Kendime bu aralar sıkça sorduğum bir soru: "Gercekten özgür müyüz?" Bazılarının şöyle dediğini duyuyorum. Özgürlük mü, o uzun zaman önce kaybettiğimiz bir sey. Ya siz, yoksa hâlâ diretenlerden misiniz? Günümüz toplumunda ne yazık ki bizler koşullu özgürlerdeniz. Koşullu özgürlükte elinizde prangalar yok ama onlar artık sizin beyninizde. İşte bu koşullu özgürlük, belki de içimizdeki en büyük hapishane. Jeremy Bentham Panoptikon hapishane planını yayınladığında yıl 1791'di. Oysa 2001 yılında insanlar kendi panoptikonlarını ruhlarına kurmuşlar bile. Modernitenin getirdiği normlar insanın kendi iç hapishanesini kurmasına neden oldu. Sanat bir kaçış yolu belki ama oradaki kurgulanmış özgürlük insan için yeterli değil. Amerikan toplumunun gökyüzünü kıskanan modern babil kuleleri gökdelenler, günümüz insanının gölge uygarlığında yaşamasına neden oluyor. Tüketim toplumu denen ve giderek tükettiğimiz bu olgu ise özgürlüğün baş düşmanlarından biri. Sonuçta kendini yaşamayı unutan, mekâna hapsolan belki de fordist üretim biçimine dönüşen insan manzarasıyla karşı karşıyayız. Özgürlük ise kaybolan bir kavrama dönüşüyor. Ben hâlâ gökyüzüne baktığında kendini özgür hissedenlerdenim, ama o bile günümüzde bir lükse dönüştü. Gözetim toplumunda gerçekten artık özgür olmak imkânsıza eşdeğer. Gökdelenlerin kurdukları gölge uygarlıkları, yok olan doğa yerine yaratılan sun'î yeşillikler, kendini doğadan koparan ve sanal doğa internete hapseden insanlık, Saint Exupery'nin Küçük Prens'ine benziyorlar. Küçük Prens'in gülle kurduğu dostluk sanki fanus içindeki bir yaşama benzer, tıpkı günümüzdeki özgürlük kavramı gibi. Mekâna hapsolan insan, sanallaşan ilişkiler, yapaylaşan aşk sanki tüm kavramlar kabuk değiştiriyor. Çünkü artık özgürlük, chatte bir merhabanın karşılığında aranıyor. Eskiye dönüyorum ve aklıma Rousseau'nun özgürlük kavramı geliyor. Günümüzde yaşasaydı teknolojinin en büyük düşmanı olurdu sanırım. Rousseau, Sanatlar ve Bilimlerin gelişmesi üzerine söylevde, Dijon Akademisi'nce 1749 yılında bir yarışma sonucu aldığı birincilikte, "Bilimler ve Sanatların gelişmesi ahlâkın düzelmesine yardım etmiş midir?" sorusuna cevaben "Hiçbir şey bilmeyen ve bilmediğinden utanmayan bir adama yaraşan tarafı baylar!" diye karşılık vermiştir. Belki de ömrü yetseydi Frankfurt Okulu'nun düşünürlerinden biri olup çalışmalarını Kültür Endüstrisi kavramı üzerinde sürdürürdü. Çağımızın özgürlük sorununu en fazla irdeleyenlerden biri de Frankfurt Okulu düşünürlerinden Adorno'dur. Adorno, ABD ve Batı Avrupa'daki liberal demokratik sistemleri totaliter toplumlar kategorisine sokar. Bu kavramsallaştırma, bütün evreni açıklayan ve içeren kavramsal sistemin kurulmasında ifadesini bulmaktadır. Özgürlük belki de her şeyin kavramsallaştırılmasına karşı çıkıştır. Aklıma bir kelime geliyor Baudelaire'in Paris Sıkıntısı'ndan: "Yabancı" diyor Baudelaire, galiba özgürlüğü arayanlar modernitenin yabancıları oluyorlar.
(Nisan 2001)
|