İstanbul Üniversitesi
                 GÜZEL SANATLAR BÖLÜMÜ
 
Güzel Sanatlar Bölümü
 
DERS NOTLARI


Bölüm yazarlarının tüm telif hakları saklıdır. Yazılı izin alınmadan kısmen veya tamamen çoğaltma yapılamaz, herhangi bir teknikle kopya edilemez ve ücret karşılığı satılamaz.
GÜZEL SANATLAR DERS NOTLARI
İSTANBUL 2000
İstanbul Üniversitesi Rektörlüğü Güzel Sanatlar Bölümü Başkanlığı, Kuyucu Murat Paşa Medresesi  Vezneciler 34134 İSTANBUL Tel & Fax: 0212 526 03 00 - 0212 440 00 00 -16838

İÇİNDEKİLER

- Anadolu Kronolojisi
- Sunuş
- Önsöz
- Sanat Üstüne 
- Cumhuriyet Döneminde Müzecilik   
- Cumhuriyet Döneminde Güzel Sanatlar

Birinci Bölüm :Anadolu Uygarlıkları

Tarih Öncesi ve Hitit
İlk Demir Çağı ve Geç Hitit
Yunan ve Roma Sanatı
İstanbul’da Bizans Sanatı
Erken İslâm Sanatı
Selçuklu Dönemi Mimarisi
Beylikler Dönemi Mimarisi
Erken Osmanlı Sanatı
Klasik Dönem Osmanlı Sanatı
Geç Dönem Osmanlı Mimarisi
Osmanlı Sarayları

 İkinci Bölüm : Geleneksel Türk Sanatları

Minyatür Sanatı
Kitap Sanatı
Tezhip Sanatı
Çini Sanatı
Keramik Sanatı
Halı Sanatı
Maden Sanatı

 Üçüncü Bölüm : Batı Sanatı

Ortaçağ Sanatı
İtalya’da Rönesans Sanatı
İtalya Dışında Rönesans Sanatı
Maniyerizm
Barok Sanat
18. ve 19. Yüzyıl Batı Sanatı
Yirminci Yüzyılın Sanatı

 Sözlük

- Kültür ve Tabiat Varlıklarını Koruma Kanunu (metin)
- Fikir ve Sanat Eserleri Kanunu (metin)

 

SUNUŞ

Üniversitemiz Güzel Sanatlar Bölümü Başkanlığı’nın hazırladığı “Güzel Sanatlar Ders Notları”nı içeren bu kitap, aslında öğrencilerimize ve Güzel Sanatlara ilgi duyan herkese anlamlı yararlar sağlayacak bir eserdir.

Üniversitemizin Fakülte ve Yüksekokullardaki tüm öğrencilerine, Güzel Sanatların eğitim ve öğretiminde yıllardan beri süregelen çalışmaların ve öğretici metinlerin bu eserde toplanmasında emeği geçen başta Prof. Dr. Ara ALTUN ve arkadaşlarına ve bu konuda önemli destek ve katkılarını esirgemeyen değerli dostum Şeref ÖZGENCİL ve ona ait Creative Yayıncılık ve Tanıtım Ltd. Şti. mensuplarına teşekkür eder, eserin Türk Kültür hayatına ve Üniversitemize yararlar sağlamasını dilerim.

Prof. Dr. Kemal ALEMDAROĞLU
İ.Ü. Eski Rektörü

 ÖNSÖZ

Sanat’ın ve özelde Güzel Sanatlar’ın farklı bakışlara göre de değişebilen sayısız tanımı yapılmüştır. Ancak insanlık ve kültür tarihinin bir parçası olan “Sanat” ve “Güzel Sanatlar” kavramı gerçek olarak varlığını sürdürmüştür.

Doğu’da ve Batı’da gelişimini ve çeşitliliğini değişik alanlarda gösteren sanat, yaşamın vazgeçilmez bir parçası olmuş, tarihi süreç içinde siyasi ve iktisadi durum ne olursa olsun varolmuştur. Toplum ve çevre etkileri az ya da çok sanatın ve güzel sanatların gelişimini doğal olarak etkilemiştir.

Sanatın yadsınamaz varlığı ve gerekliliği değişik tanımları da beraberinde getirmiş, onun yaratıcılarının “Sanatçılığı” da giderek tartışılmıştır. Sanatın bütünü içinde Güzel Sanatlar kavramının oluşması, insanın günlük yaşamındaki yaklaşımları ve gereksinimi yanında özel bir konunun ayrımını temellendirmeye başlamıştır. Genelde Güzel Sanatları, Ritmik (tiyatro, mim, seyirlik vd.); Fonetik (müzik, şiir vd.); Plastik (mimari, heykel, resim, süsleme vd.) ve Karma (opera, sinema, fotoğraf, dans vd.) olarak ayıran anlayış duvarcılık, dokumacılık, marangozluk, demircilik vd. gibi Türkçe’de “zanaat” başlığı altında da toplayabileceğimiz olguyu “güzel” gibi öznel bir kavramın düşında tutmuştur.

19. yüzyıldan itibaren ve özellikle W. Gropius’un Almanya’da 20. yüzyılın ilk yarısında geliştirdiği Bauhaus kavramının da ağırlıklı etkisiyle Endüstri Sanatları ya da Uygulamalı Sanatlar kavramı gelişmiş, iletişimin giderek kuvvetlendiği Dünya’da “tek” olma olgusundan uzaklaşan ancak sanat özelliği taşıyan ve insanların günlük yaşamlarını etkileyen “çoğaltılmış” özgün tasarım esasına dayanan bu kavram etkin olmaya başlamıştır. Kuşkusuz, bu olgu sanat felsefesi/estetik alanındaki A. Augustinus’dan başlatabileceğimiz, 13. yüzyılda Aquinolu Thomaso ile sürdürebileceğimiz, ama F. Hegel’in (1770-1831) Estetik Dersleri ve izleyicileri ile billurlaşan tartışmalarla da izlenebilir. 18. yüzyılda W. Winckelmann’ın kazıları ile sanatın tarihi konusu Arkeoloji adını alacak olan bilim dalının yöntemine yaklaşmaya başlamıştır. Böylece kişinin sadece kendi çevresi ile değil, eski ya da diğer çevrelerin sanatları alanına da ilgisi artmıştır. 19.yüzyılda sanayileşme sürecinin getirdiği toplumsal değişme, sanat sosyolojisindeki irdeleme çalışmalarına hız verdiği gibi; 20. yüzyılda evrensel sanat akımları ile ulusal ve coğrafi üslupların Sanat Tarihi disiplini çerçevesinde mercek altına alınmasının yolu açılmıştır.

20. yüzyılda daralan çerçevelerde uzmanlaşmaların getirdiği yeni olgu, yakın ve uzak çevreye bakışlarda da bir daralmaya neden olma yoluna girdiğinde, özellikle batı ülkelerinin öğretim kurumlarında uzmanlık alanları yanında her kademedeki Öğrencilerin sanat alanı ile belli bir oranda ilgilenmesi yolunda yönlendirmeler dikkati çekmeye başlamıştır.

Sanatın geneli ve güzel sanatlar ile ilgilenmek, doğal olarak kişilerin kendi uzmanlık alanlarındaki gelişmelere de belli bir ivme katmaktadır. Ancak, onların yakın ve uzak çevrelerine bakış açılarında kuşku götürmez bir genişlik sağlamaktadır.

İstanbul Üniversitesi’nde de bu konu üzerinde ağırlıklı olarak durulmuş, bu amaçla kurulan İstanbul Üniversitesi Rektörlüğü Güzel Sanatlar Bölümü Başkanlığı, dağınık kampüslerdeki değişik alanlarda öğrenim ve eğitimlerini sürdüren Öğrencilerine güzel sanatlar alanında temel bilgilerin aktarılmasına çalışmıştır. Bu amaçla uzmanların hazırladığı ders notları audio-visuel paket programlar halinde kullanılırken, bir yandan da Öğrencilere ileride de başvurabilecekleri biçimde “Ders Notları”nın basımı planlanmıştır. Prof.Dr.Nurhan Atasoy’un Başkanlığı döneminde rahmetli Doç.Dr.Ünsal Yücel ile Doç.Dr.Uşun Tükel’in emekleriyle hazırlanan programların metinleri günümüze kadar bastırılamamıştır.

1998 yılında, konu yeniden gündeme geldiğinde Creative Yayıncılık Ltd. adına Sayın şeref Özgencil, baskıyı bağış olarak gerçekleştirmeyi üstlenmiştir. İ.Ü. Eski Rektörü Prof. Dr. Sayın Kemal Alemdaroğlu da bu bağış baskının ücretsiz olarak dağıtılmasını uygun bulduğundan yayın hazırlıklarına girişilmiş ve Sayın Serpil Teoman’ın gayretleriyle tamamlanabilmiştir. Başındaki Anadolu kronolojisi ve sonundaki iki yasa metni Türkiye’de güzel sanatların geçmişi ve çağdaş anlayışla korunması ile sanat eserlerinin yaratıcısı “Sanatçı”nın haklarını yakından ilgilendirdiğinden kitaba eklenmiştir.

Sanatla ilginin yolunun tanıma ve korumadan geçtiğini burada bir daha vurgularken, metin yazarlarına ve baskının gerçekleşmesinde emeği geçenlere sonsuz teşekkürlerimle, Öğrencilere yararlı olmasını dilerim.

 Prof.Dr.Ara ALTUN

İstanbul Üniversitesi Rektörlüğü

Güzel Sanatlar Bölümü Başkanı

 SANAT ÜSTÜNE

Uşun Tükel

 Bu kitapta 26 değişik başlık bulacaksınız. Amaç, sanatın binlerce yıl öncesinden günümüze değin uzanan heyecan verici serüvenini, bir ölçüde de olsa tanıtmaktır. Bu derlemede sanat tarihinin belli başlı dönemlerini, çeşitli ülke ekollerini ve geleneksel sanatlarımızın bazı dallarını bir araya getirmeye çalışıldı.

Ancak her şeyden önce sanattan, bu büyülü evrenden biraz söz etmek gerekir. Sanat nedir, nasıl doğmuştur? Bir günlük kullanım eşyası hangi nedenlerle belli bir estetik beğeniyle yaratılıyor, bir sanat yapıtına dönüşüyor? Bunlar hep sorulan, sürekli yanıt aranan sorulardır. Bu konuda çok çeşitli açıklama yapılabilir. Ama hepsi de sanatın yalnızca belirli yönlerini tanımlar.

Günümüzde araştırıcılar, sanatın kökenini binlerce yıl öncesi insanının ürünlerinde arıyorlar. Ancak o çağ insanının yaratma arzusunu ve sürecini tanımlamak pek kolay değildir. Mağarasına çizdiği resimlerde neyi amaçlıyordu tarih öncesi insanı? Bunlar bir av büyüsü müydü? Zamanlarının çoğunu mağaralarda geçiren bu insanların bir oyalanma eylemi miydi? Yoksa gerçekçi, bilinçli bir yaratma mı? ılkçağlardan günümüze küçük küçük heykelcikler gelmiştir. Bunların da simgesel bir anlamı, saptanmış, belirli bir formu mu vardı? Tüm bu sorulara kesin yanıtlar vermek, o kadar da kolay değildir.

Dünya sanat tarihi çok uzun bir süreyi kapsamaktadır. ınsanoğlunun ilk ürünleri için binlerce, onbinlerce yıl önceye dönmek gerekmektedir. Araştırıcılar dünya sanatını insanlık tarihiyle birlikte başlatıyorlar. Tüm bunların yanında sanatın kendine özgü nitelikleri var. Konuya değişik bir açıdan bakarsak ilginç bir durumla karışlaşırız. Bugün hayranlıkla izlediğimiz, görmek için müze kapılarında kuyruk oluşturduğumuz yapıtların çoğu, aslında yaşam koıullarını benimsediğimiz Batı uygarlığının ürünleridir. Ancak dünya üstünde bir tek uygarlıktan söz edemeyiz. Kongolu bir zencinin, bir kızılderilinin, bir eskimonun yapıtı da yetkin bir ürün olarak benimsendiği anda sanatın en temel niteliği de ortaya konmuş olur: Evrensellik. Sanatın her türlü yerel nitelemeyi, sınıflandırmayı aşan bir yapısı vardır.

“Güzellik” uzun süre sanatın en önemli niteliği olarak görülmaştür. Bu durum sanatın tanımına da yansımış, “Belli bir güzellik anlayışıyla yapıt üretmek, bir güzellik ifadesi” türünden tanımlamalar geliştirilmiştir. Oysa çağımızda daha açık bir biçimde anlaşıldığı gibi “güzellik” bir zorunluluk değildir. Giderek daha bütüncül bir bakış açısıyla olaya yaklaşırsak her dönemin, her bölgenin kendine özgü bir güzellik anlayışı olduğu ortaya çıkıyor. Thomas Munro’nun “Doyurucu bir estetik yaşantı oluşturmak için gerekli dürtüleri yaratma becerisi” biçimindeki tanımı, çok daha rahatlıkla benimsenebilir. Günümüzde bu yaşantı doğal olarak korkutma, irkiltme, hatta tiksindirme boyutlarına da sahip olabiliyor. Çağımız sanatçıları yaşadığımız büyük olayları, dramları tüyler ürpertici bir biçimde ele alabiliyorlar.

Sanat yapıtlarının toplanması, biriktirilmesi giderek sergilenmesi eski çağlara kadar uzanıyor. Bu olay günümüzde çok daha yaygın ve örgütlü bir hale gelmiştir. Tarih bi-lincinin gelişmesi, insanoğlunun geçmişini öğrenme konusundaki doyumsuz arzusu, bu konuda en önemli etkenler arasındadır. Çünkü yüzyıllarca önce yapılmış yapıtların çoğu geçmişe ilişkin bir takım gizleri önümüze sermekte, bizi o döneme götürmektedir. Bu da sanat yapıtının bir başka yönünü, sahip olduğu belgesel değerini açıklıyor. Geçmişi öğrenme konusunda yazılı kaynakların yanında sanat yapıtları da önemli bir rol oynar. Ancak sanatın yaşantımızdaki yerini salt bununla açıklamak çok yanıltıcı olur. Her şeyden önce, sanat bir yetkinliğe ulaşma çabasıdır. Bu noktada da her uygarlığın, her dönemin kendine özgü bir dili olduğunu söylemek gerekir. Bu söylediklerimizin sanatın evrenselliği ile bir çelişki oluşturduğu, evrensel bir dilin varlığını yadsıdığımız sanılmasın. Her uygarlığın, her dönemin dili ile anlatmak istediğimiz çeşitli üslupların, yaklaşım biçimlerinin varlığıdır. Bir Yunan heykeli, bir Osmanlı keramiği, bir Uzak Doğu resmi farklı farklı anlayışların ürünleridir. Ama bu yapıtların her birinde ayrı bir güzellik, ayrı bir çekicilik buluruz. ışte bu nedenle “Sanatın en temel niteliği evrenselliktir” diyebiliyoruz. Bu temel niteliklerinin yanında sanatın etkilere açık bir yapısı vardır. Tarih boyunca en önemli etki de dinden gelmiştir. Bu duruma Uzak Doğu’dan Amerika’ya kadar hemen her bölgede rastlarız. Örneğin Hint sanatı, Buda’nın çeşitli görünümlerini ve serüvenlerini içeren engin bir deniz gibidir.

Aynı durum Batı uygarlığı için de söz konusudur. Tüm Ortaçağ boyunca Batı’da dinsel öğretilerin ağır bastığı, kalıplara bağlı, şematik yapıtlarla karışlaşırız. Ortaçağ dinsel anlamı olan, okuma yazma bilmeyenlere Hıristiyanlığın özünü ve felsefesini anlatan yapıtlarla doludur. Bu dönemde sanatın eğitsel işlevine tanık oluyoruz. Ortaçağda tüm kiliseler konusunu Kutsal Kitap’tan alan resimlerle kaplanır, bu yolla ibadete gelenlere çeşitli mesajlar verilirdi. Giderek yapıların dış yüzeyleri bile dinsel konulu resim ve heykellerle kaplanmış, kentin merkezi durumundaki büyük katedraller ortaya çıkmıştır.

İslamiyette ise ilginç bir durumla karışlaşırız. Müslümanlık tasvir yasağını benimsemiştir. Kitap resminin dışında, özellikle insan figürüne pek az rastlanır. Bu nedenle sanatçı da soyut bir takım formlara ve anlatım yollarına yönelmiştir. Bu durum süsleme alanında büyük bir atılıma neden olmuş, bu alanda akıllara durgunluk verecek derecede başarılı ürünler elde edilmiştir. İslam dünyasında süsleme sanatının çok başarılı örneklerini buluruz. Büyük boyutlu yapıların duvarlarını renklendiren, zengin bir görünüm kazandıran bu tür süslere İslamiyetin egemen olduğu hemen her bölgede rastlıyoruz.

Öte yandan İslam dünyasının kendine özgü bir kitap sanatı vardır. Küçük küçük figürlerin yer aldığı, alabildiğine renkli ve ilginç olan bu alanda öteki dallara oranla daha özgür çalüşan sanatçı, Hz. Muhammed’i bile resimlemiştir. İslam kitap resmi son derece ilginç ve orijinal bir duyarlığın ürünüdür. Gerçi kendi içinde de bir takım üslup farklılıkları vardır, ancak genelde tekniği, resimleme anlayışı ve düzenleme mantığı açısından tutarlı bir birlik oluşturur.

Batı’da Ortaçağ boyunca süren şematik, kalıpçı anlayıştan az önce söz ettik. Ortaçağ’ın bitimi ile Batı’da en büyük sanat anlayışlarından birinin gelişimine tanık oluruz: Natüralizm. Bu anlayışta her şey doğada olduğu gibi, insan gözünün gördüğü gibi betimlenir. Doğal olmak, doğaya benzemek temel ilkedir. Araştırıcılar natüralist üslubu ünlü ıtalyan ressam Giotto’nun yapıtlarıyla başlatırlar. Sanatçının yapıtları mekan, derinlik ve renk açısından Ortaçağ’a oranla çok gelişmiştir. Ama natüralist üslubun asıl gelişimi Rönesans’ta olmuştu. 15. yüzyıldan itibaren Avrupa’da natüralist üslubun en olgun örnekleri verilir. Büyük usta Michelangelo’nun Musa Heykeli, bu örneklerin en ünlülerinden biridir. Natüralist anlayış o düzeye ulaşmıştır ki, anlatılanlara göre Michelangelo yapıtı bitirince karışsına geçmiş ve Musa Peygamber’den konuşmasını istemiştir. Bu öykü bize natüralist sanatçının gerçeğe uygunluk peşinde ne denli koıtuğunu gösteriyor.

Natüralizm yüzyıllar boyunca Batılı sanatçıların sıkı sıkıya sarıldıkları bir anlayış olmuştur. Ancak çağımızın hemen başında iki sanatçı, Picasso ve Braque natüralist anlayışa öldürücü darbeyi indirirler. Onların yapıtlarında artık tek bir bakış açısı bulamazsınız. Farklı bakış açıları resim yüzeyi üzerinde bir araya getirilir, nesnenin parçalanmış görüntüsü yeniden kurgulanır. “Kübizm” adı verilen bu akımın doğuşuyla 600 yıllık Natüralizm yıkılmaya başlar.

Çağımız sanatı hemen her alanda büyük bir anlatım zenginliğine sahiptir. Farklı çevrelerden, hatta kültürlerden etkilenme olayı çağımızda tüm açıklığıyla ortaya çıkar. Etkilenme, sanatın “evrenselliğini” destekleyen bir durumdur. Bir Aztek kafatası ile yüzyılımızın büyük heykelcisi Henry Moore’un bir yapıtını, toprak malzemeden yapılmış bir Kolombiya heykelciği ile Picasso’nun bir çalışmasını, Orta Afrika’dan ağaç, bakır ve pirinçten yapılmış bir cenaze tören figürü ile ısviçreli ressam Klee’nin bir resmini bir arada daşünebilirsiniz. Karışlaşılacak benzerlikler, çağdaş sanatçının esin kaynakları konusunda bir fikir verirken sanatın nasıl kıtalararası bir etkilenme, giderek bir bütünleşme yolu olduğunu da gösterecektir. Bu tür çarpıcı benzerlikler çağımız sanatının en ilgi çekici yönlerinden biridir. Bu durum aynı zamanda sanatın, giderek kültürün yapısını kavramaya olanak sağlıyor. Sanat etkilere açık, sınırsız bir yaratma eyleminin sonucudur, bağımsız bir yapısı vardır.

Çağımızdan önce sanat yapıtları belli bir kesime sesleniyordu. Bu durum günümüzde de bir ölçüde geçerliğini koruyor. Ama bunun yanında yaşadığımız kentler bile artık sanatsal anlayışla düzenleniyor, teknolojinin getirdiği yenilikler deneniyor. Evler, müze binaları, televizyon istasyonları giderek çevresel düzenlemeler sanatın yaşantımıza etkisini gösteren örneklerdir. Tarih ve çevre bilincinin gelişmesi, günümüz insanını kültürel miras konusunda çok titiz olmaya yöneltmiştir. Ülkemizde de yapılmaya başlandığı gibi, bir sokağın, kimi zaman tüm yerleşimin sanatsal bir kaygıyla korunması, yeniden düzenlenmesi çok sık karışlaşılan bir durumdur. Bunu da rahatlıkla sanatın, sanat eğitiminin bir katkısı sayabiliriz.

Sanatla ilgilenen, belli bir estetik duyarlık edinen kimsenin çevresindeki tarihsel dokuya da yabancı kalamayacağı, giderek ona sahip çıkacağı daşüncesini bir kez daha yinelemek istiyoruz. Zaten sanat eğitiminin temel amaçlarından biri de bu olmalıdır.

Çeşitli uygarlıkları ve sanatlarını tanıtan bu derlemenin (buna bağlı olarak audio-visuel programların) böylesi bir bilinci uyandırması en büyük dileğimizdir.