“Ben
milletimin öğretmeniyim”
Atatürk eğitime derinden ilgi
duyuyordu. Cumhurbaşkanı olmadığı takdirde Milli Eğitim
Bakanı olmayı istediğini, asıl kişiliğinin öğretmenlik olduğunu,
kendisini milletin öğretmeni olarak gördüğünü bizzat kendisi
söylemiştir. Ulu Önder biliyordu ki eğitimi, manevi görgü
ve vicdani hassasiyeti eksik olan bir toplum asla aydınlanma
çağının gerektirdiği bakış açısı ve toplumsal yapısını oluşturamazdı.
 |
Atatürk
kişisel eğitim ve disiplinle gerçekleşecek toplumsal gelişmenin
çağdaş uygarlık düzeyini yakalama ve modern bir devlet olma
ülküsüne ulaşmadaki öneminin bilincine varmış vizyon sahibi
bir lider olarak tarihe geçmiştir.Yıkılan; gücünü, ideallerini
ve kişiliğini kaybetmiş bir devletin enkazından kurulan
yeni ve genç bir cumhuriyetin çağdaş ve evrensel standartlardaki
yaşam düzeyine ulaşmasının ancak toplumsal alandaki reformlarla
ve modern bir eğitim anlayışıyla gerçekleşebileceği vazgeçilmez
bir gerçektir. ”İnkılaplarla uygulaması başarısız ve değersiz
olmuş yaşamını doldurmuş müesseseler çöker, geçerliliğini
kaybeder. İnkılap onların yerine daha yüksek toplumsal bir
kurumlaşma getirir. Türk İnkılabı, Türk milletinin son yüzyıllarda
her alanda kendisini geri bırakmış kurumları yıkarak yerlerine
en yüksek uygarlık gereklerine doğru ilerlemeyi sağlayacak
yeni kurumlar koymuş ve yerleştirmiştir.”(Altuğ, 1987:77).
Ancak inkılapların anlaşılabilmesi, benimsenebilmesi ve
gelecek nesillere aktarılmasının en önemli unsuru eğitimdir.
Bu nedenle geleceğin nesillerini her zaman eğitime yönlendirmiş
toplumun hakiki kurtuluşunun eğitim ve çalışmayla gerçekleşeceğinin
altını çizmiştir.
Ulu Önder biliyordu ki eğitimi,
manevi görgü ve vicdani hassasiyeti eksik olan bir toplum
asla aydınlanma çağının gerektirdiği bakış açısı ve toplumsal
yapısını oluşturamazdı. Atatürk, kurmayı düşündüğü yeni
devletin, modern ve çağdaş bir eğitimle mümkün olacağını
biliyordu. Onun için Birinci Dünya Savaşı yıllarından başlayarak;
çeşitli vesilelerle öğretmenlere ve halka seslenerek, eğitimle
ilgili konuşmalar yapmıştır.Bu nedenle eğitimin en önemli
noktası olan Öğretmenlerimize; "Öğretmenler. Cumhuriyet
fikren, ilmen, fennen, bedenen kuvvetli ve yüksek karakterli
muhafızlar ister. Yeni nesli bu özellik ve kabiliyette yetiştirmek
sizin elinizdedir" demiştir. Ayrıca, her zaman okulları
ziyaret etmiş, derslere girip öğretmenleri izlemiş ve onlara
sorular sormaya, onları bireysel olarak aydınlatmaya önem
vermiştir. Böylece,Türk milletinin Osmanlı’nın son yıllarından
itibaren yönelmeye ve katılmaya çalıştığı Batı uygarlığının
bir parçası olmak çabası, üstelik milli değerlerimizden
de kopmadan gerçekleşmiş, Atatürk’ün eğitime büyük önem
vererek kurduğu modern Türkiye, insanlık haklarından yoksun
yaşayan milletlere de örnek olmuştur.
“Mustafa Kemal’in eğitime
derinden ilgi duyduğunu, Cumhuriyet eğitiminin düşünsel
temellerini attığını ve bu alanda bazı uygulamalara giriştiğini
bilmekteyiz.Yine kendisinin de ifade ettiği gibi Cumhurbaşkanı
olmadığı takdirde Milli Eğitim Bakanı olmayı istediğini
ve asıl kişiliğinin öğretmenlik olduğunu, kendisinin milletin
öğretmeni olduğunu söylemiştir.”(Akyüz, 1992: 233).Bu konuyla
ilgili bir anektod vermek gerekirse; 1936’da, yiğitliğini
zaferlerini, inkılaplarını... anlatan bir şiir yazan şair
Behçet Kemal Çağlar’a : “Olmamış”, der; “benim asıl bir
niteliğim var ki onu hiç yazmamışsın...Benim asıl kişiliğim
öğretmenliğimdir; ben milletimin öğretmeniyim, bunu yazmamışsın!”.
Bu sözlerinden de anlaşılacağı üzere O’nun eğitimci kişiliği
; bilgili,sabırlı ve güven verici yönlerinin Kurtuluş Savaşı
ve inkılaplarını başarma yolunda ne kadar etkili olduğunu
görmekteyiz.
“Günümüzün eğitim bilimcileri,
öğretmenliğin ve eğitimciliğin, kısmen doğuştan gelen (Allah
vergisi) bazı özelliklere, kısmen de sonradan öğrenme ile
kazanılan bilgilere sahip olmayı gerektiren bir sanat ve
bilim olduğunu söylemektedirler. Bu açıdan baktığımızda,
Atatürk’ün tam bir öğretmen ve eğitimci özellikleri taşıdığı
gerçeği karşımıza çıkmaktadır.O’nun asıl kişiliğini öğretmenlik
olarak değerlendirmesi bu bakımdan yerindedir.”(Akyüz, 1992:
238)
Atatürk’ün öğretmen ve eğitimci
kişiliğini belirleyen temel özellikler nelerdir? Kendisinin
de çeşitli platformlarda yaptığı konuşmalarda ve sergilediği
davranışlarda açıkça beyan ettiği bu yönünde belirleyici
olan belli başlı niteliklerinin bazılarından bahsetmekte
yarar vardır :
• Başöğretmen ünvanını alarak
(24 Kasım 1928, bu özel gün halen Öğretmenler Günü olarak
kutlanmaktadır), elinde tebeşir, kara tahta başında ve halkın
içinde, halka okuma yazma ve çeşitli bilgiler öğretmeye
girişmesi.”(Atatürk, böylece, ilk eğitim bilimcimiz olan
Farabi’nin (870-950) bir görüşü doğrultusunda davranıyordu.
Farabi devlet başkanının milletinin eğitimcisi olması gerektiğini,
onun öğrenme ve öğretmeyi sevmesini, her şeyi kolayca öğretmesini
bilmesi gerektiğini söylemişti. İşte Atatürk, tarihimizde
pekçok yöneticinin ihmal etttiği bu eğitimcilik görevini
en iyi biçimde üstlenmiş, daha sonraki devlet adamlarına
da izlemeleri gereken bir örnek olmuştur).”(Akyüz, 1992:238)
• Öğretmenlere çok değer vermesi;
her fırsatta okulları gezmesi, sınıflara, derse girmesi.(Bir
örnek vermek gerekirse Büyük Önder 15 Aralık 1930’da o zamanki
adıyla Darülfünun, şimdiki adıyla İstanbul Üniversitesi’ni
ziyareti sırasında derslere girme isteğini belirtmiş, programı
gözden geçirerek Hukuk Fakültesi’nin birinci sınıfını seçerek
derse girmiş ve öğrencilerin arasında dersi dinlemiştir.)
• Çocukları ve gençleri çok
sevmesi, eğitimde çocukluk döneminin değerini bilmesi.(15
Temmuz 1921’de Ankara’da toplanan Maarif Kongresi’nde yaptığı
konuşmada Mustafa Kemal çocuklara neler öğretilmesi gerektiğini
belirtir: “Çocuklarımız ve gençlerimiz yetiştirilirken onlara
bilhassa varlığı ile, hakkı ile, birliği ile çatışan bilumum
yabancı unsurla mücadele gereğini ve milli bilinci kendini
içtenlikle vererek her karşı fikre karşı şiddetle ve fedakarane
müdafaa zarureti telkin edilmelidir.Yeni neslin bütün fikri
yapısına bu anlayış ve kabiliyetin aşılanması mühimdir.
“(Akyüz, 1978:193) O’nun eğitimle ilgili bir konuşması da,
1 Mart 1922’de meclisin yeni çalışma dönemini açarken söylediği
“Nutuk”tur. Burada yine Milli Eğitim’e değinmekte, çocuk
ve gençlere “görecekleri tahsilin hududu ne olursa olsun,
en önce ve herşeyden evvel Türkiye’nin istiklaline, kendi
benliğine, TBMM’ye düşman olan bütün unsurlarla mücadele
etmek lüzumu öğretilmelidir” demektedir.
• Ders kitapları yazması.
“( Örneğin, Binbaşı Nuri Conker, Nisan 1914’te yayınladığı
Zabit ve Kumandan başlıklı kitabında, Balkan yenilgilerinin
askeri eğitimimiz ve askerlik ruhu ile ilgili nedenlerini
araştırır.Arkadaşının bu eserini okuyup beğenen ve onu tamamlayıcı
nitelikte Zabit ve Kumandan ile Hasbihal başlıklı bir kitap
yayınlayan (1918) Yarbay Mustafa Kemal de askeri eğitimdeki
eksiklerimiz, vatan sevgisi, görev duygusu ile ilgili yetersizliklerimiz,
hatta annelerin çocuklarına daha beşikte iken söyleyecekleri
ninnilerin eğitimsel değeri üzerinde durur)”. (Akyüz, 1992:235)
• Her yerde ve her zaman eğitim
ve öğretimde bulunma amacını gütmesi. Bu nedenle halka,
öğretmenlere seslenişleri yanında, sofraları ve özel sohbetlerinin
de öğretici bir değer taşıması. (14 Ekim 1925’de İzmir Erkek
Öğretmen Okulu’nda şereflerine verilen çay ziyafetinde söylediği
“Milleti kurtaranlar yalnız ve ancak öğretmenlerdir. Öğretmenden,
eğitimciden mahrum bir millet, henüz millet değildir.Ona
alelade bir kitle denir, millet denemez. Bir kitle millet
olabilmek için mutlaka eğitimcilere, öğretmenlere muhtaçtır”
sözleriyle bu özelliğini ortaya koymaktadır.)
• Kolay öğretmesi; bunu yaparken
karşısındaki hedef kişi veya topluluğun yaş,meslek, sosyal
durum... gibi özelliklerini gözönünde tutarak davranması.(
15 Eylül 1928’de Sinop’ta arabacı Bekir Ağa’ya yeni harfleri
öğretirken önce ‘at’ ve ‘ot’ kelimelerini öğretmesi, örnek
olarak gösterilebilir.)
Atatürk ilke ve inkılapları
her büyük inkılap gibi kendine has eğitim sistemini geliştirmiş
ve bu sistem çalışmaları daha 23 Nisan 1920’de Ankara’da
kurulan TBMM hükümetinin 9 Mayıs günü okunan ilk programıyla
meydana çıkmıştır.Bu program uygulanmaya başlanarak genç
Türkiye Cumhuriyeti’nin içinde bulunduğu tüm zor koşullara
karşın 15 yıllık kısa bir sürede eğitim sisteminin temelini
ve çatısını oluşturabilmiştir. (Altuğ, 1987:81)
- Eğitim ve öğretimi birleştirme
kanunuyla 3 Mart 1924’den başlayarak, mektep-medrese ikiliği
kaldırılmış, Türk eğitim sistemi Milli Eğitim Bakanlığı’na
bağlanmış, topluma iki ayrı düşüncede insan yetiştiren kurumlar
birleştirilmiştir.
- Milli Eğitim sistemimiz
iç ve dış ülkeler uzmanlarına da danışılarak yeniden örgütlenmiştir.
- Modern eğitim ve çağdaş
görüşlere uygun programlar düzenlenmiştir.
;
- 1926-1927 eğitim – öğretim
yılından başlayarak orta öğretim okullarında kız ve erkek
karma öğretime başlanmıştır.
- 1 Kasım 1928’den başlayarak
yeni Türk harfleri kabul edilmiştir.
- 1929 – 1930’dan itibaren
okullardan Arapça – Farsça yabancı dilleri kaldırılarak,
dünyada geçerli batı dilleri öğretimi başlamıştır.
- Yüksek öğretimde yeni kurumlar
(1925’de Ankara Hukuk Fakültesi) 31 Mayıs 1933’de İstanbul’da
Darülfünun yerine İstanbul Üniversitesi ve bütün yurtta
yeni yüksek öğretim kurumları ardarda kurulmaya başladı.
Bütün bu reformlarda Atatürk’ün
eğitim anlayışının, inkılap ve ilkelerinin bu kurumlarda
ve eğitim sisteminde hakim prensip olarak getirildiği görülmektedir.Geçmişteki
Osmanlı eğitim sisteminin çarpık ve yanlış uygulamaları,
ikiliği ve teokratik yapısı yerine pozitif bilimlere dayalı,
üretime ve gerçek hayata yönelik, modern bir sistem benimsenmiştir.Atatürk
Bursa’da 27 Ekim 1922’de yaptığı konuşmada isteklerini şöyle
belirtir : “Milletimizi yetiştirmek için asıl kaynak olan
okullarımız ve üniversitelerimizin kuruluşunda ilim ve fen
yolu izlenmelidir.Gelişmiş ve yükselmiş bir millet olarak
uygarlık düzeyinin üzerinde bir yaşam böyle gerçekleşecektir.
İlim ve fen nerede ise biz oradan alacağız ve her yurttaşın
kafasına koyacağız.” (Altuğ, 1987:82)
 |
Atatürk’ün
Türk Eğitim Modeli’nin geliştirilmesinde dikkate alınmasını
istediği temel ilkeler ve fikirler incelendiğinde görüleceği
üzere, büyük önder, eğitimle ilgili düşünce ve uygulamalarında
modern ve yenilikçidir. Eğitimle ilgili ilkelere bakıldığında
çağdaş eğitimin milli, bilimsel, uygulamalı, karma ve laik
bir eğitim anlayışıyla uygulanabileceği esas alınmaktadır.
1 Kasım 1928 tarihli meclis açılış konuşmasında Atatürk,
eğitim ve öğretime ilişkin görüşlerini şöyle yansıtır:
“...Öğretim ve eğitimde, az
zamanda yüksek bir düzeye ulaşabilecek bir milletin yaşama
savaşındaki gücünün artacağı besbellidir. Öğretim çabalarımız,
ilköğretimin bütün yurt çocukları için zorunlu olmasını,
bütün öğretimin bir elden, tek anlayışla yürütülmesini,
orta öğretimin daha elverişli araçlar ve olanaklarla donatılıp
kolaylaştırılmasını, meslek öğretiminin ilk ve ortadan yükseğe
kadar, yurt içinde sağlanıp gelişmesini, yükseköğretimin
de sayıda olduğu kadar, değerde de çağımızın gereklerine
ve isteklerine uygun düşmesini öngörmektedir.” (Yavuzer,
1987:155)
O azimli, çalışkan, hassas
ve duyarlı, sorumluluk sahibi, hür düşünceyle, sevgi ve
saygıya dayalı bakış açılarıyla yetişmiş cumhuriyet çocuklarına
emanet ettiği Türkiye Cumuriyeti’nde örnek bir milli beraberlik
oluşturmayı istemekte idi. Atatürk’ün bizzat üzerinde çalıştığı
üniversite reformunun bir sonucu olarak Cumhuriyet sonrası
dönemde yeniden yapılanan İstanbul Üniversitesi de O’nun
ilke ve inkılapları doğrultusunda gençlerimizin yetişmelerine
çalışmaktadır.Bugün 80. yılını kutladığımız 29 Ekim 1923
tarihi, milli tarihimizin kritik bir dönemecinin başlangıcı
olup eğitimcilerimize, devlet adamlarımıza, aydınlarımıza
ve genelde topluma yön veren herkese önemli görevler yüklemektedir.
Bugün bize düşen görev, Milli Eğitim Temel Kanunumuzun ön
gördüğü hedefler doğrultusunda, Atatürk ilke ve inkılaplarından
kopmadan ülkemizi daha başarılı, insanımızı daha mutlu kılmak
ve toplumumuzu hakettiği modern refah toplumları seviyesine
yükseltmektir.
Kaynaklar:
1. Hikmet Altuğ,
“Günümüzde Eğitim Birliği Reformunun Kavram, Kapsam ve Önemi”,İ.Ü
Atatürk İlkeleri ve İnkılap Tarihi Enstitüsü, Yıllığı 2,
1987,
2. Yahya Akyüz, “Atatürk’ün
Eğitim Düşüncesinin Kökenleri”, Atatürk Araştırma Merkezi
Dergisi, Sayı:23, Cilt 8, Mart 1992,
3. Müjgan Cunbur, “Atatürk
Döneminde Kadın Eğitimi”, Atatürk Araştırma Merkezi Dergisi,
Sayı:23, Cilt 8, Mart 1992,
4. İstanbul Üniversitesi Rektörlüğü
“ 540.Yılında İstanbul Üniversitesi, Atatürk ve İstanbul
Üniversitesi”, 1993,
5. Yahya Akyüz,”Türkiye’de
Öğretmenlerin Toplumsal Değişmedeki Etkileri, 1848-1940”
, Doğan Basımevi, Ankara 1978,
6. “Cumhurbaşkanları, Başbakanlar
ve Milli Eğitim Bakanlarının Milli Eğitimle İlgili Söylev
ve Demeçleri I” , Milli Eğitim Basımevi, Ankara 1946,
7. Haluk Yavuzer, “Atatürk’ün
Eğitim Politikası”, İ.Ü Atatürk İlkeleri ve İnkılap Tarihi
Enstitüsü Yıllığı 2, 1987,
8. Mahmut TEZCAN, “Atatürk
ve Eğitim Bilimleri ” , Anı Yayıncılık, Ankara 2000,
9. Fahri Kayadibi, “Atatürk
ve Eğitim”, Lebib Yalkın Matbaası, 2002,
|
Araş. Gör. Uğur Gündüz
İ .Ü. İletişim Fakültesi, Gazetecilik Bölümü |