AVRASYA ARKEOLOJİ ENSTİTÜSÜ

 

 

 

 

Bugün Sovyetler Birliği dostumuzdur müttefikimizdir. Bu dostluğa ihtiyacımız vardır. Fakat yarın ne olacağını kimse bugünden kestiremez. Tıpkı Osmanlı gibi, tıpkı Avusturya-Macaristan gibi parçalanabilir, ufalabilir. Bugün elinde sımsıkı tuttuğu milletler avuçlarından kaçabilirler. Dünya yeni bir dengeye ulaşabilir. İşte Türkiye ne yapacağını bilmelidir...bizim bu dostluğumuz idaresinde dili bir, inancı bir, özü bir kardeşlerimiz, onlara sahip çıkmaya hazır olmalıyız. Hazır olmak yalnız o günü susup beklemek değildir. Hazırlanmak lazımdır. Milletler buna nasıl hazırlanır ? Manevi köprüleri sağlam tutarak. Dil bir köprüdür...İnanç bir köprüdür... Tarih bir köprüdür. Köklerimize inmeli ve olayların böldüğü tarihimizin içinde bütünleşmeliyiz. Onların bize yaklaşmasını bekleyemeyiz. Bizim onlara yaklaşmamız gerekli.”

 

 

 

 

M.Kemal ATATÜRK
1933, Çankaya Köşkü

İletişim Bilgileri
Avrasya Arkeoloji Enstitüsü Müdürü

Prof.Dr.Oktay Belli
obelli@istanbul.edu.tr

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

AVRASYA ARKEOLOJİ ENSTİTÜSÜ

1989 yılından itibaren Sovyet Sosyalist Cumhuriyetlerinde meydana gelen önemli yapısal ve yönetsel değişiklikler sonucunda, birçok Avrupa ülkesiyle  Japonya ve Amerikalı bilim adamı da Gürcistan, Ermenistan, Moğolistan ve Orta Asya Türk Cumhuriyetleri’nde arkeolojik kazı ve yüzey araştırması çalışmalarına başlamışlardır. Türk Cumhuriyetleri ile dil, din ve kültür konusunda kardeş olmamıza karşın, ne yazık ki Türkiyeli arkeologlar buradaki arkeolojik kazı ve yüzey araştırması çalışmalarında yerlerini alamamışlardır. Oysa Atatürk 1933 yılında Çankaya Köşkü’ndeki bir kabulde şunları söylemiştir:

Bugün Sovyetler Birliği dostumuzdur müttefikimizdir. Bu dostluğa ihtiyacımız vardır. Fakat yarın ne olacağını kimse bugünden kestiremez. Tıpkı Osmanlı gibi, tıpkı Avusturya-Macaristan gibi parçalanabilir, ufalabilir. Bugün elinde sımsıkı tuttuğu milletler avuçlarından kaçabilirler. Dünya yeni bir dengeye ulaşabilir. İşte Türkiye ne yapacağını bilmelidir...bizim bu dostluğumuz idaresinde dili bir, inancı bir, özü bir kardeşlerimiz, onlara sahip çıkmaya hazır olmalıyız. Hazır olmak yalnız o günü susup beklemek değildir. Hazırlanmak lazımdır. Milletler buna nasıl hazırlanır ? Manevi köprüleri sağlam tutarak. Dil bir köprüdür...İnanç bir köprüdür... Tarih bir köprüdür. Köklerimize inmeli ve olayların böldüğü tarihimizin içinde bütünleşmeliyiz. Onların bize yaklaşmasını bekleyemeyiz. Bizim onlara yaklaşmamız gerekli.”

 

        1932 yılından bu yana İstanbul Üniversitesi’ne bağlı bilim adamlarının Asya ile Avrupa arasında yer alan Anadolu’nun bilinmeyen uygarlık tarihini aydınlatmak ve bunu Türkiye ve Dünyaya duyurmak için yaptıkları arkeolojik kazı ve yüzey araştırmaları, batıda Trakya’dan doğuda İran sınırına, güneyde Antalya-Adana ve Diyarbakır’dan kuzeyde Samsun’a değin uzanan çok geniş bir coğrafyada sürdürülmektedir. 70 yıl boyunca yapılan kazı ve araştırmalar ile projelerin sayısı ve niteliği, İstanbul Üniversitesi’nin gerek Türkiye’de, gerekse Dünyada  Arkeoloji,  Sanat Tarihi ve Eskiçağ Tarihi konularındaki yetkinliğinin ve potansiyelinin en güçlü kanıtlarını oluşturmaktadır.  

       Ancak ne yazık ki İstanbul Üniversitesi’ne bağlı bilim adamlarınca 70 yıllık bir süreçte yapılan kazı ve araştırmaların bir envanterinin veya bir kroniğini bulunmamaktadır. Dolayısıyla 1932 yılından beri gerçekleştirilen çalışmalar daha çok kazı veya araştırmayı yapan bilim adamlarının kişisel arşivlerinde veya üniversitedeki odalarında saklı kalmıştır. Bu yüzden bu kaynaklara ulaşmak, konu ile ilgilenen bilim adamları veya kurumlar için çok zor olmuştur. Oysa ülkemizde Alman, İngiliz, Fransız ve Hollanda Arkeoloji Enstitüleri’nin arşivlerinde hemen her şey bulunmaktadır.   

Üniversitemiz bünyesinde kurulan Avrasya Arkeoloji Enstitüsü sayesinde , gerek yurt içinde,   gerekse yurt dışında yapılan her türlü kazı ve arkeolojik yüzey araştırması çalışması İstanbul Üniversitesi Avrasya Arkeoloji Enstitüsü adı ile anılacaktır. 

İstanbul Üniversitesi’nde Edebiyat Fakültesine bağlı Klasik Arkeoloji, Prehistorya, Protohistorya, Önasya Arkeolojisi, Eskiçağ Tarihi, Klasik Filoloji, ve Sanat Tarihi Dalları, kazı ve yüzey araştırmalarının yürütüldüğü bölümler olmakla birlikte,  gerçekte birer eğitim-öğretim birimleridirler. Verdikleri eğitim-öğretim hizmetinin yanında kazı ve yüzey araştırmalarını da sürdürmeye çalışmaktadırlar. Fakat bu durum hem eğitim öğretim faaliyetlerini,  hemde arkeolojik kazı ve yüzey araştırması faaliyetlerini olumsuz yönde etkilemekte ve yapılan çalışmaların performansını, niteliğini düşürmektedir.  

Önemli bir  konu da , gerçekleştirilen projelerin, çalışmaları sürdüren şahısların adları ile bütünleşmesidir. Oysa bu çalışmalar gerek maddi gerekse araç-gereç ve kadro olarak İstanbul Üniversitesi bünyesinde gerçekleştirilmektedir. Özellikle 1996 yılından beri yurt içinde ve dışında sürdürülen arkeolojik kazı ve yüzey araştırmaları, tümüyle İstanbul Üniversitesi Araştırma Fonu’nun sağladığı maddi olanaklarla gerçekleştirilmektedir. Yukarıda saydığımız birkaç ana problem yanında , Arkeoloji bilimi ülkemizde bu bağlamda üniversitemiz de   birçok sorunla   karşı karşıyadır. Bu sorunların,  özellikle bugüne değin birçok ilke imzasını atmış olan üniversitemiz bünyesinde kurulan “Avrasya Arkeoloji Enstitüsü” ile çözülmesi planlanmaktadır.  

1932 yılından beri  Anadolu’da arkeolojik kazı ve yüzey araştırması yapılmasına karşın, ne yazık ki gerçek anlamda Anadolu Uygarlıklarının kültür envanteri çıkarılmamıştır. Bugüne değin çok az yapılan ve bir çok kurum gibi Üniversitemiz Araştırma Fonu’nun da maddi desteğiyle yapılan kültür envanteri çalışmaları, şahısların inisiyatifiyle sınırlı kalmıştır. Oysa bireylerin kişisel inisiyatifiyle sınırlı kalan kültür envanteri çalışmaları, ileride bir meta olarak kullanılma sorununu da beraber getirmektedir. Oysa Anadolu Uygarlıklarının kültür envanteri çalışmalarının bir kurumun değil de, bireylerin elinde bulunması, Türkiye’nin Ulusal Kültür Politikası açısından son derece sakıncalıdır.  

İstanbul Üniversitesi bünyesinde kurulan Avrasya Arkeoloji Enstitüsü sayesinde, Anadolu, Balkanlar, Kafkasya, Kırım, Nahçıvan, Azerbaycan, Irak, İran, Suriye, Filistin, İsrail, Yemen, Mısır,  Afganistan, Türkmenistan, Özbekistan, Tacikistan, Kazakistan, Kırgızistan, Sincan Uygur Özerk Bölgesi, Tuva Özerk Cumhuriyeti ve Moğolistan gibi Orta Asya Türk Cumhuriyetleri’ndeki uygarlıkların sistemli ve bilimsel kültür envanteri çıkarılacaktır. Çıkaracağımız ve arşivleyeceğimiz kültür envanteri, gençlerimize yeni çalışma alanları sağlayacaktır. 

Türk   eserlerinin kültür envanterinin çıkarılması, Türk Uygarlıkları’nın Avrasya’da yayılım alanını göstermesi ve kültür birliğinin sağlanması açısında son derece önemlidir. İstanbul Üniversitesi bünyesindeki Avrasya Arkeoloji Enstitüsü aracılığı ile ilk kez yapılacak böylesine önemli bir çalışma, yönü batıya dönük Türk Cumhuriyeti’ne yepyeni bir tarihsel görev yükleyecektir. Bunlardan da önemlisi ulu önder Atatürk’ün 1933 yılında açıkladığı olağanüstü tarihi öngörüsü gerçekleşmiş olacaktır. 

Ülkemizin gerek ulusal,  gerekse uluslar arası  siyasi ve toplumsal menfaatleri konusunda her zaman öncü konumunu koruyan üniversitemizin, Anadolu ve Orta Asya Türk Cumhuriyetleri’nden  Avrupa ve Asya’da gerçekleştirilen arkeolojik kazı ve yüzey araştırmalarının yürütüleceği Avrasya Arkeoloji Enstitüsü’nü kurarak,  ülkemiz adına önemli ve şerefli bir görevi   yerine getirmiştir. 

Avrasya Arkeoloji Enstitüsü’ndeki Anabilim Dalları: 

·        Türkiye Arkeolojisi Anabilim Dalı

·        Akdeniz Ülkeleri Arkeolojisi Anabilim Dalı

·        Doğu Avrupa ve Balkan Ülkeleri Arkeolojisi Anabilim Dalı

·        Ortadoğu ve Kafkas Ülkeleri Arkeolojisi Anabilim Dalı

·        Orta Asya Ülkeleri Arkeolojisi Anabilim Dalı