Yazma sıkıntısının bütünü ve Sade'ın doğası
"Quills'in sade'ı ve yardımcı karakterleri, serüvenlerin gölgesinden sıyrılarak yalanları yazmaya başladıklarında asıl bunalım peydahlanır. Zira filmde bambaşka çizilen Sade'ın insanlara bulaştırdığı bir tür delilik eylemidir."

Basitçe; oynayanlar ve seyredenler olarak iki kategoriye ayrılabilecek insanoğlunun, karabasanlara karşı bir savunma geliştirerek yazmayı tercih edenler ve karanlıkla yüzleşmekten kaçanlar olarak sınıflandırılabilmesi de mümkün. Kendileri ve dünya ile ilgili dertlerini henüz erken yaşta edinen ve gittikçe derinleşen bu dertlerin, içlerini kanatıp kağıtlar harcayarak bile, üstesinden gelinemeyeceğinin farkında olan "yazar türü" hiçbir zaman kuramayacağı hayatın gerçekliğinin izini sürer durur. Kendini arayıp bulamayan ve sığınılacak yer yokluğundan yazılarında saklanan Kafka dahi, kitaplardan yaşamın öğrenilemeyeceğini iddia ederken; yazma tutkusu ve ihtiyacının çok derinlerde seyrettiğinin farkında gibidir.

Bu anlamda yaklaşıldığında türe mensup insanların en bereketli malzemelerinin "doğa" olduğu da su götürmez. Görerek bilen Batı kültürünce tam anlaşılamamış ve üzerinde hakimiyet kurulmaya çalışıldığı için yanlış sularda gezinilmiş bir alan olarak görülen doğaya karşı dürüst yazarların en ünlüsü, Donatien-Alphonse-Fronçois Sade/Marquise de Sade'dır.
Şiddet ve şehvete dizginleri bırakmayı ve doğaya dönmeyi savunan Sade'ın birçok ünlü düşünüre kaynaklık etmiş fakat asla layığınca değerlendirilememiş fikirleri bir sapkınlık olarak isimlendirildi. Oysa doğadan gelen saldırganlığın iktidar istemi olarak şekil bulacağını düşünen Sade, eserlerinde çoğu kez kaderin oyunu ve erdemin kararsızlığı üzerinde durur. Bu tip bir derinin içindeki iskelet düşünce ise; erdem ve günahın savaşıdır. Okuruna hikayelerinin dipnotlarını vererek ve karşılaşacakları hakkında onu uyararak ilerleyen Sade'ın anlaşılamamasının temel nedeni; kendi yazdıklarını yanlışlaması,birbirine zıt fikirleri dile getirmesidir şüphesiz.


Asla "mutlu sonların" yaratıcısı olamayan Sade, çoğu kez kullandığı didaktik dili 'emsal ve ibret manzarası çiziyorum' kılıfına uydurarak sıyrılır. Yalanları yüzeye çıkarmayı ve gerçek dürüstlüğü hedefleyen bu adam, kötülüğün herkesin içinde bir büyük uyarıcı olduğunu ve sürekli beslenmek istediğini açıklar; "Suç şehvetin temel taşıdır. Suçla yan yana yürümeyen zevk zevk midir yani? Bizi asıl uyaran karşımızdaki zevk nesnesi değil, kötülük fikridir." Anlaşıldığı üzere, iyilik ve insanlık kavramlarının kılık değiştirmiş çıkarcılık olduğuna inanan Sade, "suç"u da bir görev olarak görmektedir.


Apollanaire'in "Şimdiye dek yeryüzüne gelmiş en özgür zeka" dediği yazar hala tam olarak anlaşılamadığı için bu tanım geçerliğini koruyor; tevekkeli değil Nietzsche, Dostoyevski, Puşkin, Kafka, Beaudelaire'in başucu yazarı, "kötülüğün incili" ile ayna tutmuş olsun içimize...40'larda yazdığı yazılarla 90'larla fırtınalar koparan Camille Paglia da yazdıklarının çoğunda-İyi Şeyler Yayıncılık tarafından Türkçeye kazandırıldı- Sade'ı izleyerek cinsellik ve kimliğin iktidar olduğunu savunur ve doğaya karşı mücadele etmenin de gerçek bir aptallık olduğundan dem vurur. Yoksa Sade'ı tanımlarken; umursamadan tüm zevkleri tadarak gerçek hazzı yaşayan birisi, diyerek kestirip atmak kolaycılık olur. İki yüzlü bir yaşamda Sade'ı anlamlandırabilmek ve bizim köşecilerimizin yaptığı gibi her Sade yazısına Simone de Beauvoir'in "Sade'ı yakmalı mı?" sözleriyle başlamak gibi...


Philip Kaufman'ın 2000 yapımı Quills/Düşlerin Efendisi filmi de böyle bir kolaycılıktan uzak duramıyor ne yazık ki. Zaten Sade'ın Chereton akıl hastanesindeki yaşamını ve ölümünü farklı yansıtan filme Sade ile bağlantısız bakıldığında daha verimli sonuç alınabilir. Zira önce Geoffrey Rush'ın canlandırdığı Sade, sonra da tüm yardımcı karakterlerde gördüğümüz yazma çılgınlığı filmin adı ile de bağlantı kurulabilmesini sağlıyor.

Filmin girişinde tanık olduğumuz idam sahnesinden kırmızı duvarlı hücre kapısının penceresine geçişte gördüğümüz Madeleine'nin(Kate Winslet) şahsında vücut bulmuş delilik eylemi olarak tanımlanabilecek yazma arzusu, film boyunca bir hücrede tıkılıp kalan Sade'ın sonunu da hazırlar. Giderek yatağına, kendi giysilerine, neresi rast gelirse oraya yazan Sade, içindeki kötülüğü öldürmek için yazmasını öğütleyen rahibin kurtuluşuna imza atarken(filmin sonunda Joaquin Phoneix Sade'ın sözcükleri ile yazmaya başlamıştır); iktidarı nasıl deleceğinin de sinyalini vermiş olur. Kısaca Kaufman'ın Sade'ı farklı yansıtmasının satır araları okunduğunda, yazar ile ilgili bunun gibi küçük ipuçlarına rastlamak da mümkün.

(Nisan 2001)

 

künyeana sayfadosya | akademikültür-sanat | arşiv | e-posta | linkler