|
Basında
"Tüketici Yurttaş" Kimliği Yaratma Çabaları
Yrd.
Doç. Dr. Hürriyet Konyar
1970'li
yıllardan itibaren kapitalist üretim , ortaya çıkan teknolojik gelişmeler
sayesinde ulusal sınırlardan ulusötesi alanlara taşınarak çok çeşitli,
hızlı ve ucuz olacak biçimde yeniden yapılanmasıyla birlikte, küresel
dediğimiz bir üretim organizasyonu biçimini almıştır. Üretimin uluslararası
organizasyonla küresel biçimde örgütlenmesiyle pekçok toplumun ekonomisinin
de bu yapılanmadan etkilenmesi ve buna paralel olarak da bu toplumların
siyasetlerinde ve kültürel yapılarında da değişimlerin ortaya çıkması
sözkonusu olmaktadır.
Küreselleşme olgusu ile birlikte bilgi ve iletişim akışının yaygınlaşması
ve kitlesel göçler sonucu ulusal sınırlar gitgide aşınmaktadır. Kültürlerle
kimlikler giderek daha fazla karşı karşıya gelmektedirler. Sabit, bütüncül
ve sınırlarla çevrili kültür kavramının yerini kültür kümelerinin akışkanlığı
ve nüfuz edilebilirliği kavramına bırakmıştır.Yeni küresel mekanda insan
kendini "yurdunda" hissetme arzusu duymaktadır. (Morley &Robins,1997:125-6)
Küreselleşme olgusu ile birlikte gelişen yeni teknolojiler sayesinde
hızlı bilgi aktarımının mümkün hale gelmesiyle kültürel alışverişlerin
daha hızlı yapılmaya başlanması ve küresel kültür olgusunun oluşması
mümkün hale gelmiştir. Küresel kültür olgusu tarihin çeşitli dönemlerinde
çeşitli biçimlerde ortaya çıkmakla birlikte her dönem farklı içerikler
halinde meydana gelmiştir. Küreselleşme olgusu ile birlikte ortaya çıkan
bu küresel kültürün içeriği tüketim ağırlıklı olmaktadır. Tüketim alanı
içerisinde küresel kültür oluşmakta ve gelişimini sürdürmektedir.
Küresel kültürün temelinde yatan tüketim olayı ,üretimin çok çeşitli,
hızlı ve ucuza yapılabilmesine olanak tanıyan teknolojik gelişmeler
sayesinde çeşitlenmiş, farklılaşmış, bireyin seçimine kadar inen hızlı
bir sürece erişmiştir. Tüketimin böylesine hızlı biçimde ve fazla olabilmesi
için gelişen teknoloji kadar tüketime odaklı yeni bir kültür yapılanmasının
ortaya çıkması da kaçınılmaz hale gelmiştir. Tüketime odaklı bu yeni
kültürel yapılanma, uydu teknolojileri ve kitlesel iletişim araçlarını
içeren yeni küresel iletişim biçimleri sayesinde uluslararası seyahatin
ve ulus devlet ilişkileriyle bağlantısız "küçük dünyalar"ın
gelişimini hızlandırırken , uluslararası kurum ve kuruluşların sayılarının
artmasını, küresel yarışmaların ortaya çıkmasını, ödüllerin artmasını,
az sayıda iletişim dilinin özellikle İngilizce'nin ortaya çıkmasını
ve daha yaygın olarak yurttaşlık ve politik demokrasiye ilişkin ortak
kavramların gelişimini de sağlamıştır.(Urry,1999:209) Öte yandan tüketim
temelli küresel kültürün içinden çıktığı postmodern toplum artık bireyleri
hısım, kast yada sınıf yoluyla toplumda konumlandırmamakta, her birey
"bilinçli" olarak şahsi kimliğini oluşturmaya ve yaratmaya
yönelmekte ve bireylerin kimliğini belirleyen toplumsal etik ise tüketim
temelinde yükselen bir hayat tarzı ile belirlenmektedir. (Sarıbay,1995:50)
Tüketim temelli küresel kültürün tüketim ürünlerinin pek çoğunun çok
uluslu şirketler tarafından üretiliyor olması ve bu şirketlerin de genelde
ABD'nin başını çektiği gelişmiş ülkelerden oluşuyor olması, ayrıca bu
kültürün oluşmasında temel rolü oynayan teknolojinin de gelişmiş ABD'den
üretiliyor olması bu kültürün içeriğinin , değerlerinin, simgelerinin
amerikan hayat tarzına odaklanıyor olmasına neden olmaktadır. Tüketim
temelli "Küresel" kültür amerikan kültürü ile oluşmaktadır.
Bunun temel nedeni, ABD'nin kitle iletişim araçları alanında ve ticari
boş zaman malları ve hizmetlerinin kullanılması konusunda savaş sonrası
dönemde göstermiş olduğu ilerlemedir". Öte yandan Bu kültürün amerikan
kökenli olmasında bir başka etken de burada ortaya çıkan kültür endüstrisinin
(film, müzik, ticari radyo ve Tv) dikey bir biçimde bütünleşmiş olması,
büyük şirketlerin erken gelişmesi v.b. olgular popüler kültür formlarının
içerde ve dışarda yayılması için elverişli koşullar yaratmıştır. (Elteren,
1999:291), Bu kültür, kültürel üretimin modern araçlarının egemenliğindedir.
Dilsel sınırları hızla ve kolayca geçebilen , tüm dillerde anında konuşan
görüntünün egemenliğindedir. Popüler hayatın , eğlencenin ve dinlenmenin
yeniden inşasına doğrudan katılan görsel ve grafik sanatların her türlü
müdahalesinin egemenliğindedir. Televizyonun ve sinemanın , görüntünün
, görselleşmenin ve kitle reklamcılığının sunduğu tarzların egemenliğindedir.(Hall,1998:48-49)
Amerikan biçimli bu kültür formu 1950'den beri pek çok ülkenin ulusal
kültür kimliğiyle bütünleşmiş ve bir üst kültür olarak içeriğinin özgürlük,
rahatlık, liberallik, canlılık, modernlik ve gençliğin temel ifadeleri
ile biçimlenmiş şekilde karşımıza çıkmaktadır.(Elteren,1999:301-318)
Konu olarak ele aldığımız "tüketici yurttaş" kimliğini sorgularken
öncelikle yurttaş-ulus ve kültür ilişkisini açmak gerekmektedir. Burada
Edward Said kültürün bir yere ait , bir yerde olmak olduğunu belirtirken,
Benedict Anderson ise, Ulusun hayal edilen toplum olduğunu kendimizi
evimizde hissedebileceğimiz yer yada kültür olduğunu söylemekte, bir
ulusun kendisini kültürüyle ifade etmeyip, kültürün ulusu meydana getirdiğini
,ulusun açıklayıcılık ilkesinin bu kültürel ve sosyal heterojenliğe
belli bir sabitlik getirmesi ve ulusun kültürün birliğini , onu diğer
kültürlerden ayırarak , sınırlarını çizerek tanımlamasıdır demektedir.
(Donald,1996:110-1) Yurttaşlığın tanımında ise bir aidiyetlik olayı
vardır. Aidiyet ne demektir diye baktığımızda bunun bir hak ve yetkiler
sorunu olduğunu görüyoruz. Cemaat içinde haklar ama cemaata karşı sorumluluklar
biçiminde tanımlayabiliriz. Yurttaşlığın önde gelen üç nosyonu, üyelik,
karşılıklı haklar ve ödevler, pratikte somut katılımdır. Yurttaşlık
bir toplumsal statü olup, onun hakları bireylere yetki verir. birey
yurttaşlar bu tür yetkilere temel bir eşitlik koşulunda , cemaate üyelik
temelinde sahip olurlar.(Hall,1995:169-185)
Buradaki hedefimiz olan "tüketici yurttaşlık" kavramı yukarıda
belirlediğimiz yurttaşlık kavramından ayrılmaktadır. Urry bu kavramı
şu biçimde açıklamaktadır: "Tüketici yurttaş" kavramının dört
özelliği olduğunu, öncelikle insanların daha çok mal ve hizmet satın
alma güçleri yoluyla yurttaş olduklarını, yurttaşlığın politik haklar
ve görevlerden daha çok bir tüketim sorunu haline geldiğini, İkinci
olarak farklı toplumlardaki insanların farklı toplumlardan gelen tüketim
malları, hizmetler ve kültürel ürünler çeşitliliğine ulaşmada aynı haklara
sahip olduklarıdır. Üçüncü olarak insanların turist olarak her toplumda
seyahat edebilmeleridir. Son olarak insanların sınırlar arası hareket
etme ve istedikleri dönemlerde bir yabancı olarak ziyaret etmek üzere
seçtikleri bir toplumda sürekli yada geçici bir süre kalma haklarına
sahip olduklarının kabul edilmesidir. Urry, yurttaşlık haklarının giderek
dünyanın her tarafındaki başka kültür ve yerleri tüketme haklarını içerdiğini
söylemekte, modern bir kişinin bu hakları kullanabilen ve kendisini
başka kültür ve yerlerin tüketicisi olarak görebilen biri olduğunu söylemektedir.
(Urry,1999:226-7)
"Tüketici vatandaşlık" kavramı, sembolik ürün ve hizmetlerin
tüketilmesi ve üretilmesi haklarını kapsar. Anlamların aktif olarak
üretimini ve gelişmiş kapitalizm içinde akılcı tüketimin temsilcisidirler.
Bu vatandaşlık durumunda devletle biraraya gelmekten çok, pazarlarla
buluşulmaktadır. Bireyler kendilerini bireysel olarak tüketim içinde
oluşturmaktadırlar.( Engin,1999:152)
"Tüketici yurttaş" kavramının içeriğine baktığımız zaman pekçok
farklı kültürlerden gelen ürünlerin tüketilmesinin, farklı kültürel
mekanların ve hizmetlerin tüketilmesini görüyoruz. Bu farklı kültürlerin
tüketimleri aynı zamanda kozmopolitlik kavramının da tüketim kültürü
içine girmesini ve bu kavramında içeriğinin değişmesini sağlamaktadır.
Böylece "tüketici yurttaşlık" kavramının içine "tüketici
kozmopolit" olmak da girmektedir.
Kozmopolitenin perspektifi, birbirlerinden ayrı varlıklar olarak anlaşılan
farklı, çoğulcu kültürlerle ilişkilere sahip olmasıdır. Ancak bundan
da öte, kozmopolitanizm, katı anlamda farklılaştırmaya ve bireysel yaşam
içinde kültürlerin birlikte yaşamasına olan eğilimi taşır. Gerçek kozmopolitanizm,
herşeyden önce bir orientasyondur. "öteki"ile meşgul olma
isteğidir. Farklı kültürel yaşamlara açık olma ve tekdüzelik yerine
karşıtlıkların entelektüel ve estetik bakımdan aranmasıdır. Daha çok
kültürlerle içiçe olma, onları sanat eseri haline sokar. Aynı zamanda
kozmopolitanizm bir yeterlilik meselesidir. Daha genelleştirilmiş ve
daha özel biçimde yeterliliktir. İnsanın kendinin öteki kültürlere dinleyerek,
bakarak,sezinleyerek ve düşünerek içine girme yeteneği vardır. Kelimenin
tam anlamıyla kültürel yeterlilik vardır. (Hannerz,1990:239)
Kozmopolit kavramının tanımının bu biçimde yapılmasına karşılık bu kavram
tüketim temelli küresel kültür içinde farklı bir boyuta girmektedir.
Tüketim temelli küresel kültürün en önemli özelliğinden biri de dünyanın
pek çok farklı bölgesine ait olan ürünleri tek bir potada eritmesi küresel
bir kültür ile birlikte yoğurmasıdır. "Dünyanın her tarafından
bir araya getirilip toplanan kültür ürünleri , yeni bir "kozmopolit"
piyasanın hizmetine sunulur. Dünya müziği ve turizm , budunsal sanatlar,
moda ve mutfak, üçüncü dünya edebiyat ve sineması,v.d. yerel ve egzotik
olan şeyler ait oldukları yerden sökülüp koparılarak dünya piyasası
için yeniden ambalajlanır. Budunsal pazarların küresel hale gelmesi
bu kesimlerin standartlaşmasını ifade eder. Budunsal biçimlerin küresel
yaygınlığı, özgünlüğün kozmopolitleştiğini gösterir."(Morley&Robins,1997:157-8)
Öte yandan pazarlanan bu "kozmopolit" piyasaya ilgi artmaktadır.
modern reklamcılığın yeni biçimlerinden biri de yeni egzotikler olmaktadır.
Bu yeni egzotiklere dahil olmak en sofistike olanıdır. Modern kapitalizmin
ön saflarında olmak, bir hafta içinde onbeş ayrı ülkenin mutfağından
yemekler yemek, bir hafta sonunda dünyanın çevresinde bir tur atıp eski
dünyanın tüm harikalarını görmek anlamına geliyor.(Hall,1998:52)
Öte yandan "tüketici yurttaş" kavramının oluşturulmasında
tüketici kültürü yaratan medyanın rolü bulunmaktadır. "Tüketici
yurttaş" kavramının içeriğindeki bu tür "kozmopoliten"
biçim, çokuluslu şirketler ve ticari ürünler oluşturan medya tarafından
tüketim kültürü ile harmanlanarak yeniden yorumlanmaktadır. Örneğin
Amstel adlı bir bira reklamında "çokkültürlü" vatandaşlığın
ticari bir biçimi verilmektedir. Markanın müdürüyle yapılan görüşmede
her insanın etnik varlığının kabul edilerek aslında herkesin sonunda
aynı şeyi istediklerini söylemekte ve bu isteğin ardında yatanın ise,
hepimiz farklıyız ama aynı şeyi istiyoruz olduğunu belirtmektedir. Yine
Mcdonald's gibi çeşitli reklam tiplerinde tüketicilere sorumluluk, kendine
güven, dostluk gibi pozitif imajlar vermekten çok, insan öznelliği karşısında
hoşgörülü olmasının vurgulanması vardır. (Meijer,1998:244-5) Böylece
medya tüketim temelinde herkesin birbirine hoşgörülü bir yaklaşım içinde
olacağını , farklı ırk ve toplulukların aynı tüketimi yaptıkları sürece
birbirlerine hoşgörülü olabileceği mesajını iletmektedir.
Tüketime dayalı küresel kültür, farklı ulusal kültürlerden gelen çeşitli
yaşantılara yönelik entelektüel ve estetik bir açıklık durumunu gerektiren
kozmopolitleşme olgusunun, yukarıda gösterdiğimiz tüketici yurttaş eşittir
hoşgörülü yurttaş yani tüketim temelinde tüm ırk ve cinsiyetlere, farklılıklara
açık kişi haline getirmesinin yanısıra bu kavramın oturma odalarındaki
Tv sayesinde farklı insanların yaşantılarının sergilenerek, uluslararası
turizm deneyimlerinin sürekli TV sayesinde yaşanarak kozmopolitliğin
genelleştirildiği, sıradan insanların dahi dünya gezginlerine dönüştürülerek
bu kavramın sıradanlaştırıldığı daha da ötesi tüketim boyutunun ağırlık
kazandığı görülmektedir. Hebdige : "Kozmopolitanizm, gezintiye
çıkmanın bir parçasıdır.1990'larda herkes(en azından Batı'da) az çok
kozmopolitendir" demektedir. Küresel kültürün tüketime dayalı olarak
biçimlendirdiği bu kozmopolitlik çağdaş toplumların farklı türden belirli
hareket serbestliğine bağlı olarak geliştirdikleri estetik bir şekil
olmaktadır. (Urry,1999:229)
tüketici kozmopolitlik kavramının tüketici yurttaşlık kavramına kazandırdığı
içeriğin dünyanın farklı kültürlerinin tüketiminin bireylerde ulusal
kültürün yerine geçtiği ve bu farklı kültürü tüketenlerin birbirleriyle
benzeştikleri ve benzer zevkleri ve farklı kültürleri tüketmeye yönelik
aidiyetlikler kurdukları ve bu tüketimleri yapmak için kendilerini yeterli
buldukları ,aynı zamanda bu farklı kültürleri tüketirken kendilerini
diğerlerinden ayrıcalıklaştırıp, kendilerine bu kültürlerden oluşan
bir ayrıcalıklı kimlikler kurmalarını sağlamaktadır. Ayrıcalıklı olmayı
diğer kültürler içine girmeyi düşünerek yada entelektüel bir eylem yaparak
değil, ancak tüketerek girilebileceğini kabul etmektedirler.Öte yandan
başka kültürleri tüketerek ayrıcalık elde ederken aynı zamanda kendilerini
tüketim temelinde statülendirmiş de olmakta, kendilerini yaptıkları
bu tüketim ile "öteki" lerden ayırt etmektedirler. Böylece
ortaya tüketim temelinde yeni bir toplumsal ayrıştırma çıkmaktadır.
Bu ayrıştırma ile aynı tüketimi yapan insanlar birbirleri ile aidiyetlikler
kurarken diğerleri bu tüketimi yapamayan veya yapmayan insanlar dışlanmakta,
aynı topluluk içinde yeralamamakta, aynı topluluğun kendilerine sağladıkları
fırsat, olanak, hak v.s. den uzak tutulmaktadırlar. Burada ortaya çıkan
çelişki, bireyin kozmopolit olmaya çalışırken bu çok kültürlülüğü yaşamak
isterken bunu amerikan formatları ile yapmaya çalışmasıdır.
"tüketici yurttaş" , farklı kültürleri tüketen yurttaş olarak
algılandığında, kozmopolitliğin çok kültürlülüğünü satın almış birey
olarak anlaşılması gerekmektedir. Ancak aynı zamanda bu çok kültürlülüğün
diğerleriyle paylaşıldığı bir topluluk anlamına da geliyor. Bu topluluğa
katılan bireyler aynı zevkleri paylaştıkları ölçüde birbirleriyle bağlıdırlar.
Bu farklılık, ayrıcalık temelinde bir aidiyetlik ve birbirleriyle ortaklık
kurmuşlardır. Bu ortak kültürü tükettikleri sürece bireysel varlıklarını
sürdürmekte, bireysel katılımlarını yapmaktadırlar. Yurttaş olmanın
bilinci, bireysel varlığını varetmeden , kendini diğerlerinden ayrıcalıklı
konuma oturtmaktan, değerli, üst statüye erişmiş ve bu nedenle herşeyi
hak eden bir biçimle oluşmaktadır. Bunu da içinde yaşadıkları çokkültürlü
dünyayı satın alarak yapmaktadırlar.
"TÜKETİCİ YURTTAŞ" KİMLİĞİ İÇİNDEKİ TOPLUMSAL KESİMLER
Diğer taraftan "tüketici yurttaş" kimlerdir yada bu tür bir
aidiyetliği toplumun hangi kesimleri uygulamaktadır?
Kapitalizmin 1970'li yıllardan itibaren girmiş olduğu küresel üretim
yapılanması, toplumların yapılarındaki toplumsal kategorilerin de yeniden
şekillenmesine yol açmıştır. Özellikle orta sınıfların bu yeni ekonomik
yapılanma ile birlikte şekil değiştirdikleri fordist sistemin güçlü
devlet yapılanmasıyla birlikte varolan ortasınıfların yerini bundan
böyle uluslararası sermayenin hizmetinde olan ve eski orta sınıflardan
daha rahat koşullarda yaşamaya başlayan yeni bir orta sınıfın alması
sözkonusu olmaktadır. Ortaya çıkan bu yeni toplumsal kategorilerin oluşumuyla
birlikte ulusal kimliklerin de değişimi/ erimesi söz konusu olurken
buna karşılık yeni kültürel melez kimliklerin ortaya çıkması kolaylaşmıştır.
Yeni toplumsal şartlar içinde ortaya çıkan yeni orta sınıfların tüketime
odaklı bu kültürel yapının değerlerini benimsemede öncü rolü üstlendikleri
ve toplumun bu yeni değerleri benimsemesinde çok önemli bir faktör oldukları
görülmektedir. Bu sınıf II.Dünya savaşı sonrasında popüler kültürün
ürünleri ve sosyal kültürel kodlarıyla büyüyüp, bugün üyelerinin pekçoğunun
çeşitli toplumsal alanlarda sağlam konumlara ulaştıkları görülmektedir.
Bu toplumsal sınıfın siperleri , kitlesel medyada , hizmet endüstrisinde
, yüksek eğitimde , modern refah devletlerinin toplumsal konumlarında
ve buna benzer yerlerdedir. "Bu kişiler ulusal sınırların ötesine
geçen ve sadece ulus devletler sorunsalı arasında kültürel aktarımlar
ve değişimlere göre bir kavramsallaştırma yapan ulusaşırı iletişimin
üçüncü kültürlerine katılan toplumsal kimlikleri paylaşırlar"(Elteren,
1999:301) Bunun temel nedenlerinden biri ise, bu kesimin artık uluslararası
alanda hizmetli olması, onun ulusal bağlarla olan ilgisini koparmakta
kendi toplumuyla aidiyetlik kurmasını zorlaştırmaktadır.
Yeni orta sınıf bulunduğu konum itibarıyla diğer toplumlarda aynı hizmeti
veren orta sınıflarla benzer yaşam tarzlarını paylaşmakta, benzer değerleri
benimsemekte , kısacası globalleşmektedir. Aynı yaşam tarzını benimsemesini
kolaylaştıran kültürel değerleri savunmaktadır.
Tüketim kültürü toplumlardaki üst orta sınıfları homojenleştirirken
, yaşam tarzlarını birbirine benzer hale getirirken yine aynı kültür
bağlamında toplumda farklı yaşam tarzlarını sürdürmek isteyenleri kültürel
olarak dışlayıp, ayırt etmektedir. Örneğin modern reklamcılığın belli
biçimleri hala dışlayıcı, güçlü, egemen, hayli erkeksi eski fordist
görselliklere dayanan uzunca bir dışlayıcı kimlikler listesi oluşturmaktadır.
(Hall, 1998:52) Yine bazı reklam gruplarında genellikle refah içindeki
gruplar ele alınmakta ve süreç içinde ötekilerin gözardı edilmesi artmaktadır.
Tüketim araçlarının tümünün ırk ve cinsiyet temelinde ayrımcılık yapması
hukuki olarak yasaklanmasına rağmen çoğunda beyaz çoğunluğa mensup olanları
azınlık gruplara oranla çok daha fazla görülmektedir. Bunun tüketim
kültürüne bağlı olarak nedeni, gelir farklılıklarıdır. Buradaki ayırtedilen
gruplar diğerlerine göre çok daha az kazanmaktadırlar ve bu gruplar
tüketiciler olarak az temsil edilirler. "Sonuçta kim olursa olsunlar
seçkinlerin giderek aynı ortamlarda tüketim yapması ve bir çok aynı
şeyi alması olgusunun artışı ortaya çıkıyor. Seçkinlerin kendilerini
üst sınıfın öteki üyelerinden ayırt etmeleri giderek güçleşiyor. Üstelik
yüksek konumlu tüketim araçlarına sık sık gitmek onları tabakalaşma
sisteminde altta olanlardan ayırt ediyor"(Ritzer,2000:238-52)
Sonuç olarak küresel ekonomik yapılanma sonucunda ortaya çıkan yeni
toplumsal kategori olan üst orta sınıflar, gerek aldıkları eğitim ve
gerekse hizmetinde bulundukları uluslararası şirketler içindeki konumları
çokuluslu kültürü yaşamaya elverişli bulunmaktadır. Bununla birlikte
bu kesimlerin entelektüel sermayeleri gerçek bir kozmopolitliği yaşamaya
yetecek denli fazla değildir. Bu durumda bu kesimler yine entelektüel
çevrelerin yardımıyla farklı kültürlerin tüketimci küresel kültüre dönüştürülmesiyle
bu kültürün tüketicisi olurlar. Böylelikle diğerlerinden ayrılır ve
kendilerini statülendirirler.
MEDYANIN "TÜKETİCİ YURTTAŞ" KİMLİĞİNİN YARATILMASINDAKİ ÖNEMLİ
ROLÜ
Amerikan
kültürüyle biçimlenmiş tüketim temelli küresel kültürün oluşturulması
ve "tüketici yurttaş" yaratma işini küresel bir yapıya ulaşan
ve işlevinin bilgi iletmekten öte sanal dünyalar yaratmaya yönelen bir
işlevle yeni medya üstlenmektedir. Bu yapıya ulaşmanın sonucunda dev
medya şirketleri görüntü akışlarından oluşan bir küresel uzam oluşturmakta,
vatandaşlık ya da kültürü tanımlayan güçler coğrafyasını, toplumsal
hayat ve bilginin coğrafyasını aşan bir aktarım mekanından oluşan yeni
bir görüntü mekanı yaratmaktadırlar. Ancak burada önemli olan sınırlarla
bunların içerdiği mekan arasındaki ilişkinin dönüşümüdür. Artık herhangi
bir şey sınırlar tarafından tanımlanmamaktadır. Sınır delinebilir hale
gelmiştir. İletişim ve bilgi buradan akıp geçmektedir. Bu küresel sistemler,
bilgi ağları, uydu erişim alanları, somut bölgesel alanlar üzerine soyut
bir mekan yerleştirilmektedirler. Görüntü akışlarının böylesine küreselleşmesi
uzamsallığı, yer ve mekan duygularını temel bir dönüşüme uğratmaktadır.
Küresel medyanın yaydığı kültür ile insan kendini bir yerde konumlandırmamaktadır.
insanın hayatının daha geniş bir bağlama oturması söz konusu olmaktadır.
birey, herhangi bir tikel insan varlığa gönderme yapmaksızın betimlenebilecek
bir şeylere bağlanarak kendisini etrafındaki gerçek kişilerden uzaklaştırmaktadır.
Böylece yirminci yüzyıl sonlarındaki toplumsal ve mekansal dönüşümler
yeni yönelimler ve yeni bağlılık biçimleri gerektirecektir.(Morley&Robins1997:37-111)
Elektronik medya fiziksel ortam ile toplumsal durum arasındaki geleneksel
ilişkiyi "artık eskisi gibi belli bir yerde olmadığımız yada olduğumuzu
düşünmüş olmamız ölçüsünde tahrip eder. medya, bizi başka yerlerde yapılan
gösterilerin izleyicileri haline getirir. Başka yerlerdeki ve fiziksel
olarak mevcut olmayan izleyicilere erişebilmemizi sağlar. Yeni medya,
toplumsal "konum" ve "yer" kavramlarını yeniden
tanımlayarak deneyim ile fiziksel yer arasındaki bağı koparmaktadır.
Bu şekilde medya aktarım uzamlarını aşarak yeni topluluklar yaratmakta
, birbirinden ayrı olan grupları ortak bir televizyon deneyimi etrafında
bir araya getirmekte, orası ve burasının kültürel bir karışımını oluşturmaktadır.
televizyon böylece ortak deneyimlerin ve etkileşimlerin tabanını oluşturur.
Elektronik medya, bizim yer kavramımızı bu anlamda değiştirmekte , uzak
yerlerin ve "yerel olmayan" insanların "genelleştirilmiş
başka bir yeri" anlamında yerimizi değiştirmektedir. Böylece elektronik
medya aracılığı ile sanal bir uzam ve yer, sanal bir topluluk yaratılmaktadır."
Küreselleşmiş medyanın yarattığı bu yeni küresel kültür alanı, anlık
ve derinliği olmayan bir iletişim dünyasıdır. Bu zaman ve mekan ufuklarının
sıkıştırıldığı ve ortadan kaldırıldığı bir dünyadır. (Morley&Robins,1997:156-181)
Küreselleşmiş medyanın yaratmış olduğu küresel kültür içinde bireyler
kendilerini küresel mekanlara ait olarak hissederlerken içinde gerçek
olarak yaşadıkları sınırlardan düşünsel olarak kopmakta ve kendilerini
yaratılan bu sanal küresel mekanlara ait olarak hissetmektedirler.
Böylesi bir tüketime dayalı küresel kültürün oluşturulmasını, sanal
mekan ve toplulukların yaratılması işlevini üstlenen ise medya aktörleri
olmaktadır. Burada Bourdieu'nun saptamasını vermek gerekmektedir. Bourdieu
"yeni kültür aracıları" grubundan sözetmektedir. Bunlar simgesel
malların ve hizmetlerin sağlanmasıyla uğraşır.Bunlar, pazarlama, reklam,
halkla ilişkiler, radyo ve televizyon yapımcıları, sunucular, magazin
muhabirleri, moda yazarları ve yardım meslekleridir. Bu grup entelektüellerin
hayat tarzını aktif olarak destekler ve daha geniş bir izleyiciye aktarır.
Spor, moda, popüler müzik ve popüler kültür gibi yeni alanları geçerli
düşünsel analiz alanları olarak meşrulaştırmak konusunda entelektüellerle
ortaklık kurar. Medya ile akademik düşünsel hayat arasında çalışırlar.
Popüler düşünsel programların medyada aktarılmasını kolaylaştırırlar.
Bu grup,yeni orta sınıf içinde entelektüel mallara entelektüel ve sanatsal
hayat tarzı ve simgesel mallar ve tecrübeler için postmodernizme yayılmış
duyarlılıklardan bazılarını edinmeye hazır olabilecek bir izleyici kitlesinin
yaratılmasına yardımcı olur. Bourdieu'nun bir başka saptaması da bu
grubun yeni küçük burjuvaziye iletmiş olduğu entelektüel bilgiler sayesinde
küçük burjuvazinin de birer kültür aktarıcısı haline dönüşmesi ve bu
entelektüel bilgileri popüler hale getirerek daha geniş kitlelere aktarmasıdır.
(Featherstone, 1996:86-154)
Sonuç olarak "Tüketici yurttaş" kimliğini benimseyen toplumsal
kategorinin küresel ekonomik yapılanmalar ile ortaya çıkan yeni orta
sınıflar olduğunu ve bunların da bu kimliği elde etmelerinde yine küresel
ilişkiler sonucunda yeniden yapılanan medyanın çok önemli bir rolü olduğunu
söyleyebiliriz.
TÜRK MAGAZİN BASINI VE "TÜKETİCİ YURTTAŞ" KİMLİĞİ YARATMA
ÇABALARI
Ortaya çıkan bu yeni olgunun Türkiye bağlamında ne anlam taşıdığını
yada Türk medyasının ve yeni orta sınıfının "tüketici yurttaş"
sanal topluluğuna nasıl eklendiğini anlamak için günlük basın ve dergilerdeki
yazıları incelemek gerekmektedir. Bu konu ile ilgili olarak günlük ve
haftalık basının devamlı olarak işlediği konuların neler olduğu önem
taşırken, bu konuların "tüketici yurttaş" yaratma konusunda
nasıl bir işlev taşıdıkları esas mesele haline gelmektedir.
Öncelikle Türk basınında bu türden "tüketici vatandaş" yaratma
uğraşısının 1980 sonrası başlatılan yeni siyasi ve ekonomik yapılanmaların
basında da meydana getirmiş olduğu değişiklikler ile ortaya çıktığını
belirtmek gerekiyor. Bu dönemde medya değişik sermaye gruplarının medya
alanına girmesiyle (Bu konuda geniş bilgi için bkz.Tılıç,1998 ) hızlı
bir değişime girerek özel radyo ve televizyon kanallarının yaygınlaşmasıyla,
'80 öncesine göre daha fazla çeşit, kalite ve sayfa açısından değişim
geçirerek bir sanayi sektörü haline gelmiştir. Medya'nın bu yeni dönemden
itibaren üstlenmiş olduğu en önemli işlev, tüketimi teşvik ederek tüketici
kitlelerin oluşmasını sağlamaktır. Bunun için kendisine hedef kitle
olarak özellikle lise, üniversite çağlarındaki genç kitle ile üniversiteden
mezun olup iş hayatına atılmış olan "genç profesyonelleri"
seçmiştir. Basın böyle bir kitleye seslenirken yeni bir format oluşturmuştur.
Bu haber biçimli reklam yazıları şeklindedir. Reklam amaçlı haberlerde
çeşitli ürünlerin tanıtımı haber biçiminde ya da toplumun çeşitli kesimlerinin
örnek gösterilerek yapılması biçiminde olabiliyordu. Bununla birlikte
bu dönemden itibaren basında tüketim dünyasını topluma aktarıp toplumsal
yapıda yeni aidiyetliklerin oluşmasını sağlayacak yeni bir gelişme olan
köşe yazarlarının ortaya çıktığı görülmektedir. Özellikle genç ve gelir
düzeyi ortanın üstünde olan bir kesime hitap edilmeye başlanmış, bu
kesimin global tüketici kültür ile bütünleşmeye çalışılmaları sağlanmıştır.
Böylece "1980'li ve '90'lı yıllar "ben"in ön plana geçtiği,
"keyif" ve "haz" kelimelerinin telaffuz edilmesinden
özel bir keyif alındığı , bunun da özellikle yazılı ve görsel medya
kullanılarak teşhirciliğe kaçan bir şekilde vaaz etmenin artık "in"
olduğu yıllar oldu"(Bali,1999:48-57) Dergi ve gazetelerin köşe
yazarlarının yazdıkları magazin yazılarında Amerika'ya ve amerikan kültürüne
olan hayranlığın sık sık dile getirilmesi sözkonusudur.(Bu konuda geniş
örnekler için bkz.Bali,1999) Amerikan kültürüne duyulan hayranlığın
belirtilmesinin yanısıra keyif ve haz kültürüne yönelik yazıların da
çıkmaya başladığı görülür. Lüks ve seçkin yaşam tarzını anlatmak moda
olur. Seçkin markalardan oluşan yeni bir yaşam tarzı, keyif, haz,eğlence
anlayışından oluşan kısaca turistik bir yaşam tarzı çizilir.
Günlük basında orta ve üst orta sınıfa hitap eden bu tür yazılarda bu
gazetelerde çizilen "tüketimci yurttaş" kavramının genelde
kültürel etkinlikleri ile ele alındığını görebiliriz. Bu kültürel etkinlikleri
uygulayanların da toplumda iyi eğitim görmüş ve toplumun ortalamasından
daha iyi maddi olanaklara sahip kesimler oldukları ve aynı zamanda belli
bir kültürel sermayeye sahip olduklarının da altı çizilmektedir. Bu
yazıların hedefi hitap ettiği kitleye yeni tüketim alternatifleri sunmasıdır.
Bununla birlikte sunulan bu alternatif tüketimlerin artık sınırsız olabildiğini
yani belli bir yer yada zamanla sınırlı olmayan alternatifler olmalarına
karşılık ortaya çıkan bu sınırsız alternatif tüketim şekillerinin belli
zamanlarda belli ürünlere yönelik modalar halini aldıklarıdır. Yeni
orta sınıfa hitap eden haftalık magazin basınının hedefi, bu sınıfa
yeni tüketim alternatifleri yaratırken aynı zamanda bu sınıfı dünyanın
pek çok bölgesinde küreselleşme ile meydana gelen diğer orta sınıflar
ile aynı zevklerde birleştirmekte aynı yaşam tarzlarının paylaşılmasında
aracı rolü oynamaktadır.
Bu tür turistik bakış açısı ile yazılan çeşitli kültürleri tüketmeye
yönelik yazılar bize artık tüketim alanı olarak ulusal sınırların tükendiğini
gösteren en güzel örnekler olmaktadır. Artık herkesin tüketebileceği
farklı coğrafi bölgeler vardır. Mekan kavramının giderek kaybolduğunu
bu yazıları izleyerek rahatlıkla görebiliyoruz. Kısacası bu magazin
dergileri ve haftalık basın yayınladığı belli sınırlara bağlı olmayan
tüketim alternatifleri ile seslendiği yeni orta sınıfın belli bir coğrafi
yere bağlılığını engellemekte, aynı zamanda varolan bağlarını da zayıflatarak
kopmasını sağlamaktadır. Bunu bu kesimlerin tüketim alışkanlıklarının
değiştirerek yapmaktadır. Bu durumda bu tür magazin gazete ve dergilerinin
seslendiği kitleler, üzerinde amerikan kültürü ile çerçevelenmiş olan
küresel kültür ile bir aidiyetlik kurmakta, bu tüketimci küresel kültür
ile kendilerini tanımlamaktadırlar.
Burada dikkat edilmesi gereken bir durum da bu köşe yazarlarının üst
orta sınıfı hedef kitle olarak alırken bu üst orta sınıfın Türkiye'de
iki farklı kategori halinde olduğunu bunun 1980 Sonrası ortaya çıkan
bir şekil olduğunu belirleyelim Bu kesimin bir tarafı küreselleşmiş
sermayenin hizmetinde olarak ve yeni tüketim kültürünün bizzat uygulayıcıları
olarak belirlenirken ,diğeri '80 sonrasında belirlenen yeni ekonomik
politikalar ile ortaya çıkan uluslararsı sermaye ile ortaklıklara giren
ama hizmetinde olmayan ve yeni tüketim kalıplarını pazarlayan bir kesim
olarak belirlenmektedir. Bu iki kesim arasındaki fark bu köşe yazarlarının
bu kesimlere farklı yaklaşmasına neden olmaktadır. Burada köşe yazarları
küreselleşmiş sermeyenin hizmetinde olan kesime varolan yeni amerikan
kaynaklı kültürün tüketicisi olarak , bir "tüketici yurttaş"
olarak bir başka deyişle ona "global tüketici yurttaş" gözüyle
bakarken diğer kesime bu yeni amerikan kaynaklı global tüketim kültürünün
pazarlayıcısı olarak bakmaktadır. Bu durum köşe yazarlarının ikinci
kesime bakışta bu kültürü diğerlerine göre tam olarak yaşamayan bir
konumda değerlendirmelerine neden olmaktadır. Bu konuda pek çok örnekler
verilebilir.(Ruhat Mengi:Sabah 26 Kasım 1996 , Meral Tamer,Milliyet
1 Aralık 1996, Akt. Bali,1999)
Günlük basın ve haftalık dergilerdeki bu tür yazıların söylemlerine
baktığımızda bu söylemin küresel medya söyleminin bir parçası olarak
oluştuğunu yani oryantalist bir bakış açısı ile yazılmış yazılardan
oluştuğunu rahatlıkla görebiliriz. Örneğin "tüketici yurttaş"
kavramındaki sınırsızlık olgusunda , oryantalist bir söylem vardır.
O da bu sınırsızlığın oluşturulmasının ötekinin aleyhine olması, kimliği
olanın ise lehine olmasıdır. (Bkz. Donald,1996:119) Bu tür bir söylem
örneğini Türkiye'de sayıları son yıllarda artan Atlas, tatil, gezi ve
Outdoor gibi dergilerde görmek mümkündür. Bu tür Oryantalist temsiller
batı-dışı kültür kavrayışını yansıtmakta hem de bu kavrayışı pekiştirmektedir.(Günal:1998:109-114)Yine
bu tür magazin yazılarındaki egzotik olanı bulma, yaşama ve saklama
konulu yazıların, Batı-dışı kültürleri özselleştirdikleri bununla da
kalmayıp zamansal olarak geriye ittikleri ve böylece batı ile batı-dışı
arasında hiyerarşik bir ilişki kurdukları görülmektedir. (Günal,1998:109-114)
Sonuç olarak küresel ilişkilerin ortaya çıkardığı tüketim kültürü ile
içerik kazanan "tüketimci yurttaş" kavramı , küresel sermayenin
hizmetinde olan üstorta sınıfların benimsediği yaşam tarzını ifade eden
bir kavram olarak dünyanın farklı yerlerindeki bu sınıfın birbirleri
ile aidiyetlik kurmasını sağlarken Türkiye'de bu aidiyetliğin oluşmasını
1980 sonrasında yeniden biçimlenen basın getirdiği oryantalist söylemle
üstlenmektedir.
YARARLANILAN KAYNAKLAR:
Bali, Rıfat
N. (1999). Yeni Aristokratlar:Köşe yazarları, Birikim Dergisi, Sayı:117.Birikim.
Donald, James. (1996).Ne Kadar İngiliz? Popüler Yazın ve Ulusal Kültür,
(Der.) Yitik Ülke Masalları, İstanbul, Sarmal.
Elteren,Mel Van. (1999). Amerikan Popüler Kültürünün Etkisinin Global
Bir Yaklaşım İçinde Değerlendirilmesi. Nazife Güngör (Der.) Popüler
Kültür ve İktidar,Ankara:Vadi.
Featherstone, Mike. (1996).Postmodernizm ve Tüketim Kültürü, İstanbul,
Ayrıntı yay.
Günal, Asena.(1998). 'Otantik'olanı Aramak, Birikim Dergisi, Sayı.111-112,Birikim.
Hall, Stuart. (1995).Yeni Zamanlar, İstanbul, Ayrıntı Yay.
Hall, Stuart.(1998). Yerel ve Küresel:Küreselleşme ve Etniklik, Anthony
D. King (Der.) Kültür, Küreselleşme ve Dünya- Sistemi,Ankara: Bilim
ve Sanat.
Hannerz, Ulf.(1990). Cosmopolitan and Locals in World Culture, Theory,
Culture &Society, Vol.7, p.237-251, Sage.
Hürriyet İnsan Kaynakları, 9 Temmuz 2000.
Hürriyet Pazar, 20 ağustos 2000
Işın Engin and Wood Patricia. (1999). Citizenship and Identitiy. Sage.
Meijer,Irene Costera.(1998). Advertising Citizenships:an Essay on the
Performative power of Consumer Culture, Media Culture&Society Vol.20:235-249,
Sage.
Morley, David.&Robins, Kevin. (1997).Kimlik Mekanları, İstanbul,
Ayrıntı yay.
Ritzer, George. (2000).Büyüsü Bozulmuş Dünyayı Büyülemek, İstanbul,Ayrıntı
Yay.
Sarıbay, Ali Yaşar. (1995). Türkiye'de Kimlik, Küreselleşme ve İslam,
Türkiye Günlüğü, Sayı:33.Ankara.
Tılıç,L.Doğan.(1998). Utanıyorum Ama Gazeteciyim, İstanbul,İletişim
Yay.
Urry, John. (1999). Mekanları Tüketmek.İstanbul Ayrıntı yay.
(Aralık
2001)
|