|
Siber kültür ve postmodernizm
Günümüz
kültür kuramcılarının belirttikleri gibi bilgisayar aynı zamanda
bir postmodern teknolojidir. Yirminci yüzyıl sonunun hakim yaşam
tarzı olan postmodernizm, başka düşünürlerin yanısıra Fredric Jameson
tarafından da 2.dünya savaşı sonrası yılların hemen başlarında,
çok uluslu şirketlerin dünya ekonomik ve kültürel sistemini kontrol
etmeye başladığı ve toplumsal organizasyonun arkasındaki itici gücün
sürekli tüketim olduğu yıllarda başlamış olarak tanımlanır.[1]
Postmodernizmin tanımı konusunda bir uzlaşma olmamakla birlikte,
aralarında Jameson'ın tanımının da bulunduğu ve yirminci yüzyıl
sonunun toplumsal gerçekliğini açıklamaya yardımcı olan, birbiriyle
çatışan bir dizi tanım mevcuttur.[2]
Postmodern tüketici toplumu ürünlerin her şeyi kapsadığı bir Pazar
yeridir; içindeki her şey metalaştırılmıştır ve sürekli değişen
giyim modası müzik ve "yaşam tarzı", reklamlar ve paketlenmiş
imajlarıyla bizi kuşatmıştır. İmajlar ve sesler postmodern insanı
bombardıman altında tutar ve idealleştirilmiş hayali insan bedenleri
yaratır. İnsan bedenlerinin sonsuz betimlenişleri aslında kamusal
imgelemdeki gerçek insan bedenlerinin yerini almıştır ve bu nedenle,
postmodern kültür eleştirmenleri Arthur ve Marilouise Kroker'ın
ileri sürdükleri gibi, insan bedeninin çoktan miadını tükettiği
söylenebilir. Krokerler şöyle sorarlar:
"Postmodern koşullarda (doğal) bedenin çoktan yok olduğu olgusunu
vurgulayamayacaksa ve bizim beden diye yaşadığımız şeyin yalnızca
beden retoriğinin fantastik bir simülakrı olduğunu vurgulamayacaksa,
günümüzde bedene duyulan bu ilgi neyi nesidir?"
Kroker'lara göre fiziksel beden reklam ekonomi politika psikanaliz
bilim ve spordaki beden retorikleri karşısında belirsizleşmiştir.
Yalnızca fiziksel beden değil söylemsel beden de, Kroker'ların,
"kültürel yıpranmanın tüm korkutucu belirtilerinin yansıtıldığı
işaretli yüzeyler" olarak niteledikleri "panik bedenler"
içinde kaybolmuştur.
Kroker'ların tanımların da "panik bedenler", birikimin
diliyle değil, kendi kendini imha edici tasfiye edici ve iptal edici
işaretlerin felakete yol açıcı büyüleyicilikleri altında hareket
ederler.[3]Kroker'lara göre bedenler yirminci yüzyıl sonunda ekonominin
batması ve kültürün çökmesiyle birlikte gözden çıkarılabilir hale
gelmişlerdir.
Jameson uzay ve zaman algılayışımızın postmodernizm altında yeniden
şekillendiğini söyler.Zaman, süreğen bir şimdiki zaman içinde dağılıp
gitmiştir; geçmişten gelen her şey tarihsel bağlamından koparılmış,
şimdiki zamanda yeniden dolaşıma girmek için, esas anlamından yoksun
kalarak metalaşmış çevremizin darmadağınık yapısına katılmıştır.
Sonuç, der Jameson tarihsel bir bellek yitimidir, geçmiş bilgisinin
yokluğudur; bu durum, patolojik biçiminde, şizofrenin anımsama yetisizliğine
ve sonuçta kimliksel bir bütünlük oluşturma yeteneğinin yitimine
benzer.[4]
Jameson postmodern uzamı, sersemletici ve yönsüzleştirici, bağlantısız
yapıntı pastişleriyle dolu ve sanki daha gelişmiş duyu organlarına
sahip insan olmayan türler için tasarlanmış olarak betimler. Jameson'un
örnek olarak gösterdiği Los Angeles'taki Bonaventure Hotel'de çıkışın
nerede olduğunu bulmak güçtür; lobinin karmaşık planı içinde, insanın
tahammül sınırları zorlanır. Jameson bu aptallaştırıcı alan kullanımını,
şirket kontrolünün tam olarak nerede bulunduğunu belirlemek için
girişilecek her teşebbüsün birbirine bağlı ve ikincil ağların labirentimsi
karmaşasıyla mistifiye edildiği çokuluslu kapitalizm mantığının
postmodern mimarideki karşılığı olarak tanımlar.[5]
Postmodernizm, o halde insanın duyumsal kapasitesinin ötesinde bulunan
bir tür insan sonrası sistemdir. William Gibson bizim insan sonrası
çağda olduğumuz söylemişti. Teknolojiye bağlılığımız ve yapay uzuvların
kullanılabilirliği insanı zaten melez yaratıklara dönüştürmüştür.
Ayrıca çokuluslu kapitalizmin mantığı birkaç zengin bireyden yanadır;
Gibson'un romanlarında, insan dışı bir şey haline gelmiş olan kişiler
vicdani özelliklerinden mutlak olarak yoksun ve korkunç zengin olmaları
nedeniyle böyledirler. Gibson'un evreninde yoksullar, insan varoluşunun
değerinin olup olmadığı ya da yoksulların ölü ya da diri olmalarıyla
ilgilenmeyen bir sistem tarafından ezilirken, zengin seçkinler de
insanlıkları pahasına zenginleşirler.[6]
Metalaştırılmış postmodern uzamın barınılması olanaksız karışıklığı
içinde insan algısı anlamlı derinlikleri keşfetmeye değil, yüzeyleri
taramaya çağrılıyor. Bu postmodern derinliksiz örneği yaşamlarımızı
istila eden ve algısal deneyimlerimizi dümdüz eden bilgisayar ve
televizyon ekranlarının düzlükleridir.[7]
Postmodern
insanlar kendilerini derinliği olmayan yüzey fenomenleri olarak
algılıyorlar ve birbirleriyle olan etkileşimlerini, sanki her şey
bilgisayarın ya da televizyonun düz ekranın dolayımsızlığına indirgenmişcesine
mesafesiz algılıyorlar.
Film araştırmacısı Scott Bukatnam, insan varoluşunun yeni durumunu
aynı adı taşıyan kitabında, "terminal özdeşlik/kimlik"
olarak tanımlar.[8]Bu terim hem insanın bilgisayarla bütünleşmesini
hem de bildiğimiz anlamda insan yaşamının son bulmasını ifade eder.
Ayrıca Amerikan bilimkurgusu hakkındaki kitabında Vivan Sobchack,
"yalnızca tin'den yoksun, derinliksiz yüzeysel insanların görünmek
için varolan bir uzamda hareket edebileceklerini" ifade ediyor.[9]Sobchack
yaşanan deneyimin yeni derinliksizliğini ayrıntılı olarak irdeler:
Bu yeni uzam "kavrayışı"nın türevi olarak derinlik algımız,
dünyayı temsil ve onunla ilgilenme anlamında giderek daha az baskın
bir duruma geliyor. Bu büyük oranda filmler, klipler, görüntülü
oyunlar ve bilgisayar terminallerinin ekranları üzerinde (içinde
değil) meydana gelen hareket deneyiminin yüzeysel elektronik "boyutluluğu"
ndan dolayı yaşanan bir düzleşmedir.
Uzamsal
bitişiklik deneyimimiz de, dijital temsil sayesinde radikal bir
başkalaşıma uğramıştır. Mikroçipler ve flaş ışıklarıyla aralıklı
ve denetim altında birimlere ayrılmış olan uzam; olay, hareket ve
zaman devamlılığı için bir zemin olarak, bağlamsal işlevinin büyük
bir kısmını yitirmiştir. Uzam artık bir "bağlam"dan çok
bir metindir.[10] Bilgisayarların gelişmesi ve yayılması postmodernizmin
2. Dünya Savaşı sonrası yükselişine denk düşmüştür. Tom Forester'ın
High-Tech Society kitabında yazdığına göre, "mikroelektronik
devrim" ilk genel amaçlı dijital bilgisayar olan devasa kütleleri
ENIAC'ın (Electronic Numerical Integrator and Calculator-Elektronik
Sayısal Entegratör ve Hesaplayıcı) Pennsylvania Üniversitesinde
tanıtıldığı tarihle aynı zamanda,aşağı yukarı 1946 yılında başlamıştır.[11]
Forester, postmodernizm bağlanımını es geçmekle birlikte, bilgisayar
teknolojisinin toplumdaki etkisini, özellikle ev bilgisayarlarının
yaygınlaşmasıyla birlikte devrimci bir etki olarak niteler. Forester,
"Dünya ulusları bir devrimin eşiğindedir. Çalışma ve yaşama
-ve belki de düşünme- biçimimizde çarpıcı değişikliklere neden olan
teknolojik bir devrim" diye yazar. Mikro-elektroniği "insanlığın
karşılaştığı en olağanüstü teknoloji" olarak adlandırır.[12]
Bilgisayarlar, bilgiyi oldukça değerli bir meta haline getirmeye
yardım etmek te dahil olmak üzere yaşamlarımızda birçok etkide bulunmaktadır
ve güçlü organizasyonlar en büyük niceliklerde bilgiye ulaşabilmektedir.
Büyük şirketler ve güçlü devlet ajansları, en pahalı teknolojiyi
edinme ve enformasyon biriktirme araçlarına sahiptir. Bu da diğerlerini
bilgi ağının dışında tutar, etkisiz bırakır. Bununla birlikte bilgisayarların
topluma denk düştüklerini düşünebileceğimiz boyutlar da mevcuttur;
Mevcut güç hiyerarşilerini sıkılaştırmak yerine verilere eşit ulaşım
yolunu açar. Jean François Lyotard Postmodern Durum'u bilgisayarlaştırmaya
dair iki senaryoyu kıyaslayarak bitiriyor:
Son olarak toplumun bilgisayarlaştırılmasının bu sorunsalı nasıl
etkilediğini anlamak durumundayız. Bilgisayar tümüyle işlerlik ilkesiyle
yönetilen ve bilgiyi de içererek genişlemiş, pazar sistemini kontrol
edip düzenleyecek bir "düş" aygıtı haline gelebilir. Bu
durumda kaçınılmaz olarak terör aracı haline de gelecektir.. Fakat
genellikle bilgisiyle karar vermeyi engelleyen enformasyon yokluğunu
telafi ederek, üst buyrukları tartışan gruplara da yardımcı olabilir.
Takip edilecek bu yoldan ikincisinin izlediği bilgisayarlaştırma
hattı, genel olarak oldukça basittir. Bellek ve veri bankalarına
serbest ulaşım olanağını herkese sunmak...[13]
Lyotard ikinci senaryonun, "hem adalete hem de bilinmeyene
duyulan arzuya saygı göstereceğini" bunun da,çoğunlukla olduğu
gibi teknoloji korkusuna düşmeden toplumsal eşitliğe uymayı sağlayan
bir bileşim olduğunu yazar...[14]
[1] Claudia Springer, Elektronik
Eros, Sarmal Yay, İstanbul, 1998 S.47
[2] Fredric Jameson, Postmodernism, or the Cultural Logic of Late
Capitalism, 1991, Aktaran Claudia Springer
[3] Arthur, Marilouise Kroker, Body Invaders,Panic Sex in America,
Aktaran Claudia Springer
[4] Claudia Springer, Elektronik Eros, Sarmal Yay, İstanbul, 1998
S.48
[5] Jameson, Postmodernism, 39-45
[6] Claudia Springer, Elektronik Eros, Sarmal Yay, İstanbul, 1998
S.49
[7] Claudia Springer, a.g.e, S.51
[8] Scott Bukatman, Terminal İdentitiy;Virtual Subject in Postmodern
Science Fiction, 1993, Aktaran Claudia Springer
[9] Vivian Sobchack, Screeninig Space,1991, Aktaran Claudia Springer
[10] Vivian Sobchack, a.g.e, S.231-232
[11] Tom Forester, High-Tech Society, The Story of the Information
Technology Revolution, 1987, Aktaran Claudia Springer
[12] Tom Forester, a.g.e, S.18
[13] Jean François Lytotard, The Postmodern Condition, A Report
on Knowledge, 1984, Aktaran Claudia Springer
[14] Claudia Springer, Elektronik Eros, Sarmal Yay, İstanbul, 1998
S.54
(Nisan 2001)
|