“Alo
alo muhterem sami'in, burası İstanbul telsiz telefonu …”
Türkiye’de radyo yayınlarının
ve yayıncılığının, Eşref Şefik’in yaptığı bu anonsla başladığı
kabul edilir. Telsiz telgrafın Kurtuluş Savaşı sırasında
iletişimi sağlayan en önemli araçlardan biri olarak, savaşın
kazanılmasında önemli rol oynadığı, telsiz telefonun da
(radyo) telsiz telgrafın bir çeşidi gibi görülüp önem verdiği
düşünülebilir. Kurtuluş Savaşı yıllarında, iletişimin önemi
daha iyi anlaşılmış ve bu alanda büyük bir boşluk olduğu
görülmüştür. Bu boşluğu öncelikle telsiz telgrafla doldurmak
amacıyla girişimlerde bulunulmuştur. Cumhuriyetin ilanından
sonra, her alanda büyük devrimler yapan yeni devlet bu alanda
da geri durmamış ve 1925 yılında “Telsiz Tesisi Hakkında
Kanun” adıyla bir yasa çıkartarak, ülke genelinde bir telsiz
şebekesi kurulması öngörülmüştür.
 |
Türkiye’de
radyo yayınlarının ve yayıncılığının, Eşref Şefik’in yaptığı
bu anonsla başladığı kabul edilir. 6 Mayıs 1927 tarihinde
İstanbul Sirkeci’deki Büyük Postane binasının bodrum katında...
Henüz kimsede radyo alıcısı bulunmadığı için, her akşam
Postane binasının kapısının üzerine yerleştirilen hoparlör
aracılığı ile duyurulur radyo yayınları. Halkın radyo yayınlarını
dinleyip tanıması, kendi mahallelerinde anlatması ve yayılabilmesi
için…
Radyo, elektrik ve elektromanyetik
alanındaki bilimsel-teknik gelişmelerin ürünüdür. Radyo,
başka bir deyişle telsiz telefon, telli elektronik haberleşmenin
daha ileri bir aşamasıdır. Birinci Dünya Savaşı sonrasında,
düzenli radyo yayınlarına başlanmasına değin geçen süre
içinde daha çok amatörlerin elinde gelişir. Yirminci Yüzyıl’ın
ilk çeyreği kapanırken radyo, bir iletişim aracı olarak
insanlığın yaşamındaki yerini alır.
1910 yılında Amerika Birleşik
Devletleri'nde, "Telsiz Gemi Yasası" çıkarılarak,
radyo telsizi ile yapılan iletişim kısıtlanır. Avrupa'da
ise, düzenli telsiz kullanımını 1914 yılında Almanya başlatır.
Tüm bunlar, sesli haberleşmenin gelişmesinde önemli başlangıçlardır.
1909 yılında, radyonun babası
olarak kabul edilen Lee De Forest, Paris'te Eyfel Kulesi'ne
yerleştirdiği bir anten ile "boşluk tüpü" buluşunu
radyo yayını yaparak denedi. Deneme, bölgedeki Fransız askeri
istasyonlarından dinlenebildi. 1910 yılında, ünlü tenor
Enrico Caruso'nun New York Metropolitan Operası'ndaki aryalarının
radyo ile yayınlanabilmesi, dünyada geniş yankılar uyandırdı.
(Oskay, 1978)
Radyo vericisinden ilk profesyonel
radyo yayıncılığı, Amerika Birleşik Devletleri'nin Pittsburg
kentinde gerçekleşti. Westinghouse fabrikası radyosu olan,
K.D.K.A. adlı istasyonun ilk yayını, seçim haberleriydi.
1922 yılında, yine Amerika
Birleşik Devletleri'nde, ilk ticari radyo WEAF, yayına başladı.
Amerika'da başlayan radyo yayıncılığı gelişmeleri, kısa
sürede Avrupa ülkelerine de yayıldı ve 1922 yılında, İngiltere'de
BBC radyosu yayına başladı. BBC, İngiliz Posta Dairesi'nin
girişimi ile kurulmakla birlikte, 1927 yılında, Kraliyet
Yayın Yasası ile bir devlet kurumuna dönüştürüldü. Böylece,
Amerika Birleşik Devletleri'ndeki ticari modelin dışında
bir modelin oluşmasına öncülük etti. (Oskay, 1978)
Aynı yıl, Fransa'da ve Sovyetler
Birliği'nde, 1923'te Almanya'da radyo yayınları başladı.
Türkiye'de de radyolu döneme, batı ülkelerinden kısa bir
süre sonra, 1927 yılında geçildi.
Dünyada ilk radyo yayınlarının
başladığı yıllar, Türkiye’nin Kurtuluş ve Bağımsızlık Savaşı
yıllarına denk gelir. İstanbul “İtilaf Devletleri”nce işgal
edilmiştir ve üç yıl sonra “geldikleri gibi giderler!”
Giderlerken, Fransız işgal
kuvvetleri komutanı General Charpie, bir telsiz telefon
hediye eder. Hediye edilen telsiz telefon ile İstanbul’daki
Öğretmen Okulu’nun kimya öğretmeni Rüştü Bey (Uzel) başkanlığında
bir öğrenci grubu deneme yayını yapmak için hazırlıklara
girişirler. İlk radyo yayını 19 Mart 1923 tarihinde Öğretmen
Okulu’nun bodrumunda, davetliler ve basın huzurunda gerçekleştirilmek
istenir. Yayın, İstanbul Üniversitesi’nde (Zeynep Kamil
Konağı) toplananlar tarafından heyecanla dinlenir. Henüz
Cumhuriyet ilan edilmemiştir ve İstanbul da işgalden henüz
kurtulmuştur. Olay, ertesi gün 20 Mart 1923 tarihli Tevhid-i
Efkar Gazetesi’nde şöyle yer alır:
“Şehrimizde Telsiz Telefon
Tecrübeleri
Berlin, Paris, Moskova’daki konserleri İstanbul’dan dinleyebilecek
miyiz? Darülmuallimin Muallimlerimizden Rüştü Bey bir aydan
beri İstanbul halkına dahi, Avrupa ve Amerika’da birdenbire
fevkalade taammüm eden telsiz telefon hakkında bir fikir
verebilmek için tecrübeler yapmaktadır. Dün Darülmuallimin
konferans salonunda bir nutuk, ney ile çalınan bir zeybek
şarkısı terennümatı, Darülfünun’dan (İstanbul Üniversitesi)
vazıh bir surette dinlenebilmiştir. Mamaafih konser namesi
arasında limanımızdaki sefainin telsiz telgraf muhaberatı
dahi karışmaktaydı.”(Özakman, 1969)
İlk radyo yayını denemeleri
1921 1923 yılları arasında yapıldı
Bu deneyden önce de İstanbul’da
radyo dinlenebildiğini, 1921 yılında bir Fransız savaş gemisinden
yapılan müzik yayınının İstanbul Üniversitesi öğrencilerine
dinlettirildiği anılara dayanarak aktarılmaktadır. (Dinç,
2000)
Türkiye’de ilk radyo yayın
deneyiminin 1921 ve 1923 yıllarında gerçekleştiğini anılardan
öğreniyoruz. Ama, telsiz telgrafın Kurtuluş Savaşı sırasında
iletişimi sağlayan en önemli araçlardan biri olarak, savaşın
kazanılmasında önemli rol oynadığı, telsiz telefonun da
(radyo) telsiz telgrafın bir çeşidi gibi görülüp önem verdiği
düşünülebilir. Kurtuluş Savaşı yıllarında, iletişimin önemi
daha iyi anlaşılmış ve bu alanda büyük bir boşluk olduğu
görülmüştür. Bu boşluğu öncelikle telsiz telgrafla doldurmak
amacıyla girişimlerde bulunulmuştur. Cumhuriyetin ilanından
sonra, her alanda büyük devrimler yapan yeni devlet bu alanda
da geri durmaz ve 1925 yılında “Telsiz Tesisi Hakkında Kanun”
adıyla bir yasa çıkarılarak, ülke genelinde bir telsiz şebekesi
kurulması öngörülür.
Bu amaçla, bir ihale açılır
ve bir Fransız şirketi, telsiz şebekesi (radyo vericileri)
kurma işini üstlenir. Ankara ve İstanbul’da, 1925 yılında
yapımına başlanan ve 1927 yılında hizmete sokulan telsiz
telgraf vericileriyle, Berlin, New York, Moskova, Tahran,
Viyana, Londra gibi merkezlerle bağlantı kurulmuştur. (Kocabaşoğlu,
1980) Bu vericilere, telsiz telefon yayını yapabilecek donanımların
eklenmesiyle, radyo yayınları gerçekleştirilebilmiştir.
Türkiye’de radyonun kuruluş
çalışmaları, telsiz vericilerinin inşaatı sürerken, yapım
işleri tamamlandığında yayın yapacak şirketin hazır olması
amacıyla, 1926 yılında başlar. Fikrin sahibi, İleri Gazetesi’nin
sahibi Sedat Nuri Bey (İleri)’dir. Sedat Nuri Bey radyo
yayınları yapabilmek için, bir şirket kurmak gerektiğini
düşünür ve maddi destek için de fikrini devlet ekonomisinde
ağırlığı olan ve Mustafa Kemal’in emriyle İş Bankası’nı
kuran Celal Bayar ve Anadolu Ajansı ile görüşür, kurulacak
şirkete destek vermelerini ister. Sedat Nuri Bey, fikrini,
teknik destek sağlamak için, yeğeni telsiz meraklısı Hayreddin
Bey (Hayreden)’e açar. Hayrettin Bey, Sultan İkinci Abdülhamit
döneminde evden eve telgraf hattı kuran bir kişidir. Amatör
radyocudur. Hayreddin Hayreden, radyo girişimini yıllar
sonra 28 Ekim 1953 tarihli Vatan Gazetesi’nin Radyo ekinde
Atlan İlkin’le yaptığı söyleşide şöyle anlatır:
“Radyo istasyonu kurmaya teşebbüs
edişimiz, ilk zamanlar hükümet mahfillerinde pek iyi karşılanmamıştı.
Milletin henüz geri olduğunu, bunu hazmedemeyeceğini ve
esasen elde teknik eleman da bulunmadığını söylüyorlardı.
Ben ise onlara, dünyada en çok plak satışının yurdumuzda
olduğunu, ahalinin böyle şeylere ihtiyacı bulunduğunu anlatmaya
çalışıyor, fakat ikna edemiyordum. Nihayet her işte ileriyi
gören Atatürk’ün dehası bu işi de halletti. Kendisine bu
teşebbüsten bahsetmişler. “Aleti getirsin de dinleyelim”
demiş. Ata ile ordu hayatından tanışırdım. Birgün kendi
yaptığım alıcıyı Orman Çiftliği’nde O’na götürdüm. İstasyon
ararken karşımıza tesadüfen Rus radyosu çıktı. Atatürk Sofya’da
iken az çok Rusça’ya kulağı dolmuştu. Dinledi, dinledi…
Birden herkesi susturdu. “Efendiler” dedi, “Bakın propaganda
yapıyorlar.” Derhal istasyonun kurulmasını emrettiler ve
biz şirketi tesis ettik. ” (Dinç, 2000)
 |
Çağının
en ileri görüşlü kişisi olan Mustafa Kemal Atatürk, dünyadaki
gelişmeleri yakından izlemekte ve geleceği iyi görmektedir.
Atatürk’ün önerisiyle, hükümet çağdaş iletişim sisteminin
kurulmasına karar verir. O yıllarda, pek çok ülkede radyo
yayınları yapılmasına karşın, henüz hiçbir ülkede gelişmiş,
güçlü vericisi olan bir radyo istasyonu yoktur. 1926’da
tüm dünyada 123 radyo istasyonu vardır ve toplam verici
güçleri 116 KW’tır. Ankara ve İstanbul’da kurulacak iki
istasyonun verici güçleri 20 ve 250 KW’tır. Dünyadaki en
güçlü vericiler olarak kurulacak istasyonların Avrupa’nın
her yerinden, İskandinav ülkelerinden bile dinleneceği tahmin
edilerek, radyo yayınlarının Türkçe’nin yanı sıra, Fransızca
ve Almanca dillerinden de yayın yapması planlanır.
Telgraf kullanımının
bittiği akşam saatlerinde
Ankara ve İstanbul’da kuruluş
çalışmaları süren telsiz vericilerinin işletme hakkı 10
yıllığına, Sedat Nuri Bey’in önderliğinde, İş Bankası, Anadolu
Ajansı, Falih Rıfkı (Atay) ve Cemal Hüsnü (Taray) Beylerin
ortaklaşa kurduğu Türk Telsiz Telefon Anonim Şirketi’ne
(TTTAŞ) verilir. Bu şirket böylece iki istasyonu kendi ve
“Posta-Telgraf-Telefon Genel Müdürlüğü (PTT)” adına işletecekti.
Türkiye’de ilk radyo yayını İstanbul’da 6 Mayıs 1927’de,
Ankara’da Kasım 1927’de başlatılır.
Radyoculuğun ilk yıllarında
yayın saatleri diğer ülkelerdeki gibi kısıtlıydı ve yalnızca,
telgraf kullanımının bittiği akşam saatlerinde 4-4,5 saat
radyo yayını yapılıyordu. Profesyonel radyo programcıları
bulunmadığı için, söz ve müzik yayınları tiyatro sanatçıları
ile ses sanatçıları tarafından canlı olarak hazırlanıp sunuluyor,
Anadolu Ajansı’nın günlük bülteni de haberleri oluşturuyordu.
TTTAŞ’in gelir kaynaklarını
ise, radyo alıcısı kullananların şirkete ödedikleri yıllık
10 lira ruhsatname ücreti ile, ithal edilen radyo alıcılarının
fatura bedellerinden alınan yüzde 25’lik pay oluşturuyordu.
Radyo yayıncılığı umut veren bir yatırım aracı olarak düşünüldüğü
için, TTTAŞ, Telsiz Telefon Pazarı Limited Şirketi adıyla
bir şirket kurarak, radyo alıcısı satış ve kiralama yoluyla
pazarlamasını da yapmaktaydı. (Cankaya, 1997)
Radyo yayınlarının TTTAŞ tarafından
gerçekleştirildiği 10 yıllık süre içinde, devrimlerin halka
benimsetilmesinde önemli işlevler üstlendiği bilinmektedir.
Özellikle, “Milli İktisat ve Tasarruf” ve “Türk Dili” alanlarında
toplumu etkilediği söylenebilir. (Cankaya, 2000) İlk dönem
yayınlar müzik ağırlıklıdır. Müzik yayınları genellikle
Türk müziği tarzında olmakla birlikte, Atatürk’ün isteği
ile opera ve batı müziği de yayınlanmaktadır. 1934 yılında
Atatürk’ün Türkiye Büyük Millet Meclisi’nde, batılılaşma
konusunda yaptığı bir konuşmanın ertesi günü, Türk müziği
yasaklanarak, müzik yayınları tümüyle batı müziğinden oluşur.
İlk yıllardaki söz yayınları çoğunlukla doğaçlama gerçekleştiği
için içerikleri konusunda yeterli bilgi bulunmamaktadır.
Gazeteler radyo yayın akışı bilgilerinde, “Konferans”, “Konuşma”
adı altında söz yayınlarının varlığını belirtmektedirler.
Ayrıca Darülbedayi sanatçılarının canlı temsilleri yayınlanmaktadır.
İlk naklen yayın
Radyo ilk naklen yayımını
da yine Atatürk’ün isteği ile, 1932 yılında Ayasofya Camii’nde
okunan mevlidi yayınlayarak gerçekleştirir. Bu naklen yayın
için, ertesi gün, Bağdat, Şam, Tunus ve İskeçe’den tebrik
telgrafları gelir. İlk spor naklen yayımı da, Kadıköy Fenerbahçe
Stadı’nda oynanan Fenerbahçe-Avusturya WAC takımları arasındaki
futbol karşılaşmasıdır.
Radyo yayıncılığı tüm dünyada,
önceleri yalnızca haber ve müzik içerikli bir yayımcılık
göstermekle birlikte, sonraları çeşitli izlencelerin yer
aldığı yayımcılığa dönüştü. Her toplumda, o toplumun yapısal
özelliklerine göre işlerlik kazandı. Örneğin, İngiltere,
Fransa ve Amerika Birleşik Devletleri gibi ülkelerde, her
şeyden önce, kendisi bir meta olarak endüstriyel-mali çıkarlar
ağı içinde önemli bir yer edindi. Özellikle radyoculuğun
hızlı bir gelişme gösterdiği ABD'de, piyasa önce radyo alıcılarının
ve diğer araç gereçlerin ticari yönüyle ilgilendi. Daha
sonra ise, yayıncılığın kendisi gelir kaynağı oldu. Herbert
Schiller'in deyimiyle, "Piyasa ekonomisi, radyo haberleşmesini
ilkin araç gereç yapımcılarının daha sonra ise yayın ticareti
yapan şirketlerin kucağına itti."(Kocabaşoğlu, 1980)
Ülkemizde radyo yayınları,
devlet eliyle kurdurulan özel bir şirket tarafından özel
girişim olarak başlar. On yıllık sürenin sonunda ise, TTTAŞ’nin
radyo yayıncılığı sözleşmesi yenilenmez ve radyolar devlet
kurumu olan PTT’ye devredilir. Böylece, görsel-işitsel yayıncılıkta
fiilen 1990, anayasal olarak 1993’e kadar sürecek devlet
tekeli başlamış olur. 1936-1940 yılları arasında PTT; 1940-1946
yılları arasında Matbuat Umum Müdürlüğü, 1946-1960 yılları
arasında Basın-Yayın ve Turizm Genel Müdürlüğü radyo yayınlarını
gerçekleştirmiştir.
1961 Anayasasının 121. maddesinde,
“radyo ve televizyon yayınları, özerk bir kamu tüzel kişiliği
halinde kanunla düzenlenir” hükmü gereğince, 1 Mayıs 1964
tarihinde kurulan Türkiye Radyo Televizyon Kurumu (TRT)
tarafından radyo yayınları devletin tekelinde yapılmıştır.
Radyoların TRT’ye bağlanmasına kadar geçen sürede de yine
Basın-Yayın ve Turizm Genel Müdürlüğü’ne bağlı olarak yayın
yapılmıştır. 1990’ların başında özel girişimler radyo yayınlarına
fiilen başlamakla birlikte, 1993 yılındaki anayasa değişikliği
ve 1994 yılında çıkarılan 3984 sayılı “Radyo ve Televizyonların
Kuruluş ve Yayınları Hakkında Kanun” ile yasal çerçevede
devlet tekeli kalkmıştır.
Cumhuriyet’in 80. yılında
TRT, Radyo 1, TRT FM, Radyo 3, Radyo 4 olmak üzere 4 ulusal;
İstanbul, İzmir, Antalya, Trabzon, Erzurum, Çukurova, GAP-Diyarbakır
olmak üzere 7 bölgesel; 1 il (Hatay) radyosu ve 27 dilde
yayın yapan Türkiye’nin Sesi Radyosu ile, Antalya’dan İngilizce,
Fransızca, Almanca, Rusça ve Yunanca yayın yapan TRT Turizm
Radyosu aracılığı ile geniş bir örgütlenme yapısıyla dünyaya
yayın yapmaktadır. (http://www.trt.net.tr) Özel girişimler
tarafından kurulan 36 ulusal, 104 bölgesel ve 1000’in üzerinde
de yerel radyo kanalı fiilen radyo yayını yapmakla birlikte,
Radyo Televizyon Üst Kurulu’na kendilerine frekans tahsisi
yapılması için başvurmuş durumdadır.
Kaynaklar:
1- Özden Cankaya, (1997),
Dünden Bugüne Radyo Televizyon-Türkiye’de Radyo-Televizyonun
Gelişim Süreci, İstanbul, Beta Yayınları,
2- Özden Cankaya, (2000),
“Türkiye’de Radyo Yayıncılığının Öyküsü”, İstanbul Radyosu,
Anılar, Yaşantılar, Haz. Ayhan Dinç, Özden Cankaya, Nail
Ekici, İstanbul, Yapı Kredi Yayınları,
3- Ayhan Dinç, (2000), “İstanbul
Radyosu’nun Öyküsü”, İstanbul Radyosu, Anılar, Yaşantılar,
Haz. Ayhan Dinç, Özden Cankaya, Nail Ekici, İstanbul, Yapı
Kredi Yayınları,
4- Uygut Kocabaşoğlu, (1980),
Şirket Telsizinden Devlet Radyosuna, Ankara, A.Ü. Siyasal
Bilgiler Fakültesi Yayını,
5- Ünsal Oskay, (1978), Toplumsal
Gelişmede Radyo ve Televizyon-Geri Kalmışlık Açısından Olanaklar
ve Sınırlar, Ankara, A.Ü. Siyasal Bilgiler Fakültesi Yayını,
6- Turgut Özakman, (1969),
Radyo Notları, Ankara,
7- http://www.trt.net.tr/saytek/1024/main.html
| Yrd.
Doç. Dr. Neşe Kars
İ.Ü. İletişim Fakültesi, Radyo Televizyon Sinema
Bölümü |