Suda yüzdürülen renkler

Hünerli ellerin serptiği boyalarla su üstünde renk cümbüşü yaratma, motif işleme, ortaya çıkan deseni kâğıda aktarma sanatı ebru. Yüzyıllar öncesinde geliştirilen kendine özgü tekniğiyle yapılan; büyük dikkat ve özenle gerçekleştirilen zahmetli bir çalışma gerektiren; en önemli kâğıt süsleme sanatlarından sayılan ebru, hat gibi, musiki gibi bir meşk sanatıdır. Çırak, ustasından gördüklerini meşk etmek suretiyle, toprak boyalarla birbirinden farklı tonlar üreterek, çeşit çeşit desenlerde ebru yapar.

Ebru sanatının ne zaman ortaya çıktığına dair bilgi içeren herhangi bir belge yoktur. Öyle ki oldukça eskilere dayandığı düşünülse de, ebruculuğun başlangıç tarihi kesin olarak bilinmemektedir. Bu nedenle ebrunun geçmişi ve ilk ustaları karanlıkta kalmıştır denebilir. Konu hakkında bilgi edinebileceğimiz, günümüze ulaşan en eski kaynak, birtakım tarihler taşıyan, özellikle üzerlerine yazı yazılabilmesi için soluk renklerle yapılmış, "hafif ebru" adıyla bilinen eski ebru örnekleridir.

Üzerinde, İranlı hattat Malik Deylemi'nin yazdığı bir kıtanın bulunduğu, bilinen en eski, pastel renklerle yapılmış hafif ebru örneği 1554 yılına aittir. Hayli ince bir teknik ve büyük hüner gerektiren hafif ebru yapımına gelininceye kadar, bu sanatın uzun bir süreç geçirmiş olması gerektiğinden, ebruculuğun en azından 500 yıllık bir geçmişi olduğu söylenebilir.

Ebru sanatının Asya kökenli olduğu ise kesinlik kazanmıştır. Çeşitli kaynaklarda, ebrunun Türkistan'ın Buhara kentinde doğduğu ve Türk asıllı olduğu belirtilmektedir. Bu kaynak eserlerden biri sayılan "Bontpapier"(Alaca Kâğıt)de ebru hakkında söz edilirken, bunun, "Türklerin çok güzel bir sanatı" olduğu belirtiliyor ve ebru "kâğıdın mermerleştirilmesi" olarak tabir ediliyor.

XVII. yüzyıl başlarında Almanya'ya gönderilen ebru örnekleri sayesinde, bu sanat Avrupa'ya geçmiştir. Avrupa'da ebrunun battal ve özellikle taraklı türleri (somaki ebrusu, neftli ebru, kumlu ebru ile hatip ve akkâse ebruları da diğer ebru türleridir) benimsenmiştir. Bu tür ebru kâğıtları üzerinde oluşan şekiller mermer damarlarına benzediği ve kâğıda mermer görünümü verdiği için Avrupa'da ebru kâğıdına "Türk kâğıdı" yanı sıra "mermer kâğıdı" da denmektedir. Ayrıca ebru kâğıtları üstünde buluta benzeyen renk kümeleri de meydana gelmektedir. Bu yüzden bulutumsu, bulut gibi anlamına gelen Farsça "ebri" adını alan kâğıtlar, yüzyıllar boyunca böyle anılmıştır. Adının Çağatayca "ebre" (dalgalı, damarlı) kelimesinden gelmesi, bu sanatın Türkistan'da doğduğu, Çağatay Devri'ne yani XV. yüzyıla denk geldiği kanısını güçlendirmektedir..

Ebrunun yapılacağı teknenin içinde kitreli su hazırlanır. Serpilen boyalar suyun üzerinde yüzdürülür. Kendiliğinden oluşan desenler, yapılacak olan ebru türüne göre, sanatçı tarafından çeşitli sivri uçlar ve tarakla şekillendirilir. Daha sonra üzerine kâğıt serilir. Serilen kâğıt 10-15 saniyede su yüzeyinde oluşan deseni alır.

Yapımı bu şekilde gerçekleştirilen ebru 500 yıllık tarihi geçmişi içinde ilerlemeler göstermiştir. Kullanılan doğal malzemeler, toprak boyalar değişmeden, teknik ve tarz gelişimleri olmuştur.

1918 yılından itibaren, hezarfen (çok yönlü sanatçı) sanını taşıyan Necmeddin Okyay lâle, karanfil, menekşe gibi çiçekler yapmaya başlamıştır. Öğrencisi Mustafa Düzgünman Okyay'ın çiçekli ebrularını geliştirmiş ve bu motiflere papatyayı ilâve etmiştir. Birçok kişi, ebru üzerinde gördüğü çiçeklerin sonradan kâğıt üstüne resim gibi çizildiğini sanabilir. Ancak bu motifler de ebru tekniği ile yapılmaktadır. İğne ya da at kılından yapılan ince fırça darbeleriyle geliştirilen bu teknik öncesinde, ebru sadece boyaların su yüzeyine damlatılmasıyla yapılırmış. Ebru tekniğindeki diğer bir değişim de, Anadolu'da yetişen geven (Astragalus) bitkisinin özüyle elde edilen kitreli suyun daha yoğun kullanılması olmuş. Ayrıca, bugün bulunması güç olan bazı boyaların yerine de sentetik boyalar kullanılmaktadır.
Ebru sanatı geçirdiği tüm bu değişimlere rağmen, Hezarfen Edhem Efendiden Sami Efendiye, Necmeddin Okyay'dan oğulları Sami ve Sacid Okyay'a, Mustafa Düzgünman'dan günümüz ebrucuları Hikmet Barutçugil, Fuat Başar, Peyami Gürel ile diğer ebru ustalarına kadar geleneksel değerlerini koruyabilmiştir. Bu da, bu sanatın usta-çırak ilişkisiyle öğrenilmesinden ve böyle devam ettirilmesinden olsa gerek. Ancak bugün, geleneksel ebruculuğun korunması konusu, ebru ustaları arasında tartışmalar yaratmış durumda. Farklı yaklaşımlarla oluşan gruplaşmaların, "klâsik" ya da "geleneksel" ebruculukla "modern" ebruculuğu karşı karşıya getirdiği görülüyor.

Hattat ve klâsik ebru ustası Fuat Başar ile bir diğer klâsik ebru ustası Alpaslan Babaoğlu, ahşap, seramik, kumaş vb. yüzeylere uygulanan modern ebruculuğun oluşum nedenini, ebrunun estetik bir güzelliğe sahip oluşuna, dolayısıyla beğeni görmesine bağlıyorlar. Ancak diğer klâsik ebrucular gibi onlar da, ebrunun kâğıt üzerinden farklı zeminlere taşınarak sanat olmaktan çıkacağı; bugün Avrupa'da olduğu gibi zanaat olarak icra edileceği kaygısını taşıyorlar.

Böylesi bir kaygı, modern ebruculuğa karşı eleştirel bir bakış getirmelidir ki bu da kalitesiz olanı elemekle ebru adına yarar sağlayacaktır. Ancak her sanat dalı için yeni olanı tümden reddediş, var olanın yinelenmesinden başka bir şey değildir. Üstelik insanoğlunun yaratıcılığının ve hayal gücünün sınırsızlığına dayanan sanata genel geçer kurallar getirmekle yeniliklerden uzak kalınacağı düşünülemez. Nitekim XIX. Yüzyılda modern resme yön veren empresyonist ressamlar ve eserleri buna örnek teşkil eder. Dönemin sanat anlayışı içinde, empresyonistler, karanlık ve karmaşık resme karşı, insanı ve doğal hayatı konu alan renkli eserlerle belirmişlerdir. Aralarında Monet. Manet, Sisley ve Van Gogh'un da bulunduğu empresyonist ressamlar, ilk zamanlar tepki almalarına rağmen, bir zaman sonra tabloları sanat eseri olma değerini kazanmıştır.

Bu noktada, ebru sanatına modern bir bakış açısı getiren Peyami Gürel ve çalışmalarından söz edelim. Ebru ustası Peyami Gürel aynı zamanda ressamdır. Gürel iki ustalık alanını birleştirdiği ebru-resim çalışmalarına sahip. Benimsediği modern ebruculuk tarzıyla zaman zaman eleştiriler de almakta. Genel modern ebruculuk eleştirilerine karşı çıkarak, ebruda gerek teknik, gerek tarz kısıtlamalarına gidilmekle sanattan uzaklaşılacağına dikkat çekiyor.

Hikmet Barutçugil de, ebrunun farklı tekniklerle, farklı zeminlere uygulanmasında sakınca görmeyenlerden. Barutçugil "Niye olmasın?" diyerek, gelenekselliğin "eskiden gelip yeni açılardan bakmak" ile de sürdürülebileceğini savunuyor.

"Klâsik" ya da "modern" ebruculuk tartışmaları, aslında alışılagelmiş olanla yenilik arasında bir tercih konusudur. Seçicilik de, güzel ve değerli doğrultusunda oldukça, bu sanat süregelen gelenekselliğini koruyacaktır.

Ustalar arasında ebru ile ilgili görüş ayrılıkları tartışıla dursun, ebru öğrencileri yaptıkları işten aldıkları keyifte birleşiyor. Daha çok bayanlar tarafından ilgi gören ebru, ince ve sabır gerektiren bir iş. Altunizade Kültür Merkezi, Ebristan (Üsküdar) ve Cafer Ağa Medresesi (Cağaloğlu), bu sanata ilgi duyan ya da merak edip öğrenmek isteyenlerin yararlanabilecekleri yerlerden birkaçı.


(Haziran 2001)

künyeana sayfadosya | akademi | avrupa gündemikültür-sanat | arşiv | e-posta | linkler