|
|
|
"İLETİŞİM
SİSTEMİNİ TEKNİK DEĞİL, TOPLUMLARIN ÖRGÜTLENME BİÇİMİ BELİRLER"
Söyleşi: Hediyetullah Aydeniz
|
| Teknik
gelişmenin insanları ne şekilde etkilediği hep merak konusu olmuştur.
İnsanoğlu tarih boyunca doğayı tanıma, kontrol etme ve kendi istek ve
beklentileri doğrultusunda biçimlendirmek istemiş, bunun için de doğa
bilimlerini geliştirmiştir. Sonuç, dünyayı birkaç defa yok edebilecek
bir silâh deposu hâline getirmek olmuştur. İnsan, doğaya hâkim olma, onu
kontrol etme istek ve arzusunu aynı mantıkla kendi türü yani insan üzerinde
de yapmıştır. Bunu en az maliyetle ve kolay gerçekleştirebileceği araçlar
geliştirmiş ve toplumsal bir ihtiyaç olan çeşitli haberleşme araçlarını
keşfetmiştir. İletişim araçları tarih boyunca bu doğrultuda kullanılagelmiştir. Objektif
ve bağımsız bir gazetecilik, teorik eğitimini gören biz İletişim Fakülteleri
öğrencilerinin hayallerini olduğu gibi İletişim Fakültelerinin eğitim
programlarının içeriğini de süslemiştir. Bu doğrultuda ortaya atılan
tezler, kabul gören uluslar arası meslek ilkeleri, bizi realiteden kopartırken,
gazeteciliğin işleyişine dair bir zihnî alt yapıyı oluşturmamızı da
hep erteletmiştir. İşte
bu minval üzere toplumların geliştirdikleri iletişim sisteminin temelinde
yatan temel etkenleri; iletişim sisteminin "uyumlu yurttaş yaratma"da
kullanımını; Orta Çağ Avrupa'sında iletişimi belirleyen kilisenin konumunu;
gazeteciliğin doğuş ve gelişimi ve teknik gelişmeyle beraber gelinen
son noktayı bir sosyoloğun gözüyle değerlendirmek istedik. Bu amaçla
Türkiye'de ilk defa İletişim Sosyolojisi dersini veren, İstanbul Üniversitesi
Öğretim Üyesi Doç. Dr. Hayati Tüfekçioğlu ile görüştük. Toplumsal örgütlenmeden iletişim sisteminin doğuşuna, iletişim sistemini belirleyen etkenlerden gazeteye ve bir bütün olarak haberleşme sistemine dair konuları kapsayan bir söyleşi gerçekleştirdik. "Okul,
sistemin örgütlü biçimidir" -
İlk önce haberleşme kavramının tanımlanmasından başlayalım isterseniz.
İletişim/haberleşme sistemini nasıl tanımlıyorsunuz? Bir
toplumdaki haberleşme sistemine bakarken iki açıdan bakılmalıdır: Bir,
"alan üzerindeki" haberleşme, gündelik haberleşme, bugünkü
anlamda bakarsak, resmi nitelik taşır taşımaz, gazetedir, televizyondur. Ama
haberleşmenin en azından bunun kadar önemli bir boyutu daha var. Kuşaklararası
haberleşmeye baktığımızda toplumların bu açıdan geliştirdiği kurumlar
vardır. burada, sanattan dine kadar birçok alana hitap eden birçok kurumu
sayabiliriz. Bunların içinde en önemli ve sistemli olanı okuldur. Okul
sistemin örgütlü biçimidir. Toplumun değerlerini, bilgilerini, bilincini
sistem dahilinde örgütlü bir şekilde nesilden nesile aktarır. Dolayısıyla
iletişim, sadece alan üzerindeki birtakım haberleşme faaliyetleri ile
sınırlı değildir. -
Peki iletişim sistemini belirleyen temel etken nedir? Toplumun
örgütlenme biçiminde ihtiyaç duyulan, gerekli görülen iletişim sistemini,
bizzat toplumun kendisi yaratıyor. Toplumlar, değişik sorunlarla karşılaşıyorlar
ve eldeki imkânlar el verdiği ölçüde de çözüm üretiyorlar. Ürettikleri
bu çözüme göre de örgütleniyorlar. Üretilen çözümün özelliklerine göre,
toplumsal bünye biçimleniyor. Yine o örgütlenme biçimine bağlı olarak,
siz bir haberleşme /iletişim sistemi geliştiriyorsunuz. Toplumların
farklı örgütlenme biçimleri ve o örgütlenme biçimlerinin gerektirdiği
de bir iletişim sistemi vardır. Ama yeryüzüne baktığımız zaman toplumların
hepsinin aynı özellikleri göstermediğini görüyoruz. Toplumlar farklı
şekilde örgütlendiklerine göre, farklı şekilde yapılandıklarına göre,
elbette iletişim sistemleri de farklı olacaktır. Çoğu
açıklamalarda, iletişim sisteminin tekdüze, tekniğe dayalı olarak, basitten
karmaşığa, mükemmele doğru giden düz bir çizgi takip etmiş olduğu söylenir.
Uygarlık tarihine baktığımızda bunun böyle olmadığını zaten görüyoruz. İletişim
sistemindeki belirleyici etken, teknik değildir. İletişim sisteminin
eksenini teknik değil, toplumların örgütlenme biçimi belirler. Buna
Avrupa'yı örnek verebiliriz. Meselâ Roma döneminde muazzam bir haberleşme
sistemi, ünü günümüze dek uzanan yol sistemine dayalı bir iletişim sistemi
varken, Roma'dan sonra Orta Çağ döneminde, 1000 yıllık bir süre içinde
Avrupa neredeyse haberleşmeden mahrum kalıyor. İletişim sistemi tekdüze
bir çizgi takip etseydi böyle olmazdı. Orta Çağ Avrupa'sının örgütlenme
biçimi, yola, yol ağına, habercilere, alan üzerindeki geniş, kıvrak,
hareketli haberleşme sistemine ihtiyaç duymamaktadır. Orta Çağ Avrupa'sındaki örgütlenme biçimi, en azından bir önceki dönemdeki haberleşme sistemine ihtiyaç duymayacaktır. Çünkü toplumun biçimi değişmiştir. Toplumun çapı küçüktür, burada da haberleşmek için sofistik araçlara gerek olmamıştır. örgütlenme "Toplumsal
örgütlenme, doğal, mutlak bir örgütlenme biçimi değildir" -
İletişim sistemini belirleyen etkenlere değinmişken toplumsal örgütlenmeye
de değinmek gerekir. Örgütlenme, doğal bir süreç olarak mı ortaya çıkmakta
yoksa başka faktörler de var mıdır? Hocamız
Baykan Sezer'in belirttiği gibi, toplumsal örgütlenme, doğal, doğadan
gelen, verili, mutlak bir örgütlenme biçimi değildir. Toplumsal örgütlenme
biçimi, insanlığın yeryüzündeki serüvenlerinin bir aşamasından ortaya
çıkmıştır. Başlangıçta
yeryüzünde insanlar, doğayla ilişkiye giriyorlar. Doğayla girilen ilişkide
karşılaşılan sorunları, bir insan, sadece bir fert olarak doğal, kendi
kişisel donanımıyla aşamıyor. İlk başta beslenme, barınma, hayatta kalma
gibi temel sorunları aşamadığı için de insanoğlu başka türlü çözüm yolu
arayıp toplumsal örgütlenme biçimlerine geçmiştir. Toplumlar ürettikleri çözümün gerektirdiği şekilde de bünyelerini düzenliyor, ona göre örgütleniyorlar. Eğitim kurumu, askerlik kurumu, din kurumu, aile kurumu vesaire buna göre biçimleniyor. Çözüm denilen şey, o toplumun dünyadaki yeri, rolü, siyasetidir ve o siyasetin gerektirdiği şekilde örgütlenmesidir. "Tarihe
yön veren ilişkiler uygarlıklar arası ilişkilerdir" -
Sorunların çözümlerinin kaynağı nedir? Sorunların
da, çözümlerin de kaynağı toplumların girdikleri ilişkilerdir. Ama yaygın
şekilde söylendiği gibi bunlar toplum içi ilişkiler değil, toplumlararası
ilişkilerdir. Hatta temel belirleyici, daha geniş anlamda, en geniş
anlamda karşımıza çıkan ilişkilerdir. Tarihe yön veren ilişkiler, daha
da genel anlamda uygarlıklar arası ilişkilerdir. Toplumların temel sorunlarının
kaynağında toplumlararası ilişkiler olduğunu görürüz, yine çözümler
de bu alanda girilen ilişkilere bağlı olarak üretilmektedir. Toplum
da bünyesini ürettiği çözüme bağlı olarak düzenlemektedir. En basit
bir örnek vermek gerekirse günümüzde toplum olarak önümüzde duran sorunları,
Avrupa Birliği'ne girerek aşabileceğimiz öne sürülüyor. Yani Batı dünyası
ile daha yoğun bir ilişkiyle çözülebileceği düşünülüyor ve pek çok alanda,
bu ilişkinin gerektirdiği düzenlemelere gidiliyor. Yani adalet kurumundan
orduya, eğitim sistemine kadar bütün toplumsal kurumlarımızın, bu ilişkiye
uygun şekilde biçimlendirilmesi gerektiği öne sürülüyor. Toplumsal
örgütlenme biçimi bazı sorunları çözüyor ama daha önceki sorunlardan
daha üst seviyede yeni sorunlar ortaya çıkarıyor. Dolayısıyla o sorunları
çözmek için toplum yeni bir arayışa giriyor. Kendi bünyesini yeniden
organize ederek yeniden düzenleyip sorunları yeniden çözüyor. Yani her
sorunun çözümü, üst seviyede başka bir sorunla karşılaşmaktan yola çıkılarak
gerçekleşmektedir. Eğer böyle olmayıp da, toplumu şekillendirmek ve
örgütlemek en baştaki sorunları çözmekle kalsaydı ve yeni sorunlar ortaya
çıkarmasaydı, o zaman bütün toplumların hiç değişmeden, bütün özelliklerini
koruyarak baştan beri aynı karakterde gelmesi gerekirdi. Toplumlar değişip
gelişiyorlar. Tarihteki ilerleme dediğimiz şey budur. -
Tüm bu açıklamalardan sonra toplum örgütlenmelerinin sonucu olan haberleşme
kurumlarına değinelim. Hem
kuşaklararası, hem de alan üzeri haberleşme açısından baktığımızda bir
örgütlenme biçimi olarak Orta Çağ'da kilisenin konumunu tanımlayabilir
misiniz? Bu
dönemde, içinde bulunulan koşullarda sınırlı, ama katı ve tek tip bir
haberleşmeyle birliğin sağlanmaya çalışılması söz konusudur. Toplumda
bilincin yaygınlaştırılması görevi, kilisenindir. Etrafı surlarla çevrili
küçük birimlerde bu işi papaz yüz yüze, vaazla gerçekleştirebilmektedir.
Kuşaklararası iletişim açısından bakıldığı zaman, hiç bozulmadan katıksız
aktarılma çabası, eğitimin de temel prensibi olacaktır. Eğitimde son
derece katı prensiplerin geçerli olduğu bir uygulama söz konusudur.
Savunma durumunda özü korumak tasasına bağlı olarak ortaya çıkan bu
katılık, Engizisyon mahkemelerine kadar uzanan bir boyuta sahip olacaktır.
Kilisenin uzmanı değilim ama şu çok açık gözüküyor. Yeni bir bilgi üretilmesi
söz konusu değildir. Bütün çaba özü koruma ve aktarmadır. Orta Çağ'daki
örgütlenme biçimi, bir savunma, sadece kendi özünü, varlığını koruyabilme
çabasını güden bir örgütlenme biçimidir. 1000 yıllık süreyle ayakta
kalan bir savunma biçimi ve bu savunma biçiminin gerektirdiği surların
gerisinde bir örgütlenme biçimidir. Benliğini
korumak için bütün el yazmaları, kilise metinleri 1000 yıl süreyle fiziksel
koruma altına alınıp saklanmıştır.. Umberto
Eco'nun "Gülün Adı" adlı romanını ve romandan uyarlanmış filmi
hatırlayalım. -
Kilisenin, bir kurum olarak, haberleşme açısından Orta Çağ'daki konumuna
değinmişken, bir de gazeteciliğin doğuş serüvenine değinelim. Sömürgecilikte,
Yeni Çağ'da, Avrupa Orta Çağ'ındaki küçük şatolar etrafında sınırlı
kalan toplumsal örgütlenmeler, çok geniş bir alana yayıldığı zaman,
elbette ki bütün alanları kapsayacak bir haberleşme sistemi bulması
gerekiyordu. Gazete de girilen bu yeni süreçte ihtiyaçtan ortaya çıkmıştır.
Gazeteciliğin doğuş serüvenine bakarsak, ilk gazete, ticarî amaçlı olarak
ortaya çıkmıştır. Gazete, ilk defa Orta Çağ'dan çıkılıp da yeni yeni
ticarî ilişkiler başladığı zaman, liman şehirlerinde, tüm ticaret merkezlerinde
ve toplumlararası ilişkilerin canlandığı merkezlerde ortaya çıkmıştır.
Sadece ekonomik boyutu olmayan gazete, savaş ve başka türlü toplumlar
arası ilişkiler sonucu ortaya çıkmıştır. "Gazete,
ulus devlet örgütlenmesinin ihtiyaç duyduğu bir haberleşme kurumudur" -
Gazetenin, toplumlar arası ilişkiler sonucu ortaya çıkmasıyla beraber,
var olan bilgi birikiminin yaygınlaştırılması da farklı bir boyut kazanmıştır.
Batı
kendi içinde toplumsal bir dönüşüme giderken, gazete bu dönemde ne tür
bir işlev görmüştür? Batı'nın ideolojik bütünlüğü sağlamada, devlet,
gazeteyi ne düzeyde kullanmıştır? Yeni
örgütlenme biçiminde değişik kurumlar vardır. Temelde toplumsal kurumlardır
bunlar: Aile kurumu, askerlik kurumu, din kurumu, yasama-yürütme kurumu.
Basın da 4. kuvvettir. Modern ulus devletlerde gazetenin fonksiyonu
nedir diye baktığımız zaman, yasama, yürütme ve yargıdan sonra geldiğini
görmekteyiz.. Çok etkin, çok belirleyici yeni bir toplumsal kurum olarak
ortaya çıkmıştır. Bu, ulus devletin getirdiği bir örgütlenme biçimidir
ve gazeteye de ulus devlet örgütlenmesinin ihtiyaç duyduğu haberleşme
kurumlarından biri diye bakmak gerekir. Gazete belli bir dönemin ürünüdür.
Belli bir dönemin ihtiyaçlarına cevap vermiştir. Gazetenin fonksiyonlarına
baktığımızda haber verme, kanaat edindirme, eğlendirme, oyalama vs.
gibi faktörleri görürüz. Gazetenin elbette önemli bir fonksiyonu vardır.
Bilginin avamlaştırılması, vulgarize edilmesi, popüler hale getirilmesinde
kullanımı söz konusu olmuştur. İletişim sisteminde alan üzeri iletişimi
sağlar. Alan üzeri haberleşmenin yanında sınırlı da olsa, kendi çapında
bilinci ve bilgiyi aktarma konusunda düşünceyi, kanaati aktarma veya
-kuşaklar arası haberleşme boyutunda etkisi yoktur denemez- İyi yurttaş,
faydalı yurttaş yaratma anlamında elbette gazetenin fonksiyonu vardır.
Ama, sistemin ihtiyaç duyduğu insan tipini yaratma yollarında ki önem
sırasına göre gazete başta yer almaz. Bu
amaçla geliştirilmiş bir araç değildir. Gazete, birinci derecede kuşaklararası
haberleşme ihtiyacını karşılayacak bir araç değildir. -
Geliştirilen bu iletişim kurumlarıyla ortaya çıkan sonuç nedir? Gelinen
süreçte uyumlu yurttaş yetiştirmede durum nedir? Basit
bir örnek vereyim: Çocuklar sömestre tatilinde sinemaya gitmek istiyor.
Sinemalara baktığımızda, birkaç tane film olduğunu görüyoruz. Sonra
biraz daha dikkatli baktığımızda o bir kaç tane filmin sadece İstanbul'da
değil, İzmir'de, Ankara'da ve daha başka kentlerde de olduğunu görüyoruz.
Aynı filmlerin aynı dönemde Avrupa'da, Amerika'da da oynadığını görüyoruz.
O zaman anlıyoruz ki, yeryüzünde milyonlarca çocuk aynı dönemde aynı
filmi seyrediyor. Aynı ortak uyarıcıya maruz kalmak denebilir buna.
Biraz daha dikkat ettiğimizde bunun sadece sinemayla sınırlı olmadığını
görüyoruz. Meselâ oyuncakları ele alırsak, çocuklar, standart oyuncaklarla
eğleniyor. Bir salgın halinde yeni tip bir oyuncak ortaya çıkıyor. Herkesin
elinde o. Giyinme-kuşanma konusunda da aynı şeyi söyleyebiliriz. Belli
markalar var. O marka olmazsa onu taklide gidiliyor. Beslenme konusu
da buna bağlı. Yüzde
yüz aynı şekilde, mutlak olmasa bile çocuklar, tarihin tanık olmadığı
benzerlikte ve yoğunlukta, aynı şekilde besleniyorlar, aynı şekilde
giyinip kuşanıyorlar, aynı filmleri seyrediyorlar, aynı oyuncaklarla
aynı oyunları oynuyorlar. Dünyanın
her tarafında televizyonda, bilgisayarda da aynı şeyler seyredilip aynı
oyunlar oynanıyor. Bu çok önemli bir durum. Sanırım psikologları, pedagogları
ilgilendiren bir durum. Çocuğa belli değerleri aktaran geleneksel kurumlar
olan aile gibi, okul gibi kurumların yanında, artık onlardan daha etkili
araçlar ortaya çıktı. "Önümüzdeki
dönemde, bilinen şekliyle okul kurumu olmayacaktır" -
Nasıl yani? Kuşaklararası
haberleşme açısından, bilgi ve bilincin aktarılmasında en temel kurum
okuldu. Artık önümüzdeki dönemde, bilinen şekliyle okul kurumu olmayacaktır.
Tahta, sıra, tebeşir olmayacak artık. Onun yerini sanal öğretim alıyor.
İstanbul Üniversitesi'nde okumak için memleketinden kalkıp İstanbul'a,
Beyazıt'a gelmenize gerek kalmayacak. Öğretmenlik mesleği de ciddi bir
değişime uğrayacak ve çoğu işsiz kalacak. Çok az sayıda öğretmenle halledilecek
işler. Bunun anlamı, çok daha standart bir aktarma olacağı, daha standart
aktarımı sağlayacak araçların geliştirildiğidir. Belki tek tip bir aktarım
için gerekli araçların geliştirildiğini söylememiz daha doğru olur. "Günümüzdeki
egemenlik biçimi tarihin tanık olmadığı boyutta, yoğunlukta ve kesinlikte:
Toplumlardan öte yeryüzündeki bütün fertleri de kuşatmaya aday" -
İlk çıkışından bu yana, gazetenin veya bir bütün olarak haberleşme araçlarının
(radyo, tv), siyasal ve ekonomik iktidar tarafından kullanımı süreklilik
mi arz ediyor? Yeryüzünde
hep hâkim olan, üstün olan merkezler bulunmuştur. Üstünlüklerini korumak,
sürdürmek için de değişik araçlar geliştirmişlerdir. Bu doğal bir şey.
Ama günümüzdekini tarihteki örneklerinden ayıran önemli bir özellik
var. Günümüzdeki egemenlik biçimi, tarihin tanık olmadığı boyutta, yoğunlukta
ve kesinlikte bir egemenlik biçimi. Bence günümüzdeki egemenlik biçimi
bırakın sadece toplumlararası ilişkilerde belirleyici olmayı, toplumlardan
öte yeryüzündeki bütün fertleri de kuşatmaya aday bir egemenlik biçimi.
Belki modern teknolojiye bu açıdan da bakmakta fayda var. Teknolojinin
imkânlarından yararlandığınız andan itibaren, fert olarak izlenmeye
de başlıyorsunuz. Özel hayatın dokunulmazlığı ortadan kalkıyor. Cep
telefonundan kredi kartına, internete kadar, bunları kullandığınız anda
kontrole de razı oluyorsunuz. İşte kredi kartlarını kullanırsanız, nerede
ne yaptığınız bulunabiliyor. Her yerde kameralar var artık. Herkes gözetlenebiliyor.
Olumlu yönleri de var elbette bunların. Çocuğunuzun servisi geç mi kaldı?
Merak etmenize gerek yok. O anda nerede, hangi sokakta olduğunu cep
telefonuna da gerek kalmadan bilebiliyorsunuz. Çantasındaki bir küçük
çip yardımıyla koordinatlarıyla yerini bilgisayardan görüyorsunuz. Çoğaltılabilir
bu örnekler ve sonuçta şu soru sorulabilir: Mutlak anlamda herkesin
her yaptığının izlenmesi, bilinmesi sağlanırsa, suç ortadan kalkmaz
mı? -
Peki manipülasyon ve kontrol noktası... İnsanlar
tarih boyunca doğayı tanımak, kontrol etmek ve kendi istek ve beklentileri
doğrultusunda biçimlendirmek istemiştir. Bu normal ve anlaşılabilir
çabadır elbette ve bilimleri ortaya çıkaran bu istektir. Doğayı kontrol
etme ve biçimlendirme tasası fen bilimlerini ortaya çıkarmıştır. Elbette
kontrol etme ve biçimlendirme kaygısı doğa ile sınırlı değildir. Toplum
olaylarını, sorunlarını anlama, açıklama ve toplumu çözme tasası da
sosyal bilimlerin kaynağında yatan şeydir. Belirleyici güçler her dönemde
toplum ve onun üyesi insanlar üzerinde etkili olmak istemişlerdir. Tekrar
edelim günümüzde belirleyici kesimler, bu işi, bütün tarih boyunca gördüğümüz
örneklerden çok daha katı, çok daha sistemli, çok daha kararlı şekilde
yapmak istedikleri için, zaten çok daha etkili araçlar ortaya çıkarıyorlar.
Yani gazeteden çok daha etkili, okuldan çok daha etkili araçlar ortaya
çıkacaksa bu, kendilerinde daha geniş oranda belirleme gücü gördüklerindendir.
Ve bu amacı gerçekleştirecek araçların yaygınlaştırılması ve bunun önündeki
engellerin aşılması, maddî boyutu dahil belirleyici merkezlerin sorumluluğudur.
-
İşaret ettiğiniz bu teknik gelişmenin sonucu ortaya çıkan yeni dönemde
gazetecilik nasıl şekillenecek? Tek
yönlü bir yayıncılık anlayışı bitmektedir. Okuyucunun, izleyicinin pasif
ve edilgen olduğu tip gazetecilik devri kapanmaktadır. Teknoloji, izleyicinin,
okuyucunun geleneksel medya aktörlerinin belirleyici olduğu bir ilişki
biçimine mahkûm olmasına artık izin vermeyecektir. Daha aktif, daha
aracısız, daha doğrudan ulaşılabilecektir bilgiye. Dijital TV sistemi
meselâ. Bu sistemle geleneksel televizyonculuk da artık tarihe karışmakta
ve izleyici doğrudan kendisi arşivlere girip istediği bilgiyi, görüntüyü
alabilecek duruma gelebilmektedir. Yani bilgiye ulaşmak mevcut sistemde
olduğu gibi belli aktörlerin inisiyatifinde olmaktan çıkacak ve izleyici
daha belirleyici olacaktır. Artık kötü niyetli gazetecilik yapma imkânı
da bir anlamda pek olamayacaktır.
- Bu değişimlerde enformasyon üretimini ellerinde bulunduranlar bir
şekliyle kontrol etmeyi ve verdiği bilgiyi manipüle etmeyi hiçbir zaman
bırakmayacaklar galiba... Seçenekler çoğalacak izleyici açısından. Hem de çok fazla çoğalacak ama iletinin içeriğini oluşturmadaki belirleyicilik daha fazla paylaşılacak mı soru konusudur. "Gazete,
televizyon gibi belli bir dönemin ürünü ve o dönemin ihtiyaçlarını karşılayan
araçlar tarihe karışacaktır"
- Hedef kitle noktasında aktif katılım olsa bile bunun değişimi söz
konusu olabilecek mi? Hem teknik olarak, hem örgütlenme biçimi olarak gazetecilik ciddi şekilde değişecek ve başka türlü yapılacaktır. Bilinen medya starları da olmayacaktır bu dönemde. Farklı bir medya ortaya çıkmaktadır; tekniğinden içeriğine kadar her şey değişecektir. Gazete gibi, televizyon gibi belli bir dönemin ürünü ve o dönemin ihtiyaçlarını karşılayan araçlar tarihe karışacaktır, ama gazetecilik, habercilik evrensel düzeyde bir toplumsal kurumdur, yeni araçlarla farklı şekilde, belki daha etkili şekilde toplumsal hayattaki yerini koruyacaktır.
(Ekim 2001)
künye | ana sayfa | dosya | akademi | kültür-sanat | arşiv | e-posta | linkler |