|
Konuşma, ifade
birlikleri ve iktidar söylemleri İktidar kavramı, her şeyden önce belli bir statü, toplumsal konum, otorite, bilgi, uzmanlıklar ve ayrıcalıkları içeren bir iyelik durumudur. Bu açıdan özellikle bilgi ve statü bakımından daha ayrıcalıklı bir konumda olanlar, bu araçlara daha az erişim imkânına sahip olanlar üzerine etkin bir toplumsal denetim biçimi oluştururlar. Bilgi, iktidarın baskıcı ve denetleyici eylemine dönüştürülmüştür. Van Dijk'e göre iktidar, bu anlamda ona eşlik eden söylem içinde ve bizzat onun tarafından kurulur. Bu anlamda söylemin niteliği, iktidarın da niteliğini belirler. İktidar mikro düzeyde olabileceği gibi (çocuk-ebeveyn arasında, kadın-erkek arasında ya da iki dost arasında) kurumsal düzeyde de olabilir. Bu durumda iktidarın niteliğini belirleyen şey, iktidar hangi kaynaklardan beslendiğiyle ilişkilidir. Van Dijk'e göre "iktidar, eğer temeli toplumsal olarak anlamlı kaynaklı kaynaklardan oluşuyorsa, bir toplumsal denetim biçimidir." Bir ideolojik çerçeve içinde paylaşılan düşünce ve normal, toplumda genel kabul görmüş değer yargıları, üstünde toplumsal bir oydaşmaya aracı olan kültürel pratikler, inançlar vb. İktidar, kendi söylemini,
söylem rollerini belirginleştirdiği anda eylemsel açıdan da belirleyici
olmaya başlar. Temelde sınıf ve statü simgelerinin kendini gerçekleştirmesinin
doğrudan bir yansıması olan söylem biçimlerinin birçok alanda temsili
söz konusudur. Söz gelimi hastası karşısında hekimin, öğrencisi karşısında
öğretmenin, medyanın profesyonel ileti tasarımcıları karşısında alımlayıcıların,
buyurgan ve emredici bir iktidar söyleminin bağımlı tarafları oldukları
genellikle bilinen bir gerçektir. Buna karşılık, hastanın erkek, hekimin
kadın olduğu durumda erkek egemen bakışın toplumsal statüyü saf dışı
bırakan bir toplumsal cinsiyet söylemini oyuna soktuğundan söz edilebilir.
Burada gözlenen iktidar söylemi, kendini daha çok toplumsal cinsiyet
kalıpları üzerine ve erkek egemen bakış lehine kurar. İktidar ve söylemin
medya yakasında ise medya örgütlerinin, genellikle "söylemin
hem finansal hem de teknolojik üretim koşullarını denetlemeleri"
bakımından medyatik bir iktidardan söz edilebilir. Ancak Van Dijk'e
göre, medyatik iktidarın temeli, içinde yer aldığı siyasî ve ekonomik
sistemden büsbütün soyutlanamayacağı için, çoğu kez "kurumsal
efendinin sesi" şeklinde kendini ortaya koyar. Medya örgütleri
bu anlamıyla ön denetlenmiş bir denetleyen kurum olarak karşımıza
çıkmaktadır. Buna karşılık "'simgesel sermaye' temelinde iktidar
uygulayan gazeteciler, yazarlar, sanatçılar, yönetmenler ve akademisyenler
gibi 'simgesel seçkinler' denebilecek gruplar (.....) kamusal tartışmanın
gündemlerini oluşturabilir, enformasyonun tipine ve miktarına, özellikle
de kimin kamusal olarak ve hangi tarzda tarif edilebileceğine dair
düzenlemeler yapabilmeleri" nedeniyle kurumsal iktidarın aktif
aktörleri hâline gelebilir. Bu anlamda simgesel seçkinler, toplumda
normların, tutum ve değer yargılarının, ahlâkî bakış açılarının imalâtçılarıdırlar. İdeolojiyi belirlemeye yönelik çalışmaların birçoğu, ideolojik kavramını genelde "sınıf bilinci" temelinde ele almıştır. İdeolojik pratiklerin çoğu kez devlet, kilise, medya, eğitim gibi kurumlar ya da aile gibi gayriresmî kurumlar aracılığıyla edinilmesi, doğrudan doğruya bu kurumlara ilişkin çıkarların savunusuna aracı olan söylem türlerini akla getirmektedir. Dolayısıyla bir toplumda yer alan başat grup ya da çevrelerin ideolojik bakış açısı, kendilerine ait doğal ya da genel değer yargıları ve normların temsil edildiği bir iktidar söylemi kurmayı gerektirir. Var Dijk'e göre "ideoloji, bir grubun, sınıfın ya da öbür toplumsal oluşumların üyeleri tarafından paylaşılan bir toplumsal biliş (cogniton) biçimi" olması dolayısıyladır ki, toplumda ideolojik yeniden üretim araçları olan medya ya da eğitim gibi kurumların hâkim söylemlerinin analizini zorunlu kılar. Buna göre haber medyasında,
toplumsal ve siyasî gerçekliklerden yeniden inşasında birtakım denetim
stratejileri uygulanır. Haber medyasında bilginin sunuluş biçimi temelde
belli bir kanaat iklimi yaratma amacına hizmet eder. Buna göre, kamusal
gündemi oluşturacak haber başlıklarının seçimi, kimi konulara yapılan
ısrarlı vurgulamalar yanında, kimi toplumsal gerçekliklere bilinçli
olarak yer verilmemesi, alımlayıcı kitlelerin özellikle belli konulara
dikkatlerinin çekilişi gibi faktörler önemli bir denetim stratejisi
olarak karşımıza çıkar. Böylelikle gazete aracılığıyla bir ön formülasyon
aşamasından geçirilen bilgiler, toplumsal muhalefet ve direnişi denetleyici
bir işlev görür. Van Dijk'e göre, özellikle
reklâm ve propaganda da iknaya yönelik söylem tarzlarıyla, alımlayıcıların
genel düşünme ve eylem tarzları üzerinde etkili olur. Bu ikna yönteminin
kullanım alanı, yaygın bir etkileme gücüne ve erişim olanağına sahip
olmaları bakımından kitle medyasında uygulanır. Profesyonel ileti
tasarımcıları, hangi tür bilgilerin ne tür söylemler içinde kitleyi
etkileme olanağı bulacağı konusunda eşsiz bir yeteneğe sahiptirler.
Öte yandan güçlü grupların, kendilerinden daha az güçlü olanlara karşı
buyurganca davranmalarına çoğu kez gerek kalmaz. Çünkü finansal ve
teknolojik üretim koşulları için gerekli olan araçların mülkiyetine
zaten sahip olduklarından, bu araçlar sayesinde toplumsal ahlâk ve
zihniyet kalıplarını yeniden üretmeye yönelmeleri yeterlidir. Sendikalar,
siyasî parti, hükümet, parlamento, hukukî, askerî aygıtlar ve eğitim
kurumları gibi iktidar kurumları da her biri kendine özgü söylem türlerini
oluşturarak iktidarlarını meşrulaştırma yoluna giderler. Burada da
iktidarın meşrulaştırma süreçlerine söylemsel süreçler eşlik eder.
Bu söylemsel süreçlere asıl niteliğini veren şey ise, temelde her
tür özel ve kurumsal konuşma şeklinin Medya Söylemi ve Medyatik İktidar Enformasyon kavramını, Umberto Eco'nun tanımladığı anlamda "az bilgilendiren ama kolay iletilebilen bilgi" olarak alırsak, görsel medyanın ve özelde basının geniş alımlayıcı kitleler üzerinde yaptığı derin etkileri ve ikna edici gücünü rahatlıkla anlayabiliriz. Medya örgütlerinin, toplumsal gerçekliği ve dolayısıyla toplumsal iktidar biçimlerini yeniden kurgulayan ve üreten ve dahası, söylemler üreten araçlar olduğu düşünülürse, "haber değeri anlayışı"na yapacakları ısrarlı vurgularla hangi toplumsal çerçevelerin veya düşünce biçimlerinin iktidarının tanınacağı ve meşrulaştırılacağı yönünde belirleyici bir role sahip oldukları da yadsınmaz bir gerçek olarak karşımıza çıkar. Van Dijk'e göre, kitlesel medya örgütlerinin kimin sözcülüğünü üstleneceklerine ilişkin yapılacak belirleme, bu kuruluşların genellikle özel mülkiyete dayalı yapıları göz önüne alındığında kendi finansal ve ideolojik referanslarından kopmalarının mümkün olamayacağı yönündedir. Buna karşın, medyanın kitleler üstünde yaptığı etki, dolaysız bir etkidir ve basın, özelliklede televizyonlardaki haber söylemi, büyük ölçüde toplumdaki kanaat oluşumunu, siyasî ve kültürel iklimi belirlemede etkin bir rol oynar. Medya kuruluşları, bu etkili söylemlerini, anlaşılması kolay sterotiplere/kalıplara dönüştürerek, alternatif, radikal direniş odakları ve diğer marjinal söylemler üzerinde etkin bir denetim sağlayarak kendini temsil etmelerini kısıtlayabilir. Nitekim Van Dijk'in medyatik iktidarı konusunda verdiği örneklerde, özellikle gelişmiş Batı medyasının daha az gelişmiş üçüncü dünya ülkeleri ile ilgili haberleri sistematik bir şekilde birkaç tipte klişe olay ve aktörler temeline indirgeyerek sınırlandırdıkları gerçeğine işaret etmektedir. Van Dijk medyada kanaatlerin sürekli denetlenmesine ilişkin "tâbi kılınmanın törenselleştirilmesi"nden ve dolaylı olarak da haberlerdeki redundant (tekrar ve ağdalı ifade kullanımı)boyuttan söz eder. Buna göre sürekli muğlaklık ve yineleme yoluyla, haberlerdeki olumsuz bakış açısının maskelenmesine çalışılmaktadır. (Mayıs 2001) |
|