ESKİÇAĞ'DA İSTANBUL (BYZANTION) TARİHİ COĞRAFYASI ARAŞTIRMA PROJESİ
Bugün İstanbul olarak aynı adlı boğazın iki yakasında bulunan şehrin ilk kurulduğu yerlerden biri Asya yakasında M. Ö. 688 yılında bugün Kadıköy ile Yeldeğirmeni arasındaki bölgede Orta Hellas bölgesinin bir kenti olan Megara'dan gelen koloni kurucuları tarafından kurulduğu genel olarak kabul gören Kalkedon ile M. Ö. 671 ile 658 arasında bir tarihte Avrupa yakasında bugün Topkapı Sarayı'nın bulunduğu tepe ile Sarayburnu arasında yine Megara şehir devletinden gelen koloni kurucuları tarafından kurulduğu kabul edilen Byzantion şehir devletidir. Byzantion'un Khalkedon'a göre daha geç kurulmasının nedeni bir iddiaya göre Trakya tarafında çok etkili bir şekilde koloni kurucularına direniş gösteren Trak kabilelerinin varlığıdır. Eskiçağda Marmara Denizi ve Boğazlar bölgesinde M. Ö. 7. yy. da kurulan koloniler ile ilgili çalışmalar yapan tarihçiler tarafından kabul edilen bu görüşlere rağmen şehir devleti olarak kesin kuruluş tarihi bilinmeyen Byzantion hakkında birçok kuruluş mitosu oluşturulmuştur. Bu efsaneler Byzantion'un M.Ö. 7. yy. daki gerçek kuruluş tarihinden asırlar sonra oluşturulmuşlardı. Bunların en eskisi ve en kapsamlısı M. S. 2. yy. da coğrafyacı Byzantion'lu Dionysios tarafından yazılmış olan Anaplous Bosporou adlı eserdeki anlatımlardır. Bu eserin özgün metni günümüze ulaşmamış sadece 16. yy. da yapılmış bir latince çeviri kopyası üzerinden içeriği anlaşılabilmektedir. Dionysios, Byzantion'un konumunun birçok yönden öne çıkan olumlu yanlarını saymakta ve şehrin bu çok stratejik tepede kurulmasına önderlik eden Byzas ismindeki Megara'lının aslında deniz tanrısı Poseidon'un oğlu olduğundan bahseder. Byzas, Argos'lu Io'nun kızı olan annesi Keroessa'nın ebesi olan Nymphe Semestra'nın sunağında kurban adayacağı sırada tanrı Apollon'un gönderdiği bir karga şehrin tam olarak nerede kurulacağını göstermişti. Dionysios ayrıca Byzantion'un kuruluşuna Korinthos'luların da katıldığına değinir.
Milet'li tarihçi Hesykhios ise M. S. 6. yy. da yazdığı eserinde ise Byzas'ın aslında Nymphe Semestra'nın oğlu olduğunu ve onun kurduğu kent olan Byzantion'un şehir surlarının 7 kapısının Apollon ve Poseidon tarafından inşa edildiklerinden bahseder.
Herodot ise M. Ö. 5. yy. da Byzantion'un kurulduğu tepenin stratejik önemini kavrayamadığını düşündüğü Kalkedon'luların körler olarak nitelendiklerini yazar. Oysa Kalkedon tatlı suya ulaşma, ton balığı avlama olanakları, bakır madenleri işletme ve Trak kabilelerinin saldırılarından korunma bakımından Byzantion'a göre çok daha iyi bir ticari ve jeopolitik konuma sahipti. Byzantion ise Haliç gibi doğal bir limana sahip olma avantajı dışında tatlı suyun olmadığı bir tepede kurulmuş olma ve Trak kabilelerinin saldırıları nedeniyle daima çok kuvvetli bir savunma ağına sahip olma gibi doğaya ve dış düşmanlara karşı zorlu mücadele gerektiren bir konumdaydı. Ayrıca Herodot'un bu değerlendirmeyi yaptığı M. Ö. 5. yy. daki Marmara Denizi (=Propontis) ve Boğazlardaki deniz ticareti koşulları ve jeopolitik durum Kalkedon ve Byzantion'un kuruldukları M. Ö. 7. yy. daki koşullardan çok farklıydı.
Byzantion'un kuruluşundan Konstantinopolis adıyla Roma imparatorluğunun yeni başkenti olduğu 11 Mayıs 330 tarihine kadar geçen yaklaşık bin yıllık dönemde bu şehir devletinin kamu yapıları, surları bunların yerleri ile ilgili bilgiler çok sınırlıdır. İstanbul Üniversitesi, Güneydoğu Avrupa Araştırmaları Merkezi Byzantion şehir devletinin yaklaşık bin yıllık tarihi boyunca geçirdiği şehirleşme sürecini incelemektedir. Bu araştırma projesinin gerçekleştirilmesinde en önemli veriler eskiçağ kaynaklarının bize yerlerini bildirdikleri eskiçağ kutsal alanları ve bu alanlar çevresindeki eskiçağ yapılarının günümüze uzanabilmiş çok sınırlı izlerinin incelenmesiyle elde edilmektedir. Byzantion'da eskiçağda tapınım gören tanrı ve tanrıçalar Byzantion'un çok renkli bir tanrılar dünyası olduğunu göstermektedir.
Koloni olarak kurulan şehirler kendilerini kuran koloni kurucusunun geldiği şehirde tapınım gören tanrıların önde gelenlerini alıp yeni kurulan koloniye uyarlamaktaydılar. Bunun örneklerinden biri de Byzantion'lu Dionysios tarafından bildirildiği gibi Boiotia kültlerinden biri olan Amphiaraos'un tapınımının Byzantion'da varolmasıdır. Byzantion'da bu uygulamanın yapıldığı bilinmekle birlikte arkeolojik yönden hangi tapınakların kentin kuruluş aşamasında nerede inşa edilmiş oldukları hakkında henüz kesin bir arkeolojik veri elde edilememiştir. Byzantion tapınaklarından bazılarının bugün tarihi yarımadanın en uç noktasında Gülhane - Sultanahmet bölgesinde bulunan başta Eski Kilise olarak ta bilinen kutsal barış kilises Hagia Eirene (=Aya İrini) gibi bazı kiliselerin altında bulundukları yönünde tahminler yürütülmektedir.
Byzantion'da hangi tanrıların tapınakları ve kutsal alanları bulunduğunu ancak ortaçağ tarihçilerinin yaptığı tanımlamalar sayesinde kısmen öğrenebilmekteyiz. Kentin eskiçağ dönemi tapınakları arasında en sık bahsedilenler bugün Topkapı Sarayının bulunduğu tepe üzerindeki Apollon, Artemis ve Aphrodite tapınaklarıdır. Bu tapınaklardan Apollon için yaptırılmış olanından Seleukeia'da (=Silifke) bulunan ve M. Ö. 175 ile 171 yılları arasına tarihlenen bir onurlandırma dekretinde de bahsedilmektedir. Kentin surlarını Apollon ile birlikte inşa ettiği efsanesine inanılan deniz tanrısı Poseidon'un tapınağı ise bugünkü Sarayburnu'nda Athena Ekbasia kutsal alanı ile yan yana bulunmaktaydı. Byzantion'da Poseidon'a adanmış bir sunağın da İstanbul Boğazının Karadeniz çıkışında Rumeli Kavağı civarında bir kaya üzerinde dikili şekilde 19. yy. gezginleri tarafından görüldüğünden bazı seyahatnamelerde bahsedilmektedir. Sarayburnu'nun daha batısında Neorion liman bölgesi civarında ise Anesidora kutsal alanı ve onun da hemen yakınında Demeter Malophoros kutsal alanı bulnmaktaydı. Sultanahmet bölgesinde ise Zeus Hippios ve Herakles kutsal alanlarının bulundukları tahmin edilmektedir. Aynı bölgede M.S. 4. yy. da şehrin kader tanrıçası Tykhe'nin ve tanrıça Rhea'nın tapınaklarının inşa ettirildiğinden geç antik devir kaynaklarında bahsedilmektedir.
Şehrin bugün Bahçekapı civarında Haliç kıyısına ulaştığı tahmin edilen kara surların dışında daha batıda ise M. Ö. 512 yılında İskit seferine çıkan Pers Büyük kralı Dareios'un askerlerinin tahrip ettiği Hera tapınağı ile M.Ö. 340 yılında tümüyle yok olan yer altı tanrısı Pluto'nun tapınakları bulunmaktaydı. Byzantion kara surlarının birkaç kilometre güneybatısında bugünkü Haseki ve Cerrahpaşa semtleri arasındaki alanda ise bir Apollon kutsal alanı daha bulunmaktaydı. Bugün Şehzadebaşı ile Fatih semtleri arasında bulunan ve yeri tam olarak saptanamayan bir yükselti üzerine ise güneş tanrısı Helios ile ay tanrıçası Selene'nin kutsal alanları bulunmaktaydı.
Byzantion'un M. Ö. 4. ve 3. yy. larda basılan paralarında sıkça rastlanan Demeter, Poseidon ve Dionysos'un tapınaklarının kasalarından sadece bu kente özgü yıllık onursal bir memuriyet olan hieromnamonluk giderlerini ödedikleri Byzantion ve yakın çevresinde bulunan birçok yazıttan anlaşılmaktadır. M.Ö. 2. yy.da Apollon betimlemeleri Byzantion sikkelerinde daha sık görülmeye başlar ve M. Ö. 1. yy.dan itibaren Athena, Demeter, Apollon ve Poseidon'un, Byzantion sikkeleri üzerinde çoğunlukla tasvir edilmektedir.
Bu yerin karşısında bulunan Anadolu kavağı üzerindeki Yoros kalesinin bulunduğu tepede ise Karadeniz'e çıkan gemicilere uygun rüzgarlar sağladığına inanılan Zeus Ourios tapınağının bulunduğu tahmin edilmektedir. Aynı bölgede bir de Kybele tapınağı bulunduğundan söz edilir. Kybele'ye adanmış bir sunak Yenikapı'da son yıllarda yapılan kazılarda bulunmuştur.
Karadeniz çıkışında bulunan Anadolu Feneri ve Roma Feneri bölgelerinde deniz kenarında bulunan ve dalgaların hareketi nedeniyle bazen kaybolan ve bazen de görünen kayalar eskiçağ denizcilerinin korkulu rüyası olmuşlardı. Çünkü kıyıya yakın seyreden yelkenli gemiler dalgaların hareketiyle aniden ortaya çıkan bu kayalara çarparak batmaktaydılar. Eskiçağda gemiciler arasında Kyaneai adı verilen bu kayaların birbirlerine doğru harekete ederek Karadeniz'e açılmak isteyen gemilerin su seviyesinde gövdelerine çarparak onları batırdıkları ve ancak tanrılara yeteri kadar sunuda bulunup kurban kesenlerin bu zorlu geçitten batmadan geçebildikleri inancı yayılmıştı. Bu söylencenin eskiçağ edebiyatına yansımış hali Argonautlar efsanesinde ayrıntılı olarak anlatılmaktadır.
Boğazın en dar yerinde Pers kralı I. Dareios'un M. Ö. 512 yılında Tuna nehri havzasındaki İskitlere karşı yaptığı sefer sırasında kurdurduğu köprünün Trakya topraklarında ulaştığı bölgenin yakınında bugün Rumeli Hisarının bulunduğu yerde ise tanrı Hermes'e adanmış bir kutsal alan bulunduğundan eskiçağ yazarları bahsetmektedir. Hermes aynı zamanda gençlerin özellikle atletik yönden eğitildikleri gymnasium tanrılarından biri olduğu için Herakles ile birlikte Byzantion'da da diğer şehir devletlerinde olduğu gibi onurlandırılmaktadır.
Byzantion şehir devletinin akropolü olan Topkapı Sarayının bulunduğu tepede yapılan kazılarda bulun eserler arasında ele geçen bir stel üzerindeki kabartmalar ve stelin yazıtından burada tanrı Dionysos için kurulmuş bir dernek bulunduğu anlaşılmaktadır.
Aslen Trakya kökenli bir tanrı olan Dionysos eskiçağda özellikle Roma imparatorluk döneminde İstanbul'da ve Trakya bölgesindeki Byzantion'a bağlı köy ve çiftliklerde yaygın olarak tapınım görmekteydi.
Eskiçağ İstanbul'unda Dionysos adına kurulmuş bir başka derneğin balık tutmaya uygun bir rıhtımda ya da bir dalyan civarında toplandıklarını M. S. 2. yy. ın ilk yarısına tarihlenen ve kesin buluntu yeri bilinmeyen bir yazıttan öğrenmekteyiz. Yine Roma imparatorluk devrine tarihlenen ve İstanbul'da bir eski eser satıcısında görülerek yayınlanan ancak kesin buluntu yeri bilinmeyen bir başka yazıt Dionysos için balıkçıların kurdukları bir derneğin varlığını kanıtlamaktadır.
Byzantion şehrinin akropolünün eteklerinde deniz kıyısında bulunan bir mermer sunak üzerindeki yazıt ise yükseklerin tanrısı olan Zeus Hypsistos'u belgelemekteydi. Eserin buluntu yeri dikkate alındığında bu adağın belki de Byzantion'un kurulduğu ve bugün Topkapı Sarayı'nın bulunduğu tepenin koruyucu tanrısı olduğuna inanılan tanrıya yapılan bir sunu olduğu düşünülebilir.
Ana Tanrıçaya sunulmuş bir stel Sultanahmet'te Hippodrom civarında bir sebze bahçesinde bulunduktan sonra 1967 yılında Robert Kolejin eski müdürlerinden birinin eşine satılmış ve oradan da Columbia Üniversitesi Sanat ve Arkeoloji Müzesine göndermiş olup halen orada teşhir edilmektedir.
İstanbul'da Beyazıt semtinde 20. yy. başında bulunmuş olan bir stelin kabartmasında ise tanrıça Artemis'in bir kurban adadığı sahne görülmektedir.
Edirnekapı'da bulunan ve Roma imparatorluk devrine tarihlenen bir stel üzerindeki yazıtta bir hava tanrısı olan Zeus Aithrios'a sunuda bulunulmaktadır. Bu stelin üzerindeki yazıtın metninden aslen Mısır kökenli bir tanrı olan Zeus Sarapis'in bir yıllık Byzantion memuriyeti olan hieromnamonluk yaptığı zamanda bu tanrı için kurulmuş bir dernek tarafından bu derneğin rahibi tarafından diktirildiği anlaşılmaktadır. Dernek üyelerinin adları da bu adak yazıtının bitiminde liste halinde yazılmışlardır. Çapa'da bulunan bir stel üzerindeki Roma imparatorluk devri yazıtında da Mısır kökenli bir tanrıça olan İsis'e sunu yazıtı bulunmaktadır. Hellenistik devirde Byzantion'da bu dönemin tanrı krallarını yüceltme politikası kapsamında Ptolemaios hanedanından II. Ptolemaios ve Mısır tanrıları Sarapis ile İsis için bir tapınak yaptırılmış olduğu kaynaklardan öğrenilmekte ancak yapıldığı yer henüz kesin olarak belirlenememiştir.
Byzantion şehir devleti sikkeleri ve yazıtları aracılığıyla yıllık onursal bir görev olan Hieromnamonluk memuriyeti üstlendiklerine inanılan Zeus Serapis dışındaki tanrı ve tanrıçalar ise; yedi kez zafer tanrıçası Nike, altı kez üzüm ve şarap tanrısı Dionysos, iki kez bereket tanrıçası Demeter, birer kez şehrin kader tanrıçası Tykhe ile baş tanrı Zeus'un eşi Hera, sağlık tanrısı Asklepios'un kızı Hygieia ile tanrıça Nemesis'tir.
Byzantion şehir devletinde hieromnamon memuriyetini üstlenmesi gerekenler büyük mikterda para ödemek zorundaydılar. Bu parayı ödeyecek kadar mali güce sahip bir kişi bulunamadığında kentte tapınım gören tanrılardan birinin tapınağının kasasından para aktarılarak o tapınağın tanrısının hieromnamonluk memuriyetini üstlendiği görülmektedir.
Byzantion şehrinin batısındaki yerleşmelerde ele geçen eskiçağ din tarihi buluntuları da İstanbul'un Trakya bölgesinde özellikle Roma imparatorluk devrinde çoğunlukla kırsal gereksinimlerin yansıdığı bir inanç dünyası olduğunu belgelemektedir. Bu bölgede tanrılara yapılan sunuların genellikle tarımla ilgili ve hasadın verimli olmasına yönelik yapıldığı anlaşılmaktadır.
Eyüp yakınlarındaki Haraççı köyünde bulunan bir stel üzerindeki yazıttan da gök gürültüsü ile bağlantılı olarak tapınım gören Zeus Kinbelaios Brontaios adlarını taşıyan hava tanrısına sunu da bulunulmaktadır. Aynı yerde Zeus'a adanmış kabartmalı ve yazıtlı Roma imparatorluk dönemi birkaç adak steli daha bulunmuş olması Haraççı köyü civarında bir Zeus kutsal alanı bulunduğunu kanıtlamaktadır.
Çatalca civarındaki Boyalık köyünde bulunan bir adak stelinin yazıtı sayesinde Zeus Enaulios ismindeki tanrıya bir çobanın adakta bulunduğunu belgelemektedir.
Byzantion'un kuzeybatısındaki Terkos (= Durusu) gölü kenarındaki Delkos yerleşmesinde bulunan üç adak stelinde ise buradaki Roma imparatorluk devri köyünün koruyucu tanrısı olan Zeus Komatikos'a sunuda bulunulmaktadır. Terkos gölü yakınlarındaki Balaban köyü civarında bulunan bir Trak atlı tanrı steli parçası da bu bölgede yerel Trak kültürünün Roma imparatorluk devrinde halen yaşamakta olduğunu göstermektedir.
Byzantion'un kuzeybatısında Terkos gölü civarında Karadeniz kıyısındaki Karaburun'da tapınım gördüğü dört adak steli tarafından belgelenen Stomianos adını taşıyan ve Heros olarak tanımlanan bir yarı tanrı özellikle Byzantion ve Bosporos tarihi - coğrafyası bakımından dikkati çekmektedir. At üzerinde bir kahraman olarak betimlenen Heros Stomianos'un adı Grekçe stoma = ağız anlamına gelen sözcükten türetilmiş olmalıydı. Heros Stomianos tapınımının bulunduğu tek yer olan Karaburun feneri civarındaki yükseklikteki kült yeri Karadeniz sahili boyunca seyrederek İstanbul Boğazına sapmak isteyen gemilerin yanılarak Terkos gölünün Karadeniz sahiline yaklaşan kuzey kıyısı ile deniz kıyısı arasındaki düzlüğü İstanbul Boğazının kuzey girişi sanarak buraya yönelmelerini ve karaya oturmalarını önlemek amacıyla seçilmiş olmalıdır. Bir ağız gibi gemileri çeken bu mevkiden gemilerin uzak durmasını sağladığına inanılan yerel Heros ta Stomianos olarak adlandırılmıştı.
İstanbul'un batısında Küçükçekmece gölünün güneydoğusunda bulunan Rhegion yakınlarındaki Soğuksu çiftliğinde bir çukurda toplu halde bulunan altı stel üzerindeki yazıtlar bu bölgede tapınım gördüğü anlaşılan ve güzel = kalos ismini taşıyan Dionysos Kallon'a yapılan sunulardır. Bu yazıtlarda Dionysos için kurulan kült derneğinin mensupları olan atletik oyunların düzenleyicileri, gençlerin eğitildiği okulların yöneticiliğini yapanlar ve rahiplerdir. Agonothet ve Gymnasiarkh ünvanlarını taşıyan bu kişiler derneğin etkinlikleri olarak birlikte atletik oyunlar ve çeşitli edebi yarışmalar gerçekleştirmekteydiler. En fazla saygınlığı olan bu kişilerin etkinlikleri adak stelleri üzerindeki defne çelenkleri, palmiye dalları, ve şehirlerarası spor karşılaşmaları öncesinde vücuda sürülen yağın bulunduğu kapların kabartmalaryla vurgulanmaktadır. Derneğin gelir ve giderleri de Euthynoi adını taşıyan görevliler tarafından yönetilmekte ve bunlar toplu yemek düzenlenmesini ya da derneğin tanrısına bir stel ya da sunak diktirilmesine karar verilmesi halinde yapılacak masrafları yönetmekle yükümlüydüler.
Küçükçekmece gölü güney kıyısındaki taş döşeli yolun üzerindeki taşların arasında 19. yy. ortalarında Dionysos adına kurulmuş bir kült derneğine (=Thiasos) ait olduğu anlaşılan bir yazıtlı taş görülmüş ancak sonradan bu yazıt kaybolmuştur.
Tanrıların anası Mamuzene'ye sunu; Küçükçekmece gölünün güneydoğusunda bulunan ve Via Egnatia antik yol güzergahı üzerindeki bir istasyon olan Rhegion yerleşmesinde 19. yy. ortalarında görüldükten sonra kaybolmuştur.
Yukarıda kısaca adlarına ve bulundukları yerlere değinilen tanrı ve tanrıçalar ile bunların tapınım gördükleri kutsal alanlar topluca incelendiğinde Byzantıon şehir devletinin hem deniz ile olan ilişkisinden ötürü deniz ve ticaret odaklı tanrıların tapınım gördüğü bir yer olduğu ve hem de kentin savunulmasında ve yaşamasında şehir devleti bilincini canlı tutacak tanrıların kutsandığını görülmektedir. Byzantion'un şehir surları dışında batıya doğru uzanan arazisinde bir başka deyişle Trakya bölgesinde bulunan köy ve çiftlik yerleşmelerinin halkının günlük uğraşı alanı olan zirai faaliyetin tanrılar dünyasına da yansıdığını bugüne değin ele geçen az sayıda buluntu sayesinde gözlemlenmektedir. Özellikle hava olaylarını yönlendirdiğine inanılan tanrılar ile bereket tanrılarına bu bölgede sıkça adak steli sunulduğu anlaşılmaktadır. Günümüze ulaşan buluntulardan Byzantion çevresinde yaşayan çiftçilerin Trak kültürü ile Ege ve Marmara denizi kültürü etkilerinin karışımıyla oluşan bir bileşik inanç dünyasına sahip oldukları izlenimi edinilmektedir. Önümüzdeki yıllarda Byzantion ve çevresinde yapılacak çalışmalar ve elde edilecek buluntularla bu kentin çok renkli olduğu anlaşılan eskiçağ tanrılar dünyasının daha başka yerel tanrı kültleri işle zenginleşmesi kuvvetle muhtemeldir.