Yaşasın panopticon ya da "Biri Bizi Gözetliyor"
İlginç olan taraf şu ki,
o günlerde hapishanedeki mahkûmlara uygulanan bu yöntem, bugünün çağdaş
ve özgürlükçü (!) gençlerine uygulanıyor. Onlar da bu işe seve seve
boyun eğiyor ve neşeli kurbanlık koyunlar gibi zıplıyorlar. Vakit
geldiğinde, içlerinden biri kurban ediliyor (eleniyor), diğerleri
ise hapis kalmaya devam ediyor.
İzleyiciler de gönüllü
röntgenciler olarak, yarışmacı kurbanlara puan veriyor, onları değerlendiriyorlar.
Ne kadar korkunç bir şey, "gözetleme arzusu"... Aslında
bu, bir kısır döngü. Bu program da, toplumsal panopticon'un bir yansımasından
başka bir şey değil. Gözetleyiciler (ya da seyirciler), "gözetlenme"nin
nesnesi olduklarını bilmiyorlar ya da fark edemiyorlar. Gözetliyor
ve gözetleniyorlar. Dinliyor ve dinleniyorlar. Önce takip ediyorlar,
sonra zapturapt altına alınıyorlar. "Biri Bizi Gözetliyor"un
masaya yatırıldığı Ateş Hattı'nda, bir kadın kendini yırtıyor: "Hangi
çağda yaşıyoruz? Burası Atatürk'ün çağdaş Türkiye'si! Bu programın
kaldırılmasını isteyenler, irticacıdırlar!" Fakültemizde geçtiğimiz
günlerde düzenlenen "Kriz Sürgünü" sempozyumunda sevgili
hocamız Necef Uğurlu, yıllar önce Abanoz Sokak'taki genel evlerin
kapatılması girişiminde bulunulduğunda, aynı tepkiyi gösteren Nurseli
İdiz'i hatırlatarak, o kadına şöyle karşılık veriyordu: "Aaa,
kadına bak be! Çağdaşlık, lâiklik diye diye Atatürk'ü kerhaneci yaptı
bunlar..." Öyle ya, bunca tehlikeli nitelendirmelere maruz kalmayı
göze alıp da, kaç kişi bu programın yayından kaldırılmasını talep
edebilir ki? Hasılı böyle garip bir
ülkede yaşıyoruz vesselâm. Nabi Avcı'nın da dediği gibi: "Bentham,
1832'de ölmüş. Oysa ne kadar da çağdaşımız gibi duruyor." Bu arada İçişleri Bakanlığı,
İstanbul Valisinin telefonlarını dinlemiş, diyorlar; duydunuz mu?
(Mayıs 2001)
|
|||