tüccar Anastasios Stamoulis ile tanışmış onun kolleksiyonundaki arkeolojik ve epigrafik eserleri inceleyerek yayınlamıştır. 
Avusturyalı Eski Çağ Tarihçisi ve Filolog E. Kalinka İstanbul´da bulunduğu sırada 1895 yılı yazınnda Marmara Ereğlisini ziyaret etmiş ve buradaki aziz Georg kilisesinin avlusuna toplanmış olan eserleri inceleyerek yayınlamıştır. Yerli halkın da yardımıyla büyük miktarda arkeolojik ve epigrafik eser bulan Kalinka’ya en büyük yardımı içinde birçok antik yazıt kopyası bulunan defterini veren fırıncı Konstantin yapmıştır. Kalinka ayrıca Kathedralin mimarisini  de incelemiş ve bu anıt hakkında ünlü Avusturyalı sanat tarihçi Josef Strzygowski ile birlikte bir makale yazmıştır. Bu yayında Kalinka Kathedralin inşasında devşirme malzeme olarak kullanılan antik devir yazıtlı eserlerine de değinmiştir.
1897 yılının sonbaharında Fransız G. Seure Perinthos´a gelmiş, tiyatro ve kathedrali ziyaret etmiştir. Seure şehrin kuzeyinde Romalı askerlerin gömüldüğü bir mezarlık, batıda ise sivil halkın gömüldüğü nekropolü saptamıştı.
Bu ziyaret sırasında Seure de tıpkı Mordtmann gibi Silivri’deki tüccar Stamoulis ile tanışmştır. Stamulis´in Silivrideki evinin içinde ve bahçesinde bulunan heykeller, yazıtlar, takılar, sikkeler ve mühürlerden oluşan zengin kolleksiyonu ayrıntılı olarak inceleyerek 1912 yılında yayınlamıştır. Bu kolleksiyonun sikkeleri ve diğer küçük eserlerini Stamoulis mübadele sırasında Yunanistan’a giderken yanına alıp götürmüştür. Bunlar bugün Atina Ulusal Müzesindedir. 
Silivri ilçe merkezinin eski mahallerinden birinde Silivri limanına tepeden bakar bir konumda olan ve bugün Akgün Silivrilinin evi olarak bilinen üç katlı taş evdeki yazıtlar ve heykeller ise üç mezar yazıtı hariç mübadele sırasında ortadan kaybolmuştur. Türkiye, Yunanistan ve İngiltere´de 20 yıldır yaptığımız tüm arama ve soruşturmalarda bu eserlerin izine rastlayamamış olmamıza rağmen yaklaşık 300 parçalık bu büyük kolleksiyonun bir gün ortaya çıkacağına inanıyoruz.
1920 yılında Güneydoğu Trakya’yı işgal eden Yunan askeri birliklerinde görevli Lampusiades Ereğli ve Çorlu’yu gezip bazı antik yazıtları ve anıtları kaydetmiştir.
1937 yılında RE´de yayınlanan „Perinthos“ makalesinde E. Oberhummer şehrin konumunu irdelemiş, antik kaynaklara ve o tarihe kadar yayınlanmış yazıtlara dayanarak kentin ayrıntılı bir tarihini yazmıştır.
1959 yılında Ereğli’ye gelen ve o zamanlar İstanbul Üniversitesi, Klasik Filoloji bölümünde asistan olan Prof. Dr. Zafer Taşlıklıoğlu yazıtları incelemek amacıyla Ereğli’ye ayak basan ilk Türk araştırmacı olmuştur. 
Ünlü Fransız eski çağ tarihçisi Prof. Dr. L. Robert 1962 yılında Silivri ve Ereğliye gelip birçok antik yazıtı incelemiş bu arada Stomulis kolleksiyonundan kalan üç yazıtı Silivri’de Akgün Silivrili evinde görmüştür. Robert, Perinthos´ta bulunduktan sonra araştırmacılar tarafından Perinthos´un sonraki adı olan Herakleia´dan ötürü Herakleia Pontike = Karadeniz Ereğlisinde bulunmuş gibi yayınlanan yazıtların buluntu yerlerini Marmara Ereğlisi olarak düzeltmifltir. Ereğliyi toplam üç kez ziyaret eden Robert 1964 yılı Eylül ayında Istanbul Arkeoloji Müzeleri Bölüm şefi Dr. Nezih Fıratlı ile birlikte Ereğliye gelmiş ve yeni bulunmuş olan Homonoia (=Uyum) tanrıçasına adanmıfl sunağın yazıtını incelemiştir.
Perinthos sikkeleri ve tarihi hakkındaki en kapsamlı çalıflmayı Berlin İlimler Akademisi sikke kabinesinin o dönemdeki şefi E. Schönert-Geiss yapmış ve 1965 yılında bu ayrıntılı incelemeyi yayınlamıştır.
N. Fıratlı´nın İstanbul müzesinde görev yaptığı sırada Perinthos ve çevresi İstanbul müzesinin ilgi alanındaydı. Fıratlı’nın 1979 yılında vefat etmesinden sonra İstanbul Arkeoloji Müzesinde görevli Dr. Nuşin Asgari bu çalışmaların yönetimini üstlendi. Asgari topoğraf A. Şakar ile birlikte 1980 ve 1981 yıllarında şehir surları, akropolis, tiyatro, kathedral, liman, Aziz Georgios kilisesi ve Perinthos nekropollerini kapsayan ayrıntılı bir topoğrafik plan çalışması yaptı. N. Asgari 1987 yılında 1986´da bulunmuş olan Stadion´da sondajlar yaptı. 1992 ve 1993 yıllarında Asgari Tekirdağ Müze Müdürü Mehmet Akif Işın ile birlikte şehir surlarının iç kısmında bulunan mozaikli bir basilikayı kurtarma kazıları sonucu ortaya çıkardı.
1990 yılında M. A. Işın´ın Tekirdağ Müze Müdürü olmasıyla Ereğli için yeni bir dönem başladı. Ereğli ilçe merkezi içinde ve çevresinde yapılan tüm inşaat ve temel kazısı faaliyetleri kurul kararları uyarınca denetlenmeye başlandı. Akropolde 1988´de başlayan yasadışı yapılaşma durduruldu. Buluntular özenle Tekirdağ müzesine taşıttırıldı ya da Ereğli’de müze tarafından çevre düzenlemesi yapılan arkeolojik parkta sergilenmeye başladı. 1992 yılında Marmara Ereğlisi Kalekapı semtinde Tekirdağ Müze Müdürü M. A. Işın başkanlığında Nuşin Asgari’nin danışmanlığında kurtarma kazılarına başlanmıştır. 1995 yılında Tekirdağ Müzesi’nin o dönemdeki müdürü M. A. Işın Marmara Ereğlisi çevresindeki batık gemileri ortaya çıkarmak amacıyla su altı araştırmaları yürüttü. Tekirdağ Müzesi Müdürlüğü M. A. Işın başkanlığında 1995’te kesintiye uğrayan Kalekapı semtindeki kurtarma kazılarına 2006 yılında devam etmiş ve 2009 yılından itibaren Kalekapı Basilikası ve çevresindeki kazılar Tekirdağ Müze Müdürü Önder Öztürk tarafından sürdürülmüştür.
1969 ve 1990 yıllarında Alman eskiçağ tarihi coğrafya araştırmacısı Dietram Müller Marmara Ereğlisi’ne iki kez gelmiş ve bu arada ziyaret ettiği Marmara Ereğlisi’nin doğusunda bulunan Gümüşyaka’yı hatalı olarak Marmara Ereğlisi’nin batısında bulunan Heraion ile özdeşleştirmiştir.
1990 yılından beri her yıl Marmara Ereğlisi ve çevresinde tarihi-coğrafya ve şehirleşme sürecini irdelemeye yönelik çalışmalar yapılmaktadır. Böylece bu önemlşi eyalet başkentinin eskiçağ yol bağlantıları ve çevresindeki köy ve çiftlik yerleşmeleri ile olan ilişkileri daha iyi anlaşılarak bilim dünyasına tanıtılmıştır.

PERİNTHOS-HERAKLEİA TARİHİ
Perinthos M. Ö. 602 yılı civarında Samos adasından gelen koloni kurucuları tarafından daha batısındaki Bisanthe ve Heraion ile birlikte kurulmuştu. Perinthos’lular M. Ö. 570 ile 560 yılları arasında daha doğuda Byzantion ve Selymbria kolonilerini kurmuş olan Megara ile ticari çıkarlar nedeniyle savaşmak zorunda kalmışlardı. M. Ö. 6. yy. ortalarında Perinthos Strymon nehri havzasından güneye inen Paion’lar tarafından fethedildi. M. Ö. 511 yılında Pers kralı Dareios´un İskitlere karşı yaptığı başarısız sefer sırasında Dareios´un generali Megabazos Perinthos´u uzun bir kuşatma sonucu büyük kayıplar vererek ele geçirebilmiştir.
M. Ö. 498 yılında Perinthos, Ionia şehirleri tarafından Perslere karşı Ionia ayaklanmasına katılmaya zorlanmış ancak M. Ö. 494 yılında isyanın bastırılmasıyla diğer Trakya kıyı şehirleri ile birlikte tekrar Persler tarafından fethedilmiştir.
Kimon 476/5 yıllarında Trakya’yı Perslerden kurtardıktan sonra Perinthos tekrar özgürlüğüne kavuştu. Perinthos 452/51 yıllarında attika-delos deniz birliğinin vergi listelerinde 10 Talentlik bir vergi yükümlülüğü ile görünmektedir. Böylece Perinthos Atina tarafında Peloponnes savaşına katılmak zorunda kaldı. 411 yılında deniz birliğinden çıkan Perinthos Alkibiades´in zorlamasıyla 410 yılında tekrar birliğe girmeye mecbur oldu. 410 yılında Perinthos Sparta kralı Agis´e bir elçi heyeti gönderip yardım istedi.
403 yılında Perinthos civarında Spartalı Klearchos´un Traklara karşı sefer yapmıştır. Xenophon 399 yılı başlarında askerleri ile birlikte Perinthos´ta aylarca Anadolu’ya geçmek üzere beklemiştir.
377 yılında Perinthos kendi isteğiyle 2. Attika-Delos deniz birliğinin üyesi oldu. 370 yılında Perinthos Atina’nın müttefiki olan Pers satrabı Ariobarzanes ve onun adamı olan Philiskos denetimindeki bölgede kaldı. Philiskos Propontis´in kuzey kıyısını kontrol altında tutmak için Perinthos´ta paralı askerler konuşlandırdı. 367/6 yıllarında Perinthos Trak kralı Kotys tarafından tehdit edildi. Kotys, Atina ile yaptığı savaştan ötürü paralı askerlerin maaşlarının Perinthos’lular tarafından ödenmesini istedi. Perinthos bunu reddince Kotys paralı askerleri şehre saldırttırıp şehri kuşattı ve halkın bir kısmını rehin aldı. Kotys’ün 359 yılı başlarında öldürülmesiyle oğlu Kersobleptes paralı askerlerin komutanı Charidemos tarafından kral yapıldı. 359 yılında Atinalı Kephisodotos Perinthos´a Kersobleptes´e karşı yardım için  geldi fakat Charidemos ile yaptığı görüşmelerde esir düşerek şehre yardım edemedi. Kuşatmaya iki yıl daha dayanabilen Perinthos 357 yılında deniz birliğinden çıkmak zorunda kaldı.

351 yılında II. Filip Trakya´da Atina’nın müttefiki olan Kersobleptes´e karşı savaşa başladı. Kersobleptes´in arazisi Hebros nehrinden Perinthos ve Byzantion´un arazilerine kadar ulaşıyordu. Filip Perinthos´un batısındaki Heraion Teichos´u kuşattı. Trakya soylularından Amadokos Perinthos ve Byzantion Filip´in müttefikiydiler. Heraion Teichos´un fethinden ve Kersobleptes’in kesinlikle yenilgiye uğratılmasından sonra Kersobleptes’in egemenliğinde bulunan topraklar Perinthos’lular, Byzantion’lular ve Amodokos tarafından pay edildi. Perinthos bu dönemde Byzantion ile Sympoliteia yani ortak dış politika yürütme anlaşması yapmıştır. 

II. Filip ile müttefikleri arasındaki iyi ilişkiler uzun sürmemişti. Çünkü Filip Karadeniz üzerinden gelip boğazlardan gemilerle Atina’ya nakledilen hububat sevkiyatını kontrol altına almak istemekteydi. Bu nedenle Perinthos ve Byzantion ile müttefiklik anlaşmalarını sona erdirdi. Büyük bir olasılılıkla M. Ö. 340 yılı ilkbaharı ya da yazında Perinthos´u kuşatmaya başladı. Filipin donanması olmadığından birlikleri sadece kara tarafından saldırmaktaydı. Başlangıçta Perinthos’lular ağır kayıplar verdiler. Ancak deniz yoluyla Byzantion´dan gelen yardım sayesinde daha iyi bir savunma yapabilme olanağına kavuştular. Atina´da Perinthos´a 120 savaş gemisi, silahlar, hoplitler ve hububat gönderdi. Hellespontos Frigyasının satrabı Arsites, Filipin Trakya seferinden ötürü rahatsız olan Pers kralı Artaxerxes´in isteği üzerine Perinthoslulara, asker, kurflun sapan atım mermileri, para, ve yiyecek gönderdi. Perinthos´u ele geçiremeyen Filip Byzantion´a yöneldi. Byzantion yolundayken Selymbria´yı fethetti. Ancak Perinthos önünde de kuşatmayı devam ettirmeleri için bir miktar askeri birlik bıraktı. Byzantion kuflatmasının başarısızlılıkla sonuçlanmasından sonra Filip M.Ö. 339 yılının ilk yarısında Perinthos kuflatmasını kaldırıp Makedonyaya geri döndü. Perinthos ve Byzantion Atinanın tarafında kaldılar.

Atinalıların Chaironeia´da M. Ö. 338 yılında yenilgiye uğramaları sonucunda Perinthos Makedonyalıların müttefiki ve 338´de kurulan Hellen birliğinin üyesi oldu. Kısa bir süre sonra Perinthos Filip´in ölümünden sonra yerine geçen oğlu Büyük Iskenderin kurduğu imparatorluğun bir parçası oldu ve şehirde kralın sikke darphanesi kuruldu.

323´te Büyük İskenderin ölümünden sonra Perinthos Trakya ile birlikte Büyük İskenderin generallerinden Lysimakhos´un payına düşen egemenlik alanında kaldı. Lysimakhos´un 281 yılı ilkbaharında yapılan Kurupedion savaflında ölmesi üzerine savaşın galibi I. Seleukos Nikator, Lysimakhos´un egemenliği altındaki topraklara ulaşmak isterken Lysimakhos´un başkenti Lysimacheia´da Ptolemaios Keraunos tarafından öldürüldü. Ptolemaios Makedonya kralı oldu ve aralarında Perinthos´un da bulunduğu Doğu Trakya’nın tamamın egemenliği altına aldı. 

M. Ö. 3. yy. da Propontis bölgesinin tarihine Büyük İskender’in imparatorluğunun parçalanmasından sonra onun yerine geçmek isteyen Ptolemaioslar, Seleukoslar ve Antigonid’ler arasındaki egemenlik savaşları damgasını vurmuştur. Perinthos´un bu mücadelede oynadığı rol henüz açıklığa kavuşmamıştır. 255 ile 220 yılları arasında Perinthos, Byzantion ile Suriye kralı II. Antiokhos´a ve Rodos´a karşı müttefiklik anlaşmaları yapmıştır. 
203/202 yıllarında Suriye kralı III. Antiochos ile Makedonya kralı V. Filip arasında imzalanan gizli anlaşma ile Ptolemaios hanedanlığının Mısır dışındaki topraklarının paylaşımı öngörülmekteydi. Bu anlaşma uyarınca Boğazları kontrol etmek amacıyla 202 yılında Perinthos´ta Lysimacheia´da, Chalkedon´da ve Kios´ta V. Filip´in birliklerinin konuşlandırıldığı garnisonlar kuruldu. 201/200 kışında V. Filip Karya’nın batısını ve Samos’u işgal etti. V. Filipin yıldırım harekatı ile geniş bir bölgeyi çok kısa bir sürede ele geçirmesi Bergama kralı Attalos, Rodos ve Byzantion tarafından daha sonra kendilerine de yönelebilecek bir tehdit olarak yorumlandı ve Roma’dan V. Filip’e karşı kendilerine yardım etmelerini istedi. Byzantion bu görüşmeler sırasında Perinthos´un özgür kalması için büyük çaba harcadı. V. Filip Roma senatosu tarafından verilen ultimatomu reddedince Roma askeri müdahalede bulundu ve böylece tarihe 2. Makedonya savaşı başladı. 200 ile 197 yılları arasında süren savaşın sonunda V. Filip 196 yılı senato kararı uyarınca bir barış anlaşması imzalamak zorunda kaldı. Bu antlaşma uyarınca işgal ettiği şehirlerden ve dolayısıyla Perinthos´tan da çekilecekti 

Ancak Perinthos büyük zorluklarla kazandığı özgürlüğünü bir yıl sonra yine kaybetti. 195 yılında III. Antiokhos V. Filip’in Trakya’daki arazileri işgal etti ve Perinthos´ta diğer Trakya şehirleri gibi Antiokhos ile bir müttefiklik anlaşması imzalamak zorunda kaldı. İki parça halinde bir evin duvarına inşa edilmiş vaziyette görülen mermer taş üzerindeki yazıt bu anlaşmanın bir kopyesidir.  

M. Ö. 189 yılında Romalılar ve Bergama kralı II. Eumenes’e karşı yaptığı Magnesia savaşını kaybeden III. Antiokhos 188 yılında imzalanan Apameia anlaşmasına göre tüm Anadolu’dan Toroslara kadar çekilmek zorunda kaldı. Anadolu ve Trakyada egemenliği altında tuttuğu topraklar Bergama krallığına katıldı. Böylece Perinthos ta Bergama krallığının hakimiyeti altına girmiş oldu.

Bergama krallığının Trakya’daki ve Anadolu’daki egemenliğinin 129 yılında sona ermesiyle Perinthos diğer Trakya şehirleri gibi Makedonya’daki Roma valisinin denetimine bırakıldı. 

72 yılında Roma´ya karşı ayaklanan Pontus kralı Mithridates Perinthos’u kuşattı. Kuşatmanın ne kadar sürdüğü ve nasıl sona erdiği hakkında antik kaynaklarda herhangi bir bilgi yoktur.

Büyük bir olasılılıkla Perinthos doğrudan Roma imparatorluk yönetimine alınmadan evvel Romalılar ile iyi ilişkiler içindeydi. M. S. 18 yılında Germanicus doğuya yaptığı gezi sırasında Propontis´in kuzey sahilindeki şehirleri ziyaret ederken Perinthos´a da uğramıştır.

Trakya M. S. 46 yılında imparator Claudius tarafından Roma eyaleti haline dönüştürüldü ve Perinthos bu yeni kurulan eyaletin başşehri ve büyük bir olasılıkla eyalet valisinin de makamının bulunduğu yer oldu. Bu durum Perinthos´ta bulunmuş eyalet valileri onuruna diktirilmiş yazıtlar sayesinde de kanıtlanmaktadır. Perinthos ayrıca Roma imparatorluk devri boyunca M. S. 46’ dan M. S. 330’a kadar Propontis’in güvenliğinden sorumlu olan classis Perinthia isimli donanmanın da üssü oldu.

Roma imparatoru Hadrian´ın 124 yılında imparatorluğun doğu eyaleterini gezerken Perinthosa geldiği kesin olarak bilinmemekle birlikte 131 yılında Anadolu’ya yaptığı ikinci gezide kenti ziyaret ettiğine kesin gözüyle bakılmaktadır.

193/194 yılında Perinthos Roma imparatorluğunun tek hakimi olmak isteyen Septimius Severus ile Pescennius Niger arasındaki iktidar savaşına sahne oldu. Çatışmaların başladığı 193 yılında Pescennius Niger Anadolu’daki konumu sağlamlaştırmaya çalışırken Byzantionu da denetimi altına aldı. Daha sonra Perinthos’u da ele geçirmeye çalıştı. Ancak Septimius Severus, Fabius Cilo komutasında bir öncü birliğini Perinthos’a yollayarak orada emrindeki lejyonları Anadolu’ya geçirmek için bir köprü başı oluşturma emri verdi. Septimius Severus´un Tuna nehri kıyısındaki lejyonlar tarafından Carnuntum´da imparator yapıldığını öğrenen Niger Severus henüz Perinthos’a varmadan Cilo komutasındaki birliğe saldırır ve büyük kayıplar verdirtir. Ancak Perinthos’u ele geçiremez ve tekrar Byzantion´a geri çekilir. Bu arada Perinthos’a ulaşan Septimius Severus Niger’i devlet düşmanı ilan ettirir ve 193/194 yılı kışını orada geçirir. Bu arada Severus´un generalleri Niger’in ordusunu Kyzikos, Kios ve Nikaia civarlarında birkaç kez yenilgiye uğratırlar. 194 yılı Mayısında Niger Kilikyada Issos´ta kesin bir yenilgiye uğrar. Bu zaferin kazanılmasından sona Severus Perinthos´tan ayrılarak Antiokheia’ya gelir. Orada 195 yılı sonuna kadar kalır ve bu arada Byzantion’un ancak teslim olduğunu öğrenir. Pescennius Niger´in tarafını tutan ve onun ölümünden sonrada bir yıldan fazla bir zaman birliklerine direnen Byzantion’u imparator Septimius Severus ağır bir şekilde cezalandırır. Byzantion’a ağır vergiler yüklenir şehir surları yıktırılır. Şehrin özgürlüğü elinden alınır, vatandaşları köle yapılır. Hamamlar ve Tiyatro kapattırılır ve Byzantion Perinthos’a bağlı bir köye dönüştürülür. Byzantion’a uygulanan bu cezalandırmaya karşın Septimius Severus 196 yılında Perinthos’a ilk neokori yani imparator tapınağı inşa ederek Roma imparatorluk kültü kurma ve büyük oyunlar düzenleme ayrıcalığını vermiştir. Severus´un yapılmasına izin verdiği oyunlar Aktia Pythia, Severeia, ve Philadelphia’dır.
M. S. 3. yy. boyunca artan Parth seferleri dolayısıyla doğu cephesine asker sevketmek zorunda kalan Roma imparatorlarının Perinthos´tan geçtiklerini görüyoruz. Bu sevkiyat sırasında kentin dışında bekleyen askeri birlikler şehrin ticari hayatını fazla katkıda bulunmamakta ancak şehrin alt yapısını kullanarak şehir halkı için büyük bir yük olmaktaydılar. Bu nedenle imparatorlar 3. yy. da Perinthos gibi civarında büyük askeri birliklerin konakladığı etap şehirlerine şehirlerarası oyunlar düzenlenmesi ve imparatorluk kültünün icra edildiği tapınakların yapması hakkını ve ayrıcalığını vererek buralardaki halkın yaşadığı ekonomik ve sosyal sıkıntıları maddi ve manevi yönden gidermeye çalışmaktaydılar.
Perinthos´un da doğu seferlerinin artmasıyla birlikte aldığı ünvanların ve oyun düzenleme ayrıcalığının arttığını görmekteyiz. 214 yılında Roma imparatoru Marcus Antonius (=Caracalla) Tuna boyundaki lejyonlardan derlemiş olduğu Roma ordu birliklerini Perinthos limanından gemilere Propontis (=Marmara Denizi)’nin günery sahilindeki Kyzikos şehri limanında Anadolu’ya nakletti. 218 yılında Perinthos Elagabal lakabını almış olan Roma imparatoru Marcus Aurelius Antoninus’dan 2. neokorie bir başka deyişle 2. kez Roma imparatorluk kültüne tapınma hakkını aldı. Ancak bu neokorie Elagabal’in 222 yılında lanetlenmesi nedeniyle geri alınmıştır. İkinci neokorinin ikinci kez verilmesi 231 yılında Severus Alexander tarafından gerçekleşmiştir. Yazıtlardan anlaşıldığına göre Perinthos ikinci neokoriyi 3. yy. son çeyreğine kadar şehrin ünvanları arasında kullanmaktadır. 242 yılında III. Gordian Perinthos´tan Anadolu’ya geçmiştir. Bu imparator döneminde Perinthos, Kyzikos, Nikomedia, Ephesos ve Smyrna ile arasındaki uyumu vurgulamak için Homonoia sikkeleri bastırmıştır. 249 yılında Philippus Arabs Perinthosa gelmiştir.
275 yılında Perinthos’a gelen imparator Aurelian şehri terkettikten kısa bir süre sonra Perinthos ile Selymbria arasındaki bir at değiştirme istasyonunda öldürüldü.
13. Oktober 286 günü Perinthos’u ziyaret eden imparator Diokletian, Perinthos’un adını Herakleia olarak değiştirdi. Günümüze biraz değişerek Ereğli şeklinde ulaşan bu ismin Perinthos’a verilmesinde Diokletianın dörtlü yönetimde kendisi gibi senyor imparator olarak yer alan imparator Maximianus´un kendisine Yunan mitolojisinin ünlü kahramanı Herakles ile özdeşleştirmek istemesi ve Heraklesin de Perinthos’un mitolojik kurucusu olmasıydı.
Diokletian 17. Nisan ile 1. Mai 293 günleri arasında artık Herakleia adını taşıyan Perinthos’ta kalır ve burada büyük bir imparatorluk darphanesi açtırır. Çünkü Herakleia imparatorluğun yeni para politikası ve bunun Balkan eyaletlerinde uygulamaya konulması için büyük önem taşımaktadır. Herakleia 297 yılında da yeni kurulan Europa eyaletinin başşehri olur. Ayrıca Tuna boylarındaki askeri birliklerin maaşları bu darphanede basılan paradan ödenmektedir. 367 yılına kadar kesintisiz faaliyet gösteren darphane bir on yıl kadar imparatorluğu ele geçirmek isteyen muhalif grupların denetiminde kalır. Ancak I. Theodosius´un 379 yılında imparator olmasıyla Herakleia darphanesi tekrar faaliyete geçer ve 497 yılında sikke darbına bir daha başlamamak üzere son verir. 
30. Nisan 313´te Licinius ile Maximinus Daia arasında Çorlu yakınlarında yapılan meydan savaflı öncesi Herakleia Maximinus Daia tarafından işgal edilir.
Aynı yıl yayınlanan Milano genelgesiyle Hristiyanlığın resmi din olması sonucu Herakleia kendisine bağlı 15 piskoposlukla bölgede dini bir merkez konumuna ulaşır. 325 yılında Europa eyaletini temsile Nikaia konziline katılır. 
359 ve 460 yıllarındaki büyük depremler Herakleia´yı yerle bir eder. Procopius’un yazdığına göre 6. yy. başlarında Justinian Herakleianın su yollarını ve imparatorun yazlık sarayını onarttırır. 
592 yılında imparator Maurikios Herakleia’yı ziyaret eder ve 591 yılında Avarlar tarafından tahrip edilen azize Glykeria kilisesinin tamiri için para yardımında bulunur. 
824, 1038 ve 1063.yıllarında Herakleia ağır depremler geçirir.
4. Haçlı seferi sırasında Herakleia 1204´ten itibaren Venediklilerin ticaret kolonisi olur. 1264 ile 1267 yılları arasında ise Cenevizliler Herakleia’da kalırlar.
1343´te Bulgarların işgaline uğrayan Herakleia 1453´te Karaca Bey tarafından komuta edilen Osmanlı ordusunun öncü birlikleri tarafından fethedilerek bir daha ayrılmamak üzere Türk topraklarına katılır.

ANITLAR
Antik kent ilk önceleri sadece yarımada üzerinde kurulmuştu. Antik yazarlardan Diodoros M. Ö. 4. yy. ortalarında II. Philipp´in Perinthos´u kuşatmasını anlatırken akropolis eteklerindeki evlerin uzaktan bakıldığında bir tiyatronun oturma sıralarında oturan insanlar gibi göründüğünü yazmaktadır.  
Perinthos´un antik devirden günümüze en iyi durumda korunagelmiş anıtı olan surlar akropolis ve aşağı şehir surları olmak üzere şehri kuzeyden ve batıdan kuşatmaktadırlar. Özellikle Akropolün kuzeybatı köşesindeki surlar kısmen 6-7 m. yüksekliğe kadar korunmuşlardır. Buna karşın Ereğlinin bugün Kalekapı adı verilen semtindeki kuzey aşağı şehir surları inşaat faaliyeti nedeniyle tamamen tahrip olmuşlardır. Yarımadanın kuzeyinde limana bakan kesimdeki deniz surları da kısmen 5 m. yüksekliğe kadar korunmuşlardır. Ereğli’de bugün görülen surlar M. S. 5. yy. dan kalmışlardır. (Akropolün güney yamaçları çok dik olduğundan bu kesimde sur yapılmasına gerek görülmemiş sadece akropolün güneybatısında yapıların ağırlığıyla toprak kaymasını önlemek için destek duvarları inşa edilmiştir.
Akropolün güney yamacında büyük bir tiyatro caveası görülmekte, ancak tiyatronun oturma sıralarından herhangi bir iz kalmamıştır. Çünkü oturma sıraları 19. yy. da Galata rıhtımını inşa etmek üzere sökülerek gemilerle İstanbul’a götürülmüşlerdir. Tiyatronun çapı 140 metredir. Tiyatronun 150 m. kadar batısında birçok tonozdan oluşan bir yapı kalıntısı görülmektedir. Büyük bir yapı komplexinin bodrum katı olduğu izlenimi veren bu kalıntıyı tamamen kazarak açığa çıkarmadan işlevini anlamak mümkün değildir. 
Akropolün batı yamacında yakın zamana kadar büyük bir bizans kilisesinin kalıntıları görülebilmekteydi. Bu kilisede devşirme malzeme olarak kullanılan imparatorlar onuruna diktirilmiş yazıtlı heykel kaideleri ve bazı yapı yazıtları nedeniyle burada Roma devrinde imparator kültü tapınağı bulunmufl olabileceğini tahmin etmekteyiz. Burada parçalar halinde ele geçen bir arşitrav yazıtına göre söz konusu yapı Larkia Gepaipyris isiminde soylu bir Trakyalı aileye mensup bir kadın tarafından imparator Hadrian´a vakfedilmiş bir tapınak olmalıydı.
Akropolis´in güneyinde erken hristiyanlık dönemine tarihlediğimiz 14 kaya mezarı saptadık. Akropolün batı yamacında 1986 yılında bir Stadionun kalıntıları keşfedildi. 240 m. uzunluğundaki Stadionun ne zaman yaptırıldığı bilinmemekle beraber sikkelerin verdiği bilgilere dayanarak Septimius Severus devrinde Pescennius Niger ile yaptığı iktidar savaşında kendi tarafını tuttuğu için Perinthos’a ayrıcalık tanıyarak düzenleme izni verdiği oyunlar ilgili olabilir. Geç antik devirde stadionun oturma sıralarının üzerine akropol surları inşa edilmifl olması stadionun sadece yarım yüzyıl kullanıldığını göstermektedir.
Aşağı şehrin kuzey girişi olan Kalekapı’da 1992 yılında şehir surlarının iç kısmında Tekirdağ Müze Müdürlüğü’nün yaptığı bir kurtarma kazısı sonucunda M. S. 5. ve 6. yy. lara tarihlenen renkli mozaik tabanlı ve üç nefli bir basilika bulundu. Basilikanın M. S. 6. yy. sonlarına doğru yıkılmasından sonra yapının güneybatısında tek nefli küçük bir kilise ve 11. yy. a tarihlenen bir mezarlık ortaya çıkarıldı. Basilikanın doğu yarısı ve apsis kısmının kazısı ise 2006 - 2010 yılları arasında Tekirdağ Müze Müdürlüğü tarafından gerçekleştirilmiştir.
Antik kentin nekropolleri surların hemen dışında başlamakta ve doğuda Kamaradere’den batıda Kiremitlik bayırına kadar 5 km.l ik bir alanı şehri yarım ay gibi kapsamaktadır. Bu bölgede ele geçen buluntular sayesinde nekropollerin geç arkaik dönemden M. S. 10. yy. a kadar kullanıldıkları anlaşılmaktadır. Nekropol buluntuları arasında tümülüslerin yanısıra, yeraltı mezar odaları mezar stelleri, mezar sunakları, lahitler Roma askerlerinin mezar taşları, gladyatör mezar taşları sayılabilir. Tümülüsler ve yeraltı mezar odalarının büyük kısmının kaçak kazılar sonuda talan edilmiş oldukları saptanmıştır.
Antik kentte bulunan çok sayıda heykeltraşi eseri arasında M. S. 4. yy. başlarındaki dörtlü yönetim sırasında imparator olan tetrarchlardan birine ait olduğu anlaşılan porphyr taşından erkek başı dikkati çekmektedir. Akrapolde bulunan bu eser halen Tekirdağ müzesinde sergilenmektedir. Belki Perinthos - Herakleia akropolünde tetrarchların dördünün de porphyrden heykellerinin bulunduğu bir anıt vardı. 

Daha önceki yüzyıllarda Perinthos´ta bulunup sonradan kaybolan yüzlerce eserden pek azının halen nerede bulunduğunu biliyoruz. Bunlardan biri de 19 yy. da Perinthos’tan Dresdene götürülmüş olan mermer genç erkek başıdır. Perinthos’un neresinde bulunduğuna dair herhangi bir bilgi yoktur. Diğer bazı Perinthos kökenli taş eserlerin ise 19. yy. da Tekirdağ’a ve daha sonra mübadele sırasında Selaniğe nakledilmiş oldukları anlaşılmaktadır. Perinthos’ta bulunmuş olan çok sayıda sikke ve ağırlık ta 20. Yy. başında önce Silivri’deki Anastasios Stamulis adlı tüccar tarafından toplanış ve onunla birlikte mübadele sırasında Atina’ya nakledilmiştir. 

LİMAN
Perinthos büyük bir ticari, askeri ve siyasi merkez olmasını iki büyük limana sahip olmasına borçludur. Yarımada tıpkı Sinop, Amasra, Phaselis, Side ve birçok başka antik kentte görüldüğü gibi hem doğudan, hem batıdan ve hem de güneyden esen rüzgarlara karşı gemilere koruma olanağı sağlamaktaydı. Çok liman seçenekli sahil kentlerinde her hava şartına göre demirleme ya da kıyıya bağlanma olanağı vardı. 
Bugün Geren mahallesi haline dönüşmüş olan eski ve ortaçağların batı limanı Bağlar deresinin getirdiği alüvyonlar ile tamamen dolmuştu. Sadece gün doğusu rüzgarına açık olan doğu limanı ise bugün halen kullanılmakta olup antik devirde de yarımadanın en doğu ucundaki Mola burnu ile üzerinde bugün bir deniz fenerinin bulunduğu Kılkayası arasındaki dalgakıran ile iyice korunaklı hale getirilmişti. Mola burnu ile Kılkaya arasındaki uzaklığın tam orta yerinde dalgakıran bir dirsek yapmaktadır. Böylece sağlanan sivrilti ile dalgaların dalgakıran gövdesine aynı anda vurarak tahrip etmelerinin önüne geçilmeye çalışılmıştı. Bugün kalıntıları sadece deniz içinde izlenebilen dalgakıranın uzunluğu 160 metredir. Doğu limanının antik devirde biraz daha batıya doğru genişlediği bugünkü kıyı yapısından da anlaşılmaktadır. Denizin topğuk yapması ve Kamaraderesinin getirdiği alüvyonlar nedeniyle doğu limanı oldukça sığlaşmıştır. 
Deniz ticareti için çok uygun doğal olanaklar sunan liman Perinthos´un politik ve ekonomik hayatında çok önemli bir rol oynamaktaydı. Roma imparatorluğu devrinde bu limanda Marmara denizinin güvenliğinden sorumlu classis Perinthia adıyla bilinen donanma birlikleri üslenmişti. Perinthos limanının stratejik önemi Roma imparatorluk devrinde Balkanlardaki ve Orta Avrupada konuşlandırılmış askeri birliklerin Mezopotamya ve Orta Doğu bölgelerine sevki ve bu birliklerin tekrar asıl görev yerlerine geri dönmeleri sırasında kullanılmasıyla belirgin bir şekilde ortaya çıkmaktadır. Perinthos civarında tüm Trakya eyaletinde olduğu gibi kalıcı bir lejyon karargahı kurulmuş olmamasına rağmen birçok lejyon askerinin latince yazıtlı mezar taşının bulunması buradaki limandan sevk bekleyen askerlerin hastalık sonucu ölmeleri ve silah arkadaşları tarafından Perinthos şehri dışında ayrı bir askeri mezarlıkta toprağa verilmeleri sonucu oluşan Roma ordusu mensuplarına ait bir nekropol alanını belgelemektedir.
Ayrıca Perinthos sikkeleri üzerinde görülen savaş gemisi ve gemi ile limana gelen ya da limandan ayrılan imparator resimleri Perinthos´un özellikle Roma imparatorluk devrinde Anadolu´ya geçiş için çok önemli bir deniz üssü olduğunu belgelemektedir.

 ÖNEMLİ YOLLARIN KAVŞAK NOKTASINDA PERİNTHOS
İki çok önemli antik yolun kavşağında bulunması Perinthos’un stratejik önemini vurgulamaktadır. Tuna’dan Perinthos limanına kadar uzanan Ordu yolu; diğeri ise Adriyatik kıyısında Dyrrachiumda başlayıp İstanbul’a kadar uzanan Via Egnatia´dır. Her iki yol da ticari ve ekonomik gelişmeye de katkıda bulunmaktaydı. 
Ordu yolu Hadrianopolis (= Edirne) Bergule Arkadiopolis = Lüleburgaz ve Druzipara = Misinli, mutatio Tipsum (= Kırkgöz köprüsü Tzurullon = Çorlu; ve mutatio Beodizum Perinthos’a ulaşmaktadır.
Via Egnatia ise Dyrrachium´dan başlayıp Kypsela = İpsala; Apri = Kermeyan, Rhaidestos = Tekirdağ; Heraion = Karaevlialtı Perinthos´tan geçer. Marmara Ereğlisi’ni Çorlu’ya bağlayan yol üzerinde birkaç yıl önce yaklaşık 3 km kuzeyde M. s. 4. yy. a tarihlenen bir mil taşı bulunmuştur. Taşın üzerinde verilen mesafe iki mil olup taşın bulunduğu yerin o dönemde dikili olduğu yerin çok yakınında bulunduğunu göstermektedir.


PERİNTHOS - HERAKLEİA ARAZİSİNİN YAYILIMI
Perinthos-Herakleia´nın sürekli olarak denetimi altında tuttuğu tupraklar oldukça geniş olup, yayılma alanının antik kaynaklar, epigrafik buluntular ve arazinin topoğrafik yapısı sayesinde saptanmaya çalışılmasına rağmen yüzyıllar içinde meydana gelen gelen siyasi gelişmeler özellikle Trakya bölgesindeki antik kentlerin arazilerinin kesin sınırlarlarının saptanmasını olanaksızlaştırmaktadır. 

PERİNTHOS’UN BATISINDA BULUNAN TOPRAKLARIN ESKİÇAĞ TARİHİ COĞRAFYASI YÖNÜNDEN İNCELENMESİ:
Perinthos´un batıdaki komşusu 24 km kadar uzaklıktaki Heraion Teichos idi. Burası büyük bir ihtimalle Samos’lular tarafından M. Ö. 600 yıllarında Samos tarafından kurulmuş olan Perinthos ve Bisanthe şehir devletleri arasında bir pazar yeri olarak kurulmuştu.  Heraon Samos adasındaki şehir devletinin baş tanrıçası olan Hera’nın adını taşımaktaydı. Herodot, Heraion Teichos´un Perinthos´a komşu olduğundan bahseder.  M. Ö. 4. yy. da Trakyalı yerel krallardan Kersobleptes’in elindeki şehirlerden biri olan Heraion, 352 yılında II. Filip tarafından kuşatıldı ve ele geçirildi. Heraion Teichos´un Roma imparatorluk devrindeki konumunun ne olduğu antik kaynaklardan öğrenilememektedir. Büyük bir olasılılıkla Heraion bu dönemde eyalet başkenti Perinthos´un batıdaki arazisinde bir köy ya da pazar yeri konumundaydı.

Perinthos´un batıdaki arazisinin nereye kadar yayıldığını M S. 4. yy. başlarına tarihlenen 4 miltaşı sayesinde öğrenmekteyiz. Dörtlü Yönetim yani Tetrarchie zamanında diktirilmiş olan mil taşlarından birinin yazıtından Perinthos´un 23 km kuzeybatısındaki buluntu yerinin Perinthosun arazisinde olduğunu öğrenmekteyiz.  Çünkü bu mil taşının yazıtının son üç satırında 17 millik uzaklık ve bu taşı diktiren şehir olan Herakleia´nın adı yazılıdır. Bu buluntu yeri mil taşının diktirildiği dönemde kullanıldığı noktaya çok yakın olmalıydı ve Adriyatik denizi kıyısındaki Dyrrachium şehrinden gelip Perinthos üzerinden Konstantinopolis’e uzanan Via Egnatia üzerinde bulunmaktaydı. Bu mil taşının buluntu yeri Perinthos’un batıdaki arazisinin M. Ö. 4. yy. da en azından Şerefli deresi civarına kadar uzanmakta olduğunu göstermektedir.

KUZEYDE BULUNAN TOPRAKLARIN ESKİÇAĞ TARİHİ COĞRAFYASI YÖNÜNDEN İNCELENMESİ
Ereğlinin kuzey komşusu olan ilçe merkezi Çorlu — seyahatnamelerdeki adıyla Tzurullon — Roma imparatorluk devrinde Perinthos arazisinde bulunan ve ordu yolu üzerindeki bir geceleme ve at değiştirme istasyonuydu. Çorlu’nun kuzeybatısında bulunan Misinli ise seyahatnamelerde Druzipara olarak gösterilen bir diğer istasyondu ve büyük bir olasılılıkla Perinthos’un arazisinde bulumaktaydı.
Perinthos’a su getiren kaynakların bulunduğu Değirmendere Perinthos’un 30 km kadar kuzeyinde topraktan günyüzüne çıkmaktadır. Burası Perinthos´un kuzeydeki arazisi içindeydi. Perinthos´un arazisinin daha kuzeye de yayılabilmiş olabileceği ihtimali göz önüne alınırsa, bu durumda Kırklareli’nin Vize ilçe merkezinde lokalize edilen ve bu yöndeki ilk şehir devleti olan Bizye’nin güneyindeki arazisi ile sınır oluşturmuş olduğu düşünülebilir..

DOĞU BULUNAN TOPRAKLARIN ESKİÇAĞ TARİHİ COĞRAFYASI YÖNÜNDEN İNCELENMESİ
Perinthos’un doğudaki arazisi büyük bir olasılılıkla Selymbria´nın arazisi ile komşuydu. ve bu sınırı saptamak için elimizde arazinin topoğrafik yapısı dışında herhangi bir veri yoktur. Yaptığımız topoğrafik gözlemlere göre bu sınır bugünkü Kınalıköprü kavşağı civarından geçmekteydi. Burada Via Egnatia üzerinde olan antik bir Roma köprüsünün son kalıntıları vardı ve bu kavşağa adını da bu köprü vermekteydi. Son yıllarda yapılan yol genişletme çalışmaları sırasında bu köprü de tamamen ortadan kaldırılmıştır.
Antik kaynaklar ve Bizans kaynakları Perinthos-Herakleia ile Selymbria arasında Daunioteichos ya da Daonion isminde bir yerleşme yerinin bulunduğundan bahsederler. Belki de Kınalı Köprü sahilinde 20 yıl kadar önce görülmüş olan ve artık sahil siteleri tarafından neredeyse tamamen ortadan kaldırılmış olan bizans devri sur kalıntıları bu yerleşme yerine aittir.
Daonion hakkındaki bilgilerimiz oldukça sınırlı olup burasının 6.yy. da fazla büyük olmayan bir yerleşme konumunda olduğu anlaşılmaktadır. Bu durumda bugün Kınalıköprünün batısındaki Papazlı Çiftliğinin bulunduğu tepenin antik devirde en azından bir süre Perinthos ile Selymbria arasında topoğrafik bir sınır oluşturduğu tahmin edilmektedir. 

SU YOLLARI
Perinthos´un su yolları arkeolojik buluntular sayesinde Roma imparatorluk devrine tarihlenmektedir. Roma devri su kemerlerinin ayakları Kalekapı semtinin kuzeyinde 20 yıl önce Marmara Ereğli ilçe postahanesi inşaatı yapılırken ortaya çıkmış ve mimari bir belgeleme yapılamadan hemen kapatılmıştır. Kuzeyden kente su getiren su yollarının kalıntıları Tekirdağ-İstanbul karayolunun kuzeyinde halen kısmen izlenebilmektedir. Değirmendere´nin topraktan çıktığı yerde bulunan yapılar Perinthos´un da su kaynakları olup burada Roma imparatorluk devri tuğla duvar tekniğiyle yapılmış arıtma havuzları, kanallar ve pişmiş toprak su boruları görülebilmektedir.
  
TARIM VE TICARET
Tüm Trakya´nın en büyük eskiçağ kenti olan Perinthos - Herakleia zenginliğini Propontis´in kuzey sahilinde yol bağlantıları sayesinde bulunduğu olağanüstü stratejik konumunun yanısıra deniz ticareti için de çok elverişli bir limana sahip olmasına borçludur. Bunun yanısıra Perinthos´un çevresindeki verimli topraklar ziraat için çok uygundu. Antik devirde bu verimli toprakların şehrin ekonomik hayatında oynadığı önemli rol sikkeler üzerindeki Demeter kabartmalarından anlaşılmaktadır. Perinthos çevresinde buğday ve diğer tahıl çeşitlerinin ekilmelerinin yanısıra büyük bir olasılılıkla şarap üretimi de vardı. Üzerlerinde Dionysos tasvirleri bulunan birçok sikke Perinthos ve çevresinde şarapçılık yapıldığını kanıtlamaktadır.
Perinthos´ta bulunmuş bir sunak üzerindeki adak yazıtı Apameia-Myrlea ile Perinthos arasındaki ticari ilişkilerin kanıtı olarak yorumlanmaktadır. Çünkü bu yazıt Perinthos’taki Apameia´yı (= bugünkü Mudanya) sevenler derneğinin Homonoia = Uyum tanrıçasını onurlandırdıklarını belgelemektedir. Bu durumda Perinthos Apameia - Myrleia´ya buğday ihraç etmekte ve oradan zeytinyağı ithal etmekte olmalıydı ki böyle bir derneğin kurulmasına gerek görülmüştü. 
Justinianus döneminin ünlü tarihçisi Prokopius Perinthos-Herakleia civarında geniş otlaklar bulunduğundan bahseder. Bu da Perinthos ve çevresinde hayvancılık yapıldığının bir kanıtı olarak yorumlanabilir. 
Perinthos´ta bulunmuş olan arkeolojik ve epigrafik eserleri büyük kısmı Prokonnessos mermerinden yapılmışlardır. Bu durum Perinthos ile Prokonnesos arasında Roma imparatorluk devrinde ve geç antik devirde yoğun mermer ticareti yapıldığını kanıtlamaktadır.
Antik devirde büyük bir liman kenti olması nedeniyle büyük bir ticaret merkezi de olan Perinthos´ta bu ticari faaliyeti belgeleyen bir diğer buluntu grubu da kurşun ağırlıklardı.
Yazıtlar Perinthos – Herakleia’da geç antik devirde ve ortaçağda imparatorluğun dokuma atölyelerinin bulunduğunu ve üretilen malların Mısır’a kadar ihraç edildiğini göstermektedir.
Birçok mezar stelinin yazıtından kentte hurdacılar, kasaplar, taşçı ustaları, berberler ve kuyumcular gibi meslek gruplarının esnaf dayanışması sağlamak amacıyla loncalar oluşturduklarını öğreniyoruz. Ayrıca belli tanrıların müritlerinin oluşturduğu dernekler bulunduğunu da adak yazıtlarından öğrenmekteyiz.







İSTANBUL ÜNİVERSİTESİ - EDEBİYAT FAKÜLTESİ
GÜNEYDOĞU AVRUPA ARAŞTIRMALARI MERKEZİ