Habermas,  Kamusal Alan ve Demokrasi:

Eleştirel Müdahale

 

Douglas Kellner

 

Çev: Suat SUNGUR

 

Jürgen Habermas’ın oldukça zengin ve etkileyici kitabı “Kamusal Alanın Yapısal Dönüşümü” çeşitli disiplinlere büyük etkiler yaptı.  Ayrıca liberal demokrasi,  sivil toplum,  kamu yaşamı,  20.  yüzyıldaki sosyal değişimler ve diğer konular arasında detaylı eleştiriler ve üretken tartışmalara da neden oldu.  20.  yüzyılın ikinci yarısında çok az kitap böyle ciddi bir şekilde farklı alanlar tarafından tartışıldı.  Kitap 1962 yılındaki ilk yayınlanmasından 40 yıl sonra bile görünürde verimli tartışmalar meydana getirdi.  Habermas’ın düşüncesi büyük kitabının yayınlanmasından sonra can alıcı felsefi bükülmeler ve dönüşlerle yol alırken,  1990’larda Yapısal Dönüşüm isimli çalışması detaylı tartışmalarla kamusal alan ve demokratik teoriler konularıyla anıtsal çalışması olan Gerçekler ve Normlar Arasında’yı yarattı.  Bu nedenle kamusal alan ve gerçek demokrasinin gerekli şartları Habermas’ın çalışmasının ana teması saygıyı hak eden eleştirel araştırma olarak görülebilir.

 Bu çalışmada önce Habermas’ın kamusal alan kavramını ve onun yapısal dönüşümünü Onun erken yazılarıyla açıklayarak benzer konuları yapısal dönüşümü ve dilsel değişimi 1990’lı yıllardaki çalışmalarında nasıl ele aldığını anlatacağım.  Çeşitli eleştirilerden başlayarak ve kendiminkileri de ekleyerek kamusal alan fikrini tartışmalı olarak zaman içinde geliştirmeye gayret edeceğim.  Bu nedenle,  çalışmam Habermas’ın sorunsal demokratik siyaseti ve sosyal- kültürel yaşamı günümüze taşımayı amaçlamaktadır.  Maksimum kamu katılımıyla gerçekleşecek kamusal alan konsepti ve katılımcı demokrasiyi sağlayan geçerli konjonktürün anahtar konuları çalışmamın sınırlarını belirleyecektir.  

  Frankfurt Okulundaki Habermas: Kamusal Alanın Yapısal Dönüşümünün Kaynağı ve Başlangıcı:

 Kamusal alanın yapısal dönüşümünün tarihi ve ilk başlangıcındaki tartışmalar Habermas’ın Sosyal Araştırmalar Enstitüsü’ndeki çalışmalarıyla anlaşılabilir.  Almanya Frankfurt’ta 1950’lerde Horkheimer ve Adorno ile birlikte çalışmaya başlamasından sonra Habermas,  aydınlanma çağındaki yeni kamusal alanı Amerikan,  Fransız devrimlerinin neden olduğu politik tartışmaları sorgulamaya başladı.

 Aşağıda belirteceğim üzere,  Habermas çalışmalarını 19.  yüzyılın liberal Pazar kapitalizmi ve 20.  yüzyılın Frankfurt Okulu tarafından oluşturulan devletçi ve tekelci organize kapitalizmi üzerine geliştirdi (Kellner,  1989).

 Gerçekten,  Habermas’ın 1960’lı yıllardaki çalışmaları Sosyal Araştırmalar Enstitüsü’nün katı geleneksel yapısı içindedir.   Yayınlanan ilk çalışmalarından biri tüketim toplumuna eleştirel perspektiflerden bakmakta ve diğer erken dönem çalışmalar ise akılcılık,  iş ve boş zaman,  medya,  kamuoyu ve kamusal alanı içermektedir (Habermas,  1972).   Gelişen kurumsal pozisyonu devam eden çalışmalarında pozitivizm tartışmalarına müdahaleler içermekte ve Habermas pozitivist-sosyal teori karşısındaki diyalektik sosyal teoriyi desteklemektedir.  (Habermas,  1976)  Theory and Practise isimli çalışmasında Habermas klasik Marksizm ve eleştirel toplum teorisine karşı uygulamanın birlikteliği iddiasını ahlak ve eleştirel teorinin potansiyel boyutlarını gözler önüne sererek sürdürmüştür.  

 Habermas’ın Sosyal Araştırmalar Enstitüsü’ndeki ilk çalışmaları siyasal düşünceler ve öğrenci potansiyelleri üzerine yoğunlaşmıştır.  1961 yılında yayınlanan Student und Politik denemesinde,  Habermas ve enstitünün ampirik kökenli iki üyesi “Frankfurt öğrencilerinin siyasal bilinçlerinin sosyolojik sorgulamasını” yaptılar.   Çalışma,  enstitünün daha önceleri yapılan Gruppenexperiment çalışmasına benzer bir çalışmaydı.  Bu çalışma Alman toplumunun 2.  Dünya Savaşı sonrası demokratik ve anti-demokratik potansiyelini ortaya çıkarmayı amaçlamıştı.  (Pollock 1955) Yapılan araştırmanın sonucunda Alman işçi sınıfı ve 2.  Dünya Savaşı öncesi yüksek oranda siyasal duygusallık ve otoriter-tutucu eğilimler açığa çıkmıştır (Fromm 1989).  Araştırmalar Alman öğrencilerin çok düşük oranda (% 4) gerçek demokratik olmalarına karşın,  % 6 oranında da katı otoriter olduklarını ortaya koymuştur.  Yine benzer olarak sadece % 9’unun kesin demokratik potansiyelinin olduğu,  % 16’sında kesin otoriter potansiyelin olduğu görülmüştür (Habermas,  et.  al,  1961: 234).  Bütün duyumsamazlığa ve karşıt görüş ve tutumlara rağmen büyük çoğunluğun demokratik yönelimden çok otoriter yönetime meyilli olduğu saptanmıştır.  Habermas “Siyasal Katılımın Konsepti” isimli çalışmasının başlangıcında otantik demokratik ve siyasal katılımın öğrenci tutum,  görüş ve davranışlarını ölçmede standart olarak kullanıldığını yazmıştır.  Daha sonraki kamusal alan çalışmalarında yaptığı gibi,  Habermas demokrasinin çeşitli kavramlarını Yunan demokrasilerinden başlayarak burjuva demokrasilerine ve refah devlet kapitalizmine kadar uzanan sürece kısaca göz atmıştır.

 Özel olarak Yunanlıların katılımcı demokrasileri ve radikal demokratik hareketleri,  19.   yüzyılın parlamenter burjuva demokrasileri ve refah devletinin vatandaşların katılımını azaltmaya yönelik tutumlarını karşılaştırmıştır.  Habermas erken radikal demokrasi duygusunu günümüzün parlamenter demokrasilerine karşı savunmuştur.  Bu nedenle,  Habermas kendini Rousseau,  Marks,  ve Dewey’le güçlü demokrasi konusunda ortak çıkarları olan işbirlikçi olarak nitelendirir.  

 Student und Politik konulu erken çalışmalarda Habermas popüler egemenliğin prensipleri,  resmi kanunları,  anayasal güvence altındaki haklar ve sivil özgürlükleri burjuva toplumunun mirası olarak savunur.  Yozlaşmış ve gerilemiş erken model burjuva demokrasisini eleştirerek,  gelişmiş düzgüsel demokrasi konseptini refah devlet demokrasisi için standart olarak kullanmaktadır.  Habermas’ın inancına göre hem Marks hem de erken Frankfurt Okulu,  evrensel hukukun prensiplerini,  hakları,  egemenliğin değerini eksik olarak hesaplamışlardır.

 Student und Politik 1961 yılında yayınlanmıştır.  Aynı dönemde Amerika’daki radikal öğrenciler katılımcı demokrasi ve ekonomik demokrasi üzerine benzer kavramlar geliştirmişlerdir.  Bu nedenle,  Habermas demokratikleşme teorileri ve siyasal katılım üzerine çeşitli yönlerde teoriler üzerine yoğunlaşır.  Gerçekten,  kariyerinin başlangıcından günümüze kadar Habermas’ın çalışması radikal demokrasi ve siyasal kurumlardan ayrılmaktadır.

 Habermas,  burjuva kamusal alanını Habilitationschrift’te doktora öncesi tezinde anlatmıştır.  Calhoun,  Adorno ve Horkheimer’in tezlerinde liberal demokrasi düşüncesi eleştirilerinin yetersiz olduğunu iddia etmektedir (Calhoun 1992: 4 f).  Buna rağmen,  Wiggershaus,  “Adorno tezi kabul ederdi ama Horkheimer çok radikal ve değişim için çok uzlaşmaz olduğuna inandığı için enstitünün en umut vaat eden öğrencisini başka bir yerde iş bulmaya zorladı” şeklinde iddiada bulunuyor (1996: 555).

 Habermas,  tezi,  Almanya’nın Marburg kentindeki yeni Marksist profesörlerden biri olan Wolfgang Abenroth’un iradesine bırakarak 1961 yılında Marburg’ta özel doçent oldu,  1962 yılında da Heidelberg’te profesör oldu.  1962 yılında Adorno tarafından büyük bir güçle desteklenerek Frankfurt’a geri döndü  ve Horkheimer’in felsefe sosyolojisi kürsüsüne oturdu.  Böylelikle Adorno enstitüye en çok umut vaat eden ve yetenekli eleştirel teorisyeni hediye etmiş oldu (Wiggershaus 1996: 628).

 

Kamusal Alanın Diyalektiği

 

Habermas’ın belirttiğine göre demokratikleşme,  demokratik toplumun siyasal katılımı ve kişisel gelişmenin temel elementleriyle ilgilidir.  Habermas’ın 1962 yılında yayınlanan ve çeşitli karşıt görüşlere yer veren Kamusal alanın Yapısal Dönüşümü isimli çalışmasında katılımcı burjuvazi kamusal alan medya ve elitlerin kamusal alanı kontrol ettiği liberal demokrasinin en cesur dönemi olduğunu söyler.  Kitabın iki ana teması burjuva kamusal alanı,  kültür endüstrisini ve ekonomik işbirliklerinin yükselen gücünü,  kamu yaşamındaki büyük işlerini içerir.   Bu açıklamada büyük ekonomik ve yönetimsel organizasyonlar kamusal alanı yurttaşlar malların,  hizmetlerin,  siyasi yönetimin ve görülen diğer şeylerin sadık tüketicileri haline gelirken teslim alırlar denilmektedir.

 18.  ve 19.  yüzyıldaki İngiltere,  Fransa ve Almanya’daki genel gelişmeler doğrultusunda,  Habermas ilk önce burjuva kamu alanı olarak nitelendirdiğimiz modeli kısaca ele alır ve 20.  yüzyılda bunun nasıl yozlaştığını inceler.   Habermas kitabının önsözünde şunları yazar:  “Araştırmamız burjuva kamu alanı ve onun sosyal-refah devletine dönüşmesinin stilize edilmiş resmini sorgular. ”  (Habermas 1989a: xix)  Proje,  felsefe,  sosyal teori,  ekonomi,  tarih ve böylece Sosyal Araştırma Enstitüsü’nün enstantanelerinin sosyal teori olarak resmini çizer.   Onun tarihi bakış alanı enstitü projesinin gelişen eleştirel teorisi ve siyasal pozisyon arzusu onarımı temaları Habermas’ın düşüncesinin merkezini işaret eder.

 Habermas burjuva kamusal alanı düşüncesini açıkladıktan sonra,  kamuoyunu ve umuma açık olmayı,  sosyal yapının siyasal işlevi ve kavramlarını,  kamu alanının ideolojisini,  kamu sosyal yapısının dönüşümünü,  halkın işlevinin değişimini ve kamuoyunu 3 bölümde incelemeden önce analiz eder.   Metin,  sert kavramlar ve Habermas’ın yazılarının karakteristik doğru özellikleriyle vurgulanır.  Özetlerimin  devam eden bölümleri kamu alanı kavramını açıklayan anahtar düşünceler ve onun yapısal dönüşümü,  Habermas’ın çalışmasını değerlendiren anlam ve sınırlar olarak demokrasinin çağdaş toplumlarda şartlarını işaret edecektir.  

 Habermas’ın yorumlarına göre 1700’lü yıllarda görülmeye başlayan burjuva kamu alanı bireylerin ailesel,  ekonomik ve sosyal yaşamları ile sosyal ve kamu yaşamı arasında aracılık etmeye başladı.  Burjuva ve citoyenler arasındaki zıtlıklar Hegel ve Marks’ın erken dönemleri tarafından sosyal uzlaşıya ulaşmak için özel ilginin üstesinden gelmek ve genel ilgiler keşfetmekte kullanıldılar.  Kamu alanı gazeteler ve haber kağıtları gibi bilgisel ve siyasal organları olan bir alanı içermekteydi.  Tıpkı siyasal tartışmaların yapıldığı parlamentolar,  politik kulüpler,  edebiyat salonları,  halk toplantıları,  publar,  kafeler,  toplantı salonları ve diğer halk alanlarında sosyo-politik tartışmaların yapıldığı alanlar gibi. . .   Tarihin ilk dönemlerinde bireyler ve gruplar onlara ihtiyaçları ve ilgileri hakkında direkt açıklamalarda bulunarak kamuoyunu biçimlendirirlerdi.   Burjuva kamu alanı kamuoyunu karşı devlet gücü ve güçlü ilgiler olarak burjuva toplumunu şekillendirdi.  

 Habermas,  kamu alanı kavramını sivil toplumun günlük yaşamının özel ilgi alanları ve devletin gücü arasındaki kurumlar ve uygulamalar olarak tarif eder.   Kamu alanı,  aile ve çalışma yeri arasında bir yer teşkil eder.  Habermas’ın söylediği burjuva kamu alanı insanların genel kamu ilişkilerini konuştuğu,  keyiflerince organize oldukları sosyal ve halk gücünden oluşur.

 Kamusal alanın ilkeleri bütün konuların genel ilgiler içinde tartışıldığı çapraşık bir konudur.  Kamu alanı bu nedenle ifade ve toplanma özgürlüğü,  hür basın,  siyasal alanlara özgürce katılım hakkı ve karar verme hakkını ön koşul olarak gerektirmektedir.  Demokratik devrimlerden sonra,  burjuva kamu alanı anayasal düzende siyasal haklar ve adalet sistemi ile güvence altına alınmıştır.  

 Habermas’ın burjuva kamu alanı düşüncesini savunan ve eleştirenlerin çoğu O’nun çalışmalarının,  değişimi,  kamusal alanın akılcı tartışma alanını,  yoğun kültürel tüketim uzlaşmasını,  kurumlar ve baskın elitlerden oluştuğunu not etmeyi gözden kaçırırlar.   Bu analiz Frankfurt Okulu modelinin 1930’lu yıllarda Amerika’da pazar kapitalizmi ve liberal demokrasiye dönüşümü üzerine inşa edilmiştir.  Enstitü için ekonomik ve siyasi füzyon,  kültür endüstrisinin manipülasyonu,  yönetilen toplum,  bireysellik ve özgürlük tarihin yeni aşamasının oluşumunu teşkil eder.

 Habermas enstitü teorisine tarihi gelişmeleri ekleyerek,  feodalizasyonu yeniden tartışarak 19.  yüzyılda kamu alanının başladığını söylemektedir.   Değişimin özel ilgileri doğrudan politika işlevine güçlü işbirlikleri olarak girmekte,  medya ve devleti kontrol ve manipüle etmektedir.   Diğer tarafta devlet,  günlük yaşamda daha kökten bir rol üstlenerek,  hak ve özel alan ve devlet ve sivil toplum arasında aşınmaya neden olmaktadır.   Kamu alanı gerilemeye başladığında yurttaşlar tüketici haline gelirler ve kendilerini pasif tüketici olmaya adayarak özel alanlardan genel mallara yönelirler ve demokratik katılımdan uzaklaşırlar.

 Burjuva kamu alanında kamuoyu Habermas’ın analizlerine göre politik tartışmalar ve uzlaşmalar tarafından şekillenir.   Sosyal refah devleti kapitalizmindeki kamu alanının kamuoyu,  siyasal,  ekonomik ve medya elitleri tarafından yönetilir.  Burada kamuoyu,  sistem yönetiminin ve sosyal kontrolün bir parçasıdır.   Böylelikle burjuva gelişiminin erken dönemlerinde kamuoyu açık politik tartışmalar tarafından şekillenirdi.  Kapitalizmin çağdaş aşamasında kamuoyu,  baskın elitler tarafından şekillenir ve onların özel ilgilerini temsil eder.  Artık bireyler ve gruplar,  akılcı uzlaşmalarını,  ilgilerini ve düşüncelerini rahatça ifade edebilmektedir.

 20.  yüzyıl demokrasilerinde evvelki yıllarda oluştuğu iddia edilen “gerçek” kamuoyunun yerini,  belirli birey,  grup ve kurumların görüşlerinin tartışılmaksızın diğerlerine benimsetilmesiyle oluşan yeni bir kamuoyu almıştır.   Bu Habermas’ın ifadesiyle kamu görüşü değil,  kamu olmayanın görüşüdür.  

Bu nedenle Habermas liberal kamu alanının değişiminin kaynağını,  Aydınlanma dönemi,  Amerikan ve Fransız devrimlerinden alan medya ağırlıklı kamu alanına dönüşümü şeklinde tarif eder.  Refah devlet kapitalizmi ve demokrasinin geçerli çağ olduğunu söyler.  Bu tarihi dönüşüm Horkheimer ve Adorno’nun kültür endüstrisinin analizinde aynen ifade edildiği gibi dev işbirlikleri kamu alanını teslim almış ve onu akılcı tartışmaların yapıldığı bir alandan manipülatif tüketimin olduğu pasif bir alana dönüştürmüştür.   Bu dönüşümde kamuoyu tartışmalardan doğan akılcı uzlaşmalardan üretilmiş düşünce havuzlarına veya medya uzmanlarına dönüşmüştür.  Akılcı tartışmalar ve uzlaşmaların yerini reklamcıların ve politik danışma kurumlarının yönettiği tartışmalar ve manipülasyonlar almıştır.   “Reklamlar eleştirel işlevini yitirmeye başlamış,  tartışmalar sembollere dönüştürülerek sadece algılanmaları istenmiştir” (1989a: 206).

 Habermas’a göre medyanın işlevi akılcı tartışmaları yönlendirmek yerine onları inşa etmek,  sınırlandırmak ve medya çıkarları doğrultusunda yönlendirmeye dönüşmüştür.   Bu nedenle,  kamu tartışmaları ve bireysel katılım arasındaki bağlantılar kırılmış,  politik bilgilenme ve öngörme şeklinde değişime uğramıştır.   Tüketici vatandaş pasif bir şekilde eğlenceyi ve bilgiyi emmektedir.  Böylelikle vatandaşlar medya sunumlarının ve tartışmalarının spekülatörleri haline gelmiş,  tüketici/vatandaş objesi haber,  bilgi ve halkla ilişkiler kamuoyunu biçimlendirmiştir.

 Habermas’ın önerileri kamu alanını yeniden canlandırmak amacını gütmektedir.   Kamu iletişimin eleştirel sürecini hızlandırmak önerisini,  eleştirel reklamın organizasyonlar arası kamu alanlarıyla yaşamımıza girdiğini söyleyerek sonuçlandırmıştır.   Horkheimer hâlâ,  Habermas’ın çalışmasını çok fazla sol kanatta bulmaktadır ve Habilitations’da olduğu gibi enstitünün başarısını reddetmiştir (Wiggershaus 1996: 555 ff. ).  Buna rağmen,  bu çalışma 1962’de Almanya’da basılmış ve hararetli eleştirel kabuller görmüştür.  1985’te İngilizceye çevrildiğinde Habermas ve kamusal alandan daha fazla tartışmalara neden olmuş ve bu tartışmalar hâlâ daha canlılığını ve sıcaklığını korumaktadır.  Benim çalışmam da bunu gösterecektir.     

   

Habermas ve Kamusal Alan: Eleştirel Tartışmalar

 

Habermas’ın “Kamusal Alan” isimli çalışması pek çok eleştirel tartışmaya konu olmuş,  geçmiş dönemleri netleştirmiş,  daha sonraki yazılar gözden geçirilmiş,  kamusal alandaki tarihi ve kavramsal araştırmaları beslemiştir.   Çok az kitap böyle sistematik bir şekilde tartışılmış,  eleştirilmiş veya teorik ve tarihi analizlere ilham vermiştir.   Sonuç olarak kamusal alan ve demokrasinin pek çok boyutunu anlamanın daha iyi olacağına inanıyorum.  

 Habermas’ın eleştirileri erken dönem burjuva kamu alanını rasyonel tartışmalar forumu olarak sunmakla belirli grupların dışlandığını ve katılımlarının sınırlandırıldığını söyler.   Habermas,  burjuva kamusal alanının liberal elementlerin stilize resmini sunduğunu kabul eder (Habermas 1989a: xix).   İdeal tipin sunumunu netleştirerek normatif ideal olmayanın yaşama geri getirildiğini söyler (Habermas,  1992: 422 f).  Gerçekten,  Habermas’ın makalelerinde kamusal alanın kesin idealleştirilmesi açık bir dille ifade edilir ama bu çalışmalar O’nun hem olumlu kabulünden hem de iyi bir eleştirmen olmasından kaynaklanmaktadır.  Olumlu taraf açısından,  kitap pek çok düşünce alanını ve formu etkilemiş,  diğerleri ise enstitü ve alanların alternatif kültürleri ve demokratik gelişimlerden esinlenmiştir.   Habermas,  çalışmalarıyla ve ortaya koyduğu düşünceleriyle kamusal alan ve sivil toplumun demokratikleşmesini sağlayacak tartışma ortamları yaratmıştır.

 Habermas’ın erken burjuva kamusal alanı ve rasyonel tartışma ve uzlaşma alanları çok keskin bir şekilde eleştirilmiştir.   Habermas’ın burjuva kamusal alanı kavramı demokratik siyasetin normları ve aklî kamuoyunun akılcı tartışmaları ve uzlaşmalarıyla ateşlendiği ve şekillendiği şüphelidir.   Siyaset,  modern çağ boyunca ilgileri ve gücü tartışanların konusu olmuştur.  Bazı küçük Batı burjuva toplumlarında kamu alanı Habermas’ın duyularına göre gelişmiştir.   Habermas’ın vurguladığı şekilde kamu alanını ideal ve evrensel hale getirmek hatadır.

 Dahası,  kamusal alan ve demokrasi kavramının liberal ve halkçı zafer kutlamaları,  hoşgörü,  tartışma ve uzlaşma,  güncel burjuva kamu alanı beyaz,  mülkiyet sahibi erkekler tarafından ele geçirilmiştir.   Habermas’ın eleştirel belgeleri,  çalışma sınıfları,  köylü kamuları,  kadın kamu alanları aslında burjuva kamusunun çağdışı olduğu ve birbirleriyle yarışır halde oldukları bu forumlarda açığa çıkmıştır.  Oskar Negt ve Alexander Kluge,  Habermas’ın mülki ve köylü kamularını eleştirmiş (1972,  1993) ve Habermas buna yazdığı cevapta burjuva kamu alanının başlangıçta baskın olduğunu ve burjuva olmayan kamu alanını eksik hesaplandığını söylemektedir.

 Bu nedenle,  liberal ve demokratik bir kamu alanını eleştirmek kamu alanını daha üretken teorize etmektir.  Kamu alanının dışlanmış grupları çeşitli konfigürasyonları içerir.  Dahası,  aşağıda tartışacağım gibi,  kamusal alan yeni sosyal hareketler,  yeni teknolojiler ve yeni kamu hareketleri ile yeniden doğar.

Mary Ryan,  bir ironiye dikkat çekerek sadece Habermas’ın kadın kamusal alanını ihmal etmediğini,  kamusal alanın kadınların politik güce sahip olmasıyla hareketlendiğini de belirtir (1992: 259 ff).  Gerçekten,  1999 yılında Ken Bruns tarafından hazırlanan PbS belgeleri Sadece Kendimiz Yalnız Değiliz çalışması parlak bir şekilde 19.  yüzyılda Amerika’daki kadınların kamusal alanını ortaya koyar ve Susan B.  Anthony,  Elizabeth Cary Stanton ve diğerlerinin inanılmaz çabalarını belgeler.   Onlar,  1840’lardan 1900’lere kadar oy ve kadın hakları konusunda mücadeler ettiler.  Jane Adams ve meslektaşlarının mücadeleleri,  kamusal alanda,  sağlık,  eğitim,   haklar,  yasal ve cezai reformlar,  kamu sanatları konusunda gelişmelere neden olmuştur (Bryan ve Davis 1969 makaleleri).   Bunlar ve diğer kadın grupları Ryan (1992) kadın kamu alanının yaşamı ve aktif yapı taşları konusunda ciddi tartışmalar yapmışlardır.

 Gerçekten,  Howard Zinn’in People’s History of the United States (1955) ve Lawrance Goodwin’in The Populist Movement (19XX) belgeleri karşı haraketlerin ve kamu alanının Birleşik Devletler tarihinde ve günümüzde var olduğunu belgelerler.  1960’lardaki sivil haklar üzerine yapılan hareketler ve devamında 1970’lerdeki “yeni sosyal hareketler” Habermas’ın analizlerinin düşüşünü ve 20.  yüzyıldaki kamusal alanın zenginliğini ve canlılığını sergiler.   Sonuç bölümünde,  bu hareketlerin yeni kamu alanında ve siber alanlarda,  demokratik siyasetlerde yeni alanlar sunduğunu söyleyeceğim.

 İncelemelerinin sınırlı olmasına rağmen,  Habermas tarihte ilk defa sıradan yurttaşların siyasal tartışmalara katıldığını,  adil olmayan yönetime karşı mücadele ettiğini,  sosyal değişimin mükemmel olmasa da batı toplumlarında gelişmelere neden olduğunu söyledi. O, demokratik devrimlerin kamu alanını meydana getirdiği konusunda haklıdır. Habermas’ın kamusal alanın yapısal değişimi yönündeki söylemi sınırlamalara rağmen medyanın siyasette ve günlük yaşamdaki yükselen önemli işlevi medyayı ve kültürü kullanarak kendi ilgilerini öne çıkarmış ve bu ortak ilgiler kamu alanını istila etmiştir.

 Geçmişi göz önüne alarak,  Habermas’ın analizi Horkheimer ve Adorno’nun tarihi felsefesi olan Aydınlanmanın Diyalektiği (Dialectic of Enlightment) adlı eserinde çok derin olarak yer almıştır.   İşaret edildiği gibi,  Habermas’ın söylemi kültür endüstrisinin kurumsal incelemelerinin varolan dev işbirlikleri kamusal alanı teslim almış ve onu akılcı tartışma ortamından manipülatif tüketim alanına yönelterek pasifize etmiştir.   Dahası,  Horkheimer ve Adorno’nun geçmişe nostaljik bakışları ailenin önceki biçimini idealleştirirken,  Habermas erken burjuva kamusal alanını idealleştirmekteydi.  

 Sadece kendi meslektaşları olan Horkheimer ve Adorno değil,  Amerika’daki kitle kültürü ve iletişimi katılımcılarından C. Wright Mills de bu kavrama etki etti.  Habermas Transformations’da Mills’in sözlerini yoğun bir şekilde tekrar etmesine rağmen sonuçta Habermas’ın kamusal alanın yapısal değişimi analizlerinde Mills’in çalışmalarının anlamını bulamadım.

 C.  Wright Mills medyanın gücünün doğrudan ve ardışık bir şekilde halkı manipüle etmesine rağmen enstitü modelini yararlı kılma eğilimindeydi. White Collar isimli çalışmasında Mills (1951) kitle iletişim araçlarının bireysel tutumları ve orta sınıf değerlere neden olan rahatlığın eleştirel rolüne dikkat çekti.   Eğlendirici medya özellikle sosyal kontrol aracıdır çünkü popüler kültür propaganda olarak kabul edilmez ama eğlence insanların en yorgun oldukları anlarda beyinlerini dinlendirmek için kolay kimliklendirilen karakterleriyle, kolay cevaplarla kişisel problemleri basmakalıp hale getirir.

 Mills,  kitle iletişim araçlarının politik sembollerin ve kişiliklerin yönetimini tıkamakta olduğunu analiz etmiştir. Pazarlanan mallar ve satılan siyasetçiler arasındaki paralelliği kavradığımızda, Mills siyasetin de ticari bir meta olduğunu yönünde saptamalarda bulunmuştur. The Power Elit isimli çalışmasında medyanın kamuoyunu yönlendirdiğine ve baskın elit kesimi güçlendirdiğine dikkat çekmiştir.  (Mills 1956).   Habermas’ın teorisinden önce ortaya çıkan bu analize göre,  Mills sosyal düzenin “halkların topluluğundan” oluştuğunu ve burada bireylerin politik ve sosyal tartışmaların içinde yer aldığını ve “sosyal kütle”yi oluşturduğunu,  halkın yığına dönüştüğünü söyler.  (298 ff. )  Bu büyük değişimde kitle iletişim araçlarının etkisi çok büyüktür.   Alıcılara verilen fikrin oranı, medyayı kontrol eden ve ya ona ulaşma imkanı olan küçük elit gruplar tarafından belirlenir.   Dahası,  yığınsal kitle iletişim araçları ile geri beslemeye izin vermeyen tek yönlü bir iletişim ortamı sunarlar.   Bu da demokratik kamu alanını yok eder. Buna ek olarak,  medya nadir olarak halk hareketlerini cesaretlendirir.  Bu yollarla,  sosyal pasifliğe neden olurlar ve kamu alanı kırılarak özel tüketicilere dönüşür.

 1981 yılında Starnberg’teki bir konferansta Habermas’ın burjuva kamu alanı kavramını sunduğumda (Kellner 1983),  Habermas,  Horkheimer,  Adorno ve C.  Wright Mills’in kavramlarının kendi analizlerine esin yarattığını ve çalışmalarına Horkheimer ve Adorno’nun kültür endüstrisinin tarihi alan ürettiğini ve Mills’in enstitü modelini karşılaştırmalı olarak güncellediğini söylemiştir.   Horkheimer ve Adorno’nun Aydınlanmanın Diyalektiği’ndeki kültür endüstrisi ve kamu alanı analizi ve Habermas’ın Kamusallığın Yapısal Dönüşümü’ndeki enstitünün eleştiri  stratejisi kullanılamadı çünkü demokratikleşmeyi destekleyecek kurumsal temeller yoktu ve hiçbir sosyal aktör teorinin uygulanışını anlatmadı,  demokratik sosyal hareketleri güçlendirmedi.   Bu nedenle eleştirel teori toplumun değişim güçlerine ulaşamadı.

 1930’larda enstitü dâhili eleştiri kullandı. Faşist ve totaliter toplumların demokrasi,  insan hakları,  bireysel ve sosyal özgürlükler ve akılcılık kavramının ayakta durma noktasını değerlendirdi.   Bu yolla Frankfurt Okulu dâhili standartları kullanarak burjuva toplumunda faşizmin ileri gelişmelerini eleştirdi.   Horkheimer ve Adorno’nun Aydınlanmanın Diyalektiği isimli çalışması 1940’larda yazıldı ve ilk olarak 1947’de basıldı.   Bu kitap,  aydınlanma normlarının nasıl tersine döndüğünü,  demokrasinin faşizmi nasıl yarattığını,  mantığın nasıl mantıksıza dönüştüğünü,  kurumsal akılcılık,  askeri makinaların ölüm kamplarını nasıl yarattığını,  kültür endüstrisinin aydınlanma döneminde nasıl baskın ve yönlendirici hale geldiğini anlattı (Kellner’in tartışmaları 1989,  Bölüm 4). Bu durumda “burjuva ideallerini eleştirinin normları olarak” kullandığımız süreç 20.  yüzyılın sivil barbarlığı olarak kabul edilir.  Bu burjuva idealleri paraya çevrildiğinde,  bilinç alaya döndüğünde,  bu normların taahhüt ve değeri ideoloji eğilimleri tarafından feshedilmiş olacaktır.   Bu nedenle,  normatif kuruluşların toplumların eleştirel teorileri daha derin seviyelerde olmalıdır.   İletişimsel hareketlerin teorisi,  açık,  akılcı potansiyeli günlük iletişim uygulamalarına taşıyacaktır.

 Horkheimer ve Adorno’nun Aydınlanmanın Diyalektiği’nde olduğu gibi Habermas burjuva kamu alanının nasıl tersine döndüğü söylemini dile getirir.   Önceki dönemlerdeki sosyal organizasyonların daha sonra yozlaşmaya uğramasını eleştirerek,  halk enstitülerinin yenilenip,  demokratikleştirilmişlerini Yapısal Dönüşüm’de yazar.  (1989: 248 ff)  Bu nedenle,  hem eleştiriye yeni bir ayakta durma noktası kazandırmak,  hem de eleştirel teoriler için yeni felsefi temeller oluşturmak ve demokratikleşmesine yeni bir güç kazandırmak için Habermas dilinin ve iletişiminin alanını antropolojik temeller bulma ve demokratikleşmeyi desteklemeye dönüştürür.

 

Dilsel Dönüş

 Habermas’ın iddiasına göre,  dil,  baskın ve karşıt eleştiri normları içerir ve sosyal demokratikleşmeyi sağlar.   Bir başkasının konuşmasını anlama,  daha iyi bir tartışma yapabilme ve uzlaşmaya varabilmek için Habermas akılcı bir hazine bulmuştur:  “İletişimsel Eylem”.   Bu,  iletişimdeki bozulmaları eleştiren normları geneller.   Daha gelişmiş aşamasında ise “ideal konuşma durumu” olarak nitelendirir.  Habermas sosyal eleştiriler ve demokratik sosyal iletişimler ve hareketler için modeller geliştirmiştir.   Devamında,  Habermas,  sosyal eleştiri,  demokratikleşme ve  eleştirel teori yaratmak,  dil ve iletişimin temellerini oluşturmak için dilsel değişimini yaptı ve Frankfurt Okulu’nun düştüğü tuzağın üstesinden gelmek için daha güçlü teorik kurumlar olması gerektiğini söyledi.   Geçmiş birkaç on yıl içinde,  Habermas dil ve iletişimin, insanın dünya yaşamının merkezi olduğunu söyledi.  Bu proje teorik tartışmaların zenginliğini arttırdı ve sosyal eleştiri ve demokratikleşme için normatif temeller oluşturdu.

 Habermas’ın iletişimsel hareket teorisi,  O’nun dilsel değişimi çok fazla yorum ve eleştiri aldı.   Sadece dil ve iletişimle ilgili teorik evreler değil,  Habermas’ın ve Fraknkfurt Okulu’nun daha güçlü sosyal-politik  eleştiri ve demokratikleşme temelleri üzerine de açmazları vardır.   Bu nedenle,  tartışırken,  Habermas’ın erken kamu analizleri ve teorisindeki aliterasyonlara da değineceğim.

 Başlangıç olarak,  1970 öncelerinde Habermas sosyal-tarih ve kurumsal eleştiri teorilerini Kamusallığın Yapısal Dönüşümü isimli çalışmasında felsefi olarak ele alır.   Bu ciddi çalışmalar,  inanıyorum ki,  dil ve iletişim teorileri içindir.   Çağdaş tarih ve yapıcı milenyumda,  Habermas’ın dil nosyonun evrensel ve tarihi olduğuna dikkat çekilir.   Yapıcı ve tarihi bakış açısından,  dil kendi başına sosyal-tarihi yapıdır,  kendi kuralları anlaşmaları ve geçmişi vardır.   Farklı toplumların kendi dil ve iletişim oyunları ve şekilleri olmasına rağmen anlamlar kullanım tarih üstüdür.   Gerçekte,  çağdaş post-yapıcı teoride,  dil ve iletişim,  çağdaş ve akılcı toplumlarda sosyal sistem içinde bir güç olarak baskınlığını ve yönlendiriciliğini gösterir.  

 Bu nedenle,  bu bakış açısından baktığımızda dil çağdaş toplumlarda işlevsel ve akılcıdır,  anlamları ve kullanımı sosyal yapıyı inşa ederek yönetimsel ilgileri ve baskınlığı içerir.   Dil hiçbir zaman saf,  felsefi ve evrensel değildir ve sosyal şartları ve sınırları aşar.   Dil ve iletişimin zihinleri buluşturabileceği,  paylaşılan anlayışın kullanılabileceği,  gerçeğin açığa çıkabileceği,  ulaşılmayan uzlaşıya ulaşılabileceği tamamiyle ütopik bir hayaldir.   Post-yapısal/olumlu görüşte dil, gücün ayrılmaz bir parçasıdır ve sosyal ilgilerin aletidir.   Bu alet,  konuşmaları,  anlaşmaları,  tecrübeleri meydana getirir ve dil ve iletişimi akılcılık ve demokrasi için mükemmel olmayan bir model haline getirir.

 Benim görüşüme göre,  dil kendi zıtlıklarının cefasını çeker,  özellikle evrensel olarak gerçekle gerçek olmayan,  iletişim ve yönlendirme arasındaki çatışmaların yanında durur.   Bu perspektiften bakıldığında Habermas’ın dil ve iletişime dair felsefi temeli sorunsaldır ve somut sosyal-tarihi özellikler gerektirir.   Habermasian teoriye göre bu görev oldukça karmaşıktır çünkü geçmiş on yıllarda sistem ve dünya yaşamı Habermas’ın çalışmalarının merkezinde durmuştur.   Habermas için,  çağdaş toplumlar iletişimsel hareketlerin kuralları tarafından yönetilen dünya yaşamı ve sistem tarafından yönetilen emirler tarafından ikiye bölünmüştür.   Bu ayrıma göre geçmiş günlük yaşamın iletişimsel deneyimlerini yakalayamaz ve sisteme ait güçler dünya yaşamı üzerinde baskın olmaya başlamışlardır.  Habermas için,  “yönetilen medya”nın parası ve gücü günlük yaşamın her alanını kontrol eder.   Demokrasinin ve kamuların,  ahlakın ve iletişim hareketlerinin,  Habermas’ın diğer ideallerinin ve Frankfurt Okulu’nun altını kazmaya başlar.  Sık sık tartışıldığı üzere bu düşünce çok dualistik ve saçmadır.   Devlet ve siyaset gönüllü olarak ilerledikçe,  dünya yaşamı her türlü zulüm ve baskının site alanıdır.  Kamu alanını teorize ettiğimiz duruş noktasından,  Habermas bu yönden gelişmeyle ilgili olarak “Devlet organlarının ve sistemli olarak hareket alanlarına entegre olmuş ekonominin birlikte demokratik olarak daha fazla değiştirilemeyeceğini, ifade eder. Sisstem mantığın işlevselliğine zarar vermeden, ” (Habermas 1992: 444).  Bu, teknoloji ve üretim gibi,  ekonomi ve devlet belirli sistematik evreleri takip ederek demokratik değişimi imkansız hale getireceğine inanmaktadır Habermas. Bu perspektiften baktığımızda bütün yapabileceğimiz,  iletişimsel alanları,  akılcılık hareketlerini,  ahlak ve günlük yaşam değerlerini para ve gücün emirlerinden korumaktır.    

 İletişim hareketleri ve dünya yaşamı ve sistem arasındaki zıtlık Habermas’ın projesinin merkezi haline geldiğinden beri Habermas siyasal formasyondan kasıtlı demokrasi sürecine,  akılcı ve ahlaki konulardan tepki,  tartışma ve kamu uslamlaması ve uzlaşmaya ulaşmaya önem vermiştir (Habermas 1992: 445 f).   Siyasal tartışmaları karar verme ve hareketten ayırır,  buna rağmen Habermas’ın politikalarını tartışma ve demokrasinin konuşulması teorisine odaklar.  Güçlü demokrasi teorileri bireyleri organize eder,  karar verdirir ve sosyal yaşamlarını değiştirecek kurumları harekete geçirir.   Habermas,  insanların egemenliğini iletişim seline dönüştürerek,  halk iletişiminin gücü,  konu başlıkları ve toplumun bütün ilgisi,  değerleri,  sorunlara çözüm arayışı,  iyi sonuçları meydana getirmesi ve kötü olanları ayırt etmesine dikkat çeker.  Tabii ki bu düşünceler demokratik anayasal sistemde karar veren organlar tarafından belirlenmeli,  uygulamadaki kararlar enstitünün sorumluluğunda olmalı,  konuşmalar yönetilmemelidir.   İletişimsel gücü meydana getirenler ona sadece etki ederler. Bu etki yasal düzenlemelerle sınırlandırılmalıdır.

 Dönüşümün karamsar sonucuna rağmen,  Habermas’ın,  daha önceleri sosyal demokratikleşme,  toplumun günlük yaşamına dair söylemi vardı. Son 20 yılda çalışması felsefi dönüşler yaşadı ve günlük yaşamın iletişimsel ilişkilerine demir attı.

 Daha sonraki çalışmalarında,  Habermas,  dünya yaşamının romantikliğine,  doğru insanlığa,  kişiler arası ilişkilere,  yüz yüze iletişime hoşgörüyle baktı ve iletişimsel akılcı birey ve grupların yapısal değişimini,  düzensiz iletişimin yerine koydu. Analizlerinde konuşma ağırlıklı, ahlaki konuşma teorilerinin gelişimini,  demokrasi ve yasal iletişim kavramlarının içinde yer verdi.   Bu analizler demokratik görüşe ve uzlaşmanın şartlarına bazı kesin ve güçlü bakışlar getirdi.

 Habermas’ın analizlerindeki sorunun dönüm noktası,  Habermas kategorisel ayrımı sistem ve dünya yaşamın kendi isteklerine göre inşa edilmesi,  sistemi (ekonomi ve devlet) demokratik değişimden hareket ettirmesi ve dünya yaşamındaki katılımcı demokrasiyi sınırlandırması olarak görür.   Bu kavramın karşısında,  ben,  Habermas’ın kendisi de fark ettiği gibi,  sistemden kaynaklanan bir şekilde dünya yaşamı önemi artan bir konudur ama teknolojik değişimde hareketler ve iletişim,  ekonomi ve siyasette çok önemli bir rol oynamaktadır.   Dahası “Büyük Değişim”in uçuculuğu ve trübulansı nedeniyle anayasa ve zıtlaşan süreçlerde dünya yaşamı sistemden yeni alanlara yönelmektedir. Özellikle medya ve yeni teknolojinin yönettiği,  Habermas’ın sistematik olarak teorize etmediği bir alana ekonomide ve siyasette demokratik müdahale ve değişim için yeni çatışmalar ve açılımlar da vardır.

 Daha önceleri, Habermas üretim ve hizmetler için benzer kategorisel ayrımlar yapmış,  teknolojiyi de kastederek aletsel hareketlerin mantığının yönetildiğini,  hareketlerin akılcı konuşma,  ahlaki gelişme ve demokratik istekler formatı için olduğunu zannetmişti.   Çalışmalardan hatırladığım kadarıyla,  teknolojik devrim dualistik kategorisel ayrımlar daha fazla sürdürülemez.

 Habermas’ın sistem/dünya yaşamı düalizmi ve medya düzenini kısıtlaması Habermas’ın politik seçeneklerini gereksiz olarak sınırlandırmaktadır.   Andrew Feenberg bu ciltte,  medya düzeninin çağdaş toplumlarda teknolojinin teorize edilmesi ve demokratik olarak teknolojiyi çağdaş topluma ve demokratik değişime dönüştürerek güç ve alana ihtiyacı olduğunu söylemektedir.   Burada iletişimin önemi üzerine dikkat çekilen,  medya ve teknolojiyi demokratikleşme ve kamu alanının yeniden yapılanması sürecinde tesir etmesidir.

 “Televizyon ve Demokrasi Krizi” (1990) isimli kitabımda medya,  devlet ve iş dünyasının çağdaş kapitalist toplumların başlıca kurumsal gücü olduğunu iddia ettim.  Medya,  devlet ve ekonomi sosyal yaşam arasında aracılık görevi yapar ama medya yayınları demokratik toplumun can alıcı yapısını oluşturacak demokrasiyi ve kamu ilgilerini geliştirmez.   Bu nedenle,  medya iletişimi Habermas’ın dediği gibi “yönlendirici medya”dır.   Aşağıda belirteceğim gibi medyanın demokratik sosyal düzen içinde çok önemli işlevi vardır ve geçmiş 10 yıllar içinde demokrasiyi geliştirecek,  güçlendirecek mücadeleleri yapamamış, aksine demokrasi bunalımları yaratmışlardır.   Bu makalenin hatırlattığı üzere,  bu durumu ve amacı Habermas’ın erken çalışmalarında ve eleştirel teorinin ilk genellemesi içinde anlatacağım.

 Benim görüşüme göre,  Habermas çağdaş medya iletişim ve bilgisinin doğal ve sosyal işlevini yeterince kuramsallaştıramamıştır.   Bunlar Habermas’a göre mesaj iletim mekanizmalarıdır,  ekonomi ve siyasetin esaslı parçaları değildirler,  akılcı tartışmalar ve dünya yaşamındaki uzlaşmalar için çeşitli önemi vardır.   “Kamu Alanının Gelecek Tepkileri”  isimli çalışmasının sonucunda Habermas,  bir elde yasal gücün iletişim kuşağı,  ve diğer elde sadık yığınlar ve müşteriler üzerinde medya gücünün yönlendirici etkisi arasında ayrım yapar.  (Habermas 1992: 452)  Buna benzer analitik ayrımlar stratejik olarak bitirilebilir ama Habermas’ın kullanımında,  medya demokrasi ülkesinden ve demokratik değişim olanaklılığından meydana gelmiştir.   Bu nedenle,  Habermas hiçbir zaman demokrasi içinde medyanın pozitif ve gerekli işlevlerini kendi kategorisel ayrımlarına göre formüle etmez.  Transformations’da baskı temelli gazeteciliğin elektronik medya karşısındaki yozlaşmasına dikkat çeker ve başlıca eleştirisini önceki yazılı medya ve gazeteciliğin demokratik kamusal alandaki zıtlığını,  daha sonrada elektronik medya ve tüketim üzerine çağdaş kapitalizmdeki kamusal alanı idealize eder.  

 Medya ve kamu alanının aynı modeli Between Facts and Norms’da da (1998) devam eder.   Burada Habermas medya ve kamu alanını ilave ederek yasal ve demokratik teoriyi tartışır ama iletişimin demokrasilerdeki normatif karakterlerini tartışmaz veya medya politikalarının nasıl olması gerektiği yönünde önerilerde bulunur.

 Bu problemin bir bölümü,  sanırım,  Habermas’ın kamusal alanı nosyonu McLuhan ve Gouldner’in de tartıştığı gibi yazılı medyanın tarihsel gelişimi ile çevriliyken,  tartışmasını akılcılığın çizgileri,  objektiflik ve uzlaşma ile besler.   Açıkça Habermas halk aydınıdır,  kamusal alanı geçmiş yıllarda pek çok eleştirel açıdan irdelemiş,  politik olaylar üzerine yazılar yazmış,  tutuculuk ve akılcılığın çağdaş formları üzerine gördüğü eleştirileri dile getirmiş,  kendini günün başlıca halk aydınlarından ve sosyal kuramcılarından biri haline getirmiştir.

 Şimdiye kadar yazdıklarında,  tahmin ettiğim kadarıyla,  Habermas,  yayıncılığı ve diğer medya iletişimini yerden yere vurmaktadır çünkü teorisinin kategorisel ayrımı iletişim hareketleri ve dünya yaşamı ile zıtlık içindedir ama bu kör noktalar ve kavramsal sınırlamalar Habermas’ın demokrasi tartışmalarını ve demokratikleşme niyetlerinin altını oymaktadır.

 Bu yüzden,  Between Facts and Norms’da demokrasinin dolaylı tartışılmasına rağmen benim görüşüme göre Habermas,  medyanın ve kamu alanının işlevleri hakkında anayasal demokrasi üzerine hatalar yapmaktadır.   Montesquieu’nun Spirit of the Laws adlı eserinde 18.  yüzyıldaki Amerikan ve Fransız devrimlerini ince bir şekilde anlattığı gibi,  demokratik sosyal düzen hiçbir kurum veya gücün siyaseti yönetmesini istemez.   Pek çok batı demokrasilerinin siyasal sistemi başkanlık,  kongre ve yargı olmak üzere kuvvetler ayrılığı olarak siyasal kurumlara ayrılmıştır.  Basın,  bu sistem içinde 4.  kuvvettir ve basın özgürlüğü pek çok batı demokrasilerinde temel haklardan biri olarak kabul edilir.   Kuvvetler ayrılığına dayalı anayasal düzen anahtar kurumdur.  Rüşvet ve aşırı güce karşı denetim görevi vardır ama demokratik teori güçlü yurttaş katılımı nosyonu üzerine de geliştirilmiştir ya da Rousseau,  Marks ve Dewey gibi teorisyenler tarafından katılımcı demokrasi olarak bilinir.  

 Bu kavram,  Abraham Lincoln tarafından tarif edildiği gibi,  demokrasi insanlar tarafından,  insanlar için yönetilir.   Radikal demokrasinin çalışması için,  katılımcı demokrasinin yaratılması,  yurttaşların bilgilendirilmesi ve onların tartışılabilir,  katılabilir olmaları,  demokratik siyasal güç için aktif ve organize edilmiş olmaları gerekmektedir.   Habermas,  gördüğümüz gibi,  kendi analizlerini uygulamada veya kasıtlı bir şekilde gerçek demokrasinin aktif elementleri olarak akılcı tartışmalar ve uzlaşmalar ile sınırlar.

 Sadece demokrasiyi dünya yaşamı ve sivil toplum tartışma alanı ile sınırlamakla kalmayıp,  demokratik katılım ve tartışılabilir başlıklarını da ihmal etmektedir.   Burada eğitim ve medya tartışmaları,  okul ve medyanın bireyleri bilgilendirdiği,  bilgi aramayı öğrettiği,  eğer etkili olarak eğitildilerse bilgiyi sorgulayıp eleştirdiği,  bilgiyi bilime dönüştürdüğü ve anladığı,  yurttaşların katılımcı demokrasi içinde yer aldıkları ve tartışmalar üzerine odaklanmaları gerekmektedir (Kellner 1990 ve 1998).

 Bu perspektiften,  medya anayasal gücün dengesidir,  diğer siyasal alanlara karşı denge unsurudur ve yurttaşların aktif olarak demokratik siyasete katılımları için onları bilgilendirme ve yetiştirme konusunda çok önemli bir işlevi vardır.   Eğer medya rüşvet ve büyük güçler arasında (işbirlikleri,  devlet ve yasal sistem) tetikte olmasa ve izleyicilerini uygun bir şekilde bilgilendirmese,  demokratik işlevini yerine getirmiyor ve demokrasi bunalımına neden oluyor demektir.

 Habermas’ın çeşitli incelemeleri şaşırtıcı şekilde demokrasinin iki tarafını keşfetmektedir ama medyanın demokrasi içindeki normal karakterini uygun bir şekilde vermekte ve bireylerin demokratik olarak teknoloji ve sosyal yaşamın çeşitli kurumlarını değiştirmek için organize olmaları konusunda herhangi bir nosyon geliştirmemektedir.   Ayrıca,  medyayı ve kamu alanını demokratik anayasal düzenin bir parçası olarak kuramsallaştıramamakta,  sivil toplumun parlamenter sistem tarafından oluşturulan sınırlar tarafından çevrelendiğini söylemektedir.  Bu kapsama göre,  kamu alanı alıcıları olan tehlikeli bir alandır.   Demokratik teori perspektifine göre,  kamu alanı,  sorunun baskısına ilave olarak bunları sadece tanımlamakla kalmamalı,  onları mümkün çözümlerle donatmalı,  parlamenter yapı içinde ele alıp çözümlemelidir.   Sinyal işlevinin arkasında etkili bir çözümleme olmalıdır.   Kamu alanının sorunları çözümleme yetisi yine kendisi ile sınırlıdır ama bu kapasite gelecekte siyasal sistem içinde olabilecek bazı sorunları da önceden görerek çözebilecek veya bunlara hiç meydan vermeyecek nitelikte olmalıdır.

 Habermas’ın kavramında,  medya ve kamusal alan işlevi aktüel politik sistemin dışındadır,  özellikle tartışma alanıdır.    Politik organizasyon,  mücadele ve değişim değildir.   Aslında,  Batı demokrasilerindeki medya,  global dünya için baskın model olarak taktir edilen,  devlet ve ekonomi ile çok yakın ilişkiler içindedir.  Habermas’ın göremediği karşıt medya yayıncılığı ve internet gibi yeni medya teknolojileri,  katılımcı demokratik iletişim siyaseti için yeni alanlar oluşturmaktadır.   Habermas,  yeni siyasal hareketleri ve karşıt grupları ve bireylerin medyayı hem eğitim hem de karşıt grupları organize etmek için kullandığını böylelikle demokratik siyaset alanı yarattığını bilmemektedir.

 Habermas’ın kendisi Avrupa’daki büyük medya ve devlet yayıncılığı organizasyonlarının etkisi altındadır.   Kamu alanı ile,  Birleşik Devletler’deki işbirlikleri ticari ağırlıklı büyük medya sistemi arasındaki ayrımı yapmamaktadır.  Avrupa’daki devlet kontrollü yayıncılık kamu alanında erimeye neden olmaktadır.  Devlet destekli ve kontrollü yayıncılıkta ise ulusal kültürün yayılması ve bazı durumlarda yurttaşların bilgilendirilmesi ve eğitilmesi amaçlanmaktadır.   Amerika Birleşik Devletleri’nde,  bunun tam tersine,  ulusal kültürün popüler eğlencesi eğitim ve bilgi için bedel ödemektedir.   Amerika’da Avrupa’dakinin ve dünyadakilerin tersine kamu yayıncılığı kesinlikle kültürel ve siyasal güç olarak ortaya çıkmamış ve devlet kurumu olarak hizmet vermemiş,  buna rağmen onun liberal eğilimlerine tutucu eleştiriler almış,  radikal eleştiriler merkezi ve tutucu propagandacılığa ve görüş açıklamaya dair yermiştir.

 Devlet kontrollü yayıncılık sistemi ve tecimsel model arasındaki fark tabi ki kamu hizmeti yayıncılığı globalleşme ile birlikte pek çok ülkede çökmüş,  kablolu televizyon yayıncılığı,  kamu hizmeti yayıncılığını marjinalleştirmiştir.   Çağdaş medyada popüler,  daha çok Amerikan,  eğlendirici,  siyasal doktrinden veya aydınlanmadan uzak,  daha çok reytinge önem veren yeni bir medya öne çıkmıştır.  

 Her şeye rağmen kamu yayıncılığı belki de ironi olarak kamu çıkarı gözeten iletişim idealini sunmaya devam etmektedir.   Aşağıda belirteceğim gibi,  interneti de dahil ederek,  çeşitli bilgiler ve tartışmalar sunarak daha bilgili yurttaşlığın potansiyelini ve daha fazla demokratik katılımı sağlamaktır.   Hâlâ,  bilgilendirilmemek ve yanlış bilgilendirilmek,  internetle çevrelenmiş ve bu durum demokratik bilgi ve tartışmaların şu anki medya sistemi ile kesin zıtlaşmasına işaret etmektedir.  

 Buna rağmen,  Habermas,  medyanın kısır döngüsüne yoğun bir şekilde odaklanmayı ihmal etmemekte,  demokratik siyasetten medyanın demokratikleşmesini hariç tutmakta,  yeni medyanın ve teknolojinin yeni ve daha fazla demokratik kamu alanlarına yayılması ve yeniden canlanmasını tahayyül edememektedir.   Habermas,  medyanın çağdaş kamu alanında nasıl işlev kazandığını basitçe kuramsallaştıramamaktadır.   Kendi modelini,  medya veya teknoloji tarafından aracılık edilen medya hareketleri veya iletişimi yerine daha fazla yüz yüze iletişim tartışmalarından almaktadır.   Buna rağmen,  bir sonraki bölümde,  yeni global kamu alanlarını internet ve multimedya teknolojileri ile birlikte ele alacağım.   İnternet ve multimedya teknolojileri bugünkü kamu alanı kavramının gelecekteki gelişimini ve demokrasi içindeki yeni teknolojilerin önemini vurgulayacağım.

  

Globalleşme,  Yeni Teknolojiler ve Yeni Kamu Alanları:

 

Bu sonuç bölümünde,  çağdaş ileri teknoloji toplumlarında kamu alanı anlamlı bir şekilde yayılmakta ve yeniden tanımlanmakta olduğunu vurgulamak istiyorum.  Anladığım kadarıyla,  Habermas’la beraber hareket edersek,  tartışma,  yarışma,  siyasi mücadele ve medya yayıncılığı organizasyonunu ve tıpkı günlük yaşamın yüz yüze iletişimi gibi yeni siber alanı olarak anlamak gerekir.    Multimedya ve bilgisayar teknolojileri ile ilintili olan bu gelişmeler,  kamu alanının yayılma kavramını ve yeniden düzenlenmesini gerektirmektedir (Kellner 1995b). Yüzyılın başlarında,  John Dewey gelişen gazeteyi “düşünce haberi” olarak bilimde,  teknolojide ve kamu alanının entelektüel dünyasında bütün son fikirleri getirerek demokrasiyi desteklediğini tahayyül etti  (Czitron 1982: 104 ff).   Ek olarak,  Bertolt Brecht ve Walter Benjamin (1969) film ve radyonun devrimsel potansiyelini gördüler ve radikal aydınları bu güçlerin üretimlerine destek vermek,  onları “yeniden harekete geçirmek” ve toplumu demokratikleştirecek,  tamamen değiştirecek kuvvetler haline getirmek için zorladılar.    Jean-Paul Sartre radyo ve televizyon dizileri üzerine çok çalıştı ve “yazarlar komitesi sinema ve radyo sanatlarının içine girmelidir” şeklinde ısrarda bulundu  (1974: 177,  Les temps modernes radio series).

 Daha önceleri radyo,  televizyon ve diğer elektronik iletişim araçları hem devlet tarafından kontrol edilen sistemlerde hem de özel kuruluşlarda eleştirel ve karşıt görüşlere daha yakın eğilimler göstermişlerdir.   Kamu erişimi ve düşük güçlü televizyonlar,  topluluk ve gerilla radyosu müdahalelere açıldı ve eleştirel aydınlar tarafından kullanıldı.   Son yıllarda yeni medya yayıncılığı konusunda gelişmeler yapılması için ısrarda bulunuyorum  (Kellner,  1979; 1985; 1990; 1992). Texas  Austin’de 1978’den beri kamu erişimli televizyon programları içeren halkla ilişkiler televizyonu, George Stoney ödülü kazandı.   Radyo,  televizyon ve diğer elektronik iletişim araçları yeni kamu alanı tartışmaları ve bilgileri yaratmaktadır.   Bu nedenle,  halkı angaje etmek isteyen eylemciler ve aydınlar bu teknolojileri kullanarak iletişim politikaları ve yeni medya projeleri geliştirmelidirler.

 İnternetin yükselişi demokratik katılımı yükseltmekte ve politik müdahaleler için yeni kamu alanları ve tartışmaları yaratmaktadır.   Benim iddiam,  radyo ve televizyon gibi ilk medya yayını ve şimdi bilgisayarlar,  yeni kamu alanları ve   tartışmalar,  demokrasiyi güçsüzleştirmek ve eleştirel gelişmeye yönelik düşünceleri yükseltmeyi içeren katılımlar,  yönlendirme için yeni olanaklar,  sosyal denetim,  tutucu alanların denetlenmesi,  var olan ve olmayan farklar meydana getirmiştir ama bu kamu alanlarındaki katılım,  bilgisayar,  bülten tahtaları ve tartışma grupları,  radyo televizyon konuşmaları siber alan demokrasi alanı yeni teknik konuları ve yeni teknoloji geliştirmeyi gerektirmektedir  (Kellner 1995b; 1997).

 Kesinlikle emin olmak için,  internet sol,  sağ ve merkez tarafından kendi ajandaları ve ilgilerini ilerletmek için kullanılıyor.   Geleceğin siyasal savaşları,  belki sokaklar,  fabrikalar,  parlamentolar ve geçmiş kavgaların geçtiği yerler yerine bugünün medya tarafından yönetilen siyaseti bilgisayarlar ve bilgi teknolojileri arasında olacak.   Gelecekte siyaset ve kültürle ilgilenecek olanlar yeni kamu alanlarının önemli rolü hakkında bilgili olacaklar. Böylece yeni demokratik siyasetler yeni medya ve bilgisayar teknolojilerini insanların ilgilerine yönelik hizmetler için kullanılmasıyla ilgilenecekler. Demokratik siyasetler medya yayıncılığını ve bilgisayarların bireyleri yönlendirmesi yerine onları bilgilendirmek ve aydınlatmak için çalışacaklar.   Demokratik siyasetler bireyleri yeni teknolojileri kullanmak,  kendi deneyim ve ilgilerini geliştirmek ve demokratik tartışma ve ilgilerini ilerletmeyi öğretecek ve her türlü sesin ve fikrin siber demokrasinin geleceğinin bir parçası olmasına izin vereceklerdir.

 Şimdi daha önce hiç olmadığı kadar, yeni teknolojilerin kullanımı üzerine kamu tartışmaları, demokrasinin geleceği kadar önemlidir. Kim geleceğin medyasını ve teknolojilerini kontrol eder,  medya sorumluluğu ve düzenlemesi bilincine sahip olursa,  ne tip kültürün bireysel özgürlüklerin, demokrasinin ve insan mutluluğunun gelişimini yakaladığı gelecekte artarak önem kazanacaktır. Zamanımızın teknolojik devrimiyle böylece, yeni kamusal alanlar yaratılması ve demokratikleşmeyi geliştirecek demokratik siyaset ihtiyaçları,  daha fazla insanın daha fazla politik konularla ilgilenmesi ve mücadele etmesiyle yeni milenyumda şans kazanacaktır.

 Dahası,  globalleşme ve teknolojik devrimler,  bilginin ve teknolojinin kapasitesini arttıran,  ekonomide Karl Marks’ın işçi değer teorisinin,  Frankfurt  Okulu’nun temel aldığı eski çalışmaları,  Habermas’ın üretim ve hareket/iletişim arasındaki ayrımı,  yorumlama ve çağdaş toplumların eleştirisini sorgular.   Habermas,  tabi ki,  sık sık üretim sürecindeki bilim ve teknolojinin Marksist işçi değer teorisin altını oyduğunu söyler (Habermas 1973: 226 ff).   Bu tartışmayı yayarsak,  teknolojik devrimlerin yükselerek yoğunlaşması Habermas’ın üretim ve hareketler arasındaki kesin radikal ayrımının altını oyar. Üretim açıkça bilgi ve iletişim ağlarının yükselmesiyle yapılanmışsa da,  daha sonraları yükselen teknoloji tarafından yapılandırılmıştır.   Bu nedenle,  Habermas’ın daha önce tartıştığı (1973,  1979,  1984,  1997) ve hâlâ tartışmaya devam ettiği gibi dünya yaşam ilişkileri iletişim hareketlerinin mantığı ile yönetilirken, üretim aletsel hareketlerin mantığı ile yönetilir.   Daha fazla iletişimsel hareket üretimde doğrudan rol oynar.   Tıpkı bilgi teknolojileri,  iletişimler ve kişiler arası hareketler,  işçi alanı yapılanmaları,  günlük yaşamın görünüşleri,  bu makaleyi bilgisayarda yazışım veya bu cildin editörüne e-posta yollayışımın önerdiği gibi. . .   

 Böylece,  bu çalışmada Habermas’ın projesindeki klasik liberal ve çağdaş kamu alanı arasında çok katı kategorisel ayrımlar çürütüldü.   Dualistik kavramların kendilerini yaşamasını tartıştım.  Medya ve teknolojinin yaşamsal rol oynadığı teknolojik devrimleri Habermas’ın her iki taraftaki kategorisel ayrımını tartıştım.  İnancıma göre Habermas bu ayrımı korurken, demokratik emirlere veya iletişimsel eylemlerin kurallarına dönüştürme çabalarını göz önünde tutuyor. Benim bakış açım ise,  tam tersine,  sosyal alanları değişime ve yeniden yapılanmaya açmaktır.  Ekonomi ve teknolojiyi medya ve eğitimle düzenlemek yönündedir.

 Yine de,  Habermas’ın analizleri çeşitliliği ve kamu alanının yapısal değişimi ve çağdaş toplumlardaki işlevleri nedeniyle incelenmeye değer.   Benim analizlerimin işaret ettiğiyse; bu analizleri genişletmeli,  teknolojik devrimler ve kapitalizmin global alanda yeniden yapılanması ile hesaplaşmalı,  gelişmelerin ışığında toplumun eleştirel teorisi ve demokratik siyasetini yeniden düşünmeli demektedir. Ekonomi,  siyaset,  kültür ve günlük yaşam çevresini bir arada düşünerek,  Frankfurt Okulu,  çağdaş döneme dair çok önemli görevleri yerine getirmek için değerli teorik kaynaklar sunmaktadır.   Bu çalışmada,  Habermas’ın  Kamusal Alanının Yapısal Dönüşümü’nün eleştirel teori ve radikal demokrasi için başlangıç noktası olarak umut vaat ettiğini,  dil ve iletişim felsefesinde ve zıtlıkları sınırlama çalışmalarını düşünerek anlayış ve çağdaş toplumun demokratik olarak değiştirerek üretken olarak ilerletebileceğini söyleyebiliriz. Özellikle,  yeni milenyuma girerken,  geliştirilen kamu alanı ve yeni mücadeleler, demokrasinin karşılaştığı eleştirel teorinin vazgeçilmez bileşenidir;  buna rağmen,  önemli sebeplerden onun konumunun sınırlarının dışına çıkmalıyız.

 

 KAYNAKÇA:

 

Antonio,  Robert J.  And Douglas Kellner (1992)  “Communication,  Democratization,           and Modernity: Critical Reflections on Habermas and Dewey,  Habermas,  Pragmatism,  and Critical Theroy,  special section of Symbolic Interaction,   Vol.  15,   Nr.  3  (Fall 1992),  277-298.

 

Adorno,  T. W. ,   et.   al. ,    (1976) The Positivist Dispute in German Sociology,                        London,  Heineman.

Beard,  Charles  (1998) An Economic Interpretation of the Constitution of the United States.  New York: Transaction Press

Benjamin,  Walter  (1969)  Illuminations.  New York: Schocken Books.

 Bronner,  Stephen   Eric and Douglas Kellner; eds.  (1989)  Critical Theory and              Society.  A reader.  New York: Routledge.

 Bryan,  Mary Lynn McCree and Allen F.  Davis (1969)  Years at Hull-House.  Bloomington: Indiana University Press

 Calhoun,  Craig  (1992),  ed.  Habermas and the Public Sphere.  Cambridge: The MIT Press.

 

Calhoun,  Craig  (1992),  “Introductıon: Habermas and the Publis Sphere” in Calhoun 1992: 1-48

 Castells,  Manuel (1996) The Rise of the Network Society.  Oxford: Blackwell.  (1997) The Power of Identity.  Oxford: Blackwell  (1998) End of Millenium.  Oxford: Blackwell

 Czitrom; Daniel  (1982) Media and the Americal Mind.  Chapel Hill,  N. C. : North     Carolina University Press.

 Downing,  John  (1984) Radical Media.  Boston: South End Press.

 Fiske,  John   (1984) Media Matters.  Mineapolis,   Minn. : University of Minnessota Press.

 Fromm,  Erich  (1989)  The Working Class in Weimer Germany: A Psychological and Sociological Study.  Cambridge,  Mass. : Harward University Press.

 Gitlin,   Todd  (1987)  The Sixties.  “Years of Hope,  Days of Rage”.  New York: Doubleday.

 Görtzen,  R.   (1981)  J.  Habermas: Eine Bibliographie seiner Schriften und der Sekundarliteratur,  1952-1981.  Frankfurt.

 Goludner,  Alvin W.  (1976) The Dialectic of Idelogy and Technology.   New York: Seabury.

 Habermas,  Jurgen (1962)  Strukturwandel der Offentlichkeit.  Neuwied and Berlin: Luchterhand.

  (1970) “Toward a Theory of Communicative Competence, ” in Hans Peter Dreitzel,  ed.  Recent Sociology No.  2.  New York: Macmillan: 1970: 114-148

 (1979)    Communication and the Evolotion of Society.  Boston: Beacon Press.                             (1983 and 1987)  Theory of Communicative Action,  Volume 1 and 2.  Boston: Beacon Press.    (1987) The Philiosophical Discourse of Modernity.  Cambridege,  Mass: MIT Press. (1989a) Structural Transformations of the Public Sphere.  Cambridge,  Mass. : MIT Press. (1989b)  “The Public Sphere: An Encyclopedia Article, ” in Bronner and Kellner  1989: 136-142 (1992),   “Further Reflections on the Public Sphere” in Calhoun 1992: 421-4  (1998) Between Facts and Norms.  Cambridge,  Mass: MIT Press.

 Habermas,  Jurgen et.   al. ,  (1961) Student und Politik.  Berlin: Neuwied

 Hammer,  Rhonda and Douglas Kellner  (1999) “Multimedia Pedagogical Curriculum for the New Millenium, ”  Journal of Adolecent& Adult Literacy,  Vol.  42,  Nr.  7 (April): 552-526 and longer version forthcoming in Journal of Religious Education,  1999.

 Hohendal,  Peter  (1979) “Critical Teory,  Public Sphere and Culture: Habermas and His Critics, ” New German Critique 16 (Winter) : 89-118.

 Kellner,  Douglas  (1979)  “TV,  Ideology,  and Emancipatory Popular Culture, ” Socialist Review 45 (May-June) : 13-53

 (1985)  “Public Access Television.  Alternative Views, ”  Radical Science Journal 16,  Making Waves: 79-92

 (1989) Critical Theroy,  Marksizm and Modernity.   Cambridge and                

Baltimore: Polity Press and John Hopkins Universirty Press.

 (1990)     Television and the Crisis of Democracy.   Boulder: Westview Press.

 (1991)     The Persian Gulf TV War.  Boludner: Westviev Press.

 (1995a)  Media Culture.  London and New York: Routledge.

  (1995b) “Intellectuals and New Technologies, ”  Media,  Culture, and Society,   Vol.  17: 201-217

  (1997) “Intellectuals,  the New Public Spheres,  and Technopolitics, ” New Political Science  41-42  (Fall): 169-188

 (1998)     “Multiple Literacies and Critical Pedagogy in a Multicultural Society. "  Educational Theory.   Vol.  48,  Nr. 1: 103-122.

 McLuhan,  Marshall  (1962)  The Gutenberg Galaxy.  New York: Signet Books

 (1964)    Understanding Media: The Extensions of Man.  New York: Signet Books.

 Miller,  James  (1994) “Democracy Is in the Streets”: From Port Huron to the Siege of Chigago.   Cambridge: Harward University Press.

 Mills,  C.  Wright   (1951)  White Collar .  Boston: Beacon Press.

 (1956) The Powar Elite.  Boston: Beacon Press.

 (1963) “IBM Plus Reality Plus Humaism= Sociology, ” in Power,  Politics,  and People.  Boston: Beacon Press.

 Pollock,  Friedrich  (1955),  ed.  Gruppenexperiment.  Frankfurt: Institut für Sozialforschung.

 Ryan,  Mary  (1992),   “Gender and Public Access: Women’s Politics in Nineteenth Century America, ” in Calhoun  1992: 259_288.

 Sale,  Kirkpatrick  (1974) SDS.  New York: Wintage.

 Sarte,  Jean-Paul  (1974) The Writtings of Jean-Paul Sartre,  edited by Michel Contat and Michel Rybalka.  Evanston,  Ill. : Northwestern University Press.

 Wiggershaus,  Rolf  (1996)  The Frankfurt School.  Cambridge: MIT Press.

 Zinn,  Howard  (1995) A People’s History of the United States: 1492 to Present. New York: Harperperennial.

 
künyeana sayfadosya |  | arşiv | e-posta | linkler