Necatigil'in gizli bahçesi

"Ben gidince bir renk uçar
Albümlerinizden
Kendince bir ses erir havada
Bir eksiklik kalan fotoğraflarda
Ama gene olurum
Aranızda
Sizinle kendimi sayarak
Ben de varım hala boşlukta"


Mart, 2001; Herkesin bir kahramanı vardır; Behçet Necatigil de üniversite yıllarımın kahramanıydı. Kitaplarından bildiğim Necatigil'i daha yakından tanıyabilmek için, yaklaşık 7 seneönce eşi Huriye Necatigil ve kızı Ayşe Sarısayın ile yine 4. Boyut dergisi için bir söyleşi yaptık. Söyleşimiz 7 yıl önce 5 Nisan kararlarına takıldı; devletin her alanında olduğu gibi, üniversiteler de bütçe kısıtlamasına gidince 4. Boyut dergisi yayından kaldırıldı. Söyleşi elimizde kalmıştı... Ardından 1997 tarihinde yine başarısız bir 4. Boyut deneyiminde yayınlamaya çalıştık, bu kez de çeşitli aksaklıklar derginin dağıtımını engelledi. Kısmet bugüneymiş...Yıllar sonra özellikle bize kapılarını ve gönüllerini açan sevgili Necatigil'lere vefa borcumuz için, 7 yıl önceki söyleşimizi kelimesine dokunmadan aynen yayınlıyoruz:

Herman Hesse, "Öldürmeyeceksin" isimli kitabında, "Wilhelm Shafer'deki Bir Tema Üstüne" başlıklı yazısında şöyle diyor:
"Küçük denilen ozanlar vardır. Yapıtlarında dünya tarihine ilişkin büyük ve güçlü bir tek konuya yer vermemiş, sorunlarıyla birlikte insanlığın nereden geldiğini, nereye gittiğini zerrece kendine yer edinememiş, hep küçük yazgıların, sevgi ve dostluk duygularının ölümlülükte saklı yatan hüznün, kırların, bayırların, hayvanların, şakıyan kuşların, gökyüzündeki bulutların şarkısını çağırmış, bizim tarafımızdan pek sevilip tekrar tekrar okunmuşlardır. Doğrusu bunların pek olağanüstü şeyler söylememiş, öyleyken bizim sevgimizi kazanmış bu sade ruhlu insanların, bu alçakgönüllü ozanların sanatçılar arasındaki yerini ve değerini saptamak hiçbir zaman kolay olmamıştır." Hesse Alman edebiyatından Eichendorff'la Stifter'i örnek gösteriyor, bu şairlere. Yani önemsizin öneminden söz açan, sıradanlığın güzelliğini işaret eden ozanlara. Bizde ise bu tanımlamaya en uygun kişilerden biri, hatta en çok yakışanı Behçet Necatigil. Hani, "Kader aynı kader, şu farkla / Size işlemeyen şeyler / Derinden yaşamakla / İçerimde yer eder" diyen Necatigil.

Gerçekten de, yoksul semtlerdeki insanları, ölümü bekleyen ihtiyarları, hüzünlü nineleri, parklardaki aileleri, yorgun kömürcüleri, gazete satan küçük kızı, yıldızlarla dost olan çocukları, ona göre huzurun en önemli şartı olan evleri ve daha nice kimsenin umursamadığı olayları ve insanları çok içten bir şekilde anlatmıştır. Çok insanın dikkat etmediği, daha doğrusu görüp geçtiği ayrıntılar onun duyarlı şiirinin en önemli malzemeleriydi. Eşi Huriye Necatigil'in dediği gibi, "Nasıl mutlu olabilirdi ki, yolda yürürken yolda gördüğü bir sakat insan bile onu fazlasıyla etkiler sabaha kadar uyumazdı. Eşimin insani hisleri son derece kuvvetli, acıma duygusu çok derindi."

İlginçtir Necatigil, içinde kopan tüm fırtınalara rağmen bunu dışarıya yansıtmazdı: "Gizli bahçenizde / Açan çiçekleriniz vardı / Gecelerde ve yalnız / Vermeye az buldunuz / Yahut vaktiniz olmadı" Sevgilerde şiirinde olduğu gibi, hislerini, sevgilerini başkalarına göster(e)miyor ve bu yüzden yanlış anlaşılma endişesini hayatı boyunca tüm ilişkilerinde yaşıyordu. Şiirlerinde anlattığı gibi yıldızlarla ve taştan aslanlarla dost olan Necatigil, aynı yakınlığı insanlarda bulamıyordu. Özellikle çiğ ve sahte hareketlerden nefret ederdi. Ne güzel afişe etmiştir Maskeli Balo şiirinde bu tip insanları: "Siz kurtoğlu kurtsunuz / Bir ben biliyorum sizi / Bir ben biliyorum kuzu postuna girdiğinizi / Bravo, gene nasıl yutturdunuz." Bu yüzden insanlarla tanışmaktan korkar, temkinli yaklaşır, kimse onu rahatsız etsin istemezdi. " Üzerime çevrilen aydınlıklar içinden / Gece beni kurtar" diye karanlığa sığınmak isteyen, kendi iç dünyasında yaşamaktan hoşlanan bir hali vardır.

Çocukluğunun özellikle annesiz büyümesi nedeniyle duygusal açıdan zor koşullar altında geçmiş olması, onu erken yaşta olgunlaştırmış, duygularını dışarıya yansıtmaması gerektiğini öğretmişti. Belki de istemesine rağmen belli edememesine. Onun da açmaktan pek hoşlanmadığı o günleri bir şiiriyle kapatalım: " Benim de arkamda / Renkli taşlar olsaydı / Çocukluğuma giden yolu / Bulmam kolay olurdu."

Çocukluğunda ve ilk gençliğinde yaşadığı huzursuzluklar, onun içine kapanmasına neden olmuş ve karşımıza güvenli ev ortamını özleyen, evcimen Behçet Necatigil'i çıkartmıştı. Behçet Bey, eşi Huriye Hanım'la Sarıyer Ortaokulu'nda tanışmış ve bir ay sonra da evlenmişler. Huriye Hanım, Behçet Bey için kelimenin tam anlamıyla sığınak olmuş ve özlemini çektiği şartlara onu ulaştırmıştır. Huriye Necatigil, eşini şöyle tanımlıyor: "Harika bir babaydı. Eş olarak çok iyi niyetli bir insandı. Bana hep yardımcı olmuştur. Belki de onun iyi niyetli yardımları ve hoşgörüsü olmasaydı ben öğretmenlik yapamazdım. Çünkü evde iki çocuğum ve felçli annem vardı. Eve yardımcı istemiyordu. Beraber oturur program yapardık. Benim derslerim olduğu saatlerde O, O'nun dersleri varsa ben evde bulunurdum. Böylece, bu evliliği 30 yıl beraber götürürdük."

Şairin bir gününü merak ediyoruz. Huriye Necatigil, şunları söylüyor: "Genelde 6'da uyanırdı. Kalkar kalkmaz ilk işi çaydanlığı ocağa koyup çay demlemek olurdu. Çünkü müthiş sigara tiryakisiydi. Sigara içmeden evvel mutlaka birkaç lokma bir şey yemek isterdi. Onun için hemen bir bardak çayla, birşeyler yer, odasına gider, kapısını kapatır ve çalışmaya başlardı. Saat 7'de girdiği odasından kahve pişirmek gibi ihtiyaçlar dışında 12'ye kadar pek çıkmazdı. 12'de yemeğini yerdi. Yarım saat kadar istirahat eder, tekrar odasına çekilirdi. Sabahtan akşama dek süren çalışma saatleri yeniden başlardı. Genelde bu programı her gün uygulardı. Alışkanlıklarını ısrarla sürdürmesi onun en önemli özelliğiydi.

"En yakın arkadaşları?"
"Oktay Akbal'ı çok severdi. Salah Birsel, Cahit Külebi, Edip Cansever ve Fazıl Hüsnü Dağlarca da iyi arkadaşlarıydı. Kamuran Şipal ile üniversitede tanışmış daha sonra aralarına Ali Tanyeri katılmış. Çok önemli işleri olmazsa her Cumartesi bir araya gelirlerdi. Öğrencisi olan Hilmi Yavuz, daha sonra onun iyi bir dostu olmuştur. Bir de Tahir Alangu var. Gizli Sevda şiirini onun için yazmıştır." Bu konu çok ilgimizi çekiyor. Çünkü bu şiir üstüne çeşitli spekülasyonlar söz konusuydu. Dostoyevski'nin bir hikayesiyle benzeştiğini okumuştuk. Daha yaygın kanı ise, H. Heine'nin "Dönüş" isimli şiirini andırdığı ve Necatigil'in de bu şiirden esinlendiği şeklindeydi. Ama gerçek bambaşkaydı. Ve bu durum da pek dile getirilmemişti. Önce şiiri daha sonra da Huriye Necatigil'den hikayesini öğrenelim:

GİZLİ SEVDA
Hani bir sevgilin vardı
Yedi sekiz sene önce,
Dün yolda rastladım
Sevindi beni görünce.

Sokakta ayaküstü
Konuştuk ordan burdan,
Evlenmiş, çocukları olmuş
Bir kız, bir oğlan.

Seni sordu
Hiç değişmedi, dedim
Bildiğin gibi...
Anlıyordu.

Mesutmuş, kocasını seviyormuş
Kendilerininmiş evleri...
Bir suçlu gibi ezik,
Sana selam söyledi.


"Behçet, Tahir Alangu ile çocukluk yıllarından beri çok iyi dosttu. Bir gün eve yüzünde durgun ve hüzünlü bir ifadeyle geldi. Bu gibi durumlarda ne olduğunu sorarsam çok sert tepki göstereceğinden, sesimi çıkarmadım. Behçet odasına gitti. Daha sonra akşam odasından çıktı. Meseleyi anlatmak istediği belliydi. 'Bu gün ne oldu biliyor musun' dedi ve anlatmaya başladı. 'Hani Tahir'in bir sevgilisi vardı. Yıllar önce ayrılmışlardı. Bugün yolda ona rastladım. Biraz konuştuk. (aynen şiirdeki gibi) Evlenmiş, iki çocuğu olmuş, mutluymuş. Ama bana kalırsa hala Tahir'i unutamamış' dedi. Bu olay onu çok etkilemişti. Zaten ertesi gün de, bu şiiri yazdı. Şiirin son iki mısrası, onun bu duygu yoğunluğunu ele veriyor:"

Kızı Ayşe Sarısayın'a da politikaya olan ilgisini sorduk. Şöyle yanıtlandı sorumuz: " Politika ile çok yakından ilgilenmezdi. Bu elbette hiç ilgilenmezdi anlamına gelmemeli. Babam için sanat her zaman önde gelirdi. Ayrıca sanatın politika için araç olarak kullanılmasına karşıydı." Şair bir röportajında konuyla ilgili şunları söylemektedir: "Şiirde politika ve benzerleri şairin tükenmişliği demektir."

Necatigil'in şiir anlayışı üzerine de Ayşe Sarısayın şunları söyledi, "Ona göre yaşamak nasıl emek isterse şiir de emek ister. Okuyucunun kendini eğitmesi, zorlaması ve şairi anlaması gerekir. Bunun sonucunda bazı dönemlerde gerçekten anlaşılması güç, okuyucuyu zorlayan şiirler ortaya çıkmıştır; örneğin Kareler ve Aklar kitabında olduğu gibi."

"Eleştirmenlerle arası nasıldı?" "O her zaman ılımlıydı. Eleştirmenlerin yazdıklarına üzülmezdi. Hakkında ne kadar ağır yazılırsa yazılsın 'geçer bunlar' derdi. Çünkü şiirine güvenirdi. Sanırım geleceğe beş-on şiirinin kalması onun için yeterli olacaktı."

Bir yazısında Behçet Necatigil değerlendirilme konusunda şunları yazıyor: "Okunmak sözü de görece bir söz. Hele şiir, sanat spekülasyonlarıyla alçalıp yükselen bir para borsasıdır. Nice kalp akçanın, sanat sarraflarının pazarlama dümenleriyle, ayarı tam sikke gibi kapışıldığı çok olmuştur. Böylesine kandırmaca okunmak istemem. Osmanlı kantarlarında hilesiz tartılmak, eşlerde dostlarda sevildikten, düşmanlarda, hasutlarda ölüp gittikten sonra, çok ilerde artık biz yokken, yüreklere, belleklere buruk bir tortu olacak mıyız? İnce eleyip sık dokuyan yazılara, eleklere dolgun konular olacak mıyız? Gerçek okunma, değerlendirme budur."

Şiirini mümkün olan en az kelimeyle oluşturur. O, çakmağı çakar ve söndürür. Sürekli aydınlık değildir ortalık. Şiirin gerisini tamamlamak okuyucuya düşer. Bu da ancak okuyucunun kendisini iyi eğitmesi ile mümkündür. Necatigil'e göre şiiri az kelimeyle kurmak şiiri korumaktır.

Behçet Necatigil'in şiirlerine bir bütün olarak baktığımızda ölüm temasının ne kadar sık işlendiğini görürüz. İlk şiirlerinden son şiirlerine dek ölüm üzerine fazlasıyla kafa yormuştur. Zaman zaman yaşamanın azap olduğuna inanır ve şöyle seslenir: "Biliyorum saadet / Bana dünyada gelmez /Ölümü bekliyorum". Ölmemekte diretenleri komik bulur Necatigil: " Doğuşundan beridir sakladığı / Tanrının bir emaneti vardı / Yatağa düştü / Üçüncü gün akşamüstü geri verdi güler yüzlü / Kalsın bende temelli diye ağlar bazıları" Oysa O'nun için gitmek o kadar zor değildir: "Çekip gittiğimde / Başlanmış bitmemiş / Düşünmem bile / Bağlantım bu kadar az" Kendine ölüm beğenir en sonunda: " Ölümlerden ölüm beğen / Beğendim / Yük olmadan bıktırmadan kimseyi" Sonra dünyaya bir veda hazırlar: "Necatigil yok şimdi / Belki bir gün olmuştur..." Huriye Necatigil'in bu konudaki yorumu şöyle: "Özellikle otuz-kırk yaş döneminde yazdığı şiirlerde ölüm konusunu sıkça işlemiştir. Genç yaşta olgunlaşmış, yaşından beklenilmeyen şiirler yazmıştır. Oysa o yaştaki bir insanın ölüm, kimsesizlik ve hastalık ne kadar uzaktır."

Son olarak Huriye Necatigil'den bir anısını anlatmasını istiyoruz: "Soğuk bir kış günüydü. Behçet de oldukça hastaydı. Buna rağmen okula gitmişti. Ben daha kötü olursun dediysem de dinlemedi. Dönüş saati gelmesine rağmen eve gelmemişti. İki saat geçti, hala yoktu. Çok geç bir saatte, soğuktan her tarafı morarmış bir şekilde eve geldi. Çay zaten hazırdı., hemen ona bir bardak çay verdim. Nerede kaldığını sordum. Peynir kuyruğuna girdiğini söyledi. Siz İkinci Dünya Savaşı sonrasındaki yılları bilmezsiniz. Her şeyi olduğu gibi, peyniri de kuyruğa girerek alırsınız. Bu yüzden Behçet, hasta hasta 3-4 saat sırada beklemiş. Nihayet peyniri alabilmiş ve eve gelmişti. Annem sabahları sadece ıslatılmış beyaz peynir yiyebiliyordu ve bu yüzden Behçet büyük bir fedakarlık yapmıştı." O soğuk gün, sıcacık bir şiirin yazılmasına neden olmuştu; "Kuyruk" şiirinin;

En uzun kuyrukların en sonunda bendim
Sokakların ayazı sırtımda hurra
Bana Gelmedin sıra bitti kıştı
Bir civa baktım otuz sekiz beşti
Sonra yataklarda acaba

Bu bir yerden ötekine yetişmeler koşmalar
Bu taşıtlar bu ekmek bu et kömür yağ
Sizin böyle adi konularla işiniz yok
Böyle küçük geçici
Süzülmek bulutlarda
Acaba

Bu kuyruklar yüzünden benim bunca kaybım
Mesela
Hem bazı kayıplar bir bakıma kazançtır
Nitekim kuyruklarda ben hava aldım
Ya başka alanlarda
Acaba

Necatigiller'den ayrılırken, Behçet Bey evini bu kadar sevmekte haklıymış diyoruz birbirimize...
"Benim bu yaşadıklarım / Kemdi halim mi sade / Yaşadığım çevreden / Bir ses kalsın istedim / Şu koskoca dünyada".


 

(Nisan 2001)

 

künyeana sayfadosya | akademikültür-sanat | arşiv | e-posta | linkler