|
Bir uzaduyumsal
ilişkilendirme ya da
Leylâ ve Lenka
|
Gece
karanlığında ansızın çakan şimşek gibi gözlerinizde yanıp sönen şaşkınlığı
gördüm; kafanızı karıştıran soruyu yakaladım: Bu da nereden çıktı şimdi?
Oysa zaman zaman sizin kafanızın da, hiç beklenmedik anlarda, kendinizi
bile hayrete düşürebilen ne gibi düşüncelere sahne olduğu gerçeğini, şimdiki
gibi bir anlığına dahi göz ardı etmiş olmasanız, bazen benim aklımı da,
başkalarını pekâlâ şaşırtabilecek düşüncelerin meşgul etmesini son derece
olağan karşılar, dolayısıyla da böyle bir soruyu sormanıza hiç gerek kalmazdı.
Bari şimdilik aşırı büyümesi bir türlü önlenemeyen, buna bağlı olarak
da kronikleşmiş sorunlarının çözümlenmesi giderek imkânsız hale gelen,
hele hele kurak geçen yıllarda artan su ihtiyacının karşılanması büyük
ölçüde Allah'ın yağmuruna kalmış olan "Aziz İstanbul"un bu yağmurlu
öğle sonrasında nedense içime dolan hüzün, nasıl olduysa Leylâ ve Lenka'nın
kötü kaderlerini anımsatıverdi bana. Bahara beş kala, ömrün baharında
gözlerini dünyaya yumup kara toprağa girmenin ne denli dehşet verici bir
şey olduğunu da.
Bu hüzünlü düşünce frekansını değiştirip başka şeylerle kafa yormanın
bir yolunu bulabilirdim pekâlâ; bunu yapmaya kalkmadım ama. Kendiliğindenliğin
ürünü olan bu beyin jimnastiği fırsatını değerlendirmeye karar verdim.
Leylâ ve Lenka üzerinde durup düşünmek, bana daha anlamlı gibi geldi çünkü.
Sözünü ettiğim Leylâ ve Lenka birer şiirkızıdır. Biri büyük Türk şairi
Yahya Kemal Beyatlı'nın, diğeri büyük Makedon şairi Kosta Ratsin'in (1)
yarattığı. Bu iki usta şairin sevilen, antolojilere giren güzelim şiirlerinde
ölümsüzlüğe erişmiş birer şiirkızı.
Kafamı
aynı anda meşgul eden "Nazar" ve "Lenka" şiirleri,
Beyatlı ile Ratsin'i karşılaştırmama neden oldu. İkisi de, kendi çağdaş
ulusal şiirlerinin "havariliğini" yapmış, öncülükleri tartışma
götürmez ünlü birer şair. Beyatlı çağdaş Türk şiirine yeni bir anlayış
getirmiş, bununla da bir bakıma Türk şiirinin gelişiminde devrim yaratmıştır;
Ratsin'e gelince, Makedonca'nın henüz dil olarak tanınmadığı bir dönemde,
çağdaş Makedon şiirinin varoluş mücadelesinin başında yer almıştır. Fakat
onların, şair olmak ve çağdaş ulusal şiirlerinin geleceğini belirlemek
dışında da önemli bir ortak yanları daha vardır. Bu da Makedonyalı oluşlarıdır.
Ancak, hem Beyatlı'nın, hem Ratsin'in (2) şiirinden haberdar olanlar,
biri yirminci yüzyıl Türk şiirinin ufkunu açan, diğeri kısa sürede büyük
mesafeler kat eden Makedon şiirinin temellerini atan bu deha şairlerin
şiir yaratıcılıklarının büsbütün farklı koşullar, olanaklar altında, farklı
esaslar üzerinde geliştiğini iyi bilirler. Ulusal Kurtuluş Savaşı'nda
aktif rol almayan (3) Beyatlı, engin şiir birikimi ve hiç kimsenin yadsıyamayacağı
dehası sayesinde, Türk şiir geleneğinden kopmadan şiire getirdiği yeni
anlayışla bir bakıma şiirde
1. Kosta Ratsin, 1908 yılında Makedonya'nın Köprülü kentinde dünyaya geldi.
Ailesinin yoksulluğu yüzünden öğrenimini yarıda bıraktı. Çömlekçilik,
inşaat işçiliği ve tashih yaparak hayatını kazandı. Devrimci hareket içindeki
etkinliği, defalarca hapse girmesine neden oldu. İlk şiirleri 1928 yılında
yayımlandı. "Beli mugri" (Ak Şafaklar) adını taşıyan biricik
şiir kitabı 1939 yılında, Zagreb yakınlarında bulunan Samobor'da neşredildi.
Kitap çıkar çıkmaz toplatıldı. 1943 yılının Mayısında, cephe gerisindeki
faaliyetlerine ara verip Yugoslavya Halk Ordusu saflarına katıldı. Aynı
yılın 13 Haziran akşamı, trajik bir şekilde hayatını kaybetti.
2. Kosta
Ratsin, Ak Şafaklar (Beli mugri), Türkçesi ve önsöz: Necati Zekeriya,
Dünya Yazarları Dizisi 1, Koza Yayınları, İstanbul, 1978, 60 sayfa.
3. Alim
Kahraman, Millî Mücadele Yıllarında Yahya Kemal -I-, Yahya Kemal'in 1921'deki
Sofya Seyahati ve Yayınlanan İlk Eseri, Yedi İklim Sanat-Edebiyat-Kültür
Dergisi, İstanbul, Mart 1996, s. 14-17.
Alim
Kahraman, Millî Mücadele Yıllarında Yahya Kemal -II-, Yahya Kemal'in Hayatındaki
Bursa Seyahati, Yedi İklim Sanat-Edebiyat-Kültür Dergisi, İstanbul, Nisan
1996, s. 12-18.
devrim yapan bir şairdir, ama devrimci şair değildir. Oysa, Makedonya'nın
dünya sahnesine devlet olarak çıkabilmesini sağlayan Yugoslavya Halk Kurtuluş
Savaşı'na aktif olarak katılıp uğruna savaştığı özgürlüğü göremeden, bir
kaza sonucu trajik şekilde hayatını kaybeden Ratsin, Beyatlı'dan farklı
olarak devrimciliğiyle tanınan, aynı zamanda Makedon şiirinin kimlik mücadelesinde
öncülük etme fırsatını yakalayan bir şair olarak bilinmektedir. Beyatlı
ve Ratsin'in şiirlerine yansıyan dünya görüşleri de temelde birbirinden
farklıdır. Öyle ki Ulusal Kurtuluş Savaşı'na şiirlerinde hiç yer vermemiş,
toplumsal sorunlara dair tek bir şiir bile yazmamış, duygu ve düşünce
şairi olarak karşımıza çıkan Beyatlı'nın ideolojiler tezgâhında bezi yokken,
Ratsin Marksist ideolojiyi benimsemiş, sosyalist devrim hareketinde yer
almış, sosyalist gerçekçi bir şairdir.
Beyatlı
ile Ratsin'in hemen akla gelen ortak ve farklı yanları üzerinde kısaca
durduktan sonra, kanımca, birbirlerinden farklı kültürlerin, uygarlıkların
harman yeri, Rumeli denen toprakların bağrından yetişen bu güzide şairlerin
güzel birer şiiri olan "Nazar" ile "Lenka"yı yan yana
getirebiliriz artık. Sözünü ettiğim şiirleri büyük bir zevkle okur okumaz,
aralarında, tıpkı dillerinin, uluslarının, ülkelerinin ünlü şairleri arasında
olduğu gibi, birtakım ortak yanlar yanında, son derece doğal farklılıklar
bulunduğunu fark edeceğiz.
Bütün
farklılıklarına rağmen, bu iki şiiri aynı anda anımsanacak kadar yakın
kılan, ikisinin de son derece lirik oluşlarıdır elbette. "Nazar"
ile "Lenka"nın yan yana getirilebilmelerini sağlayan başta gelen
ortak nokta liriklikleri ise, aralarındaki en önemli farklılık, hiç kuşkusuz
Beyatlı ile Ratsin'in bu şiirleri ortaya koyuşları esnasındaki görüş açılarından
ve ele aldıkları konuları kâğıda döküşleri esnasındaki yaklaşımlarından
kaynaklanmaktadır.
"Nazar"ı kaleme alan, tek kaygısı "halis şiir"e ulaşmak
olan Beyatlı için şiirin amaç olduğu gözden kaçmamaktadır. Oysa "Lenka"yı
okur okumaz, şiiri yazan Ratsin için şiirin amaç değil, araç olduğu hemen
göze çarpmaktadır. Böyle olunca da, Leylâ olayı, Beyatlı'nın kaleminden
çıkan, "bireysel duyarlığın" güzel bir şiirine sadece konu olarak
seçilmiştir. Lenka olayına gelince, "Nazar"daki Leylâ olayından
tamamen farklı olarak, Ratsin'in aynı adlı güzelim şiirini bina ettiği
bir konu olmakla kalmamış, aynı zamanda "şiiri sınıf mücadelesinde
etkin konuma getirecek etkileyici bir motif" olarak da değerlendirilmiştir.
İki ünlü şairin şiire yaklaşımlarının farklılığından kaynaklanan, "Nazar"
ile "Lenka" arasında yatan temel farklılığa rağmen, önemli olan,
ne şiiri sınıf mücadelesinde etkin konuma getirme amacı güdülmediği için
"Nazar"ın, ne de şiiri sınıf mücadelesinde etkin konuma getirme
amacı güdüldüğü için "Lenka"nın etkileyiciliklerinden, güzelliklerinden,
estetik-sanat değerlerinden hiçbir şey yitirmedikleridir. Kanımca bu,
sözünü ettiğim şiirlerin en önemli ortak yanı sayılmalıdır.
Şiirlerden hareket ederek, Leylâ ve Lenka'nın yaklaşık aynı yaşlarda birer
genç kız olduklarını söylemek mümkün. Yahya Kemal Beyatlı'nın "Kız
vücûdun sarı güller gibi ter! / Çık sudan kendini üryan göster!"
dizeleri olduğu gibi, Kosta Ratsin'in "Neden, ah neden bu gömlek
/ yarıda kaldı tezgâhta? / Çeyizlik olacaktı bu gömlek." dizeleri
de bu kanımızı doğrulamaktadır. Leylâ'nın vücudu, erotik çağrışımlar yapan
bir şekle girmiş, sevilip koklanmak ateşiyle yanmaktadır; aynı ateş, çeyizliğini
hazırlamakta olan Lenka'nın vücudunu da sarmıştır.
Öyle olmasına öyledir de, iki vücuda da kurt düşer birdenbire. Leylâ'yı
"gül gibi solduran" kurt nazar, Lenka'nın "gül yüzünü değiştiren"
kurt ise tütün olarak karşımıza çıkmaktadır. Gerçi birer kavram olarak
-nazar soyut, tütün somut olması bakımından- birbirlerine karşıttırlar;
ancak ikisinin de ortak olan, kızları sarartıp soldurma özellikleri, onları
nedensel açıdan aynı noktada buluşturmaktadır. Beyatlı'nın "Aranırken
ayın ölgün sesini, / Soğuk ay öptü beyaz ensesini. / Sardı her uzvunu
bir ince sızı; / Bu öpüş gül gibi soldurdu kızı." dizeleri olduğu
gibi, Ratsin'in "gidince tütün dizmeye - / gül yüzü değişti birden
/ bir tuhaf oldu kaşları / kabuk tuttu dudakları." dizeleri de, bunu
açıkça göstermektedir. Buna göre, iki şiirde de, ölümle gelen felâketin
"tamtam sesleridir" nazar ve tütün.
Dönüşü olmayan yolun yolcusu iki kızın ruhsal durumu, "Nazar"
ve "Lenka"da okuyabildiğimiz, anlamları bakımından birbirine
çok yakın iki dize ile dile getirilmektedir. Beyatlı Leylâ'nın ruhsal
durumunu "Kalbinin vardı derin bir kırığı." dizesiyle yansıtırken,
Ratsin de Lenka'nın ruhsal durumunu "ağırlık çöktü kalbine"
dizesiyle ifade etmektedir.
"Nazar"daki "Sindi sîmâsına akşam hüznü." ve "Lenka"daki
"hastalık sardı göğsünü" dizeleri de, acı sonun ne kadar yakın
olduğunu anlatan, görünüşte farklı, ama özde aynı şeylerin söylendiği
dizelerdir. Kızların birinin "yüzüne akşam hüznünün sinmiş olması",
diğerinin "göğsünü hastalığın sarmış bulunması", sonuçta aynı
kapıya çıkmaktadır. Bu dizeler arasındaki tek fark, söyleyiş biçimindedir
yani biçimseldir.
Sonunda ölümdür hayatın kapısını çalan. İki şairin de bunu birbirinden
farklı sözlerle dile getirmiş olmalarına rağmen, dizelerinin uyandırdığı
duygu, aynı ölçüde acıdır. Bu yüzden
"Bir sabah söyledi son sözlerini, / Yumdu dünyâya elâ gözlerini;
/ Koptu evden acı bir vâveylâ, / Odalar inledi: "Leylâ! Leylâ!"
ya da "Üçüncü yıl kara toprak / vücudun' örttü Lenka'nın" denmiş,
ne fark eder ki?
Bir de ay vardır, "Nazar" ve "Lenka"da dikkatimizi
çeken. İki şiirde farklı işlevler yüklenen ay. Ay, Beyatlı'nın şiirinin
başında karşımıza çıkmaktadır ve gelen felâketin habercisidir bir bakıma:
"Soğuk ay öptü beyaz ensesini." Ratsin'de ise ay şiirin sonunda
belirmektedir ve hüznün, acının sürekliliğini dile getirmektedir: "Ve
dolunay geceleri / ipek sererdi kabrine."
Hem "Nazar"da, hem "Lenka"da geçen rüzgâr sözcüğü
üzerinde de durulabilir; başka şeyler üzerinde de. Fakat iki şairin şiirkızlarının
adları üzerinde mutlaka durulmalıdır. Neden mi? İki adın da L harfiyle
başlayıp A harfiyle bittiğinin farkındasınız herhalde; ikinci harflerinin
E olduğunun da. Üstelik, iki adın beşer harfli oluşu da ilginçtir.
Evet, bütün bu yazdıklarımdan sonra, doğal olarak birbirini izleyen sorular
oluşuverdi kafamda: Bütün bunlar, sıradan birer rastlantı mıdır; sıradan
birer rastlantı olabilir mi acaba? Yoksa, bu şiirleri yazan, aynı gök
kubbe altında dünyaya gelmiş; aynı çağda, ancak birbirlerinin varlığından
habersiz yaşamış ve yaratmış; her zaman güncel olmayı sürdürmüş olan şairler
arasında, uzaduyumsal gizemli bir buluşma mıdır? Kim bilir?!
|
|
| Kosta
Ratsin
Lenka
"Çarşaf
yıkıyordu Bilyana..."
İnce keten gömleğini
nakışı bitmeden Lenka
tezgâhta bırakıp da
nalınlar ayağında
gidince tütün dizmeye -
gül yüzü değişti birden
bir tuhaf oldu kaşları
kabuk tuttu dudakları.
Lânet olası tütünle
uğraşmak varmış kaderde!
Göğsünde - deste gül gibi
o sarı zehir - tütünler.
Şöyle böyle geçti ilk yıl
ağırlık çöktü kalbine,
ikinci yıla girince
hastalık sardı göğsünü.
Üçüncü yıl kara toprak
vücudun' örttü Lenka'nın.
Ve dolunay geceleri
ipek sererdi kabrine,
hafif rüzgâr baş ucunda
ağıt yakardı acıya:
"Neden, ah neden bu gömlek
yarıda kaldı tezgâhta?
Çeyizlik olacaktı bu gömlek..."
|
|
(Nisan 2001)
künye
| ana sayfa
| dosya
| akademi
| kültür-sanat
| arşiv
| e-posta
| linkler
|