19 Mayıs’ta
Samsun’a geçen Mustafa Kemal, bu süre içerisinde ordu
birlikleriyle, bölgenin ileri gelenleriyle ve halkla ilişkiler
kurmuş ve kendini onlara anlatmıştı. İstanbul Hükümetinin
geri dön çağrılarına uymayarak 12 Haziran’da Havza’dan
Amasya’ya sivil olarak giden Mustafa Kemal’in Anadolu’yu
örgütleme çabaları Erzurum ve Sivas kongreleriyle de devam
etti.
Gazi Mustafa Kemal Atatürk,
Nutuk’a “Samsun’a çıktığım gün genel durum ve görünüş”
diye başlar. Kurtuluş Savaşının ilk adımı Samsun’a atılan
adımdır.
Neden Samsun? Çünkü, stratejik
ve ekonomik açıdan da önem taşıyan Samsun, Orta Karadeniz’den
Orta Anadolu’ya açılış kapısıydı. Kuzeyden Anadolu’nun
içlerine geçmek isteyenler bu kuzey kapısını ellerinde
bulundurmak zorundaydılar. Ayrıca İngilizler, Enver Paşa’nın
Samsun üzerinden Anadolu’ya geçeceğini düşünüyorlardı.
 |
I.
Dünya Savaşı yenilgisinin ardından Sovyetler Birliği’ne
kaçan Enver Paşa’nın Anadolu’da İttihat ve Terakki’yi
yeniden canlandıracağı, örgütleyeceği, Sovyet desteğiyle
Anadolu’ya döneceği ve Sovyet sistemini Türkiye’de uygulayarak
İngilizler’i ülkeden kovacağı endişesi, İngilizler’i Saray
üzerinde baskı yapmaya ve bu tehlikeyi gidermek için önlemler
almaya zorluyordu.(Öz: 2000;37) Enver Paşa’nın Anadolu’ya
Samsun’dan çıkacağı düşünülüyordu. Önlem olarak da hem
İngilizler hem de Saray için güvenilir bir kişi olan Mustafa
Kemal, tam yetkiyle Anadolu’ya gönderildi. Mustafa Kemal’in
görevi; ateşkes sonrası Anadolu’da filizlenen ulusal kıpırdanmaları
yok etmek, sindirmek, baskı oluşturmak ve bu yolla halkın
İngilizler’e ve Saray’a itaatini sağlamak, ayrıca bilinçli
olarak çıkarılan “Türkler Anadolu’da Rum köylerine saldırıyor”
propagandası çerçevesinde Rumları Türklerden korumaktı.
Görevi alana kadar İngilizler
ve Padişah Vahdeddin’le ilişkilerini sıcak tutan ve olumlu
sonuç almak için araya aracılar koyan Mustafa Kemal’in
düşüncesi farklıydı: “Uygun bir zaman ve ortamda İstanbul’dan
kaybolmak, basit bir düzenlemeyle Anadolu içine girmek,
bir süre adsız çalıştıktan sonra, bütün Türk ulusuna felaketi
duyurmak… Ulusal direnişi İstanbul’dan değil, Anadolu’dan
yönetmek.”(Öz: 2000; 25)
Anadolu’ya kaçma planları
yapan M. Kemal, tam yetkiyle 9. Ordu müfettişi olarak
19 Mayıs 1919’da Samsun’a ayak bastı. Ülkenin durumu pek
de iç açıcı görünmüyordu. Atatürk Nutuk’ta ülkenin durumunu
şöyle anlatıyor: (Atatürk, s:7)
“Osmanlı Devleti’nin de
içinde bulunduğu topluluk Genel Savaş’ta yenilmiş, Osmanlı
ordusu her yanda sarsılmış, şartları ağır bir ateşkes
anlaşması imzalanmış, Büyük Savaşın uzun yılları içinde,
ulus yorgun ve yoksul bir durumda. Ulusu ve ülkeyi Genel
Savaş’a sokanlar, kendi başlarının kaygısına düşerek,
yurttan kaçmışlar. Padişah ve Halife görevinde bulunan
Vahdeddin soysuzlaşmış, kendini ve yalnız tahtını koruyabileceğini
umduğu alçakça önlemler araştırmakta. Damat Ferit Paşa’nın
başkanlığındaki Hükümet; yetersiz, aşağılık, korkak, yalnız
padişahın isteklerine bağlı ve onunla birlikte kendilerini
koruyabilecek herhangi bir duruma boyun eğmiş. Ordunun
elinden silahları ve savaş gereçleri alınmış ve alınmakta...”
Padişah Vahdeddin Mustafa
Kemal’i iyi tanıyordu ve hakkında olumlu kanıya sahipti.
Bu nedenle görevi verirken tereddüt etmedi, üstelik Mustafa
Kemal’e görevini rahat yapabilmesi için 14 Mayıs 1919
tarihinde “Hattı Hümayun” verdi. Ancak Mustafa Kemal bu
Hattı Hümayun’u hiçbir zaman kullanmadı. Hatta bu belgeden
yanındaki kimsenin haberi olmadı. Hattı Hümayun’da; “Hükümdarlığımın
yardımcısı Kurmay Tuğgeneral Mustafa Kemal Paşa’ya
Genel Savaşın Bağlaşıklar(Üçlü
İttifak) adına yitirilmesi üzerine ortaya çıkan siyasal
durum yüce soyumun mülkü ile saltanat ve halifelik makamını
çetin ve tehlikeli bir ortama sürüklediğinden yüce hükümetimin
kararı ile atandığınız bölgede düzeni sağlamak ve yeni
ortaya çıkan bağlılığa aykırı durumların tümünü yasaklayıp
ortadan kaldırma konusunda çaba göstererek ulusumun güvenliğini
sağlamak ve mülkümü karışıklıktan kurtarmak için birlik
olarak hareket edilmesini selamlarımla asker, memur ve
halka bildirilmesini buyururum” deniliyordu.
Bazı tarihçiler, bu Hattı
Hümayun’a bakarak Padişah’ın Mustafa Kemal’i bilinçli
olarak, bir kurtuluş savaşı başlatsın ve ülkeyi kurtarsın
diye Anadolu’ya gönderdiğini ileri sürmektedirler. Oysa
Padişahın, Anadolu’ya geçer geçmez kurtuluş savaşı hazırlıklarına
başlayan Mustafa Kemal’i destekler bir hareketi yoktur.
İlk iş olarak Mustafa Kemal’i İstanbul’a çağırmış, başarılı
olamayınca O’nu ve kadrosunu ölümle cezalandırmış, Anadolu
halkının M. Kemal’den kopmasını amaçlayan fetvalar göndermiş,
Halife ve Kuva-i İnzibatiye orduları kurdurarak Anadolu’ya
saldırtmış ve yer yer ayaklanmalar çıkarttırmıştır.
18 kişilik heyetiyle Samsun’a
geçen Mustafa Kemal’e eski bir Rum evi tahsis edildi.
Fakat evin bulunduğu sokağın hemen alt köşesinde bir İngiliz
karakolu vardı. Göz önünde bulunmak istemeyen Mustafa
Kemal, böbreklerindeki rahatsızlığı bahane ederek 80 km.
uzaklıktaki Havza Kaplıcalarında dinlenmek için karargahıyla
birlikte 25 Mayıs günü Havza’ya geçti.
8 Haziran 1919 tarihinde
Harbiye Nazırı Mustafa Kemal’i İstanbul’a geri çağırdı.
19 Mayıs’dan beri Anadolu’da bulunan Mustafa Kemal, bu
süre içerisinde ordu birlikleriyle, bölgenin ileri gelenleriyle
ve halkla ilişkiler kurmuş ve kendini onlara anlatmıştı.
Bu nedenle bu çağrıya uymadı ve resmi görevinden ayrılarak,
12 Haziran’da Havza’dan Amasya’ya sivil olarak gitti.
Amasya Genelgesi
Mustafa Kemal, Anadolu ve Rumeli örgütlerini birleştirmek
için Sivas’ta bir genel kongre toplama kararındaydı. Bu
nedenle emir subayı Cevat Abbas Bey’e, 21 Haziran’ı 22
Haziran’a bağlayan gece bir genelge yazdırdı. Genelge,
ulusal kurtuluş savaşının çıkış noktasıydı. Mustafa Kemal
tarafından yazdırılıp imza edilen bu gizli genelgeye Ali
Fuat Cebesoy, Rauf Orbay ve Refet Bele de imza attılar.
Genelge şu maddeleri içeriyordu:
(Özel;1992:53)
-Vatanın bütünlüğü, milletin
istiklali tehlikededir.
-İstanbul Hükümeti, üzerine
aldığı sorumluluğun icaplarını yerine getirememektedir.
Bu hal milletimizi adeta yok olmuş gösteriyor.
-Milletin istiklalini yine
milletin azim ve kararlılığı kurtaracaktır.
-Milletin içinde bulunduğu
durum ve şartlara göre harekete geçmek ve haklarını yüksek
sesle cihana işittirmek için her türlü tesir ve kontrolden
uzak milli bir heyetin varlığı zaruridir.
-Anadolu’nun her bakımdan
en emniyetli yeri olan Sivas’ta milli bir kongrenin acele
toplanması kararlaştırılmıştır.
-Bunun için bütün vilayetlerin
her sancağından milletin güvenini kazanmış üç temsilcinin
mümkün olduğu kadar çabuk yetişmek üzere hemen yola çıkarılması
icap etmektedir.
-Her ihtimale karşı, bu
meselenin bir milli sır halinde tutulması ve temsilcilerin,
lüzum görülen yerlerde, seyahatlerini kendilerini tanıtmadan
yapmaları lazımdır.
-Doğu vilayetleri adına,
10 Temmuz’da Erzurum’da bir kongre toplanacaktır. Bu tarihe
kadar diğer vilayetlerin temsilcileri de Sivas’a gelebilirlerse,
Erzurum Kongresi’nin üyeleri, Sivas umumi kongresine katılmak
üzere hareket ederler.
Böylelikle İstanbul’dan
tamamıyla kopan Anadolu kendi kaderini kendi belirleyecekti.
Genelge askeri ve sivil makamlara şifreli olarak gönderildi.
Genelge, İstanbul Hükümeti’ni
yeterince rahatsız etmişti. Mustafa Kemal’in Anadolu’yu
örgütlemesi hızlanıyordu. Önüne geçilemez bir biçimde
gelişen bu hareket, ulusun kurtuluşuna kadar devam etti.
Genelge İstanbul Hükümeti’ni ülkenin kurtuluşu için yeterli
görmüyor, hatta bir engel olarak kabul ediyordu. Bu durumda
halkı yine halkın azim ve kararlılığı kurtaracaktı. Bu
nedenle o günün zor şartlarında bile halkın temsilcileri
toplantıya çağrılıyordu.
İstanbul Hükümeti’nin Dahiliye
Nazırı Ali Kemal’di. Mustafa Kemal’in Anadolu’daki örgütlenme
faaliyetleri onu rahatsız etmekteydi. Üstelik Mustafa
Kemal görevden çıkarılmıştı ve onunla resmi bir ilişkiye
girilmemesi gerekiyordu. 23 Haziran 1919 tarihinde Dahiliye
Nazırı bir genelge göndererek, Mustafa Kemal’in İngiliz
Olağanüstü Temsilcisinin isteği ile görevinden alındığını,
fakat buna rağmen bu emre uymayarak Müslüman halkı haksız
yere kırdırmaya devam ettiğini duyurduktan sonra, Dahiliye
Nazırı olarak, görevinden alınmış bir kimse ile hiçbir
şekilde ilişki kurulmaması, isteklerinin yerine getirilmemesini
bildiriyordu. Ali Kemal ayrıca, Paris’teki barış konferansında
Osmanlılığın kaderi görüşülürken, bundan böyle eski yaptığımız
delilikleri tekrar etmememiz gerektiğini de duyuruyordu.
(Akın;1989:102)
 |
Ali
Kemal, hükümette fazla kalamadı. Genelgeyi gönderdikten
üç gün sonra Sadrazam’a istifasını verdi. Ancak Ali Kemal’in
görevinden ayrılması, genelgenin etkisini azaltmadı. Elazığ
Valisi olarak görevlendirilen Ali Galip görev yerine giderken,
Sivas’ta Mustafa Kemal aleyhine çalışmalarda bulunarak,
Sivas Valisi Reşit Paşa’yı onu tutuklaması için kışkırtmaya
başladı. Bunu haber alan Mustafa Kemal, 26 Haziran’da
Amasya’dan hareket etti. Tokat’a varır varmaz telgrafhaneyi
denetim altına aldırarak hiç bir yere haber sızdırılmamasını
sağladı. 27 Haziran’da Sivas’a hareket etti. Tokat-Sivas
arası altı saat sürüyordu. Tokat’taki yetkililerden Sivas
valisine bir telgraf çekilmesini ve oraya geldiğinin bildirilmesini
istedi. Ancak telgraf hareketinden altı saat sonra gönderilecekti.
Bu sürede de Sivas’a varmış olacaklardı.
Ali Galip, Reşit Paşa’yı,
Mustafa Kemal’in tutuklanması gerektiğine inandırmaya
çalıştığı bir sırada telgraf geldi. Reşit Paşa da telgrafı
Ali Galip’e uzatarak “İşte geliyormuş, buyurun tutuklayın”
dedi. Kaçamak bir yanıtla Ali Galip “burası benim yetkim
içinde değil” dedi. Mustafa Kemal’i karşılamaya karar
verdiler. Ali Galip, o gece sabaha kadar, Mustafa Kemal’e,
onun yanında yer aldığını, amacının ona hizmet olduğunu
söyleyerek, inandırmaya çalıştı.
Erzurum Kongresi
Mustafa Kemal 28 Haziran
sabahı Erzurum’a hareket etti. Bir hafta süren bir yolculuktan
sonra 3 Temmuz günü Erzurum’a vardı. Delegeler henüz Erzurum’a
varamamıştı. Bu nedenle Kongre 23 Temmuz’da toplanabildi.
Kongre toplanana kadar geçen
sürede Mustafa Kemal, kurtuluş mücadelesi için önemli
toplantılar yaptı. Erzurum Valisi Münir Bey ile Bitlis
Valisi Mazhar Müfit Bey, İstanbul Hükümeti tarafından
merkeze çağrılmışlardı. Valileri İstanbul’a göndermedi.
15. Kolordu Komutanı Kazım Karabekir Paşa, yanında bulunan
Rauf Bey, Kurmay Başkanı Kazım Bey, Hüsrev Bey ve Doktor
Refik (Saydam) Beyle bir toplantı yapılmasını istedi.
Kongre öncesi yapılan bu
toplantıda Mustafa Kemal çok önemli bir konu üzerinde
duruyordu. Ülkenin bağımsızlığına kavuşabilmesi için şiddetli
bir mücadeleye girişmek gerekiyordu, fakat bu gizlice
yapılacak bir şey değildi. Artık ortaya çıkılmalı ve açıkça
sesimiz tüm dünyaya duyurulmalıydı. Mücadeleyi sürdürebilmek
için biri lider olarak seçilmeliydi. Mustafa Kemal bu
liderin mutlaka kendisi olması gerektiğini söylemiyor,
aksine arkadaşlarından kendi aralarında görüşmeler yapmalarını,
ama en kısa süre içinde mutlaka kesin bir karara varmalarını
istiyordu. Daha sonraki toplantıda lider Mustafa Kemal
seçildi, diğerleri de kendisine yardımcı olacaklardı.
Anadolu’daki çalışmalar,
İngilizlerin sıkıştırmaları İstanbul’u bunaltıyordu. Mustafa
Kemal’in tutuklanması gerekiyordu. Baskılar iyice artmaya
başlamıştı. Sonunda 8 Temmuz’u 9 Temmuz’a bağlayan gece
Mustafa Kemal, İstanbul’a bir telgraf çekerek görevinden
ve mesleğinden ayrıldığını bildirdi. Mustafa Kemal, askerlikten
ayrıldıktan sonra komutanların kendisine nasıl davranacaklarını
kuşku ile beklemeye başladı.
Kazık Karabekir Paşa ziyaretine
geldi. Yanına girdi ve rütbesinin kendisinden küçük olduğunu
belirtircesine hazır ola geçip sert bir selam verdikten
sonra “size emrinizdeki subay ve erlerin saygılarını sunmaya
geldim. Geçmişte olduğu gibi bizim saygıdeğer komutanımızsınız”
dedi.(Akın; 1989:105)
Erzurum Kongresi 23 Temmuz
1919 günü bir okul binasında açıldı. İlk toplantıda Mustafa
Kemal başkan seçildi. İlk konuşmasında Anadolu’nun durumunu,
düşman saldırılarını ve ulusa kurtuluş gücünün Anadolu’da
olduğunu anlattı. Kurtuluşun gerçekleşebilmesi için Millet
Meclisi’nin kurulması ve bir hükümetin oluşturulması gerekliliği
üzerinde durdu.
Kongre 14 gün sürdü. 54
delege ile toplanan Kongrede alınan kararlar şunlardı:
(Özel;1992:53)
-Milli sınırlar içinde bulunan
vatan parçaları bir bütündür. Birbirinden ayrılamaz.
-Her türlü yabancı işgal
ve müdahalesine karşı ve Osmanlı hükümetinin iş yapamaz
duruma gelmesi halinde, millet topyekün kendisini savunacak
ve direnecektir.
-Vatanı korumağa ve istiklali
elde etmeğe İstanbul Hükümeti muktedir olamadığı takdirde
bu gayeyi gerçekleştirmek için geçici bir hükümet kurulacaktır.
Bu hükümetin üyeleri milli kongrece seçilecektir. Kongre
toplanmamışsa, bu seçimi Heyet-i Temsiliye (Temsilciler
Kurulu) yapacaktır.
-Kuva-i Milliye’yi tek kuvvet
tanımak ve milli iradeyi hakim kılmak temel prensiptir.
-Hıristiyan azınlıklara
siyasi hakimiyet ve sosyal dengemizi bozacak imtiyazlar
verilemez.
-Manda ve himaye kabul olunamaz.
-Milli Meclis’in derhal
toplanmasını ve hükümet işlerinin Meclis tarafından kontrol
edilmesini sağlamak için çalışılacaktır.
Erzurum Kongresi sadece
doğu illeri için toplanmış bir kongre olmasına rağmen
aldığı kararlar ulusaldır. Tam bağımsızlık tüm yurt için
geçerli kabul edilmiştir. Temsil heyetinin seçilmesi ile
de bundan sonraki çalışmaların nasıl yapılacağı ortaya
çıkmış ve daha sonra toplanacak Sivas Kongresi’nde izlenecek
yol belirlenmiştir.
Sivas Kongresi
Amasya genelgesi ile duyurulan
Sivas’ta toplanacak milli kongre kararına ilk tepki 7
Temmuz 1919’da İstanbul Hükümeti’nden şu şekilde geldi.
(Kurtuluş Savaşı Ansiklopedisi;1985:177)
“Sivas Valiliği’ne:
Sivas’ta bir milli meclis
kurulması hakkında teşebbüslerde bulunulduğu ve bunun
için son Meclis-i Mebusan üyelerine davetiyeler gönderildiği
özel surette haber alındığından, bunun doğruluk derecesi
ile bu mevzudaki malumatınızın ivedilikle bildirilmesi.
Dahiliye Nazırı Vekili İbrahim”
Reşit Paşa bu tel yazısına
şu cevabı gönderdi;
“Sivas’ta eski mebusların
davetiyle bir milli meclis kurulması hakkında ne bir teşebbüs,
ne de düşünce vardır. Yalnız evvelce Cemiyetler Kanunu
uyarınca resmi izin ile kurulmuş olan vilayat-ı Şarkıyye
Müdafaa-i Hukuku Milliye Cemiyeti’nin Erzurum şubesi tarafından
yapılan davet üzerine Doğu illerinin her şubesince yapıldığı
gibi Sivas şubesince de iki delege seçilerek üç beş gün
sonra Erzurum’da kongre halinde bir toplantı yapılması
teşebbüsünde bulunulduğu ve oradaki görüşme sonunda lüzumuna
karar verilirse sonradan Sivas’ta böyle bir toplantı yapılması
düşünüldüğü anlaşılmıştır. Haber bundan galat olmak gerekir.
Vilayet polis dairesinin soruşturması bu merkezde olduğu
gibi hususi bilgilerim de bunu doğrulamaktadır. Bununla
birlikte Sivas’ta buyurulduğu gibi bir milli meclisin
toplanması için başka taraftan çağrı ve teşebbüs olduğu
düşünülmekte ise bu hususun yüksek nezaretçe ihbarda bulunan
yerden soruşturulması uygun olur… Ferman…”
Vali ve İstanbul arasındaki
telgraflaşmalar sürüp gitti. Bu arada Mustafa Kemal Erzurum’dayken
bir gün Sivas Valisi’nden bir telgraf aldı. Vali, Bruneau
adında bir Fransız Binbaşısının kendisini görmeye geldiğini
ve Sivas’ta bir kongre toplanırsa 15 gün içinde Fransız
askerlerinin şehri işgal edeceklerini söylediğini bildiriyordu.
Reşit Paşa Sivas’ın işgal edileceğinden korkmuş ve kongrenin
Erzincan’da yapılmasının daha doğru olacağını belirtiyordu.
Mustafa Kemal için bu kabul edilir bir şey değildi. Valiye
bunun bir blöf olduğunu ve kongrenin Sivas’ta toplanacağını
bildirdi. Heyet, 29 Ağustos 1919 günü Erzurum’dan Sivas’a
doğru yola çıktı.
 |
2 Eylül
günü Sivas’a vardılar. Kongrenin toplanmasından önce başkanlık
için bazı kıpırdanmalar oldu. Bazı delegeler Mustafa Kemal’in
başkan olmasına karşıydı. Açılış günü başkanlık koltuğunda
davet sahibi olarak Mustafa Kemal oturuyordu. Bir delege,
kongrede başkanlığın devamlı olmamasını ve her oturum
için başka başkanın seçilmesini önerdi. Seçim, delegenin
adının ilk harfi ve temsil ettiği ilin ilk harfi dikkate
alınarak gerçekleşecekti. Mustafa Kemal bunu oylamaya
sundu ve açık oylamada öneri reddedildi. Gizli oyla yapılan
başkanlık seçiminde Mustafa Kemal 32 oyun 29’unu alarak
başkan seçildi.
Sivas Kongresi 4 Eylül 1919
Perşembe günü saat 15’te Mustafa Kemal Paşa başkanlığında
çalışmaya başladı. Kongrenin çalışmaları sekiz gün sürdü.
Alınan kararlar şöyleydi:(Özel;1992:54)
-Milli sınırlar içinde bulunan
vatan parçaları bir bütündür. Birbirinden ayrılamaz.
-Her türlü işgal ve müdahaleye
karşı, millet birlik olarak kendisini müdafaa ve mukavemet
edecektir.
-İstanbul Hükümeti, harici
bir baskı karşısında memleketimizin herhangi bir parçasını
terk mecburiyetinde kalırsa, vatanın bağımsızlığını ve
bütünlüğünü temin edecek her türlü tedbir ve karar alınmıştır.
-Kuvayı Milliye’yi tek kuvvet
tanımak ve milli iradeyi hakim kılmak temel prensiptir.
-Manda ve himaye kabul olunamaz.
-Milli iradeyi temsil etmek
üzere Millet Meclisi’nin derhal toplanması mecburidir.
-Aynı gaye ile milli vicdandan
doğan cemiyetler “Anadolu ve Rumeli Müdafaa-i Hukuk Cemiyeti”
adı altında birleştirilmiştir.
-Milletimiz çağdaş gayelerin
büyüklüğüne inanır ve teknik, sınai ve iktisadi durumumuzu
ve ihtiyacımızı takdir eder.
-Mukaddes maksadı ve umumi
teşkilatı idare için kongre tarafından bir Heyet-i Temsiliye
seçilmiştir.
Sivas Kongresinin en önemli
konusu Amerikan mandası olmuştu. Delegelerin çoğu Amerikan
mandasının en iyi çözüm olduğu kanısındaydı. Bunun bağımsızlığımızı
etkilemeyeceğini, İngiltere, Fransa, İtalya ve Yunanistan
ile savaşmak için Amerikan garantisine ihtiyacımız olduğunu
savunuyorlardı. Mustafa Kemal, Amerikan güdümünü isteyenleri
susturabilmek için, Rauf Bey’in Amerikan Kongresi’ne yönelik
bir mektup yazılması ve bir heyet davet edilmesi önerisini
oylamaya sundu ve öneri oy birliğiyle kabul edildi. Amerikan
Kongresi’ne hitaben bir mektup yazıldı ve imzalandı.
Sivas Kongresi’nin bitiminden
bir hafta sonra General Harbord Başkanlığında bir heyet
Sivas’a geldi. Ancak General Harbord, Mustafa Kemal ile
Amerikan mandası sorununu konuşmadığı gibi, ayrıca bu
genç, dinamik ve ulusuna güvenen lidere öylesine hayran
kaldı ki, onun davasını kazanacağına emin olduğunu söylemekten
de çekinmedi. Böylece manda konusu kapanmış oldu.
Görüldüğü gibi İstanbul
hükümetinin yetersizliği, padişahın basiretsizliği sonucu
kaybedilen topraklar ve Anadolu’nun kendi kaderine terk
edilmesi, Sivas ve Erzurum Kongreleriyle filizlenen ulusal
bağımsızlığın tekrar elde edilebileceği fikriyle, Anadolu’da
milli birlik ve bütünlüğü sağladı. Artık İstanbul olmadan
da bir şeylerin başarılabileceği, halkın kendi kaderini
kendisinin çizebileceği kabul edilemez değildi. Halkın
önünde, onları tüm dertlerinden ve esaretten kurtaracağını
vaat eden bir lider vardı. Başarı için öncelikle buna
inanmak gerekiyordu. Mustafa Kemal için en kolay iş halkı
inandırmaktı.
Kaynaklar:
1- İlhan Akın,
Türk Devrimi Tarihi, Beta Basım Yayım Dağıtım A.Ş., İstanbul,
1989
2- Mustafa Kemal Atatürk,
Nutuk, Sabah Yayınları, İstanbul
3-Baki Öz, Atatürk’ün Anadolu’ya
Gönderilişi Olayının İç Yüzü I, II, Yeni Gün Haber Ajansı
Basın ve Yayıncılık A.Ş., İstanbul, Aralık, 2000
4-Mehmet Özel, Atatürk,
T.C.Kültür Bakanlığı, Milliyet Gazetecilik A.Ş., İstanbul,
1992
5- Atlaslı Kurtuluş Savaşı
Ansiklopedisi, Bulvar Gazetesi Yayınları, İstanbul, 1985
|
Araş.Gör.
Necla Odyakmaz
İ.Ü. İletişim Fakültesi, Gazetecilik Bölümü
|