|
Avrupa Konseyi (AK)'nin,
19 Ocak 1999'da, 2001 yılının "Avrupa Diller Yılı" olması
yönünde aldığı karar, Eylül 2000'de Avrupa Birliği (AB) tarafından da
kabul edilerek, 2001 yılı "Avrupa Diller Yılı" ilân edildi
(Karar: 1934/2000/EG). "Dilleri öğrenmek kapıları açar - Herkes
bunu başarabilir" çağrısıyla başlatılan ve UNESCO tarafından da
desteklenen "Avrupa Diller Yılı Etkinlikleri", yıl sonuna
kadar sürecek.
Şubat 2001'de, İsveç'in Lund kentinde gerçekleştirilen "Açılış
Şöleni" ile başlatılan etkinlikler, Aralık 2001'de Belçika'nın
başkenti Brüksel'de yapılacak "Uluslar Arası Kapanış Şöleni"
ile sona erecek. 6 Haziran 2002'de de "Aksiyon Yılının Tevsiki
(Dökümantasyonu)" sunulacak.
"2001 Avrupa Diller Yılı"nın temel gayesi, Avrupa'nın dil
ve kültür mirasına sahip çıkmak. AB'ye üye ülke vatandaşlarında çok
kültürlü ve çok dilli Avrupalılık şuurunu geliştirmek, kendi ana dilleri
dışında en az iki Avrupa dili daha öğrenmeleri için ilgi ve istek uyandırmak.
Birleşen Avrupa'da, çok dilliliğin fert ve toplum için ne denli önemli
olduğunu anlatarak, dil öğrenimi konusunda halkı bilgilendirmek ve teşvik
etmek. Hedef, en çok konuşulan ve uluslar arası ilişkileri kolaylaştıracak
dillerin öğrenilmesi ve öğretilmesi değil; AB'de daha farklı dilleri
konuşan insanları gerçekten anlayabilmek, kültürlerini tanıyabilmek
ve hususiyetlerini kavrayabilmek için halkı, çok az ilgi gören dilleri
de öğrenmeye yönlendirmek. Özellikle çok dilliliğin, başka diller karşısında
hassasiyetin ve kültürler arası iletişimin önemi konusunda yediden yetmişe
herkesi aydınlatmak ve her yaşta yeni bir dil öğrenilebileceğini kafalara
yerleştirmek: "Herkes yeni bir dil öğrenebilir; bunun için ne çok
geçtir, ne de çok erkendir." Bu çağrı ile, ayrıca halkın "ömür
boyu öğrenmek" konusunda aydınlatılması plânlanıyor. Zira, Avrupa
Eğitim Komisyonu, 1995'te yayımladığı "Öğrenen Topluma Doğru"
bildirisinde, AB vatandaşlarının, ana dilleri dışında en az iki Avrupa
dilini öğrenmelerini ilke olarak benimsemişti. Nihaî hedef ise, yeni
nesil Avrupalıların en az üç dil öğrenerek yetişmelerini sağlamak.
Kısaca, Avrupa'nın dil çeşitliliği ve kültür mirası hakkında halk şuurlandırılacak,
yeni diller öğrenmeye isteklendirilecek, (yabancı) dil öğrenimi hakkında
bilgilendirilecek, çok dillilik (azınlık ve göçmen dilleri, komşu dilleri
ve çok az öğrenilen diller) teşvik edilecek. Bütün bu etkinlikler ile
Avrupa'da farklı dil ve kültür tarihine sahip insanlar arasında iletişim
daha da kolaylaştırılıp hoşgörü geliştirilerek, Avrupa'nın hareket kabiliyetinin
yükseltilmesi hedefleniyor.
"Diller öğrenelim, insanları anlayalım, toplumu şekillendirelim"
sloganıyla AB ve AK tarafından desteklenen "2001 Avrupa Diller
Yılı Etkinlikleri", Türkiye'nin de içinde bulunduğu 47 ülkenin
katılımıyla gerçekleştiriliyor. Etkinliklere katılanlar arasında hemen
hemen her sahadan kurum ve kuruluşlar yer alıyor: Çocuk yuvaları, okullar,
yüksek okul ve üniversiteler, pedagoji enstitüleri ve akademiler, yetişkinler
için eğitim kuruluşları, belediyeler, gençlik merkezleri, yaşlı birlikleri,
dernekler ve vakıflar, sivil toplum örgütleri, özel girişimciler, sendikalar,
basın-yayın mensupları, dil uzmanları, kültür oluşturanlar, siyasî karar
mercileri...
Etkinlikler, toplumun her kesimine yönelik olacak. Dil Öğretim Merkezleri,
"Açık Kapı Günü" düzenleyecekler ve Eylül ayında özel bir
gün de "Avrupa Diller Günü" olarak ilân edilecek. "Dilleri
Tanıtım Günleri"nde, diller tanıtılarak, halk "yabancı dili
öğrenme yolları" hakkında bilgilendirilecek. Özellikle yetişkinler
için "Dil Öğrenme Haftası" düzenlenecek ve bir hafta boyunca
"yetişkinler eğitiminde dil öğrenme metodu" anlatılacak. En
önemlisi, okulda veya okul dışında yabancı dil öğrenenlere "Lisan
Pasaportu" verilecek. Bu pasaport, sahibinin hangi yabancı dili
ne kadar bildiğini gösteren bir "yabancı dil kimliği" olacak...
Bu pasaport, sadece öğrenim için bir ülkeden başka bir ülkenin okuluna
geçiş yaparken değil, iş ve meslek eğitimi için müracaatlarda da gerekli
bir kimlik olacak.
Bütün bu etkinliklerin özet gayesi; AB'nin sınırları içindeki dil çeşitleri
ve kültür mirası hakkında insanları bilgilendirmek; her sahada iletişimi
kolaylaştırarak, dil ve kültür birliği konusunda halkı daha fazla şuurlandırmak.
Çok dilliliğin birleşen Avrupa için artık bir zaruret hâline geldiğini
anlayanlar, bunu halka da yaymaya çabalıyorlar.
Fakat, bütün bu etkinliklerin arka plânını da unutmamak gerekir. Bilindiği
gibi, Almanya, Fransa, Avusturya ve Avrupa'nın daha birçok ülkesinde,
İngilizce hâkimiyetine karşı başlatılan girişim ağı, gün geçtikçe daha
da genişliyor. Özellikle AB'nin bünyesinde, resmî diller arasında tam
bir hâkimiyet çatışması devam ediyor. Dolayısıyla, "Avrupa Diller
Yılı"nı destekleyen her Avrupa ülkesinin asıl gayesi, ülkesindeki
azınlık veya göçmen dillerinin değil, özellikle kendi ülkesinin ana
lisanını, Avrupa'da en çok konuşulan dil hâline getirmektir. Bir başka
ifadeyle, Avrupa'nın dil politikasını şekillendirmektir.
Çünkü; Avrupa'daki toplam dil sayısı 220 ve bu dillerden en sık konuşulanların
sayısı ise 40 olarak ifade ediliyor. Bunun 11'i de AB'nin resmî dilidir.
(Kaynak: http://www.sprachen-2001.at) Esasında, son iki yıl içinde yapılan
araştırmalardan yola çıkarak, AB'nin dil haritasını çizmek mümkün. Zaten
Avrupa'nın hemen hemen yarısı çok dilli. AB'ye üye ülke vatandaşlarının
yüzde 44'ü ana dillerinin yanı sıra başka bir dil daha biliyorlar. Hollânda,
Danimarka ve İsveç'te her 10 kişiden sekizi, birden fazla dil biliyor.
Fakat, İngiltere, İrlânda ve Portekiz'de başka bir dili konuşma oranı,
en az seviyede. Zira, AB'ye üye bütün ülkelerde, hatta neredeyse dünyada
en çok öğretilen ve öğrenilen yabancı dil İngilizce. Fransızca ikinci
sırada yer alıyor. (Kaynak: Eurobarometer, Mart 1999, Nr: 50, Alan Çalışması
Ekim/Kasım 1998 ve Nr: 52, Nisan 2000, Alan Çalışması Ekim/Kasım 1999)
Eurobarometer'in araştırmasına göre, AB'nin sınırları içinde, AB'nin
11 resmî dilini, "ana dil" olarak konuşanların oranı şu şekilde:
Almanca yüzde 24, Fransızca yüzde 16, İngilizce yüzde 16, İtalyanca
yüzde 16, İspanyolca yüzde 11, Hollândaca yüzde 6, Yunanca yüzde 3,
Portekizce yüzde 3, İsveççe yüzde 2, Danca yüzde 1 ve Fince yüzde 1.
Fakat, bu dilleri konuşan AB vatandaşlarının oranı ise daha farklı:
Almanca yüzde 32, Fransızca yüzde 28, İngilizce yüzde 47, İtalyanca
yüzde 18, İspanyolca yüzde 15, Hollândaca yüzde 7, Yunanca yüzde 3,
Portekizce yüzde 3, İsveççe yüzde 3, Danca yüzde 2 ve Fince yüzde 1.
Bu oranlardan da anlaşıldığı gibi, AB vatandaşlarının yaklaşık yüzde
50'si İngilizce konuşuyor. "Ana diliniz dışında, faydalı olduğuna
inandığınız hangi yabancı dili öğrenmek isterdiniz?" sorusuna verilen
cevap, AB'nin dil haritasının büyük bir bölümüne, gelecekte de İngilizce'nin
hâkim olacağını gösteriyor. Ana dilleri dışında bir başka yabancı dili
öğrenmek isteyenlerin oranı şu şekilde: İngilizce yüzde 69, Fransızca
yüzde 37, Almanca yüzde 26 ve İspanyolca yüzde 15. Zira, AB üyesi ülkelerin
çoğunda, ilk okul öğrencilerinin yüzde 90'dan fazlası İngilizce, yüzde
32'si Fransızca, yüzde 18'i Almanca ve yüzde sekizi İspanyolca öğreniyor.
(Kaynak:http://europa.eu.int/comm/education/languages/de/lang/europeanlanguages.html)
"Avrupa Diller Yılı" münasebetiyle 6-23 Aralık 2000 tarihleri
arasında, AB'ye üye 15 ülkede, yeni bir Eurobarometer-Araştırması daha
yapıldı. Avrupa Fikir Araştırma Grubu (European Opınıon Research Group)'nun
INRA (Europe) ile ortaklaşa yaptığı bu alan araştırmasına, 15 yaşından
büyük 15 bin 900 kişi katıldı. Bu araştırmanın sonuçlarına göre, ankete
katılanların yüzde 53'ü, ülkeden ülkeye büyük farklılıklar olmasına
rağmen, iki dil biliyor. Lüksemburgluların hemen hemen tamamına yakını
iki veya daha fazla dili konuşuyor. Bu oran İngilizlerde ise sadece
üçte bir. Avrupalıların yüzde 56'sı İngilizce konuşuyor (yüzde 16'sı
ana dil, yüzde 40'ı da yabancı dil olarak). Avrupa'da en çok konuşulan
diğer diller ise; Fransızca (yüzde 35) ve Almanca (yüzde 34). Ankete
katılanlar, başka dilleri öğrenmenin tatil, iş ve şahsî sebeplerden
dolayı çok faydalı olduğuna inanıyorlar. Anketten çıkan diğer bir sonuç
da, ücretsiz dil kurslarının (yabancı) dil öğrenmeyi daha çok teşvik
ettiği yönünde. Yine ankete katılanların dörtte üçü, İngilizce bilmenin
çok faydalı olduğuna inanıyor; ikinci sırada ise Fransızca (yüzde 40),
üçüncü sırada Almanca (yüzde 23) ve dördüncü sırada İspanyolca (yüzde
18) geliyor. Ankete göre, dil öğrenmenin önündeki en önemli üç büyük
engelin kurs ücretleri, vakit sıkıntısı ve isteksizlik olduğu ortaya
çıktı.
(Kaynak:http://europa.eu.int/comm/education/languages.html/http://www.eurolang2001.org)
Kısaca ifade etmek gerekirse, AB'ye üye ülkelerde ölçü, en az üç dil,
yani ana dilin dışında iyi derecede iki yabancı dil daha bilmektir.
Ancak, "yabancı dil" olarak "Türkçe" öğrenenlerin
oranı, yüzde 1 bile değil. Meselâ Almanya'da, Federal Almanya İstatistik
Dairesi'nin verdiği bilgilere göre, 1998/99 öğretim yılında, örgün eğitim
kurumlarında, "yabancı dil olarak Yunanca" öğrenenlerin sayısı,
14 bin 800, "İspanyolca" öğrenenlerin sayısı 142 bin 400,
"İtalyanca" öğrenenlerin sayısı 35 bin 200, Rusça öğrenenlerin
sayısı 187 bin 400 ve "Türkçe" öğrenenlerin sayısı ise, sadece
11 bin 700'dür. (Kaynak: http://www.statistik-bund.de/basis/d/biwiku/schultab15.htm)
Almanya'da, ilk ve orta öğrenime devam eden yaklaşık 500 bin Türk çocuğu
olduğu dikkate alınırsa, bu rakamın, özellikle Türkçe'nin geleceği açısından
ne anlama geldiği çok daha iyi anlaşılır. Türk çocukları, birçok okulda,
"yabancı dil olarak Türkçe"yi de seçme hakkına sahipler. Göçle
ortaya çıkan bu yeni olgu ile hem övünebilir, hem de dövünebiliriz.
Övünebiliriz; çünkü Türkçe, Almanya'da en azından bir kısım okullarda
"yabancı dil" olarak okutuluyor. Dövünebiliriz; çünkü Türk
çocukları, ana dilleri Türkçe'yi, okullarda "yabancı dil"
olarak öğreniyorlar. Tabi, buna da imkân sağlanırsa... Türk çocuklarına
Türkçe'nin "yabancı dil" olarak öğretilmesinin, çocuklar üzerindeki
psikolojik tesirlerini de dikkate almak gerekiyor.
Bütün Avrupa'da çok dillilik ve çok kültürlülük için kampanyalar yapılırken,
Almanya'da ve diğer Avrupa ülkelerinde, Türkçe'ye karşı bir kampanya
yürütülmesi oldukça düşündürücüdür. Her ne kadar bu kampanya, sadece
siyasî çevrelere özgüymüş gibi sunulmaya çalışılsa da, sonuçları her
alanda kendisini göstermektedir. Okullarda ve iş yerlerinde Almanca,
Fransızca, İngilizce, İtalyanca ve İspanyolca dışındaki dillere, yani
özellikle Türkçe'ye karşı takınılan olumsuz tavırlar, bunun en müşahhas
misalidir.
Avrupa'da, AB'ye üye bazı ülkelerin nüfusu kadar Türkçe konuşan olmasına
rağmen Türkçe, AB'nin bütün "Dili Teşvik Programları"nın dışında
tutuluyor. Bunun en önemli sebepleri, Türkçe konuşan bir ülkenin AB'ye
üye olmaması, Türkçe'nin Avrupa'da "azınlık dili" olarak tanınmaması
ve "komşu dili" olarak kabul edilmemesi... Diğer en önemli
bir etken de, Türkçe'nin Avrupa'da "tehdit" olarak algılanması...
1999 yılında İsviçre'de yapılan bir anketin sonuçları, Türkçe'ye bakış
açısını ortaya koyuyor. Ankette; "Bir dili seçerek öğrenmek isteseydiniz,
hangi yabancı dili öğrenirdiniz?" sorusuna cevap verenlerin oranı,
dillere göre şöyle: İngilizce (yüzde 63,8), İtalyanca (yüzde 7,8), İspanyolca
(yüzde 5,5), Rusça (yüzde 4,9), Almanca (yüzde 4,5), Portekizce (yüzde
0,6) ve İsveççe (yüzde 0,5) (Kaynak: Hans-Jürgen Krumm: Österreichisches
Sprachen-Kompetenz-Zentrum, Einsprachigkeit ist heilbar - auf der Suche
nach Wegen zur sprachlichen Vielfalt, Plenarvortrag anlaesslich der
Eröffnungskonferenz zum Europaeischen Jahr der Sprachen in Österreich,
07.03.2001).
Esefle belirtelim ki, "2001 Avrupa Diller Yılı"nı destekleyen
Türkiye, bu yılın etkinliklerini sadece Türkiye'de düzenleyeceği birkaç
toplantı ile sınırlı tutmuştur. Esasında, sadece Türkiye'de değil, özellikle
Türklerin kalabalık olarak yaşadıkları bütün Avrupa ülkelerinde, Türkçe'yi
yaygınlaştırma ve geliştirme gayesiyle "Türk Dili" veya "Türkçe
Etkinlikleri" düzenlenebilirdi. Hatta, Dış Türklerden büyük destek
alınabilirdi. Çünkü en çok bu hizmet, Avrupa Türklerine yarardı. Bunun
için çok geç kalınmış da değildir. Fakat katılımcı diğer ülkeler başta
internet olmak üzere çoktan varlıklarını hissettirirken, Türkiye yine
kış uykusunda. Avrupa'da yaşayan Türk çocuklarının ana dil meselesini
40 yıldır çözüme kavuşturamayanlardan çok fazla bir beklentimiz olmamakla
birlikte, "hiç değilse uluslar arası etkinliklerde daha hassas
davranılabilir" demekten kendimizi alamıyoruz.
Meselâ; Federal Almanya Dış İşleri'nin bilgi ve verilerine göre, günümüzde
dünyada 15-16 milyon insan "yabancı dil" olarak Almanca öğreniyor.
Ana dili Almanca olmayan ve Almanca konuşulmayan ülkelerdeki okullarda
Almanca öğreten öğretmenlerin sayısı 120 binden fazla. Bu rakama, ayrıca
yüksek okullarda Almanca öğreten 19 bin öğretim görevlisini de eklemek
gerekiyor. Almanya'nın dış kültür poltikasının en önemli görevlerinden
biri de, ülke dışında Almanca'nın teşvik edilmesidir. Hızla değişen
şartlara göre, Almanya her yıl takip edeceği kültür politikasını gözden
geçirir. Dış ülkelere yönelik bu kültür politikasını üç başlık altında
toplamak mümkün: Almanya'nın kültürel etkinliklerinin tablosunu, halkın
bütün manevî değerlerini içerecek ve demokratik görüş zenginliğini yansıtacak
şekilde çizmek, dünyada Alman dilinin öğrenilip yayılmasını teşvik etmek
ve yabancı ülkelerle kültür alışverişinde bulunmaktır. Bu gaye için
F. Dış İşleri Bakanlığı, eyalet hükümetleri, kiliseler, sendikalar,
vakıflar ve diğer kamu yararına faaliyet gösteren sivil kitle kuruluşlarıyla
işbirliği yapar. Ayrıca, Almanya 1996'da, "Yabancı Ülkelerde Kültür
Politikası Danışma Kurulu" oluşturdu. Bu kurulun kültür, iktisat
ve siyasî çevrelerden 14 üyesi var. Almanya'nın kültür politikası, Federal
Hükümetin ve devletin dış politik ilkeleri doğrultusunda genellikle
aracı kuruluşların kendi sorumlulukları dahilinde uygulanmaktadır. Bu
kuruluşlardan biri de dünyaca ünlü Goethe Enstitüsü'dür. En önemli görevi,
dünyanın dört bir yanında Almanca öğretmek ve kültürel işbirliğini teşvik
etmektir. 76'dan fazla ülkede 127'den fazla kültür enstitüsü mevcuttur.
Goethe Enstitüsü, dış ülkelerdeki hizmetleri için her yıl F. Dış İşleri
Bakanlığı'ndan da yardım alır. Sadece 1999'da aldığı yardım miktarı
303 milyon 700 bin Alman markıdır. (Kaynak: http://www.auswaertiges-amt.de)
Maalesef Türkiye'nin "Avrupa Diller Yılı" münasebetiyle Avrupa'ya
yönelik plânladığı tek faaliyet, 25-26 Ekim 2001 tarihleri arasında,
Ankara'da MEB tarafından düzenlenecek olan "Avrupa'da Türkçe'nin
İkinci Dil Olarak Öğretimi" konulu "Uluslar Arası Bilgi Şöleni"dir.
Aslında, bu tür bilgi şölenlerinin sadece Türkiye'de değil, Türkçe konuşulan
Avrupa ülkelerinde de yapılması gerekir.
Ayrıca, gerek Türkiye, gerekse Türkçe'ye önem veren Türk sivil kitle
kuruluşları, 2001 yılında çok önemli bir vazifeyi yerine getirebilirler.
Şimdiden okullarda bu yıl adına kullanılabilecek iki veya daha çok dilde
kitapçıklar hazırlanabilir. İnternet sayfaları açılarak Türkçe öğretimi
için çaba harcanabilir. Türkçe bilgisayar oyunları, dil öğrenme programları
hazırlanarak, bunlar okullara dağıtılıp Türk çocuklarının dil geliştirmelerine
yardımcı olunabilir. Türkçe-Almanca veya Hollândaca takvimler hazırlanıp
okullara dağıtılabilir. Bütün dernek ve camilerde Türkçe kurslar başlatılabilir.
En önemlisi, güzel Türkçe öğrenilebilecek bir "internet sitesi"
ve özellikle Avrupa ülkelerinde, "Türkçe Öğretim Enstitüsü"
veya "Türk Dili Enstitüsü" açılabilir.
Dil öğrenmek, insanlara büyük fırsatlar sağlar; ekonomik, sosyal ve
kültürel alanlarda yeni kapılar açar. En önemlisi, dilini bildiğimiz
insanları çok daha iyi anlayabilir, kültürlerini çok daha kolay tanıyabiliriz.
Dil öğrenmenin yaşı ve zamanı yoktur; herkes, her zaman dil öğrenebilir.
Her öğrenilen dil, aynı sayıda farklı kültür ve medeniyetleri tanımak
için birer kapıdır. Yeni öğrenilen her dil, yeni bir imkândır, yeni
bir dünyadır.
Fakat, önce ana dilimiz Türkçe. Sadece Türkçe konuşmasını, okumasını
ve yazmasını değil; ayrıca dilimizin bütün güzelliklerini, üstünlüklerini
ve inceliklerini de öğrenmek, öğretmek gerekir. Dil faklılıklarını içinde
barındıran Avrupa'da, Türk diline sahip çıkmak hem hakkımız, hem de
en büyük görevimizdir. Çünkü yarınlarda, çok iyi Türkçe bilenlere daha
fazla ihtiyaç duyulacağı kesindir.
Kaşgarlı Mahmud'un Türkçe için asırlar önce söylediği şu söz, günümüzde
hâlâ geçerliliğini korumaktadır: "Türk dilini seviniz! Çünkü Türklerin,
en az geçmişleri kadar büyük geleceği olacaktır." (Banarlı, 1982:1)
Ve bu
KAYNAK:
BANARLI, Sâmi, Nihad (1982) Türkçe'nin
Sırları, Kubbealtı Neşriyâtı: 1, Baha Matbaası, İstanbul.
(Mayıs 2001)
|